Devlet tarafından başlatılan “Terörsüz Türkiye Süreci” ilk meyvesini Suriye’de (Batı Kürdistan’ın Suriye devletine entegre edilmesi…) verdi. Sürecin en önemli motivasyon kaynağı olan ‘ulusal statüsüz çözüm’ konusunda devlet şimdilik amacına ulaşmış oldu. Paradoks gibi görünse de devlet kadar PKK de (misyonunun gereğini yaptı) amacına ulaşarak Abdullah Öcalan’ı mahcup etmemiş oldu.
Suriye’de entegrasyon, devletin başlattığı “Terörsüz Türkiye” açılımının Kuzey ile sınırlı olup olmadığı, dört parça Kürdistan’ı kapsayıp kapsamadığı tartışmalarına da açıklık getirmiş oldu. Zaten “Terörsüz Türkiye” açıklamasının devamında “Terörsüz Bölge” söyleminin devreye sokulmasıyla hedefin dört parça Kürdistan olduğu açıktı. Bu açıklığa rağmen PKK/DEM sözcülerinin ‘masada/pazarlıkta Rojava yok’ açıklamaları ve bunda ısrar etmeleri aklayıcıları da cesaretlendirdi; ‘Rojava’nın Öcalan tarafından satılması’ iddialarının komplo teorisi olduğunu ve bunu dillendirenlerin “süreç/barış karşıtı” Kürd milliyetçileri olduklarını dillendirdiler…
PKK’nin devletle anlaşması; uzantısının da Suriye devletine entegre olması farklı kesimleri farklı nedenlerle rahatsız ettiği gibi farklı kesimleri farklı nedenlerle memnun da etti. MİT denetiminde yapılan İmralı-Kandil görüşmesinin tutanaklarının sızdırılıp yayınlanmasını da süreç karşıtı “Kürd milliyetçilerine” bağlamaya çalışan PKK/DEM, tutanakların masada oturanlardan sızdığı gerçeğini perdelemeye çalışıyorlar. Dahası, tutanakları yayınlayan sitenin (Rasti) PKK/DEM’in arka bahçesi olduğu; Abdullah Öcalan’ın savunulamayacak duruma gelmesi durumunda kurumsal kimliğe zarar gelmeden Demirtaş’ı “yeni kurtarıcı” olarak piyasaya sürmeye çalışan, PKK/DEM’in B planına göre siyaset yapan insanlar olduğu apaçık ortada iken, ulusal talepli Kürdleri hedef gösterip sindirmeye çalışmaları ahlaksızlıktan başka bir şey değildir. PKK/DEM ve aklayıcıları herkesi çirkinliklerine ortak etmek için ‘ya bizdensin ve Öcalan’ı kutsayacaksın, ya da süreç/barış karşıtısın’ ikilemine sıkıştırmak istiyorlar. Bu sıkıştırmaya prim vermeyen herkesi “Kürd milliyetçisi” ilan ederek kendilerine yakışan bir strateji izliyorlar…
Peki her olumsuzluğun nedeni olarak görülen Kürd milliyetçiliği nedir?
PKK/DEM, Kürdlerin her türlü ulusal hak/statü talebini “milliyetçilik” kategorisi içine yerleştirip ezilen ulus milliyetçiliğini de egemen milliyetçilik/ırkçılık/gericilik ile özdeşleştiriyor. Böyle yaparak entegrasyon dışı her düşünceyi mahkûm ederek robotlaşan taraftarlarını ve gelişmişlik/entelektüellik edasıyla “her türlü milliyetçiliğe karşıyım” söylemiyle var olmaya çalışan lümpen solcuları etkilemeye çalışıyor; ne yazık ki bunda da başarılı oldu bugüne kadar.
Her şeyden önce ezilen ulus milliyetçiliğinin bir ideoloji olmayıp, kendini korumaya yönelik bir refleks, bir reaksiyon olduğu gerçeğini göz ardı eden PKK/DEM ve müttefiklenin, hayatta kalabilmek için reaksiyon gösteren ezilen ulus reflekslerini, onları tarihten silmeye çalışan egemen milliyetçi ideolojiyle özdeşmiş gibi göstermeye çalışması tarihsel bir gerçekliğin ahlaksızca çarpıtılmasından başka bir şey değildir.
Kimler Devlete Tapıyor?
Devletin bir baskı aracı olduğu gerçeği, onun toplumsal gelişim yasalarının bir sonucu olarak varlık kazandığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. ‘Devletin doğa üstü bir güç veya toplumun ortak iradesiyle ortaya çıkmadığını, ekonomik ve toplumsal gelişim süreçlerinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığını; devleti ortaya çıkaran koşulların (sınıfların) ortadan kalkmasıyla devletin de ortadan kalkacağı’ düşüncesi Marksizmin kurucularına aittir. Marks, Engels liderinizce aşıldığı(!) için size referans olmayabilirler; Yeryüzünün Lanetlileri kitabında Sartre’in yazdığı önsöze bakarsanız, ezilen ulus milliyetçiliğine devrimci bir yaklaşımın nasıl olması gerektiğini görürsünüz. Kürdlerin ulusal haklarına/devletleşmesine karşı çıkmak, toplumsal/tarihsel gelişim yasalarını yok saymak demektir. ‘Her ilerlemenin aynı zamanda bir gerileme içerdiği’ gerçeği en çok devlet için geçerlidir. Evet devlet bir baskı aracıdır ama aynı zamanda toplumların gelişiminde de önemli ve zorunlu bir aşamadır. Tarihsel, toplumsal bir varlık olarak insan, ulusal kurumları (dil, tarih, sanat v.s.) olmadan doğal gelişimini sürdüremez. Bu kurumların varlığını ve üretkenliğini sürdürebilmesi için de kendi topraklarında söz sahibi/egemen olması gerekiyor. Bu talep devlet tapımcılığı değil, ulusal varlığını ve gelişimini sürdürebilmenin gereğidir. Dahası bu talep hem insani hem de devrimci bir taleptir. İlerici-gerici olmanın bir kriteri de, statükoya karşı çıkmak ile statükoyu korumaya çalışmaktır. Egemen devletlerin sınırlarını koruyarak statükodan yana tutum almış oluyorsunuz; ulusal talepli Kürdler ise statükoda delikler açmaya çalışıyor; bu kriterde de, tüm devrimci(!) söylemlerinize karşın aslında gerici/tutucu olduğunuz görülüyor…
Bütün söylemleri gibi “devlet karşıtlığı” söylemleri de gerçeklikten ve insanlıktan kopmuş duygu ve düşüncelerin bir sonucudur. Taptıkları liderleri en büyük devlet tapımcısı iken, PKK/DEM’in, “devlet karşıtlığı(!) söyleminin altında yatan gerçek nedeninin Kürdlerin devletleşmesine karşıt olmalarından başka bir şey değildir. 17 Eylül 2008 tarihli görüşme(!) notlarında ‘devletleşmeye karşı olduğunu’ açıkça söyleyen Öcalan, 24 Ekim 2008 tarihli açıklamasında ise, “Ben her türlü milliyetçiliğe karşıyım. Türk, Kürt, Arap, Alman milliyetçiliği fark etmez. Hepsine karşıyım, her türlü milliyetçiliği lanetliyorum” demişti. Burada çok bilinçli olarak ezilen ulus milliyetçiliğini, faşizm ve soykırım/katliamlarla özdeşleşmiş egemen milliyetçiliklerle birlikte anarak içindeki Kürd düşmanlığını kusmuştu. Ve Önderiniz ‘devletin güçlü bir ayağı’ olmak için MHP ile milliyetçilik yarışına girerek ‘her türlü milliyetçiliğe karşı olmadığını, sadece Kürdlerin ulusal taleplerine karşı olduğunu ispatlamış oldu. Sizler Abdullah Öcalan’a taparken, onun da egemen devlet(ler)e taptığını, dolayısıyla katmerli bir şekilde devlet tapımcısı olduğunuzu gösterdiniz…
“Süreç” Kimleri rahatsız ediyor?
PKK’nin misyonunu bilen ulusal talepli Kürdler, hem Türkiye hem de Suriye’deki gelişmeler karşısında en huzurlu ve en rahat kesimdir. PKK’nin taşeron bir örgüt olduğunu ve misyonunun da Kürdlerin ulusal kazanımlarına karşı savaşmak olduğunu bilen Kürdler, PKK’nin devlet(ler)le anlaşmasını/silahsızlanmasını olumlu bir gelişme olarak görüyor. PKK misyonunun alenileşmesi geciktiği için belki hayıflanıyorlardır o kadar. Karşı oldukları şey, PKK’nin yıllardır silahla yarattığı tahribatları; bundan sonra yalanlarla, manipülasyonlarla, duygu sömürüsüyle, “kutsal/dokunulmaz” değerler alanı yaratarak demokratik(!) tahribatlarına devam etmek istemesinedir. Silahlı varlığını da sorgulayan/eleştiren bu kesim, silahsız varlığını da sorgulamaya/eleştirmeye devam etmek istiyor. Çünkü sorun PKK’nin savaşıp savaşmamasında değil, kirli misyonundadır…
Rojava Gerçeği
“Arap baharının” başlamasıyla oluşan De Facto sonucu Kürdlerin ulusal kazanımlar elde edebileceği bir zemin oluşmuştu. Ancak PKK’nin Esad ile anlaşarak ve Esad adına Rojava’yı kontrol etmesiyle olası ulusal kazanımların önüne geçilmiş oldu. Bu nedenle Kürdler yeni durumda bir şey kaybetmedi, PKK’nin Rojava’da güç olmasıyla kaybetmişlerdi zaten., Batı Kürdistan’dan en büyük göç/ kaçış PKK’nin söz sahibi olduğu dönemde yaşandı; binlerce çocuk kaçırılarak savaşta barbarlara yem yapıldı; vergi adı altında Kürdler haraca bağlanırken, farklı düşünen Kürdlere karşı işkence, gözaltı ve öldürmeler sistematik olarak yaşandı; Okullarda Öacalan’ın “kutsal ayetleri” ile insanlara eğitim(!) verildi; Esad’ın kurumları son güne kadar varlığını sürdürdü; Esad düştükten/kaçtıktan sonra heykeline saldırarak Esad’a karşı oldukları mesajı verilmeye çalışıldı… Bu gerçekliği bilenler açıcından devlete entegre olmanız rahatsız edici olamaz ki!
Rahatsız olanlar veya olması gerekenler,
PKK/PYD’deye ulusal hareket/özgürlük hareketi diyerek kazanımlardan dem vuranlardır;
Sosyalist dayanışma söylemleriyle önce Esad’a bekçilik yapıp devamında ABD denetimindeki petrol rafinelerini korumaya çalışan “enternasyonalist” ortaklardır; kıtlık yaşanırken kaçak petrolü tankerlerle satıp palazlananlardır; “özgür basın” adı altında Rojava gerçekliğini/cehennemini “cennet” olarak pazarlayanlardır; kendilerine “Kürdistani” deyip Mazlum Abdi’ye yeni kurtarıcı misyonu yükleyerek general güzellemesi yapanlardır; Türkiye’deki defolarını ‘Rojava kazanımı” söylemiyle örtmeye çalışanlardır; “birlik zamanıdır” söylemiyle PKK/PYD’ye güç verenlerdir…
Sizi Bu Kadar Huzursuz Eden Kürd Milliyetçileri Kimlerdir?
Hedefe koyduğunuz Kürd milliyetçilerinin, ulusal haklardan dem vurup kendilerine “Kürdistani” diyen partiler/örgütler olmadığı açıktır; çünkü onlar ya halen partinizde milletvekili, belediye başkanı, ya geçmiş dönemde bu görevlerde bulunmuş, ya da sizden görev bekleyen aklayıcılardır. Korktuğunuz kişiler, dijital medyada birey olarak düşüncelerini ifade eden, sizi deşifre eden, yalanlarınıza ortak olmayan, misyonunuzu bilen ve size itaat etmeyen insanlardır sadece. Bu insanlar içinde dincisi, dinsizi, anarşisti, liberali, sosyalisti, muhafazakarı var ve çoğu da birbirini tanımıyor, ya da sadece sosyal platformlarda tanışıyorlar. Örgütlü olmayan bu kesimin gücünden değil, doğru yerde duruşlarından, gerçekliği yüzünüze çarpmalarından, maskenizi düşürmelerinden ve size itaat etmemelerinden dolayı korkuyorsunuz/hedef gösteriyorsunuz. Çünkü doğruları dillendirerek sizi teşhir ediyorlar…
PKK/DEM, geçmişte silahla/tehditle yaptığını yeni dönemde duygu sömürüsüyle yapmaya çalışacağını “taziye çadırlarıyla” göstermiş oldu. Her gün onlarca kişinin hayatını kaybettiğine dair açıklamalar yapıyorlar. Gençleri, (ki çoğu çocuk yaşta) zılgıtlarla dağa/ölüme gönderip Öcalan kültüne taze kan vermeleri yetmiyormuş gibi, lütufta bulunurcasına onları “şehit” ilan ederek ölümlerinden de yararlanmaya çalışıyorlar. Taziyelerde yapılan konuşmaların içeriği ve Öcalan posterinin baş köşede yerini alması, amacın anma olmadığını göstermeye yetiyor. Bu duygu sömürüsü oyununa ve benzer sömürü alanlarına prim vermemek onurlu bir duruşun göstergesi olacaktır.
Sonuç olarak; Ulusal talepli Kürdler süreçten rahatsız olmadıkları gibi süreci sabote edecek güce de/isteğe de sahip değiller. Belediyelerde başlayan rant, Ankara’da taht kavgaları; kim kimi sattı/satacak hesapları PKK/DEM’in ve müttefiklerinin iç sorunudur; suçladıkları Kürdleri ilgilendiren bir şey yok…
27.08.2026
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.