Şeyh Mahmud, 1881 yılında Süleymaniye’de doğmuş, eğitimli ve dindar bir aile ortamında büyümüş. Şeyh Mahmud, Şeyh Said’in oğlu o da meşhur Kürd alimi Şeyh Kak Ahmed’in oğludur. Şeyh Kak Ahmed, Kadiri tarikatının önemli bir mürşidiydi ve Kürdistan halkı tarafından çok sevilen sayılan bir şahsiyet idi. Şeyh Mahmud, ilk eğitimini aile ortamında tamamlar ve daha sonra bölgedeki medreselerde okur, iyi derecede Arapça ve Farsça öğrenir. Daha küçük yaşta iken Padişah Abdülhamid’in çağrısı üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a giderek Saraya misafir olmuş. Böylece saray saltanatını, ihtişamını ve bürokrasisini yakından görmüştür.

Bu ziyarette Abdülhamid ile Şeyh Said arasında iyi bir diyalog kurulur ve yakınlaşma olur. Süleymaniye’ye dönmelerinden sonra, Şeyh Said’in ailesine ve yakınlarına maaş bağlanır. Şeyh Said’e gizli muhabere şifresi verilir. İhtiyaç duyulduğunda veya bir problem olduğunda direk Sultana telgraf çekebilirdi. Sonuç olarak Şeyh Said’in mevkisi Padişah tarafından daha da yükseltilmişti. Artık bölgeye gönderilen Osmanlı memurları, Şeyh Said ve aile efradına saygı gösteriyordu ve hatta bazı yetkililer, ona danışmadan bölge idaresinin değişimiyle ilgili bir girişimde bulunmazdı.[1] 

1908’de Anayasal Meşrutiyet’in ilanı ve İttihatçıların hükümete gelmesiyle birlikte durum değişir. İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarı ele alınca yaptıkları ilk iş, her idari ve yönetim biriminde Abdülhamid yanlılarının tasviyesine başlamışlar. Bu çerçevede ittihatçıların yöneldikleri ailelerden biri de Şeyh Said’in ailesidir. Merkez ve bölgedeki cemiyet üyelerinin kurdukları entrikalar sonucunda, Şeyh Said ailesi ve yakın akrabaları Musul’a sürgüne gönderilir. Aile Musul’dan Süleymaniye’ye geri dönmeyi beklerken, İttihatçılar sürgünle yetinmemiş, asılsız iftiralar ve bunun sonucunda tasarlanan bir karanlık senaryo ile bir bütün olarak aile efradı yok edilmek istenmiş. 

1908 yılı kurban bayramı ikinci gününde, ileri sürülen asılsız bir olay sonucu Şeyh Mahmud, Kardeşi Şeyh Ahmed ve Baha Efendi adındaki arkadaşlarıyla Kaymakam Mustafa Bey’e yaptıkları bayram ziyareti dönüşünde, Musul’un “Bab-ı Qop” meydanında bir gurup tarafından saldırıya uğrarlar. Bunun üzerine gelişen olaylara Vali’nin de dahil olup Şeyh Said’i hedef göstermesi üzerine olaylar daha da büyümüş. Vali güya “Olayları yatıştırmak için Musul halkından tanınmış üç kişiyi seçer ve Şeyh Said’i korumak amacıyla saraya çağırır. Şeyh Said inanır ve saraya gider. Ancak onlar saraya varır varmaz Tabur ağasının emriyle sarayın kapısı kapanır. Şeyh Said dışarıda toplanmış olan kalabalığın saldırısına uğrayarak, kalabalıktan bir kişi başına büyük bir taş vurarak Şeyh Said’i ve ona refakat eden kişiyi öldürür. Kalabalık oradan Şeyh Said’in evine yönelerek evde bulunanlara da saldırır. Evde bulunanlar bu saldırılara yiğitçe karşı koyar ama sonuçta Şeyh Ahmed de orada öldürülür. Daha sonra kalabalık Şeyh Said’in akrabalarının bulunduğu başka bir eve de saldırır ve oradakilerin de tümü öldürülür. Şeyh Mahmud ise Kaymakam Mustafa Bey’in evinde korunarak ölümden kurtulmuştur. 

Şeyh Said ve oğlu Şeyh Ahmed’in Musul’da katledilmesi, başta Süleymaniye ve Kerkük olmak üzere Kürdistan’ın diğer şehirlerinde de büyük bir etki yaptı. Hemewend aşireti başta olmak üzere bir kısım Kürd aşiretleri savaş hazırlığına başladı ve bu durum Musul’daki hükümet sorumlularını büyü bir tedirginlik içine sokmuştu. Bu durumda Şeyh Mahmud’un Musul’dan çıkışına izin verilmemiş. Ortam sakinleştikten sonra, bazı Kürd ileri gelenleri ve aşiret liderleri Şeyh Mahmud’un serbest bırakılarak Süleymaniye’ye dönmesi yönünde girişimlerde bulundular. Dönmesine izin verilmediği taktirde Musul’a saldırarak Şeyh Said ve Şeyh Ahmed’in intikamını alacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Musul Valisi, Şeyh Mahmud’un serbest bırakılarak Süleymaniye’ye dönmesine izin verdi.[2] Bu dönüşten sonra Şeyh Mahmud’un Süleymaniye ve çevresindeki nüfuzu günbegün artı.

Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman, Şeyh Mahmud yaklaşık bin kişilik bir süvari birlikle savaşa katılarak hem İngilizlere ve hem de Ruslara karşı Türklere yardım etmiş. Ancak savaşın sonlarına doğru meydana gelen bazı olaylardan dolayı Şeyh Mahmud ile Türklerin arası bozulmuş. 1918’de İngilizlerin Irak’la birlikte Güney Kürdistan’ı da işgal etmesiyle, Wilson Prensiplerine dayanarak her millet gibi Kürdlerin de kendi kaderini belirleme hakkı çerçevesinde kendini Kürdistan meliki (kralı) olarak ilan eder. 22 Mayıs 1919’da ilk Kürd hükümetinin kuruluşuyla birlikte, Irak’taki İngiliz siyasi temsilcilerinin “Kürdistan Yöneticisi” olarak ve Kürdlerin de “Kürdistan Kralı” ya da “Kürdistan Meliki” olarak kabul ettiği Şeyh Mahmud, kimi zaman İngilizlerle ve kimi zaman da Türklerle bazen anlaşarak ve bazen de çatışarak hedelerine ulaşmaya çalışır:

19.07.1924 tarihinde üçüncü hükümet döneminde Süleymaniye şehir merkezini terk edene kadar Güney Kürdistan’daki Kürd ulusal hareketinin liderliğini yapmış. Beraberindeki kuvvetlerle birlikte Süleymaniye şehir merkezinden İran sınır bölgesine çekilir. 19.01.1927 tarihinde İngilizlerin Irak’taki siyasi temsilcisi ve Irak hükümetiyle yaptığı anlaşma çerçevesinde kırsal bölgede bir köyde kalır. 06.09.1930’da Süleymaniye Hükümet Sarayı önünde meydana gelen çatışmayla ilişkilendirilerek anlaşma bozulur ve orada Germîyan bölgesine gider. Burada da yaklaşık yedi ay sonra 05.04.1931 tarihinde Awbarîk’de çıkan çatışmadan sonra tekrar sınır bölgesine çekilir ve 14.05.1931’de Irak hükümeti tarafından yakalanana kadar burada kalır. Yakalandıktan sonra, yaklaşık on yıl Bağdat’ta mecburi iskana tabi tutulmuş. 1941 yılında Reşit Ali Geylani’nin bir darbeyle hükümeti ele geçirmesini fırsat bilerek, Bağdat’tan ayrılarak gelip Sîdeqan köyüne yerleşir ve burada yeni bir örgütleme çalışmasını başlatır fakat başarıya ulaşamaz tekrar hükümet güçleri tarafından yakalanır. Yaşamının geri kalan kısmını Baziyan bölgesindeki Darêkelî köyünde geçirir ve hastalığı nedeniyle götürüldüğü Bağdat’taki Haydari hastanesinde 09.10.1956’da yaşama veda eder.[3] 

1. İngilizlerin Güney Kürdistan’ı İşgali ve Şeyh Mahmud’un Birinci Hükümeti

Birinci Dünya Savaşı başladıktan yaklaşık iki yıl sonra, gizli Sykes-Picot anlaşması gereğince İngiliz kuvvetleri Basra’dan başlayarak Irak’a girmeye başladılar ve 1917’de Bağdat’ı işgal ettiler. 

İngiliz Ordusu 11 Mart 1917’de Bağdat’a ulaşmadan önce, Fransa’yla yapılan gizli bir anlaşmayla, Fransa’nın Musul’u ve Büyük Britanya’nın da Mezopotamya’nın aşağı bölümüne sahip olacağı kararlaştırılmıştır. Fakat sonradan Musul, Fransızların nüfusundan İngilizlerin nüfuzuna geçirildi.[4] 

Bu süreçte Şeyh Mahmud bin kişilik bir süvari birliğiyle Arap aşiretleriyle birlikte Türk kuvvetlerini desteklemişti. Aynı zamanda Osmanlı-Rus savaşında da topladığı aşiret kuvvetleriyle Rusya’ya karşı savaşa katılmış ve Rusların İran içlerine kadar geriletilmesinde önemli rolü olmuştu. Savaş esnasında Osmanlı askeri kumandanın, Kürd kuvvetleri sorumlularını talan yapmakla suçlayıp cezalandırması üzerine, Şeyh Mahmud kuvvetleriyle birlikte savaştan çekilip Süleymaniye’ye dönmüş. Bu olaylar Şeyh Mahmud ile Osmanlı hükümet yetkilileri arasında bir soğukluk ve güvensizlik meydana getirmişti. Yukarıda belirtildiği gibi, İngiliz kuvvetleri Basra’dan başlayarak Irak’a girmişti ve kuzeye doğru Kürdistan bölgesine ilerliyordu. 7 Nisan 1918'de General Marshall komutasında Kerkük ve Süleymaniye’yi de kapsayan Musul vilayetine girerek kısa bir süre içerisinde Kerkük ve Erbil de dahil olmak üzere Güney Kürdistan'ın tümünü denetim altına aldılar. Bu gelişmeler üzerine, İngilizlerin Süleymaniye’ye girişi engelleneceği umuduyla Ali İhsan Paşa, Şeyh Mahmud’a mülki idare de dahil olmak üzere istediği silahları vererek Süleymaniye’deki Türk askeri birliklerinin geri çekilmesi emrini vermişti. 

O günlerde Ali İhsan Paşa, Şeyh Mahmud ile dostane ilişkiler kurmak istiyordu. Bu nedenle de Şeyh Mahmud’a “Nakib” unvanı verildi ve böylece Şeyh Mahmud’a “Şeyh Mahmud-i Nakib” denilmeye başlandı. Daha sonra Mondros Antlaşması gereğince İngilizlerin baskısı sonucu, Ali İhsan çaresiz bir şekilde Süleymaniye valisi Ali Rıza Bey’e bir telgraf çekerek, vilayetin yönetiminin Şeyh Mahmud’a vermesini ve kendisinin de Musul’a gelmesini emretmişti. Böylece Şeyh Mahmud, Süleymaniye valisi olup Osmanlı Hükümeti onayıyla idareyi ele almış oluyordu.[5] Çünkü Mondros Antlasması’nın 16. Maddesine göre “Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’ta bulunan muhafız kıtaları, en yakın İtilaf Devletleri kumandanına teslim olunacaktır,” deniyordu. Musul da Irak sınırları içinde olduğuna göre, herkes Musul’daki güçlerin de teslim olacağının farkındaydı.   

İngilizlerin 7 Nisan 1918’de Kerkük’ü işgal edip denetim altına alması üzerine, bölgede meydana gelen yeni gelişmeler ve değişen güç dengeleri değerlendirmesini yapmak üzere, bölgenin ileri gelen aşiret reisleri, din adamları ve münevverleri Şeyh Mahmud Berzenci'nin öncülüğünde toplandılar. Bu toplantıda alınan ortak karar gereğince, Kerkük'te bulunan İngiliz askeri yetkilisi Wilson’dan "Kürdistan hükümetinin kurulmasıve bu hükümetin başına da Şeyh Mahmud'un getirilmesi" talebinde bulunulur. “Bağdat’taki İngiliz askeri subayı 1 Kasım 1918’deki raporunda Şeyh Mahmud’un bir mektupla birlikte iki temsilcisini gönderdiğini ve İngiltere’den Kürdistan adının özgür uluslar listesine eklenmesini istediğini bildirdi.”[6]Kaybeden tarafın müttefikleri olarak Kürdlerin bu talebi ilk etapta olumlu karşılanır ve Şeyh Mahmud 22 Mayıs 1919’da ilk Kürd hükümetini oluşturup kendisini Kürdistan meliki (kralı) olarak ilan eder. İngiliz siyasi temsilcisi Wilson, bu süreci yönetmek üzere Kürdistan’ı iyi tanıyan Noel’i yeni yönetimin oluşturulmasında yardımcı olmak üzere Süleymaniye’ye gönderdi. Binbaşı Noel, 1 Kasım 1918 tarihinde Süleymaniye merkezde eşraf, aşiret liderleri, tüccar ve din adamalarının katılımıyla düzenlediği geniş katılımlı bir toplantıda yaptığı konuşmada, Şeyh Mahmud’un Irak’taki genel hükümdar tarafından “Kürdistan Yöneticisi” olarak atandığını açıkladı.

2. Şeyh Mahmud’un Paris Barış Konferansı Nezdindeki Diplomatik Girişimleri

Bu süreçte Şeyh Mahmud’un ilk diplomatik girişimlerinden biri, KTC’nin yaptığı gibi uluslararası ilişkilere önem vermiş ve toplanan Sulh Konferansı’nda Kürd temsilcisi Şerif Paşa’ya katılmak üzere Paris’e gidecek bir heyet görevlendirmiş.

Daha önce de belirtiğimiz gibi, KTC Merkez Yürütme Kurulu, Paris Sulh Konferansı’nda Kürdleri temsil etmek üzere Şerif Paşa’yı resmî Kürd temsilcisi olarak belirlemişti. Şeyh Mahmud da, Güney Kürdistan’da topladığı aşiret liderleri ve aydınlarla yaptığı müzakereler sonucunda, Kürd taleplerini dile getiren bir mektup hazırlayarak bir heyet eşliğinde Paris Sulh Konferansı’na katılmak üzere gönderir. Refik Hilmi’nin aktardığına göre, mektup bizzat kendisi tarafından kaleme alınmış, Reşid Zeki Kaban ve Seyit Ahmed Berzenci mektubu Paris’e götürmek üzere görevlendirilmiştir.[7] Görevlendirilen heyet Paris’e gitmek üzere Bağdat-Halep güzergahını izleyerek 1919’un temmuz ayı başında Beyrut’a ulaşır ve buradaki Fransa Konsolosluğu’na başvurarak Paris’e gidebilmeleri için yardım isterler. Durum Georges-Picot Francois tarafından Fransa Dışişleri Bakanlığı’na bildirilerek görüş istenir. Bakanlıktan gelen cevapta, müttefiklerimiz rahatsız olacağı gerekçesiyle bütün imkanların kullanılarak mevzubahis şahsiyetlerin durdurulmaları istenir. Bütün girişimlerine rağmen gidişlerine yol verilmeyeceğini gören Kürd heyeti, Kürd milletinin taleplerini içeren 6 Temmuz 1919 tarihli mektubun Fransa Hükümeti eliyle Barış Konferansı’na ulaştırılması ricasında bulunur. Reşid Zeki imzasıyla sunulan mektupta, özet olarak Kürd ulusal hareketinin gelişiminden bahsederek, “Bütün dünya tarafından desteklenen Başkan Wilson prensiplerinin Kürdlerin özgürleşmesi için de geçerli olduğu” hatırlatmasında bulunan bir giriş kısmından sonra Kürdlerin taleplerini dokuz madde halinde şöyle dile getirmiştir:   

1- Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehrinde ikamet eden Şeyh Mahmud’un hakimiyeti altında koşulsuz ve şartsız olarak tam bir bağımsızlık istiyoruz.

2- Bize Fransa’ya seyahat izninin verilmesini talep ediyoruz.

3- Güney Kürdistan’daki Kürdlere karşı dışarıdan gelecek her nevi kötü muamelenin önüne geçilmesi.

4- Yüce bağışlayıcı Fransa Hükümeti’nden uygun gördüğü bir şekilde ağır koşullar altında bulunan Süleymaniye’ye yardım etmelerini bekliyoruz.

5- İletişimi çok önemli görüyor ve bunu açık gönüllükle yapıyoruz, eğer isterseniz sizinle bir görüşme yapabiliriz. 

6- Bazı kimselerle ilişki kurup serbestçe görüşebilmem için yol verilmesini diliyorum. 

7- Bu mektubun bir kopyası da Amerika komisyonuna verilmiştir. 

8- Bunu da unutmayın ki Güney Kürdistan hükümdarı ve onunla hareket edenler size gönülden bağlılıklarını bildirir ve desteğinizi talep ediyorlar. 

9- Ben de kendi adıma size özel olarak saygılarımı sunar ve isteklerimizin ilgili yerlere ulaştırılmasını rica ederim.[8] 

Fransız konsolosluğunun “Müttefiklerimiz rahatsız olacağı” gerekçesiyle çıkışlarına izin vermediği Kürd heyeti geri dönmek zorunda kaldı. Burada Fransız yetkililerin kastettiği müttefikler, birinci derecede Sayks-Picot antlaşmasının büyük ortaklarından olan İngilizler ve ikinci dereceden ise yeni Kemalist yönetimle kurulan ortaklık olmalıdır.  

Bir yandan İngilizlerle yaşanan sorunların çözülemeyişi nedeniyle ve diğer taraftan da bölgedeki 6. Ordu kumandanı Ali İhsan Paşa komutasında yaklaşık otuz kişilik bir gurup özel olarak görevlendirilip, Şeyh Mahmud’la aralarında oluşan buzları çözmek amacıyla komutanlık düzeyinde askeri mevki, kişisel hediyelerle birlikte maddi ve askeri destek de sunularak İslami vurgularla İngilizlere karşı kışkırtması sonucu, Şeyh Mahmud’un birinci hükümetinin ömrü çok uzun olmamış. Revanduz’da üstlenmiş olan Ali İhsan ve adamları, aynı zamanda bölgede örgütledikleri aşiret liderlerinin de desteğiyle milletçi Kürd gençlerine ve kadrolarına karşı bir karalama kampanyası da başlatmıştı; Türk yanlıları, Kürd milliyetçilerini İngiliz adamı olarak adlandırıyordu. Türklerin de teşvikiyle gerginleşen Kürd-İngiliz ilişkileri, kısa bir müddet sonra sıcak çatışmalara dönüşür. Şeyh Mahmud’un Güney Kürdistan’da İngilizlerle girdiği sıcak çatışmalara, bölgedeki Nasturi ve Ermenilerin İngilizler tarafından korunmasının yarattığı tedirginlik de eklenince çatışmalar geniş bir alana yayılarak ta Şırnak’ın Gelîyê Goyan bölgesine kadar sirayet etmiştir. Fransız diplomatik arşivlerinde bulunan kayıtlarda bu sürece ilişkin şu bilgiler verilmektedir:

 İngiliz kuvvetleri haziran ayının ilk günlerinde Yukarı Mezopotamya’nın farklı noktalarında Kürd kuvvetlerinin saldırısına uğradı. Ölüler, yaralılar ve tutsaklar da dahil olmak üzere çok sayıda adam kaybeden İngiliz öncü birlikleri ciddi yenilgilere uğratıldı; bunların içerisinde yüz kadar otomobil sürücüsü de bulunuyordu.[9] 

19 Haziran 1919'da Şeyh Mahmud İngiliz güçleri tarafından Derbendê Bazîyan mıntıkasında yaralı olarak yakalanır ve Hindistan’a sürgüne gönderilir. Hükümet üyelerinden Şeyh Mahmud’un kardeşi Şeyh Abdulkadir, Seyid Ahmed ve diğer birkaç hükümet üyesi de Bağdat’ta hapsedildiler.

Şeyh Mahmud Hindistan’da sürgüne gönderildikten sonra Süleymaniye’deki yönetimin başına İngiliz temsilci Mecer Son geçer. Bu süreçte Mecer Son tarafından Pêşkewtin adıyla bir Kürdçe gazete yayımlanır ancak oluşan yönetim boşluğu nedeniyle bölgedeki sorunlar günbegün artış gösterir ve bu durum da onları tedirgin ediyordu, bölge idaresinin ellerinden gitmesinden korkuyorlardı. Var olan kargaşalığa son vermek için, yeni bir arayış içine girdiler ve Kürdleri yeni bir idare mekanizmasıyla yönetmek istediler. Bu amaçla “İngilizler, Şemdinanlı Seyyid Taha ile görüşmeye başladılar. Seyid Taha isteklerini resmi olarak Bağdat’taki İngilizlere bildirdi. “Irak ve Milletler Topluluğu” adlı kitaba göre Seyyid Taha’nın istekleri şunlardı:

Britanya’nın gözetimi altında bir Kürd devletinin kurulması ve bu devletin içinde İran Kürdistanı’nın bulunması.

Resmi bir açıklamayla genel af çıkarılması.

Kurulacak olan bu devletin cumhuriyet temelinde olması.

İngiliz yetkililerin Kürdlere güvence vermesi ve Süryaniler ile Ermeniler kurulacak olan Kürd devletine karşı engel çıkarmamalarına ilişkin bir anlaşmanın imzalanması.

Britanya’nın Irak’a yaptığı yardımları, kurulacak olan Kürd devletine de yapması. […]

Seyyid Taha’nın isteklerine karşı, Britanya’nın Irak temsilcisi şu yanıtı verir; “Barış Kongresinin, Kürd ulusunun her isteğini yerine getirecek kararlar alacağından eminiz.”[10] Paris’te devam eden Barış Konferansı’na vurgu yapılarak gerekli kararların alınmış olacağı imasında bulunulmuştur.  Seyyid Taha’ya böyle bir cevap verilmesine rağmen, bu doğrultuda hiçbir adım atılmadı. Hatta Sevr Antlaşması’nın uygulanmamasının bir nedeni de, İngilizlerin pasifliği ve Kürdistan’a dair Fransızlarla çekişmelerinden kaynaklanmıştır.

Şeyh Mahmud 19 Haziran 1919'da İngiliz güçleri tarafından yaralı olarak yakalandıktan sonra Bağdat’a götürülür, yaraları iyileşene kadar hastanede tedavi edilir ve orada kurulan askeri mahkemede yargılanır. Mahkeme heyeti tarafından Şeyh Mahmud’un yargılanmasına iki suç istina edilir: Birincisi, büyük Britanya devletine karşı isyan etmek ve kan akmasına neden olmak; ikincisi ise, Britanya bayrağını indirip, onun yerine Kürdistan bayrağını asmak.[11] İngiliz askeri mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, hakkında idam kararı verilir ve bu ceza sonra on yıl hapse dönüştürülür, fakat Kürdistan halkının bu karara verecekleri toplumsal tepkiyle olayların kontrolden çıkabileceği hesaba katılarak damadı Şeyh Heme Garip’le birlikte Hindistan’ın Andaman adasına sürgüne gönderilir. Dönemin İngiliz askeri temsilcisi ve aynı zamanda mahkeme üyesi olan Arnold Wilson kendisini hastanede ziyaret ettiğinde Şeyh Mahmud yargılamayla ilgili olarak şunları söylemiştir:

Beni değil İngiliz Askeri Mahkemesi, hiçbir mahkeme yargılama yetkisine sahip değil. Çünkü ben galip devletlerin kararı ile Kürd halkının hükümdarı olmuşum. İngiliz devletine karşı savaşım haklı bir dava olan Kürd ve Kürdistan halkının davasıdır. Bu aynı zamanda benim görevim idi.[12]  

3. Kürdistan Cemiyeti’nin Kuruluşu ve Faaliyetleri (21 Temmuz 1922) 

Kürdistan Cemiyeti, Kürd milletinin ilerletilmesi ve Kürdlerde ulusal bilincin geliştirilmesi, Türklerin Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehrindeki Kürd yönetimine karşı yürüttüğü anti propagandayı deşifre etmek amacıyla, Mirliva Mustafa Yamulki başkanlığında 21 Temmuz 1922’de Süleymaniye’deki Kürd milletçileri tarafından kurulan bir örgüttür. 1922’nin başlarına gelindiğinde İstanbul’daki Kürd cemiyetlerinin üyesi birçok Kürd aydını peyderpey İstanbul’u terk etmeye başlar. Bu dönemde İstanbul’u terk edip baba toprağı Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehrine yerleşen Kürd aydınlarından biri de Mustafa Yamulki Paşa’dır. Damat Ferid Paşa Hükümeti döneminde kurulan Yüksek Askeri Mahkeme Başkanlığını yaptığı zaman, yargılanan İttihatçı subaylardan Mustafa Kemal Paşa, Fuat Paşa, Fevzi Çakmak ve Hüseyin Rauf Bey’e 20 Nisan 1920’de idam cezası verdiği için, İstanbul’daki Kemalist Türk medyası tarafından Nemrut Mustafa olarak adlandırılmıştır. 

Meşhur Babanzadelere mensup olan Mustafa Yamulki Paşa, 25 Ocak 1866’da Süleymaniye’de doğmuş ve 1888’de İstanbul’da harbiye okulunu bitirerek orduda nakip olarak göreve başlamış. 1918’e kadar Hicaz, Bağdat, Azerbaycan, İran (Hoy, Selmas), Ankara, Sivas gibi farklı vilayetlerde ordu komutanlıkları görevlerinde bulunmuş. Asker, siyasetçi ve şair kimlikleriyle tanınmaktadır. 

21 Temmuz 1922’de Said Hasan Müftü camisinde gerçekleştirilen kuruluş kongresinde, oy çokluğuna göre aşağıda adı yazılı şahsiyetler Kürdistan Cemiyeti’nin yönetimine seçilmiştir. “Refik Hilmi, Ahmed Tevfik Bey, Salih Efendi Kaptançi, Faik Maruf Bey, Hacı Ağa Fettullah, Osman Paşa Oğlu İzzet Bey, Yüzbaşı Ethem Efendi, Yüzbaşı Ahmed Behçet Efendi, Şeyh Muhammed Efendi Kelayî, Şeyh Ali Efendi Serkar, Ali Efendi Bapir Ağa, Abdullah Muhammed Efendi ve Şükrü Take Efendi”[13] 

Bangî Kurdistan gazetesinin birinci sayısında yayımlanan editör yazısında, Cemiyetimizin en temel amacı eğitimi yaygın hale getirerek cehaleti yok etmeye hizmet etmektir. İnşallah bu amacı gerçekleştirmek, yani mümkün olduğu kadar Kürd milletinin eğitimden kaynaklanan eksiklerini telafi etmek için gerekli fedakarlığı göstermede kusurlu davranılmayacağı şüphesizdir. Bundan dolayı, her şeyden önce kişisel amaç ve çıkarlardan kurtularak samimi ve yurtseverce bir arzu ve istekle kutsal vatanımız için çalışacağımıza dair birbirimize söz vermeliyiz ki girişimlerimizin bize vaat edeceği gelecekten emin olabilelim.[14]

Cemiyet kuruluştan hemen sonra Bangî Kurdistan adıyla haftalık bir gazete yayınlamaya başlar. İmtiyaz sahibi Mirliva Mustafa imzasıyla birinci sayıda yayımlanan yazıda, gazetenin amacı şöyle dile getirilmiştir: 

Bu ses, Bangî Kurdistan bütün Kürdlerin menfaati içindir. Aslanları uyandırmak içindir. Anne ve babaların duyması içindir. Eğer bu sesi duyarlarsa, bu haykırışı duyarlarsa ve içinde ne olduğunu bilirlerse, her hafta izleyip öğrenecekler. Sokakların boş ve anlamsız sözlerinden uzaklaşırlar. Günlerini sanat, ilim ve hünerle geçirmiş olurlar. […] Velhasıl her şeyden mahrumuz, dünyadaki havadislerden bihaberiz, bütün bunların nedeni bilmezliktir, fenden nasibini alamamaktır. […] Ey Kürd kardeşlerim! Gelin Bangî Kurdistan gazetesine kulak verin, nelerin olup bittiğini öğrenin, iyi niyetin ne ürünler verdiğini görün. Biliniz ki kardeşlik özgürlüğü getirir, nifak ve ğaybet ise perişanlık ve mahcubiyete neden olur. Zaman ilim ve sorgulama zamanıdır, ilim her şeyden önce gelir…[15] 

Mustafa Yamulki, Paşa Yüksek Askeri Mahkeme Reisi iken Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında verdiği idam kararı nedeniyle zaten Kemalistler tarafından sevilmiyordu. Güney Kürdistan’daki örgütsel, siyasal ve yayın faaliyetleri nedeniyle adeta Türklerin hedefi hailine gelmişti. Mustafa Yamulki Paşa’nın İngilizlerle ilişkisi, özellikle Sımko’yla görüşmesi ve Türk sınırına yaklaşması, Türk tarafını oldukça tedirgin etmişti. Sımko’nun Doğu Kürdistan’daki faaliyetleri Türk sınırı boyunca yayıldığı için, Türkleri oldukça endişelendirmişti. Onlar bu hareketin Kürd siyasi cemiyetleri aracılığıyla yayılmasından korkuyorlardı. Bu amaçla Süleymaniye’den bir gurup yurtsever genç subay, Sımko hareketini siyasi bir Kürd devrimine dönüştürmek için, Kürdistan Cemiyeti kararıyla Doğu Kürdistan’a geçmişti. Mustafa Yamulki’nin kendisi de Bangî Kurdistan’da yayımlanmak üzere Sımko ile bir mülakat yapmıştı. Bu nedenle “Türklerin çekindiği bir kimseydi. Özellikle Kürdistan Cemiyeti’nin kurulması ve Bangî Kurdistan gazetesinin yayına başlamasıyla daha da korkmaya başlamışlardı. Bundan dolayı onu yok etmenin plan ve hazırlığını yapıyordular.”[16]   

4. Şeyh Mahmud’un Süleymaniye’ye Dönüşü ve Kürd Bayrağının Göndere Çekilmesi

Şeyh Mahmud sürgünde bulunduğu süre içinde Kürdistan’ın durumu iyice bozulmuş ve istikrarsızlık içindeydi. O, sürgünde bulunduğu sürede Kürdleri kontrol etmekte zorlanan İngilizler, yaklaşık iki yıl sonra, Kürdlerin de yoğun talebi ve başvurusu üzerine 1922’de Şeyh Mahmud’un sürgünde bulunduğu Hindistan’dan geri dönmesine müsaade etmek durumunda kaldılar. İngilizlerin Şeyh Mahmud’un Hindistan’dan dönmesine izin vermenin bir nedeni de, Lozan’da Türkler karşısında ellerini güçlendirmekti.

Bu süre zarfında İngilizler, Irak’ta bir manda yönetimi oluşturur ve bu manda yönetimi tarafında yapılan bir seçimle 11 Temmuz 1921’de Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal Irak kralı olarak seçildi ve 23 Ağustos 1921’de düzenlenen bir törenle krallık tacını taktı. Fakat Süleymaniye başta olmak üzere Kürdistan’ın birçok yerleşim biriminde Kürdler seçime katılmamış ve Faysal’ın krallığı için oy kullanmamıştı.  Bu aşamadan sonra Kürdler, bir taraftan yeni Arap yönetimi ve işgalci İngiliz güçleriyle ve diğer taraftan da Özdemir Paşa yönetimindeki Kemalist kuvvetlerle ilişkileri zaman zaman çatışarak ve bazen de anlaşarak ilerler. Özdemir özel görevlendirmeyle milis kaymakam rütbesinde Rewanduz’a gönderilmeden önce, TBMM reisi başkumandan Mustafa Kemal imzasıyla 1 Şubat 1922’de “mühim ve zata mahsustur” başlığıyla Özdemir Bey’e gönderilen yönergede, İngilizlerle kurulan ilişkilerin akamete uğramaması için Güney Kürdistan’da yürüttüğü faaliyetlerini hükümet adına değil şahsi bir teşebbüs olarak göstermesini bildirir. Yönergenin ikinci maddesinde şu satırlar yer almaktadır:

Vaziyeti siyasiye icabı hükümeti milliyemizin İngilizlerle herhangi bir konferans münasebetiyle temas ve müzakereye girişilmesi muhtemel bulunduğundan Özdemir Bey’in ifasını deruhde eylediği (üstlendiği) mârr-ül beyan (yukarıda belirtilen) vazifeyi hususi bir mahiyette ve şahsi bir teşebbüs şeklinde idare etmesi hariciye karşı böyle bir manzara irae eylemesi (göstermesi) şimdilik daha muvafık görülmüştür.[17] 

Şeyh Mahmud’un sürgünde olduğu bu süreçte, artan istikrarsızlık ve toplumsal güvenliğin sağlanması amacıyla Süleymaniye’nin tanınmış ileri gelenleri toplanarak Şeyh Kadir başkanlığında bir “Milli Meclis” kurarlar. Bu meclisin görevi, bir Kürd hükümeti kuruluncaya kadar idari ve güvenlik işleri yürütmekti ve aynı zamanda Özdemir komutasındaki Türk kuvvetlerinin Süleymaniye’ye olası saldırısına karşı koyabilmekti. 

Genel olarak Kürdistan’daki istikrarsızlık ve çatışmalı ortam günbegün artıyordu. İngiliz temsilci bir yönüyle de Türklerle hesaplaşmanın zamanı geldiğini, Özdemir Paşa komutasındaki Türk kuvvetlerinin Rewanduz’dan çıkarılıp Musul vilayeti sınırlarından uzaklaştırılması gerektiğini tasarlıyordu. Bunun yerel yönetim olarak Şeyh Mahmud ve Kürd kuvvetleriyle yapılması, maddi ve manevi olarak İngilizlerin çıkarına daha uygundu. 

Şeyh Mahmud’un geri dönüşü için Kürd tarafı da yoğun bir çaba gösteriyordu. İngilizlerin dostu olan Kadir Keremli, Şeyh Abdülkerim, Şeyh Kadir Hafid ve Mustafa Yamulki Paşa bu çabayı yürüten ileri gelenlerdi. Rewanduz’da üstlenmiş olan Özdemir ve taraftarları ise, Şeyh Mahmud’un geri dönmesinden endişe duyuyorlardı. Bundan dolayı Kürd meselesiyle ilgilenenleri ve Şeyh Mahmud’un dönmesini bekleyip, isteyenleri tehdit ediyorlardı. Bununla birlikte Rewanduz’daki Türk kuvvetlerinin teşvikiyle, farklı bölgelerde harekete geçen bazı aşiret birliklerinin Süleymaniye’deki İngiliz yöneticilerine yönelik tehditlerinin artması sonucu, İngilizler 5 Eylül 1922’de Süleymaniye’de bulunan kuvvetlerini geri çekerek Bağdat’a gittiler. Bu günlerde Türklere en yakın adam olan Kerim Fettah Bey, Rewanduz’dan Süleymaniye’ye gelmiş ve Özdemir hesabına çalışıyordu.

 Türklerin yeniden Süleymaniye’ye girişini ve olası bir anarşi ortamını önlemek için, şehrin ileri gelenleri ve milliyetçi Kürd gençleri, Türkler tarafından savrulan tehditlere aldırış etmeden bir Milli Meclis’in kurulmasına karar verdiler. Milli Meclis, Şeyh Kadir Hafid’in başkanlığında kurulur. Meclisin kuruluş amacı, genel asayiş ve halkın korunması ile şehrin emniyetinin muhafaza edilmesiydi. Toplantının yapıldığı sırada aşağıdaki olaylar yaşanmıştır:

Kerim Fettah Bey birkaç adamıyla toplantının yapıldığı yere girdi ve Mustafa Paşa Yamulki’yi yakalayarak hükümet sarayına götürdü. Kerim Bey Mustafa Paşa’yı suçlu saydı ve Türk Hükümeti tarafından istendiği için onu Özdemir Paşaya göndereceğini söyledi. Milli Meclis’in aldığı kararla, yurtsever gençler kalabalık bir halk topluluğu ile hükümet sarayındaki hapishaneye saldırıp Mustafa Paşa’yı kurtardılar ve coşkulu bir gösteriyle evine götürdüler.[18] 

Şeyh Mahmud’un geri döneceğine dair haber Süleymaniye’ye ulaştığı an, Kürd ileri gelenlerin katılımıyla şehirde bulunan Milli Meclis üyelerinden Şey Kadir Hafizade başkanlığında büyük bir karşılama töreni tertibine başlanır. Refik Hilmi’nin aktardığına göre, aynı toplantıda resmi bir kanunla Kürdistan milli bayrağının da asılmasına karar verilir. Şeyh Mahmud ve beraberinde bulunan Şeyh Mahmud Garip 13 Eylül 1922’de Kuveyt’ten Bağdat’a ulaşır, burada Kral Faysal ve İngilizlerin Bağdat’taki temsilcisiyle bir toplantı yapar. Bu toplantıda Şeyh Mahmud’un Süleymaniye’de kurulan Kürd Milli Meclisi’nin başkanı olması kararı da verilmişti. Şeyh Mahmud’un milli duyguları yüksekti ve onun tek umudu Kürdistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıydı. 

Bağdat’ta bu görüşmeler sürerken Süleymaniye’de önemli gelişmeler yaşanmaktaydı:

15 Eylül 1922 günü Süleymaniye’de Büyük Cami’de kılınan cuma namazından sonra, camii avlusunda Kürd askerleri, öğrencileri, aşiret liderleri, şehrin eşraf ve ileri gelenlerin katılımıyla yapılan toplantıda Kürdistan bayrağı göndere çekilerek saygı duruşunda bulunulmuş, nutuklar verilmiş ve öğrenciler tarafından gösteriler yapılarak askeri kışla ve Hükümet dairesine bayrak çekilmiştir, büyük bir coşkuyla Kürdistan bayrağı altında top atışı yapılmıştır.[19]

 İlginçtir ki bu süreçte Türklerin desteklediği ve Şeyh Mahmud’da muhalif olan kesimlerin kurduğu ve adı açıklanmayan bir örgüt tarafından yapılan propaganda; “Göndere çekilen Kürdistan bayrağının indirileceği ve onun yerine kendilerinin yaptığı bayrağın dikileceği”[20] şayiası yayılmaktaydı. Aynı şekilde mevzubahis karanlık grup tarafından yayılan diğer bir şayiaya göre ise, bazı Kürd şahsiyetlerinin müstahak oldukları cezaya çarpıtılacakları, mallarının da talan edileceği ve hapse atılacaklarına dair bir liste oluşturulduğu propagandası halk arasında yapılıyordu. Bu kirli propagandanın hedef edindiği şahsiyetlerden biri de Mustafa Paşa Yamulki idi, ele geçirildiği taktirde Ankara Milli Meclisi tarafından rütbelerinin geri alınacağı propagandası yapılıyordu. Eğer Şeyh Mahmud Süleymaniye’ye dönmeseydi, büyük bir ihtimalle hükmet merkezinin bulunduğu Süleymaniye şehri, Rewanduz’de Özdemir komutasında üstlenmiş olan Türk kuvvetleri tarafından yeniden işgal edilebilirdi.

Bağdat’ta bulunduğu sırada Şeyh Mahmud’u ziyarete giden İzzet Bey Osman Paşa, Ahmed Tevfik Bey ve Muhammed Abdurrahman Ağa 25 Eylül 1922 günü otomobil ile Süleymaniye’ye döndüler. Yanlarında eski Osmanlı ordusunda görevli olup da Bağdat’a dönen Kürd subaylarından Mirliva Sadık Bey, Erkan-ı Harp Binbaşısı Tevfik Bey, Binbaşı Said Bey, Yüzbaşı Reşid Efendi, Mülazım Emin Efendi, Mülazım Aziz Hikmet Efendi, Mülazım Abdülaziz Efendi, Mülazım Revanduzlu Emin Efendi’yi de Kürd milletine hizmet emek üzere Süleymaniye’ye getirirler. 

Alınan karara göre, Şeyh Mahmud şehre girerken izleyeceği istikamet, Qadirkerem ve oradan Darêkelî üzerinden at sırtında şehre giriş yapacaktı. Karşılama için bütün hazırlıklar yapılmış ve gelen habere göre Kürdistan Meliki Mahmud, 30 Eylül 1922 günü akşama doğru Süleymaniye’ye giriş yapacaktı.

Yol boyunca Kürd piyadeleri ve her birinin elinde bir Kürdistan bayrağı bulunan Kürd öğrencileri saygı duruşunda bulunuyordu. Şehirdeki pazar ve bütün dükkanlar kapatılmış, çevre il, ilçe ve köylerden gerek atlarıyla ve gerekse de yaya olarak gelen vatandaşlar yaklaşık iki saatlik yolu buyunca kenarda toplanıp stran söylüyor, tezahürat ve sevinç gösterileri yapıyordu. Kürdistan hükümdarı saat altı buçukta başkent Süleymaniye’ye ulaştı. Okul öğrencileri milli marşlar ve goraniler söyleyerek karşıladı, yol istikameti boyunca halk evlerinin damlarında güller atarak sevinç gösterileri yaptı. Kürdistan hükümdarına coşkulu bir tezahürat yaparak bijî Kürdistan Meliki Şeyh Mahmud! Ve Bijî Kurd û Kurdistan! gibi sloganlar yer ve göğü inletiyordu.[21]

Daha sonraki günlerde hükümet yetkililerince Çemçemal ve Halepçe’de de Kürdistan bayrağı resmî törenlerle göndere çekilmiştir.   

Kısa bir dinlenmeden sonra halka hitap eden Kürdistan Meliki’nin konuşması, Bangî Kurdistan dergisinde de aktarılmıştır: 

[…] Ey sevgili Kürdler! Ümit ederim ki hepiniz bu kutsal projenin başarıya ulaşması ve bu milletin başarısı için benimle aynı amaç doğrultusunda çalışıyorsunuz. Kürdler bir aile gibi beraber ve birlikte elde edilen kazanımlarımızı korumak için gayret göstermeli ve çalışmalıyız. Ey milletim! İnanın ki saadet ve muvaffakiyetin tek garantisi birlik, beraberlik ve ittifaktır. Haklarının elde edilmesi için kan döken bir millet katiyen haklarından mahrum ve esir olmaz. Medeni dünyanın kararı da odur ki her kavim ve unsur kendi kendini idare etmelidir…[22]

5. Melik Mahmud’un İkinci Hükümeti

İngilizlerin yeni politikası çerçevesinde Şeyh Mahmud’un geri dönmesine izin verilir. Şeyh Mahmud önce Bağdat’a gelip Britanya temsilci ve Emir Faysal’la görüştükten sonra, 30 Eylül 1922 günü İngiliz temsilci Binbaşı Noel ile birlikte Süleymaniye’ye döndü ve yeni hükümeti oluşturma çalışmalarına başladı. Yeni dönemde İngilizlerin istediği, “Şeyh Mahmud’un Türkleri Iraktan uzaklaştırıp, Musul sorununda Irak’ın zafer kazanmasını bekliyorlardı. İngiliz temsilci ile Kral Faysal, Şeyh Mahmud’a Kürdistan’ın bağımsızlığının tanınacağı sözünü vermişti.”[23] Şeyh Mahmud’un 30 Eylül 1922 tarihinde Bağdat’tan Süleymaniye’ye dönüşünden yaklaşık bir ay sonra, Kasım 1922’de kendini Kürdistan Kralı unvanı ile tanıttı ve yeni hükümet kabinesini oluşturma çalışmalarını başlattı. Şeyh Mahmud başkanlığında kurulan ikinci hükümet kabinesinde şu şahsiyetler yer alıyordu:

Savunma Bakanı: Şeyh Kadir

Reis-i Dahiliye: Şeyh Mahmud Ğarib

Reis-i Maliye: Abdülkerim Eleke

Reis-i Maarif: Mirliva Mustafa Paşa

Reis-i Şer’i û Edil: Şeyh Ali Efendi Karadaği

Reis-i Gümrük: Ahmed Begî Fetah Beg

Reis-i Nafiye: Mahmud Abdurrahman Ağa

Reis-i Emniyet-i Umumi: Seyid Ahmed Berzencî

Kürdistan Hükümeti Genel Müfettişi: Mirliva Sıdık Paşa Kadri[24]

Yukarıda listesi verilen Bakanların vazifeleri ve yetki dereceleri, 27 Teşrin-i Evvel 1922 tarihli Bangî Kurdistan gazetesinin 12. sayısında “Kürdistan Hükümdarı Mahmud” imzasıyla yayımlanan 8 maddelik kararnamede belirtilmiştir. 

Bu süreçte Türklerin Güney Kürdistan’da izledikleri politika, Mustafa Kemal’in Elcezire Cephe Kumandanı Nihat Paşa’ya gönderdiği emirnamede belirtiği gibi Kürdlerin İngilizlerle yaşadıkları anlaşmazlıkları silahlı bir çatışma zeminine çekerek, Kürdlerin İngiliz ve Fransızlardan siyasi ya da askeri olası bir destek görebilmelerini engellemekti. 

Bu amaçla Özdemir olarak adı geçen Ali Şefik Bey[25], miralay rütbesiyle Kuvvayi Milliye’den 200 kişilik bir kuvvetle Rewanduz’a gönderilir. Harbiye Kurmay başkanlığından çıkarılan resmi emire göre, Özdemir İngilizlerin kontrol ettiği bölgeleri tekrar geri almak için Rewanduz’a gönderilmişti. Özdemir’in Rewanduz’a varmasıyla geçmişten gelen ilişkilere dayanarak bölgedeki birçok Kürd aşiretini harekete geçirir. Aynı günlerde Kerim Fettah Bey Hemewendi, Seyid Muhammed Cebari ve Feki Muhammed Hemewendi 200 kişilik bir süvari gurubuyla Rewnduz’a Özdemir’in yanına gider. Aynı şekilde Tahir Emir Efendi Masraf ve Ahmet Taki Bey de bazı Kürd aşiretlerini temsilen Rewanduz’a gider. Burada idarenin ve işlerin yürütülmesi için bir teşkilatlanamaya gidilir ve bu teşkilat tıpkı Süleymaniye’deki gibi “Milli Meclis” olarak adlandırılmış şu kişilerden oluşuyordu:

Şey Rakip (Surçi aşireti reisi olup Meclis başkanıdır)

Ahmet Taki (Başkan Yardımcısı)

Bawil Ağa, Gafur Han, Sait Bey, Şeyh Cevat ve Şeyh Kak Emin (Meclis üyeleri)

Ahmet Bey (Rewanduz Kaymakamı)

Nuri Bawil Ağa (Jandarma Komutanı)

Şevket Efendi (Belediye başkanı) olarak atanır.[26]

O günlerde Şeyh Mahmud’un etrafındaki en güçlü adam Tahir Emir Efendi Masraf idi. Tahir Efendi, Şeyh Mahmud’un birinci sekreteriydi ve Türklerin siyasetine hizmet ediyordu. Yani daha doğrusu Özdemir’in Şeyh Mahmud nezdindeki temsilcisiydi. […] Şeyh Mahmud’un kafasına, Musul’un silah zoruyla da olsa Türklerin eline geçeceği düşüncesi sokulmuştu.[27] 

Refik Hilmi’nin tabiriyle Özdemir Bey (Ali Şefik Bey), İslamiyet, din ve cihat kelimeleriyle Şeyh Mahmud’u etkilemişti. Ankara Hükümeti adına yani Mustafa Kemal adına Kürdistan’ı bir vilayet yapıp, Şeyh Mahmud’u da bu vilayetin valisi yapacaklarına söz vermişti. Böylece Kürdistan’da kuvvet dengesini bir daha Türklerin lehine döndürmek istiyordu. Kürd aşiret kuvvetleri Barzan bölgesinden Ranya ve Pişder bölgelerine, oradan Süleymaniye ve Bazyan bölgelerine kadar geniş bir alanda İngilizlere karşı harekete geçmişti. Hava saldırılarına rağmen bölgede tutunamayan İngilizler, ani bir kararla Süleymaniye’yi terk ederek Bağdat’a çekildi. 

İngilizlerin Süleymaniye’den çekilmesiyle artan belirsizlikler ve Özdemir’in örgütlediği Kürd aşiretlerinden aldığı destekle Süleymaniye yönetimi üzerinde artan Türk baskısı sonucu, Şeyh Mahmud yeniden Türklere yaklaşma durumuna geldi. Özdemir Paşa da Şeyh Mahmud’u İslamiyet, din ve cihat söylemleriyle oldukça etkilemişti. 

Bu belirsizlikler içinde Şeyh Mahmud yalnızdı. Yurtsever ve bilgili bir yol gösterici yanında yoktu. Gençlerin kurduğu siyasi cemiyet ve yürüttükleri faaliyetler çok zayıftı. Halk örgütsüz, dağınık ve birlik halinde değildi. İngilizler Kürdlere hiçbir yardımda bulunmuyordu ve aynı zamanda Türklerin Kürdistan’dan çıkarılmasını bekliyordu. Şeyh Mahmud’un da İngilizlere karşı güveni kalmamıştı. Hiç şüphe yok ki Şeyh Mahmud Kürdistan yöneticisi olarak mevkisini seviyor. Ama aynı zamanda Kürd milletine hizmet etmek ve bu milletin menfaati için kendini feda etmeye de hazırdı. Böyle bir durumda Özdemir, Ankara Hükümeti adına yani Mustafa Kemal adına Kürdistan’ı bir vilayet yapıp, Şeyh Mahmud’u da bu vilayetin valisi yapacaklarına söz vermişti.[28] 

6. Ankara Hükümeti’nin Şeyh Mahmud’a Vaat Ettiği Özerklik ve Güney Kürdistan Temsil Heyetinin Oluşturulması

Bu koşullarda Şeyh Mahmud her iki tarafla da ilişkilerini sürdürür; İngilizlerle olan ilişkisini Şeyh Kadir ve Mustafa Yamulki Paşa aracılığıyla yürütür, Türklerle olan ilişkiler ise Özdemir’e yakınlığıyla bilinen Tahir Efendi üzerinden yürütülüyordu. İngilizlerin beklentisi, Şeyh Mahmud’la yaptıkları ittifakın gereklerini yerine getirip Türklerin bölgeden çıkarılmasıydı. İngiliz temsilcisi ve aynı zamanda Kürdistan Meliki’nin müşaviri olan Binbaşı Nole ise, Şeyh Mahmud’u Bağdat ve İngilizlere yaklaştırmaya çalışıyordu fakat bu çalışmaları bir sonuç vermedi. İngiliz temsilcisi Çepmen’in de Süleymaniye’yi terk edip Kerkük’e gitmesiyle ilişkiler tamamen koptu.  

Bu süreçte Şeyh Mahmud’un belirlenmiş net bir politikası yoktu, İngilizler ve Türkler arasında bir denge politikası izlemeye çalışmış. Bu konuda Şeyh Mahmud, sekreteri Refik Hilmi ve Sımko’nun da bulunduğu özel bir toplantıda, İngilizler ve Türklerle ilişkilere dair şunları söylemiştir: 

Bildiğiniz gibi İngilizler Süleymaniye’yi terk ettikten sonra beni Bağdat’a davet ettiler ve orada İngiliz Sami temsilcisi ve Kral Faysal bir Kürd hükümetinin kurulması sözü verdiler. Ben de Süleymaniye’ye döndüğümden beri bu işin gerçekleşmesi için çaba harcıyorum. Ama onlardan hiçbir umut görünmüyor. Onlar benden, sadece Türkleri buradan çıkarmamı istiyorlar. Ama bildiğiniz gibi Türkler aşiretler arasında kök salıp etkilerini artırmışlar. Bunun için Türkleri buradan çıkarmak kolay olmuyor. Bu iş için büyük bir kuvvet, para ve propaganda gerekiyor. Onlara bağlanmış aşiretleri ancak bu şekilde koparmak olasıdır. Yani İngilizlerin sandığı gibi, Türkler kolaylıkla buralardan çıkarılamaz. İngilizler sadece bizi uzaktan teşvik etmekle yetiniyor. Oysa kendileri bu işi yaparlarsa onlar için o kadar zor olmaz. Ama bu iş bizim için zordur ve başaramayacağımdan endişe ediyorum. Eğer İngilizler verdikleri sözleri yerine getirir ve bir Kürd hükümeti kurarlarsa veya buna yardım ederlerse, o zaman ben de Kürdleri toplayabilirim ve Türklere karşı koyabiliriz. Ama hiçbir umut olmadan ben böyle bir kuvveti toplayamam. Şayet Türkler şiddete başvurup Musul’u alır ve bölgede daha etkin konuma gelirse, o zaman bize kim yardım edebilir. İngilizlere güvenerek bu iş yapılmaz. Onun için İngilizler bize verdikleri sözü yerine getirmeden, bize Kürd hükümeti kurulmasında yardım etmeden, biz kendimizi ateşe atmayacağız.[29] 

Aslında Şeyh Mahmud Türklerin olası bir saldırısına karşı tedirgindi ve Türklerin Musul’u alabileceği propagandası onu da etkilemişti.

Şeyh Mahmud ile İngilizler arasındaki ilişkiler tamamen koptuktan sonra, 3 Mart 1923’ten itibaren Süleymaniye ve çevresi tekrar İngiliz uçakları tarafından bombalanmaya başlandı. Şeyh Mahmud İngiliz kuvvetleriyle çatışmaya girmeyerek, saldırının hemen ertesi günü beraberindeki silahlı güçlerle şehri terk edip Sûrdaş bölgesine çekilir ve daha sonra oradan karargahını Casena mağarasına taşır. Fakat Şeyh Heme Garip ve beraberindeki yöneticiler, Kerim Fettah Bey’in desteğiyle Şeyh Mahmud adına bir müddet daha Süleymaniye’deki hükümet görevlerini sürdürmüşler. İngilizlerin yoğun saldırıları sonucu kısa bir süre içerisinde başta Koyê ve Rewanduz olmak üzere yönetim İngilizlerin denetimine geçti, Seyid Taha Rewanduz kaymakamı olarak tayin edildi. Bu arada Cizre -Rewanduz arasında iletişimi sağlayan posta çantası İngilizlerin eline geçince, Şeyh Mahmud ile Özdemir arasındaki gizli yazışmalar da deşifre olur. Bu yazışmalara göre, Şeyh Mahmud’un Türklerle Güney Kürdistan’a kısmi bir özerkliğin verilmesi üzerinde anlaştıkları ortaya çıkar. Şeyh Mahmud, Türklerle sağlanan antlaşma mutabakatına dair Refik Hilmi’nin düşüncelerini sorunca, o da “Türk Hükümeti siyasetiyle Kürdlerin amacının uyuşmadığın belirtir.” Bu eleştirel yaklaşım üzerine Şeyh Mahmud: “Söylediklerin doğrudur, İngilizlerin soğukluğu ve davamıza önem vermemeleri, Türkiye’ye yakınlık göstermeme neden oldu.” Bu konuda sürdürülen tartışmalar ve yapılan toplantılar neticesinde alınan karara göre, “Şeyh Mahmud’un İngilizlerle dostluğunu devam ettirmesi ve aynı zamanda Özdemir’in isteği üzerine bir Kürd heyetinin Ankara’ya gitmesinden başka, diğer bir heyetin de Kerkük ve Bağdat’a giderek İngilizlerle görüşmesine karar verdik.”[30]

Özdemir’in Şark ve Elcezire Cephesi Kumandanlıklarına hitaben hazırladığı 25 Ocak 1923 tarihli rapordan öyle anlaşılıyor ki İngilizlerin Kürdler üzerindeki etkisini kırmak için, Güney Kürdistan’la ilgili yeni bir çıkış yapılması gerekliliği dile getirilir. Hazırlanan raporda: İngilizlerin Hindistan’da racalar başta olmak üzere sömürgelerinde uyguladıkları “emirlik” ya da “meliklik” unvanlarıyla yaptıkları “istiklal” propagandasına karşı “Hiç olmazsa Hükümetimizin de kendilerine bir muhtariyet veyahut bir adem-i merkeziyet itası sureti ile olsun halkın bu taşkın hissiyat ve galeyanın söndürülmesi,” yönünde gidilmesini aksi taktirde Şeyh Mahmud Süleymaniye’yi ailesiyle birlikte terk ederek Revanduz’a sığınmak zorunda kalacaktır.[31]

Lozan görüşmelerinin de başladığı bu süreçte Özdemir Bey, bölgesel dengeleri göz önünde bulundurarak İngilizlerin Kürdler üzerindeki etkisini kırmak için bir çözüm arayışına girmiş, Ankara Hükümeti’nin “Kürdistan’ı bir vilayet yapıp, Şeyh Mahmud’u da bu vilayetin valisi yapacaklarına” dair verdikleri sözü yerine getirmek amacıyla, BMM ile Şeyh Mahmud arasında arabuluculuğa soyunmuş, neticede iki taraf arasındaki ilişkileri resmileştirmek amacıyla Ankara'ya bir heyet gönderilmesine karar verilmiştir. Buna istinaden 1923 Şubat'ının başlarında Şeyh Mahmud’un riyasetinde Simko Ağa'nın da katıldığı geniş kapsamlı bir toplantı düzenlenerek, BMM Hükümeti ile yapılacak mutabakatın ilkesel çerçevesi şekillendirilmiş. Özdemir Bey'in bilgisi dahilinde gerçekleştirilen bu toplantıda alınan ve BMM'ye bağlı özerk bir Kürdistan'ın siyasi ve idari çerçevesini belirleyen on maddelik karar metni şöyledir: 

1. Cenubi (Güney) Kürdistan'da Şeyh Mahmud riyasetinde Güney Kürdistan Harekât-ı Umumiye-i Milliye Başkumandanlığı kurulması.

2. Güney Kürdistan'da Teşkilat-ı Esasiye uygun bir surette dâhili teşkilatlanmasının başlatılması, Güney Kürdistan Temsil Heyeti idaresinde bulunacak mıntıkanın nüfus ve bütçesi oranında askeri örgütlenme için gerekli mühimmat ve silahın TBMM Hükümeti'nce sağlanması. 

3. Savaş ve harici işlerin doğrudan doğruya TBMM'ye ait olması.

4. Güney Kürdistan'da bulunacak TBMM ordu ve kıtalarının dahili güvenlik noktasında Güney Kürdistan Temsil Heyeti’nin emrinde olması.

5. Normal zamanlarda Güney Kürdistan'da ikame edilecek nizami kıtaların miktarının Güney Kürdistan Temsil Heyeti’nin göreceği lüzum üzerine TBMM Hükümeti'nce belirlenmesi.

6. Güney ve Doğu hudutları için hudut komiserleri ve hudut kıtalarının Güney Kürdistan Temsil Heyetince teşkili.

7. Güney Kürdistan Temsil Heyeti’nin idaresi altındaki mıntıkanın, kuzeyde Şemdinan hududu, güneyde Cebel-i Hamrin, doğuda İran ve batıda Dicle Nehri ile sınırlandırılması.

8. Bu mıntıkada olup İngiliz işgalinde olan yerlerin Güney Kürdistan Temsil Heyeti’ne bırakılması için İngilizlere kati bir ültimatom verilerek Güney Kürdistan'ın mukadderatının TBMM'ye bağlandığının ilan edilmesi.

9. Güney Kürdistan mıntıkası içinde olup da hali hazırda TBMM kıtalarının olduğu yerlerin, 8. maddede zikredilen ültimatomun ilanından sonra Güney Kürdistan Temsil Heyetine terkedilmesi.

10. Tüm bu esasların tespit etmek üzere Ankara'ya tam yetkiye haiz bir heyetin gönderilmesi.[32] 

Görüldüğü üzere Şeyh Mahmud ile Türkler on maddelik bir çerçeveyle Güney Kürdistan'ın özerk bir yönetim tarzı ile BMM Hükümeti'ne bağlanmasında genel mutabakata varılmış, metnin altında Simko Ağa'nın yanı sıra otuz üç isim ve en sonunda 6 Şubat 1923 tarihi itibarıyla Şeyh Mahmud’un da imzası yer almıştır.

Yukarıdaki mutabakat metnini resmileştirip imzalamak üzere, Özdemir’in referansıyla Ankara'ya gidecek Kürd heyeti belirlenir. Heyette Şeyh Mahmud'u temsilen Refik Hilmi, Fettah Bey ve Ahmet Taki yer almış, ancak heyet hareket etmeden kısa bir süre önce Ahmet Taki hastalandığı için heyete katılamamıştır. Özdemir Bey heyete eşlik etmek üzere Fevzi Bey ve Remzi Bey’leri de bu seyahatte yer almak üzere görevlendirmiştir.

Kürd heyeti 23 Şubat 1923’te Süleymaniye’den hareket eder, kimi yerlerde kara yoluyla ve kimi yerlerde de deniz yoluyla devam ederek; Urmiye, Şerefhane, Miyanduaw, Culfa, Tebriz, İstanbul, Culfa, Tiflis, Batum ve İzmit üzerinden yaklaşık iki ay yolculuktan sonra 25 Nisan günü Ankara’ya varırlar. Otele yerleştikten sonra Başbakan Hüseyin Rauf Bey’in yaveri Tevfik Bey başkan adına onlara “hoş geldin” ziyaretine gider. Belirlenen görüşme tarihi çerçevesinde Başbakan Hüseyin Rauf Bey’le görüşmek üzere 28 Nisan günü Dışişleri Bakanlığı’na giderler. Bundan sonrasını Refik Hilmi anlılarında şöyle dile getiriyor:

 İçeriye girdiğimizde Başbakan bizi ayakta bekliyordu. Sıcak bir şekilde karşılandık. Hepimiz oturduktan sonra Süleymaniye’den ve Şeyh Mahmud’dan sormaya başladı. Biz de iki aydan beri Süleymaniye’den ayrıldığımızı ve bildiğimiz her şeyin eski olduğunu söyledik. Bunun için Süleymaniye ve Şeyh Mahmud hakkında Ankara’dan daha yeni haberlerin alınabileceğini söyledik. Bize şöyle cevap verdi: “Siz Süleymaniye’den çıktıktan sonra İngilizler Şeyh Mahmud’a Süleymaniye’yi terk etmesini ve Bağdat’a gitmesini tavsiye etmişler. Görünen o ki onları dinlememiş ve Özdemir’le korunmak için hazırlık yapmışlar, bunun üzerine İngilizler Süleymaniye’yi bombalamış. Ben de hemen Lozan’da bulunan İsmet Paşa’ya haber verdim ve İngilizlerin bu tutumunu kongre nezdinde protesto etmesini söyledim. Artık İngilizler Lozan Kongresi sonuçları çıkıncaya kadar bir daha Süleymaniye’yi bombalamazlar.” Biz de ona teşekkür edip içinde evraklar bulunan çantayı ona teslim ettik. Şöyle dedi: “Ben gece onları okuyup incelerim ondan sonra Hazret Gazi Paşa’ya (Mustafa Kemal) sunarım. Şimdi TBMM tatil olduğu için bir şey söyleyemeyiz ve karar veremeyiz. İsmet Paşa da Lozan’da Musul sorunuyla ilgileniyor ve hiç şüphe yok ki Musul vilayeti bize dönecektir. O zaman Kürdler de kendi amaçlarına ulaşırlar. Din ve tarih kardeşi olan Türklerle birleşirler. İngiliz gavurlarından kurtulurlar.” Ben anladım ki bizim görevimiz burada bitiyor. […]  Kahveler içildikten sonra Rauf Bey ayağa kalktı, bana yöneldi ve şöyle dedi: Sen de özel olarak Şeyh Mahmud’a bizim sizin gelişinize nasıl sevindiğimiz, Şeyh Mahmud’un İngilizlere karşı tutumunun bizi sevindirdiğini, bizim de ona her türlü yardıma açık olduğumuzu, ancak şimdilik TBMM’nin tatil olduğunu ve Şeyh Mahmud’un yazılarının cevabının, İsmet Paşa’nın Lozan’da yapacağı toplantılara bağlı olduğunu yazarsın. Rauf Bey konuşmasını bitirdikten sonra tokalaşıp çıktık.[33] 

Hüseyin Rauf Bey’in ziyaretinden iki gün sonra, Kürd heyeti Mustafa Kemal tarafından kabul edilmek üzere Çankaya’ya davet edilir. Ancak Refik Hilmi Başbakan Rauf Bey’le yapılan görüşmede ortaya çıkan tabloyu değerlendirerek bu ziyarette bulunmanın pek anlamlı olmayacağını düşünerek ikircikli bir tutum sergiler ve böyle önemli bir ziyarette bulunmadığı takdirde nasıl bir gerekçe ileri sürebileceğini düşünmeye başlar. 

Eğer gidersem ne ve nasıl konuşacağım, gitmezsem nasıl bir bahane uyduracaktım. İşte böyle bir düşünce karmaşıklığı içindeyken bir anda birden hastalandım. Ateşim yükselmişti, saat beşte yaver otele geldiğinde ben yataktaydım. Fettah da yanımdaydı ve ıslak bezi alnıma koyuyordu. Yaver, Fettah’la gidip muayenem için doktor getirdi. Ondan sonra da Fettah tek başına M. Kemal’i ziyarete gitti. Gece döndüğünde, ona ne konuştuklarını sordum. “Hüseyin Rauf Bey’in bize dediklerini tekrarladı.[34] 

Bu görüşmelerden sonra, Kürd heyeti Süleymaniye’ye dönüş yapmak üzere 15 Mayıs günü Ankara’dan ayrılır. Refik Hilmi anılarını yazarken, bu konuya da değinmektedir:

Bizim Ankara’ya gönderilmemizdeki amaç neydi? Özdemir, Ankara Hükümeti’nin önerisi üzerine bizi İngilizlerden uzaklaştırmak istedi. Ayrıca Lozan görüşmeleri sırasında Musul’da bir Kürd hareketinin olmamasına çalışıyordu. Çünkü böyle bir hareket olsaydı Lozan’daki görüşmelerin seyrini etkilerdi. İsmet Paşa’ya karşı bir tutumun doğmasına yol açardı. Bizim o sırada Ankara’ya gitmemiz Türklerin yararına oldu. Çünkü, o günlerde Irak Kürdlerinin İngilizlerle anlaşacakları, bir Kürd Hükümeti oluşacağı ve Özdemir’in Rewanduz’dan çıkarılacağı zannediliyordu. Durum tam tersine döndü. Biz Ankara’ya gönderildik, Şeyh Mahmud da İngilizlerle çatışmayı başlattı. Bunun için Lozan görüşmelerinde Kürd sorunu İngilizlerin elinden çıktı. İsmet Paşa bu sayede Musul sorununda üstünlük kazandı.[35]

7. Üçüncü Şeyh Mahmud Hükümeti 

Şeyh Mahmud’un İkinci Hükümeti döneminde, Türklerin de teşviki ve kışkırtmasıyla İngilizlerle ilişkiler öyle bir aşamaya geldi ki savaşmaktan başka çaresi kalmadı. Buna rağmen şehrin bombalanmasını göze alamayarak, beraberindeki savaşçı güçlerle birlikte Süleymaniye şehir merkezini terk ederek Penciwin bölgesine doğru çekilerek savaşı oradan yürütmüştü. 4 Mart 1923’te şehir merkezi ve çevresi yoğun bir bombardımana tabi tutulmuş. Penciwin’den de İran’ın Pîran bölgesine çekilen Şeyh, yeniden İngiliz temsilcileriyle görüşmeye başlamış.

İngiliz temsilciyle yapılan görüşmeler sonucunda; Süleymaniye idaresinin Irak hükümetine bağlanmaması, başta tütün tüccarlarında olmak üzere vergilerin toplanması, Süleymaniye vilayetinden ayrılan Ranya, Qeladiz, Çemçemal, Helepçe , Qeredax ve Sengaw gibi kaza ve nahiyelerin zaman içinde tekrar merkeze bağlanması gibi üç madde halinde belirtilen talepler kabul edilir ve bunun üzerine Şeyh’in 26.06.1923 tarihinde Süleymaniye’ye geri dönüşüne izin verilir. Temmuz ayının ilk haftasında aşiret liderleri ve şehir eşrafından bazı şahsiyetlerin katılımıyla “Milli Meclis” adı altında Şeyh Mahmud yönetimindeki üçüncü hükümet kurulur. 

Şeyh Mahmud Garip: Meclis Başkanı

Şeyh Maarif: İçişleri Bakanı

Maliye ve Gümrük Bakanı: Seyid Ahmed Berzenci

Adalet Bakanı: Mela Maaruf Mela Resul

Ticaret ve Maarif Bakanı: Hacı Mele Said Kerkukizâde

Savunma Bakanı: Riza Bey.[36]

Bu süreçte 24.07.1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla, Musul Meselesi ileri bir tarihe ertelenerek, Türkler ile İngilizler arasında anlaşma sağlanır. İngilizlerin Türklerle anlaşmaya doğru gittiklerini gören Şeyh Mahmud, Süleymaniye’den koparılan kaza ve nahiyelere askeri kuvvet göndererek tekrar Süleymaniye idaresine katmak üzere harekete geçer. Bunun üzerine başta Şeyhin karargâhı olmak üzere 25.12.1923 günü Süleymaniye tekrar İngiliz Hava Kuvvetleri tarafından bombalanır. Ondan sonra da İngiliz Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar çeşitli vesileler ve aralıklarla ta Mart 1924’te kadar Kürdistan’daki yerleşim birimleri üzerinde uçuşlar yaparak Kürdlere gözdağı vermişler. Bu süreçte Ûmîdî Îstiqlal adlı gazete 29.09.1923 günü hükümetin resmi yayın organı olarak yayına başladı. 1924’ün başlarında Şeyh Mahmud’un maliye bakanı hükümet adına farklı değerlerde resmi pullar bastırdı. Şeyh Mahmud, saldırıların durdurulması ve yeniden görüşmelerin başlaması için Şeyh Abdülkerim, Şeyh Abdülkadir Sengaw, Seyid Ahmed Berzenci ve Şeyh Heme Xerîb gibi tanınan Kürd şahsiyetleri aracılığıyla Bağdat’taki İngiliz yüksek temsilcisine mektuplar gönderir. En son 01.10.1923 tarihinde gönderilen temsilciye dönemin İngiliz yüksek temsilcisi Henry Dobbs verdiği cevapta, Süleymaniye’nin geleceğinin belirlenebilmesi için Şeyh Mahmud’un görüşmek üzere Bağdat’a gelmesi gerektiği belirtilir.[37] Varılan anlaşmaya rağmen Şeyh Mahmud’un Süleymaniye’den koparılan kaza ve nahiyeleri yeniden yerel hükümete bağlama girişimleri fiili olarak devam ediyordu. Bunun üzerine Bağdat’taki siyasi temsilci uçaklarla Şeyh Mahmud hükümetinin egemenliği altındaki şehirlere çok miktarda bildiriler atarak, belirtilen yerlerin bombalanacağını duyurmuş. Bu gelişmeler üzerine Şeyh Mahmud, 22.05.1924 tarihinde yayınladığı bir bildiriyle silahlı güçleriyle birlikte şehri terk edeceğini açıklar. 25.05.1924 günü Süleymaniye bir kez daha İngiliz uçakları tarafından bombalanmış, halk toplu olarak şehri boşaltmış ve çevre köylere kaçmıştı, yaklaşık yirmi bin nüfuslu şehirde ancak 700 kişi kalmıştı. İngiliz kuvvetleri yoğun bir hava saldırısından sonra ancak temmuz ayının sonlarına doğru şehri kontrol altına alabilmiş ve böylece Şeyh Mahmud’un üçüncü hükümetinin de sonu gelmiştir.[38]   

Bundan önceki sayfalarda da belirtildiği gibi Şeyh Mahmud, 19.07.1924 tarihinde Süleymaniye şehir merkezini terk edene kadar Güney Kürdistan’daki Kürd ulusal hareketinin liderliğini yapmış. Beraberindeki kuvvetlerle birlikte Süleymaniye şehir merkezinden İran sınır bölgesine çekilmiş. 19.01.1927 tarihinde İngilizlerin Irak’taki siyasi temsilcisi ve Irak hükümetiyle yaptığı anlaşma çerçevesinde kırsal bölgede bir köyde kalır. 06.09.1930’da Süleymaniye Hükümet Sarayı önünde meydana gelen çatışmayla ilişkilendirilerek anlaşma bozulur ve orada Germîyan bölgesine gider. Burada da yaklaşık yedi ay sonra 05.04.1931 tarihinde Awbarîk’de çıkan çatışmadan sonra tekrar sınır bölgesine çekilir ve 14.05.1931’de Irak hükümeti tarafından yakalanana kadar burada kalır. Yakalandıktan sonra, yaklaşık on yıl Bağdat’ta mecburi iskana tabi tutulmuş. 1941 yılında Reşit Ali Geylani’nin bir darbeyle hükümeti ele geçirmesini fırsat bilerek, Bağdat’tan ayrılarak gelip Sîdeqan köyüne yerleşir ve burada yeni bir örgütleme çalışmasını başlatır fakat başarıya ulaşamaz tekrar hükümet güçleri tarafından yakalanır. Yaşamının geri kalan kısmını Baziyan bölgesindeki Darêkelî köyünde geçirir ve hastalığı nedeniyle götürüldüğü Bağdat’taki Haydari hastanesinde 09.10.1956’da yaşama veda eder.[39]

İngilizlerin, Kürdistan’ı Irak’ın bir vilayeti haline getirilmesi politikalarına karşı, Şeyh Mahmud savaşarak direnmeye çalışmışsa da başarılı olamamış, bu mücadelesini açık ve net bir şekilde Bağdat’ta yargılandığı İngiliz askeri mahkemelerinde de savunmuştur. Şeyh Mahmud yaptığı savunmada şunları söyler:

Halkımın büyük çoğunluğunun isteği üzerin, Kürd halkı için Britanya devletinden özgürlük talebinde bulundum. Hükümetleri ile yaptığımız anlaşma gereği halkıma özgürlük bana da yöneticilik verilmiştir, fakat bu anlaşmaya uyulmamıştır. Halkımın isteği ile yönetici olan ben yine halkımın isteği ile bu antlaşmaya uyulmasını istemek durumunda idim. Kürd halkının özgürlüğü için, ya silahla ya da sözle.[40] 

8. Şeyh Mahmud’un Hükümdarlığı Döneminde Basın-Yayın Faaliyetleri

Şeyh Mahmud’un birinci hükümetinin ilanıyla birlikte, Güney Kürdistan’da basın-yayın faaliyetleri de gitgide artış gösterir, 1920’nin ikinci yarısından itibaren İstanbul’da engellenen basın-yayın faaliyetleri ve kapatılan Kürd gazete ve dergileri Güney Kürdistan’da oluşan özgür ortamda yeniden canlanmaya başlar. Şeyh Mahmud’un üç hükümeti döneminde Süleymaniye’de yayınlanan gazete ve dergilerin yanı sıra işgalci güç olarak İngilizler tarafından Kürdçe yayınlanan dergi ve gazeteler de olmuştur. Yayınlanan gazetelerden Têgeyiştina Rastî, Pêşkewtin ve Jîyanewe İngilizler tarafından yayınlanmıştır. Bangî Kurdistan, Rojî Kurdistan, Bangî Heq ve Ûmîdî Îstiqlal ise Şeyh Mahmud Hükümetleri tarafında yayınlanmıştır. 

8.1. Têgeyîştina Rastî 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Bağdat’ta Kürdçe yayınlanan ilk gazete Têgeyîştina Rastî[41] yani Türkçe çevirisiyle “Gerçekliği Kavrama” gazetesidir. Têgeyîştina Rastî, Britanya’nın Irak’taki askeri temsilcisi ve aynı zamanda Bağdat Belediyesi başkanlığını da yürüten Binbaşı Ely Bannster Soane yönetiminde çıkarılıyordu. Yardımcısı da edip ve şair kimliğiyle tanına Şükrü Fadhli idi. Adı geçen gazete haftada bir yayınlanıyordu ve toplam olarak 65 sayı yayınlanmıştır. Sonuncu sayı olan 65. sayı, 27 Kanun-i Sani 1919’da yayınlanmıştır.[42] Gazetede farklı konularda yazılmış yazı ve makalelerin hemen hemen tümü imzasız olarak yayımlanmıştır. 

8.2. Pêşkewtin

Şeyh Mahmud’un birinci kabinesinin oluşturulmasından kısa bir müddet sonra, İngiliz kuvvetleriyle Kürdler arasında çatışmalar başlar, 19 Haziran 1919'da Şeyh Mahmud İngiliz güçleri tarafından Derbendê Bazîyan mıntıkasında yaralı olarak yakalanır ve Hindistan’a sürgüne gönderilir. Şeyh Mahmud’un yönetimden uzaklaştırılmasından sonra, İngilizler Süleymaniye’ye yerleşerek yönetimi doğrudan ele alır ve bu süreçte “Pêşkewtin” adıyla bir gazete yayınlamaya başlarlar. Pêşkewtin gazetesinin ilk sayısı 20.09.1920 tarihinde haftalık olarak yayınlanır ve bazen de haftada iki sayı yayınlanmıştır. Gazetenin içeriği ve yayın politikasına baktığımızda; Güney Kürdistan’daki yerel gelişmelere dair haberlerle birlikte ağırlıklı olarak Britanya devletinin Irak’ta izlediği siyasete dair propaganda içerikli yazılar ve Türklerin bölgedeki nüfuzlarını kırmaya yönelik yazılar yayımlanmış.

Pêşkewtin, toplam dört sayfadan ibaret olup Süleymaniye’deki İngiliz yetkilisi Majerson yönetiminde yayınlanıyordu ve bu amaçla Süleymaniye’de bir matbaa kurulmuştu. Pêşkewtin gazetesinin yayın dili Kürdçe idi, toplam olarak 118 sayı yayınlanmış ve son sayısının yayın tarihi 27 Temmuz 1922’dir. Gazetede İngiliz siyasetinin propagandasının yanı sıra bilimsel yazılar, edebi ve sanatsal haberlere yer verilmiştir.   

8.3. Bangî Kurdistan

Bangî Kurdistan gazetesi, Şeyh Mahmud’un ikinci hükümeti döneminde Mustafa Paşa Yamulki başkanlığında kurulan Kürdistan Cemiyeti tarafından yayınlanmış hükümetin resmi organıdır. Kürdistan Cemiyeti, 21 Temmuz 1922’de Süleymaniye’de hükümetin onayıyla kurulmuştur. Derginin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü olan Mustafa Paşa Yamulki, Şeyh Mahmud’un kurduğu birinci Hükümet’te Eğitim Bakanı idi. Gazetenin birinci sayısında Kürdistan Cemiyeti’nin kuruluşuna dair şöyle bir açıklamada bulunulmuş: “Erkan-ı harpten mütekait Mirliva Mustafa Paşa Yamulki’nin müracaatı üzerine, Süleymaniye hükümetinin resmi onayıyla işinin erbabı, kıymetli aydınlarımız tarafından Kürdistan Cemiyeti kurulmuştur.”[43] Kürdistan Cemiyeti’nin yönetimi on üç kişiden oluşmaktaydı: 

Refik Hilmi, Ahmed Tevfik, Salih Efendi, Faik Bey, Hacı Ağa Fetullah, İzzet Bey Osman Paşa, Yüzbaşı Ethem Efendi, Yüzbaşı Ahmed Behçet Efendi, Şeyh Mahmud Efendi Gulanî, Şeyh Ali Efendi Serkar, Ali Efendi Bapir Ağa, Mahmut oğlu Abdullah Efendi ve Şükrü Efendi Eleke.[44]

 Künye kısmında gazetenin içeriği ve amacı şöyle açıklanmıştır: “Haftada bir yayımlanır, ilmi, içtimai, edebi, hür, serbest ve milli bir gazetedir.”[45] Gazetenin ilk sayısı, 2 Ağustos 1922’de yayınlanmış ve amacı şöyle açıklanmıştır: 

Bu gazeteyi yayınlamaktaki maksadımız, Kürd milletine rehberlik etmek ve hizmette bulunmaktır. Bütün Kürdlerin bu gazeteyi okuması ve içtenlikle izlemesi gerekir. Malumunuzdur ki bir milletin sesi olan bir gazetesi olmazsa, kimse o milletin fikir ve hayallerinden haberdar olamaz, başladığı ve yaptığı işlerden de haberi olmaz. Bu durumda dünya milletleri arasında varlığı ve adı da bilinmez. Bu nedenle Kürdistan milletinin başarıya ulaşması için, her şeyden önce bir gazetesinin olması gerekir. Çünkü milli bir gazete, geçmişten bugüne kadar gelen Kürd milletinin düşüncelerinin tercümanı olur.[46] 

Bangî Kurdistan gazetesinde Kürdçe, Türkçe ve Farsça olmak üzere üç dilden yazılar yayımlanmış. Kürdçe ve Farsça kısmının sorumluları Ali Kemal ve M. Nuri (Şeyh Nuri Şeyh Salih) idi, Türkçe kısmının sorumlusu ise Refik Hilmi idi. Gazete toplam olarak 17 sayı yayınlanmış, on dördüncü sayının yayınlanmasından sonra, yaklaşık sekiz ay yayını durdurulmuş ve ondan sonra yeniden yayına başlayarak üç sayı daha yayımlanmıştır. Gazete sayılarının içeriğine bakıldığında; Kürdistan Hükümeti’nin faaliyetleriyle ilgili haberler ve resmi kararnameler yayımlanmış, ayrıca gazete yazarlarının sosyal, siyasal ve edebi konularda farklı içerikte yazı ve makaleleri yayınlanmıştır. Gazetenin sürekli yazan yazarları arasında Refik Hilmi, Mustefa Paşa Yamulkî, Ali Kemal, M. Nuri, Zeki Saib ve Ziwer gibi şahsiyetler vardı. 

8.4. Rojî Kurdistan   

Bangî Kurdistan gazetesi imtiyaz sahibi Mustafa Paşa Yamulki, Eğitim Bakanı olarak hükümette görev aldıktan sonra, adı geçen gazetenin yayını durdurulur ve onun yerine Rojî Kurdistan gazetesi çıkarılır. Rojî Kurdistan gazetesinin sorumlusu ve imtiyaz sahibi M. Nuri, başyazarı ise Ali Kemal idi. Künye kısmında Rojî Kurdistan’ın haftalık yayınlanan siyasi, edebi ve içtimai resmi bir gazete olduğu[47] her sayıda motto olarak belirtilmiş. Gazetenin yayın yeri Süleymaniye olup ilk sayısı 25 Rebiülevvel 1341 (15 Kasım 1922) yayınlanmış,[48] toplam olarak 16 sayı çıkmış ve son sayısı 3 Mart 1923’te basılmıştır.

Rojî Kurdistan gazetesi, “Güney Kürdistan’daki Melik Mahmud hükümetinin resmi yayın organıydı. Genel olarak iç ve dış haberler, hükümetin bütün açıklamaları, duyuruları ve özellikle de Birinci Melik Mahmud’un çıkardığı kararnameler bu gazetede yayımlanırdı. Gazetenin ebatları 34 cm x 21 cm idi.”[49] Aynı zamanda toplumsal ve siyasi meseleler, Kürd kültürü ve özellikle de edebiyata önemli bir yer verilmiştir. Rojî Kurdistan gazetesinde çoğunluğu Kürdçe olmak üzere Osmanlıca yazılar da yayımlanmış. Gazetede en çok yazısı yayımlanan yazarlar: M. Nuri, Ali Kemel, Arif Saib, Ehmed Fevzi, Ehmed Muhtar, Hüseyin Nazım, Faik ve Refiq Hilmi idi.

8.5. Bangî Heq 

Şeyh Mahmud ikinci hükümeti döneminde her geçen gün gerginleşen İngiliz-Kürd yönetimi ilişkileri sonunda çatışmaya dönüştü. 03.03 1923 günü İngiliz kuvvetlerinin hava saldırısı üzerine Şeyh Mahmud Süleymaniye’yi terk edip Sûrdeşt bölgesine çekilir ve dolayısıyla hükümetin resmi yayın organı olan Rojî Kurdistan gazetesinin yayını da durdurulur. Bu süreçte ilk olarak kırsalda Kürd silahlı kuvvetleri ordugahı tarafından Bangî Heq (Hakka Çağrı) adıyla bir gazete yayınlanır. 

Gazetenin ilk sayısı 28 Mart 1339/11 Şaban 1341’te (29 Mart 1923) tarihinde Casena mağarasında basılır. Gazete iki sayfadan ibaret olup her sayfası iki sütundan oluşmaktadır ve toplam üç sayı yayınlanabilmiştir. Üçüncü sayısı 12 Nisan 1339 (12 Nisan 1923)’te yayınlanmıştır ve künye kısmında şu ibare yer almaktadır: Bangî Heq’ın özgür iradesi top ve bombalarla kırılamaz.[50] Künye kısmında gazetenin içeriği ve amacıyla ilgili şu ibareler yer almaktadır: Siyasi, edebi, içtimai bir resmî gazete olup Kürdistan Ordusu Karargâhı tarafından yayımlanır. Gayemiz Kürdlerin hukukunun istihsalidir (elde edilmesidir).[51] “Başkomutan ve Kürdistan Meliki Mahmûd” imzasıyla olayların gelişimini anlatan ve “Milli Müdafaa Heyeti”ne dair bilgiler veren ve her üç sayıyı kapsayan uzun bir yazı yayımlanmıştır.

8.6. Ûmîdî Îstiqlal

Ûmîdî Îstiqlal, Şeyh Mahmud’un üçüncü hükümeti döneminde Süleymaniye’de hükümet matbaasında basılmış. Adı geçen gazete haftalık bir yayın olup künye kısmında şöyle yazılmıştır: Siyasi, edebi, İçtimai resmî gazetedir.[52] Gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü “Hoca Efendizade Ahmed Sabri” idi. Birinci sayısı 20 Eylül 1339 (20 Eylül 1923)’te yayınlanmış ve toplam olarak 25 sayı basılabilmiştir. 

Yayın süresi boyunca gelişen olaylar ve hızlı bir şekilde değişen gündem nedeniyle, gazetenin sahibi ve başyazarı sürekli değişmiştir. Birinci sayıdan üçüncü sayıya kadar Hoca Efendizade Ahmed Sabri, 4-13 arasındaki sayıları Refik Hilmi, 14-16 aralığındaki sayıları Hüseyin Nazım sahibi ve sorumlu müdürü olarak belirtilmiş ancak 17-25 aralığındaki sayıların sahip ve sorumlu müdür belirtilmemiştir. Gazetenin ebatları 21 cm x 33 cm olup iki sütun şeklinde hazırlanmış ve bütün sayıları dört sayfadan ibarettir. Ûmîdî Îstiqlal Kürdçe, Türkçe ve Farsça olmak üzere üç dilde yayın yapmıştır. Sidiq Salih’in belirtiğine göre; 9, 14, 17,18 ve 25. sayılarda Türkçe kısım ve 13, 14,15, 16 ve 20. sayılarda da Farsça kısmı vardır.[53]

1924’ün ikinci yarısına doğru Kürdler ve İngilizler arasında yaşanan sorunlar nedeniyle ilişkiler kopuş derecesine varır. İngiliz kuvvetleri Süleymaniye şehrini bombalamadan yaklaşık on beş gün önce Ûmîdî Îstiqlal gazetesinin yayını durdurulur ve sonuncu sayı olan 25. Sayısı, 25 Mayıs 1924’te yayımlanmıştır.

Ûmîdî Îstiqlal’in yazar kadrosu önceki gazetelere göre zengin idi. Yazarları arasında Refik Hilmi, Ahmed Hoca, Hüseyin Nazım, Ahmed Fevzi, Ahmed Faîz Zêwer, Arif Urfî, Faik Zêwer, Adil Efendi, Bêxud ve Reşid Kaban gibi şahsiyetler vardı. Gazetenin birinci sayısında Kürdistan Meliki Şeyh Mahmud imzasıyla “Îrade” başlığı altında yayımlanan yazısında; “Bütün memur ve çalışanlarımın dikkatine, ğadr ve haksızlık yapan her kesi, tereddütsüz bir şekilde divan-ı harbe şikâyet edebilirsiniz, oradaki yetkili halka ve millete haksızlık edenleri divan-ı harbe dava eder ve onlar şiddetle cezalandırılır.”[54]   

8.7. Dîyarîyî Kurdistan Dergisi

Dîyarîyî Kurdistan, 1925-1926 yılları arasında Bağdat’ta Kürdçe, Arapça ve Türkçe dilleriyle on beş günde bir yayınlanmıştır. Toplam olarak 16 sayı yayınlanmış; ilk sayısı 11 Mart 1925’te ve 16. sayısı da 11 Mayıs 1926’da yayınlanmıştır. Dîyarîyî Kurdistan da Rojî Kurd'de olduğu gibi Selahaddin Eyyubî'nin fotoğrafını kapakta klişe olarak kullanmış. Başta Kürdistan olmak üzere Avrupa ülkelerine de gönderilmiş. İmtiyaz sahibi Sahibkıranzade Salih Zeki ve idari müdürü Reşid Şevki olan haftalık Dîyarîyî Kurdistan dergisinde, Şükrü Mehmed Sekban’ın “Yeni İslam Aleminde Milliyet Cereyanları” başlığıyla üçüncü sayıdan başlayarak on iki bölümden oluşan bir dizi makalesi yayınlamış.

Sahibkıranzade Salih Zeki Bey1886 tarihinde Halepçe’de doğmuş. Süleymaniye, Bağdat ve İstanbul’da eğitim görmüş. 1906’da askeri rüştiyeyi bitirerek Osmanlı ordusunda asker olarak göreve başlamış ve 1918’de binbaşı rütbesini almıştır. 1922-23 tarihleri arasında Kürdistan’ın Süleymaniye bölgesinde askeri komutanlık yapmış. Şeyh Ali Rıza anılarında Salih Zeki Bey hakkında şöyle der: O, çok iyi ve hoş bir adamdı. Şeyh Mahmud’un Harbiye Nazırı idi. Nişanları da hançer idi, omuzlarının üzerinde taşıyordu.[55] 1925’te Bağdat’a gitmiş ve orda Dîyarîyî Kurdistan dergisini çıkartmıştır. Yaşamını asker, yazar ve gazeteci olarak geçiren Sahibkıranzade Zeki Bey 13.12.1944 tarihinde vefat etmiştir.

Dîyarîyê Kurdistan dergisinin farklı sayılarında Bağdat’ı çeşitli vesilelerle ziyaret eden Kürd aydın ve siyasetçilerin ziyaretleri kısa haber şeklinde verilmiştir. “Van hanedanlarından ve münevverlerinden Memduh Selim Bey teşrifen Bağdat’a gelmiş ve Doktor Şükrü Mehmed Bey’in misafiridir.”[56] Yine benzer bir haberde, “Kürd eşrafından Serbestî gazetesinin sahibi meşhur Mevlanzade Rıfat Bey ve Çerkes milleti ümerasından meşhur Ethem Bey ve Yusuf Ziya Bey teşrifen Bağdat’a gelmişler.”[57] 

Memduh Selim Bey Bağdat’ta bulunduğu zaman zarfında Dîyarîyî Kurdistan dergisinin önceden çıkan sayılarını okumuştur. Derginin 13/04/1925 tarihli 3. sayısında F. Stefan’nın Kürd diliyle ilgili yayımlanan bir Arapça yazısını okumuş. F. Stefan’nın Near East (The Near East journal) adlı İngiliz dergisinde bir yazısı yayımlanmış ve bu yazı Xelef Şewqî Emîn El-Dawidî tarafından Arapçaya çevrilerek Dîyarîyî Kurdistan’nın 3. sayısında yayımlanmıştır.[58] Memduh Selim Bey dergiyi okuduğu zaman bazı hata ve yanlışların olduğunu görmüş ve F. Stefan’a cevap olarak “Tarih Huzurunda Bir Tashih” başlığıyla geniş kapsamlı bir yazıyı kaleme almıştır. Bu yazıda “Civata Hêvî” ve “Rojî Kurd” dergisiyle ilgili bazı gerçeklerden bahsedilmektedir. Adı geçen yazının yanı sıra yine Dîyarîyî Kurdistan’ın 9. sayısında da “Hayatî İhtiyaçlarımızdan: Milli Tarih ve Milli Coğrafya”[59] başlığı altında Kürd dili, tarihi ve coğrafyasının sistematik olarak yazılması alanındaki çalışmaların önemi ve gerekliliğini dile getiren geniş kapsamlı bir makalesi yayımlanmıştır. 

Dîyarîyî Kurdistan’da yazan yazarların bir kısmının adları ya da mahlasları aşağıdaki gibidir: Dr. Şükrü Mehmed Sekban, Kurd Wanî (Vanlı Memduh Selim), Abdullah Cevdet, Şêx Elî Qeredaxî, Zîwer, Nalî, Heqî, Tewfîq Wehbî, Pîrot, Mamosta Heqî Şaweys, Xelef Şefîq Emîn Eldawidî, Tahsîn Kurdistanî, Ebdulxaliq, Ahmed Muxtar, Elî Kemal, Ebdulqadir Elzehawî, Kezîban Şehîb, Şêx Riza ve Dawer…

8.8. Jîyanewe

Jîyanewe gazetesi, 1924’te Süleymaniye’deki İngiliz temsilci tarafından yayınlanmış. İmtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Cemil Saib idi. Gazetenin yayın dili Kürdçe olup haftalık olarak yayınlanmış, ilk sayısı 18 Ağustos 1924’te olmak üzere toplamda 56 sayı yayınlanmış olup son sayısı da 14 Ocak 1926’da yayınlanmıştır.

Sonuç olarak; İngiltere, Kürdlere ve özellikle de kuzey Mezopotamya’daki Kürdlere sürekli bir ilgi göstermiş, dönemin çeşitli Kürd örgütleriyle ilişki kurmuş, yakınlaşmaya gayret etmiş fakat belirgin bir Kürd politikası yoktu. İngiltere’nin Kürdlere ve özellikle de Güney Kürdistan’a yaklaşımındaki “temel” politikası, Mezopotamya sınırlarının stratejik açıdan tehlikesiz bir biçimde korunması olarak görmüştür. Osmanlı bakiyesinden kalan Türkiye ve Kuzey Kürdistan’la ilgili politikası, İngiltere’nin Türkiye’deki Yüksek Komiseri Amiral De Robek tarafından şöyle dile getirilmiştir: “Osmanlı İmparatorluğu’nun politikasına karışılmamalıdır. Kürdlerin ulusal hareketlerini bütün güçleriyle destekleyen Fransızlarla ilişkiler gelecekteki Kürdistan bağlamında korunmalı ve güçlendirilmelidir.[60] İngiltere’nin Irak’taki yönetiminden sorumlu olan A. Wilson, Hindistan’daki sorumlu bakana sunduğu raporda, Mezopotamya’yı elde tutabilmek için şu önerilerde bulunmaktadır:

Kürdistan’a Mezopotamya’nın diğer bölgelerinden daha büyük bir özerkliğin verilmesi karışıklıklara neden olacak ve bu özerklik genelde zor gerçekleşecektir. Halkın ve sosyal organizasyonların ve de etnik konumun bu derece karışık olduğu Kürdistan’la Mezopotamya arasında kesin bir sınır belirlenemez. İstisnasız tek bir Kürdistan düşüncesi de Kürdlere yabancıdır. Genel olarak Kürdistan ulus değil, ırk bilincine sahiptir… Kürdistan’daki coğrafik ve politik koşullar her zaman devamlı bir politik birliğin varolmasına engel olmuştur.[61] 

Şeyh Mahmud’un danışmanlarından Refik Hilmi, İngilizlerin Kürd siyaseti ve Kürdlerin seçeneklerine dair şu değerlendirmede bulunuyor: 

İngilizler Kürd sorununu canlandırarak bir taşla üç kuş vurmak istiyorlardı. 

1- Kürdleri ayaklanmalardan uzaklaştırmak için onlara bir çeşit idarenin verilmesi,

2- Kürdler aracılığıyla Özdemir Paşa’nın ve Türk kuvvetlerinin Rewanduz’dan çıkarılması.

3- Petrolce zengin olan Musul bölgesini Kürd bölgesi olduğu için kendi etkisi altına almak. 

Irak’ta Kürdler Araplardan önce ayaklanmışlardı ve hükümet kurmuşlardı. Kürdler az da olsa özgürlüğü yaşamışlardı. Bu nedenle bir daha İngilizlerin yönetiminde yaşamak istemiyorlardı. Bu noktada Kürdlerin iki seçeneği vardı; 1. Özdemir Paşa ve Türklerle işbirliğine girmek. 2. Kürdistan’ın bağımsızlığı için kurtuluş savaşına devam etmek. Her iki seçenek de İngilizlerin siyasetine ters düşüyordu.[62]

İngiltere’nin bölgesel politikasını iyi değerlendiren Mustafa Kemal liderliğindeki Ankara Hükümeti, Musul meselesine dair İngilizlerle pazarlıkta pozisyonlarını güçlendirebilmek için, din temalı söylemeler ve muhtariyet vaadiyle Güney Kürdistan’da Şeyh Mahmud liderliğindeki Kürdlerin, 1919’un başlarından itibaren İngilizlerle başlayan çatışmalarını körüklemiş ve desteklemiştir. Şeyh Mahmud'un umumi savaşta kaybetmiş bir tarafın uzantıları olan Kemalistlerin “muhtariyet” vaatlerine kanarak, İngilizlerin Irak'taki varlığına karşı ilişki geliştirerek bir pozisyon alması ya da böyle bir manevrada bulunması, ters tepmiş ve İngilizleri Türklerle anlaşmaya götürmüştür.

Lozan Antlaşması’nda çözümü ertelenen Musul Vilayeti meselesi de Irak Anayasası’nın imzalanması sonucunda çözüme kavuşur. 1925’te Irak Anayasası kabul edildi ve Türkiye’nin de girişimleriyle Anayasa’da Kürdler için hiçbir statü tanınmadı.Yeni Irak Anayasası’nda Kürdlere bir siyasal statünün tanınmaması Türkiye Cumhuriyeti yönetimini de memnun etti ve “Musul Meselesi” çözümünün de anahtarı oldu. 16 Temmuz 1925’te Milletler Cemiyeti Konseyine sunulan raporda, Irak’ta 25 yıl süreyle İngiltere’ye bağlı bir manda yönetimini kurmasını öneriyordu.

Bundan sonra Şeyh Mahmud liderliğindeki Kürdlerle İngiliz-Arap yönetiminin yıldızı hiç barışmadı, inişli-çıkışlı da olsa 1930’lara kadar devam etti. Sonuç olarak Güney Kürdistan, 1932 yılında Milletler Cemiyeti tarafından "Mahkeme ve okullarda yöneticilerin Kürdlerden olması ve Kürdçe'nin resmi dil olarak kabul edilmesi" kararıyla İngiliz mandasına bırakılır ve İngilizler de bölgeyi Irak-Arap yönetimine bağlar. Ancak Milletler Cemiyeti tarafından Kürdlerle ilgili alınan kararlar uygulanmadığı gibi, Kürd-İngiliz ilişkisinin bozulması, genel olarak Şeyh Mahmud'un mutaassıplığı ironisine bağlanarak, Kürdlerin bir devlet kurmaya yeterli olmadıkları dile getirilirse de, özünde İngilizlerin Ortadoğu ve Arap politikasının öncelikleri; Türklerle anlaşmaları, petrol denklemi ve bölgesel nüfus yoğunluğu endeksi üzerine kurulmuştu ve bundan dolayı politikalarında değil bir bağımsız Kürdistan devleti, özerk bir Kürdistan bile yoktu. Bu tespitte bulunurken Kürdlerin sosyal-politik durumunu gözardı edilmemeli, elbette ki Kürdlerin de yanlış ve eksiklikleri vardı. Ancak şunu da görmek gerekir ki İngilizlerin devletleşmesini sağladığı Arap toplulukları sosyal-kültürel yapısıyla Kürdlerden çok farklı ve ileri bir düzeyde değildi. Viladimir V. Minorsky’nin de belirtiği gibi: “Savaş sırasında müttefiklerin ilan edilen hedefi, Mezopotamya’da bir Arap devletinin kurulmasıydı.[63] Ancak Arap toplumunun tarihsel, sosyolojik ve mezhepsel yapısı, birleşik bir tek devlet kurmaya uygun olmadığı için birçok Arap devleti kuruldu. 


 


[1]Refik Hilmi, Anılar: Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi, Nûjen Yayınları, İstanbul, 1995, s. 16.

[2] Refik Hilmi, a.g.e., s. 16-17.

[3] Mela Xalid Ezîzê Modkî, Mêjûyê Hikumdarîya Şêx Mehmûdê Hefîd, Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Dîyarbekir, Bihar 2005, s. 64-65.

[4] Vladimir F. Minorsky, Musul Sorunu, Avesta Yayınları, İstanbul, 1998, s. 77.

[5] Refik Hilmi, a.g.e., s. 20.

[6] Nejat Abdulla, a.g.e., s. 342.

[7] Refik Hilmi, a.g.e., s. 21.

[8] Şex Mehmûdê Hefîzade Di Belgenameyên Fransayê de, Wergera ji Fransizî: Cewad Ebdulla, Kurmancîya wê: Zîya Avci, Weşanê Peywend, Wan, 2024, s. 24.

[9] Sabri Ciğerli & Didier Saout, a.g.e., s. 161.

[10] Refik Hilmi, a.g.e., s. 53.

[11] Refik Hilmi, a.g.e., s. 39.

[12] Av. Cemal Baban, Şeyh Mahmud’un Mahkemesi, Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 2, Havîn 2005, s. 69.

[13] Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme 8 Zilhîce 1340/2 Axustos 1922.

[14] a.g.e.

[15] Mîrlîwa Mustafa, Cemiyetî Kurdistan, Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme 8 Zilhîce 1340/2 Axustos 1922.

[16]Refik Hilmi, a.g.e., s. 94.

[17] Murat Göztoklusu, Atatürk’ün Ortadoğu Projesi Elcezire Konfederasyonu ve Özdemir Bey’in Filistin-Suriye Kuvva-i Milliyesi, Barış Kitap, İkinci Baskı, Ankara, 2013, s. 101-102.

[18]Refik Hilmi, a.g.e., s. 97.

[19] Mela Xalid Ezîzê Motkî, a.g.e., s. 50.

[20] a.g.e., s. 51.

[21] Mela Xalid Ezîzê Motkî, a.g.e., s. 53-54.

[22] Bangî Kurdistan, Jimar: 10, 15ê Teşrîna Yekem 1922.

[23]Refik Hilmi, a.g.e., s. 101.

[24] Bangî Kurdistan, Jimar: 10, 10 Teşrin-i Evvel 1922.

[25] Birçok Türk ve Kürd kaynaklarında kısa adıyla “Özdemir Bey” olarak geçen mevzubahis Türk komutanın tam adı Ali Şefik Özdemir’dir. Kendisinin kaleme aldığı özgeçmişine göre; 1885’te doğmuş, Kahire’deki El-Ezher’in, İslam ve Şark Edebiyatı ile İlahiyat kısmında tahsil görmüş. Trablusgarp, Balkan ve Birinci Cihan Harbi’ne gönüllü olarak iştirak etmiş ve I. Cihan Harbi’nden sonra ailece Gaziantep’e yerleşmiş. I. Cihan Harbi sürecinde Milli Teşkilat bünyesinde Suriye ve Filistin cephesinde Fransızlara karşı ayaklanma hareketleri vücuda getirmek için askerî görevler üstlenmiş. 20 Ekim 1921’de Fransızlarla imzalanan Ankara anlaşmasından sonra, Genel Kurmay Başkanlığı’nın 1 Şubat 1922 tarihli emir ve tensipleri ile Misak-ı Milli dahilinde bulunan Musul Vilayetini İngiliz ve Faysal Hükümetinin el koymasından ve işgalinden kurtarmak amacıyla o havalide milli bir isyan ve hareket icrasına memur edildim. Özdemir Müfrezesi, 22 Haziran 1922’de Rewanduz’e varır. Kendi aktarımına gör, 1922-23 yıllarında Kuzey Irak’ta ve aynı zamanda İran dahilinde de İngiliz nam ve hesabına isyanlar vücuda getirmiş olup bir Kürd sergerdesi olan meşhur Sımko’ya karşı da o bölgede 15 ay kadar bir süreyle mühim askerî harekât ve siyasi örgütleme yapmış ve kendi arzusuyla 1923 yılı sonlarında askerî hizmetlerden ayrılmış. Farklı resmi ve ticari kurumlarda yöneticilik yapmış, evvela Siirt ve daha sonra da Gaziantep seçim bölgelerinde iki dönem milletvekili seçilmiş. (Murat Göztoklusu, Atatürk’ün Ortadoğu Projesi Elcezire Konfederasyonu ve Özdemir Bey’in Filistin-Suriye Kuvva-i Milliyesi, Barış Kitap, İkinci Baskı, Ankara, 2013, s. 260.

[26]Refik Hilmi, a.g.e., s. 106.

[27] Refik Hilmi, a.g.e., s. 108.

[28] Refik Hilmi, a.g.e., s. 108.

[29] Refik Hilmi, a.g.e., s. 132.

[30]  a.g.e., s. 133.

[31] Murat Göztoklusu, a.g.e., s. 208.

[32] Murat Göztoklusu, Kurtuluş Savaşımızın Kapanmayan Cephesi Musul Özdemir Harekâtı, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2008, s. 234, 235, 236.

[33] Refik Hilmi, a.g.e., s. 142.

[34] a.g.e., s. 144.

[35] a.g.e., s. 145.

[36] Umudî Îstiqlal, Sal: 1, Jimar: 1, Pêncşeme 20ê Eylûla 1339 (20ê Eylûla 1923), Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Bihar 2005, s. 149.

[37] Sidîq Salih, Umudî Îstiqlal; Weşana Agadarî ya Sêyem Hikumeta Kurdistana Cenûb, Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Bihar 2005, s. 130.

[38] a.g.e., s. 131.

[39] Mela Xalid Ezîzê Modkî, a.g.e., s. 64-65.

[40] Av. Cemal Baban, Şeyh Mahmud’un Mahkemesi, Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 2, Havîn 2005, s. 70. 

[41] Têgeyîştina Rastî, j.: 1, Rojî Sêşem, 1ê Kanûna Sanî 1918, Bexda.

[42] Têgeyîştina Rastî, j.: 65, Duşem, 27ê Kanûna Sanî 1919, Bexda.

[43] Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme 8ê Zilhîceya 1340 (2ê Agustosa 1322).

[44] Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Bihar 2005, s. 70.

[45] Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme 8ê Zilhîceya 1340 (2ê Agustosa 1322).

[46] a.g.e., s. 3.

[47] Rojî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşem 25ê Rêbîûl Ewel a 1341an (15ê Çirîya Pêşî 1922an)

[48] a.g.e.

[49] Cemal Xeznedar, Rojî Kurdistan (1922-2923), Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Bihar 2005, s. 94

[50] Bangî Heq, Sal: 1, Jimar: 1, 28 Mart 1339/11 Şaban 1341’te (29 Mart 1923).

[51] a.g.e.

[52] Ûmîdî Îstiqlal, Sal: 1, Jimar: 1, Pêncşem, 20 Eylûl 339 (20 Eylül 1923).

[53] Sidiq Salih, a.g.e., s. 134.

[54] Ûmîdî Îstiqlal, Sal: 1, Jimar: 1, Pêncşem, 20 Eylûl 339 (20 Eylül 1923), s. 3 

“Îrade
Li itbaya xizmetkar û memûrên min, her kesê xedir an neheqiyekê kir, bêteredût bi serbestî bêt mureceet bi dîwana herbê bike, amirê wirê, li dîwana herbê doz dike, kesên ku li milet û ehalî xedir an neheqiyê bike, bi cezayê şedîd tê cezakirinê.

Melîkê Kûrdistan Mehmûd”.

[55] Dılşad Fırat & Dılhad Fırat, Şeyh Said Oğlu Şeyh Ali Rıza Hatıraları: Babam Şeyh Said, 40 Kitap Yayınları, Ankara, 2022, s. 68.

[56] Dîyarî Kurdistan, jimar: 8, 4ê Temûza 1925, s. 24.

[57] Dîyarî Kurdistan, jimar: 7, 4ê Temûza 1925, s. 48.

[58] Dîyarîyî Kurdistan, Sal: 1, Sayı: 3, Duşeme, 13 Nisan 1341 (1925).

[59] Vanlı M. Selim, Hayatî İhtiyaçlarımızdan: Milli Tarih ve Milli Coğrafya, Dîyarîyî Kurdistan, Jimar (Sayı): 9, 28 Eylül 1925, Bağdat, s. 25-32.

[60] M. S. Lazarev, a.g.e., s. 167.

[61] a.g.e., s. 173.

[62] Refik Hilmi, a.g.e., s. 60-61.

[63] Vladimir F. Minorsky, Musul Sorunu, Avesta Yayınları, İstanbul, 1998, s. 31.