Giriş: Ulus-Devletin Kuramsal Çerçevesi
Ulus-devlet, sabit ve kurucu ögeler ile siyasal rejime ve tarihsel koşullara göre değişebilen özelliklerin bütünselliğinden oluşan bir siyasal örgütlenmedir. Bu yapı iki temel düzlemden meydana gelir. Birincisi, ulus, ülke ve egemenlik ögelerinden oluşan ulusal örgütlenme; ikincisi ise bu ögelerin belirli bir siyasal ve yönetsel yapı içerisinde örgütlenmesini sağlayan idari örgütlenmedir. Bu iki düzlem arasındaki ilişki basit bir birliktelik değil, birbirini tamamlayan bir bütünlük ilişkisidir.
Ulus-devletin üç temel ve kurucu ögesi ulus, ülke ve egemenliktir. Bunlar, siyasal örgütlenmenin niteliği ne olursa olsun —kapitalist, sosyalist, üniter, federal, teokratik veya başka bir biçimde— devletin varlığını mümkün kılan temel ögelerdir. Bir devletin siyasal varlık kazanabilmesi için belirli bir toplumun, belirli bir ülke üzerinde egemenlik kurması ve bu egemenliğin kurumsallaşması gerekir. Bu nedenle bu üç ögeden herhangi birini tali, ikincil veya yalnızca idari bir unsur olarak değerlendirmek, devletin siyasal kuruluş mantığını eksik açıklamak anlamına gelir.
Bu kurucu ögelerin yanı sıra devletin belirli özellikleri bulunmaktadır. Devletin rasyonel örgütlenmesi, pozitif hukuk düzeni, yasal-ussal meşruiyet ve yurttaşlık kurumu ile meşru şiddet tekeli bu özelliklerin başlıcalarıdır. Bunlar devletin kurucu ögeleri gibi değişmez değildir; siyasal rejime ve tarihsel koşullara göre farklı biçimler alabilir.
Bu çerçevede ulus-devlet, belirli bir ulusal toplumun belirli sınırlarla tanımlanmış bir ülke üzerinde egemenlik kurduğu ve bu egemenliği rasyonel örgütlenme, pozitif hukuk ve meşru şiddet tekeli aracılığıyla kurumsallaştırdığı siyasal örgütlenme olarak tanımlanabilir.
Buradan hareketle ulusal sorunun temelini yalnızca kültürel kimlik, dil veya bireysel haklar düzeyinde ele almak yeterli değildir. Sorunun esas siyasal boyutu, ulusal toplumun kendi ülkesi üzerindeki siyasal statüsü ve egemenlik ilişkisi ile ilgilidir.
1. Ulusal Sorun: Ülke, Egemenlik ve Siyasal Statü
Baskı altında tutulan bir ulusal toplumun ulusal kurtuluş mücadelesi, bu çalışmanın kuramsal yaklaşımında, öncelikle kendi ülkesi üzerinde siyasal egemenlik kurma mücadelesidir. Burada ülke yalnızca üzerinde insanların yaşadığı fiziksel bir coğrafya değildir; ulusal toplumun siyasal varlığının ve egemenlik hakkının maddi temelidir.
Bu nedenle ulusal sorun, yalnızca kültürel farklılıkların tanınması veya bireysel hakların genişletilmesi sorunu olarak görülemez. Ulusal toplumun kendi ülkesi üzerindeki siyasal statüsünün ne olacağı, egemenliğin kim tarafından ve hangi siyasal ilkelere göre kullanılacağı sorunun merkezinde yer alır.
Bu yaklaşım açısından Kürd ulusal sorununun yalnızca mevcut devletlerin sınırları içerisinde kültürel hakların genişletilmesine indirgenmesi, sorunun siyasal ve egemenlik boyutunu dışarıda bırakmaktadır. Böyle bir yaklaşım, Kürdleri siyasal özne ve kurucu toplum olarak değil, mevcut devletlerin sınırları içerisinde hak talep eden bir azınlık olarak konumlandırabilir.
Dolayısıyla ulusal-demokratik siyaset açısından temel sorun, Kürd ulusal toplumunun kendi ülkesi üzerindeki siyasal statüsünün ve egemenlik hakkının nasıl kurulacağıdır.
Bu noktada ulusal siyasetin önünde iki temel siyasal seçenek bulunmaktadır: bağımsız bir devlet kurmak veya kendi ülkesi üzerinde kurucu egemenliğini gerçekleştirerek eşit ve eşdeğer bir siyasal özne olarak ortak demokratik-federal bir yapı kurmak.
2. PKK Paradigmasının Tarihsel ve Siyasal Çerçevesi
PKK, 1970'li yılların sonlarında şekillenen ve 1984'ten itibaren partizan silahlı mücadeleyi temel siyasal mücadele yöntemlerinden biri haline getiren bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Hareketin başlangıç dönemindeki temel hedeflerinden biri bağımsız ve birleşik Kürdistan'ın kurulmasıydı.
PKK, stratejik yaklaşımını Türkiye'yi “yarı sömürge”, Kürdistan'ı ise “yarı feodal” bir toplum olarak tanımlayan dönemin Türk milli demokratik devrimci akımlarının tezleri üzerine kurmuş ve bu siyasal yaklaşımı Kürdistan'a taşımıştır.
Bu yaklaşımın temel sorunu, Kürd ulusal sorununu kendi özgül tarihsel ve siyasal gerçekliği içerisinde ele almak yerine, Türkiye'deki devrimci siyasal akımların toplumsal çözümlemeleri üzerinden açıklamasıdır. Türkiye mali bakımdan emperyalizme bağımlı olsa da siyasal anlamda bağımsız, gelişmiş kapitalist ilişkilere sahip bir ulusal burjuva diktatörlüğüdür. Kürdistan'ın temel sorunu ise “feodal” kalıntıların temizlenmesi veya sömürgeci devletten demokratik hakların talep edilmesiyle sınırlı değildir. Sorunun merkezinde, baskı altında tutulan Kürd ulusal toplumunun kendi ülkesi üzerindeki siyasal statüsü ve egemenlik hakkı bulunmaktadır.
Kürdistan'ın kuzeyindeki PKK dışındaki Kürd ulusal siyasal akımları, Kürdistan Demokrat Partilerin ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO )çevresindeki siyasal-teorik ve siyasal-pratik faaliyetler içerisinden ortaya çıkmıştır. Bu nedenle PKK'nin Kürd ulusal hareketi içerisindeki yeri, hareketin bütününü temsil eden tek ve doğal siyasal çizgi olarak değil, belirli bir tarihsel dönemde ortaya çıkan özgül bir örgütsel ve siyasal paradigma olarak değerlendirilmelidir.
Buradaki temel sorun, PKK'nin partizan silahlı mücadeleyi bırakması değildir. Tersine, partizan silahlı mücadeleden vazgeçilmesi, ulusal-demokratik siyaset açısından olumlu bir gelişme olarak görülebilir. Eleştiri, partizan silahlı mücadelenin kendisinin siyasal özneleşme bakımından taşıdığı yapısal sorunlara yöneliktir.
3. Partizan Silahlı Mücadele ve Siyasal Öznenin İkamesi
Ulusal-demokratik siyaset, partizan silahlı mücadeleyi yalnızca silahlı bir yöntem olduğu için değil, siyasal öznenin ulusal toplumdan silahlı örgüte, örgüt yönetimine ve nihayet liderlik makamına doğru kaymasına yol açabilecek bir siyasal örgütlenme biçimi olduğu için reddeder.
Buradaki temel sorun silahın kendisinden önce, siyasal öznenin kim olduğudur.
Ulusal-demokratik siyasette siyasal özne örgütlenmiş ulusal toplumdur. Parti, örgüt ve siyasal kadrolar toplumun siyasal iradesini örgütleyen ve ifade eden araçlardır; toplumun yerine geçemezler.
Partizan silahlı mücadelede ise silahlı örgütün örgütlenme, karar alma, disiplin ve güvenlik zorunlulukları siyasal karar mekanizmasını giderek merkezîleştirebilir. Böylece toplumun siyasal öz-eylemi yerine örgütün eylemi geçebilir.
Bu ikame üç aşamada ortaya çıkabilir:
Toplumun yerine örgütün geçirilmesi;
Örgütün yerine örgüt yönetiminin geçirilmesi;
Örgüt yönetiminin yerine liderlik makamının geçirilmesi.
Bu durumda ulusal toplumun siyasal iradesi, kendi örgütlediği siyasal mekanizmalar aracılığıyla belirlenmek yerine, örgütsel karar mekanizmalarının sonucuna indirgenir.
Ulusal-demokratik siyaset bu nedenle partizan silahlı mücadeleyi reddeder. Bu yaklaşım, savaş yanlısı bir tutumun karşıtı olmakla sınırlı değildir; siyasal karar ve iktidarın silahlı örgütün elinde merkezileşmesine karşı çıkan demokratik bir siyaset anlayışıdır.
Partizan Mücadelenin Nesnel Koşullarının Değişmesi
Partizan silahlı mücadelenin reddedilmesinin ikinci nedeni, bu yöntemin dayandığı toplumsal ve teknolojik koşulların büyük ölçüde değişmiş olmasıdır.
1960'lardan itibaren Kürdistan'ın kuzeyinde hızlı kentleşme ve ekonomik dönüşüm gerçekleşmiştir. Kürd nüfusunun önemli bir bölümü kentlerde yaşamaya başlamış; kırsal alan ile kent arasındaki ekonomik, lojistik ve toplumsal ilişki büyük ölçüde tersine dönmüştür. Kırsal alanın ekonomik ve toplumsal yaşamı giderek kentlere bağımlı hale gelmiştir.
Bu dönüşüm, klasik partizan mücadelenin ihtiyaç duyduğu geniş, kendi kendine yetebilen ve kentlerden görece bağımsız bir kırsal toplumsal zemini önemli ölçüde daraltmıştır.
Bunun yanında ulaşım, haberleşme, gözetleme ve askerî teknolojilerdeki gelişmeler, silahlı küçük grupların kırsal alanlarda uzun süreli ve bağımsız bir mücadele yürütmesini geçmiş dönemlere göre çok daha zor hale getirmiştir. Modern ulaşım ve iletişim ağları, kırsal alanı merkezi yönetimin denetim kapasitesinden yalıtılmış bir mücadele alanı olmaktan büyük ölçüde çıkarmıştır.
Dolayısıyla partizan silahlı mücadele, yalnızca siyasal öznenin ikamesi bakımından değil, günümüzün toplumsal ve teknolojik koşulları bakımından da ulusal kurtuluşun gerçekçi ve etkili bir siyasal stratejisi olma niteliğini büyük ölçüde yitirmiştir.
Kitlesel Demokratik Siyasal Mücadele
Ulusal-demokratik siyaset, partizan silahlı mücadele yerine kitlesel, demokratik ve çoğulcu siyasal mücadeleyi esas alır.
Burada siyasal mücadelenin temel gücü silahlı bir örgütün kapasitesi değil, örgütlenmiş ulusal toplumun kendi siyasal iradesi ve kitlesel öz-eylemidir. Siyasal değişimin taşıyıcısı örgütün silahlı gücü değil, kendi geleceği hakkında karar verme iradesine sahip siyasal toplumdur.
Bu nedenle kitlesel siyasal mücadele yalnızca bir mücadele yöntemi değildir; aynı zamanda siyasal öznenin niteliğini belirleyen demokratik bir ilkedir. Ulusal toplumun geniş kesimlerinin doğrudan siyasal eyleme katılması, egemenlik talebini örgütsel bir talep olmaktan çıkararak toplumun ortak siyasal iradesine dönüştürür.
Ulusal-demokratik siyasette siyasal örgüt, örgütlenmiş ulusal toplumun yerine geçen bir özne değil, onun siyasal iradesini örgütleyen ve ifade eden araçtır.
Bu nedenle ulusal kurtuluşun siyasal öznesi örgüt ya da örgüt yönetimi değil, kendi siyasal iradesini oluşturmuş ve bu irade doğrultusunda örgütlenmiş ulusal toplumdur.
4. Örgütsel İkamecilik, Sekterizm ve Ulusal Birlik Sorunu
Ulusal-demokratik bir kurtuluş siyaseti, baskı altında tutulan ulusal toplumun farklı siyasal, toplumsal, sınıfsal, kültürel ve ideolojik kesimlerinin ortak bir siyasal irade oluşturmasını gerektirir.
Ulusal hareketin temel görevi, toplum içerisindeki farklılıkları ortadan kaldırmak değil; bu farklılıkları kurucu eşitlik ve ortak siyasal amaç temelinde demokratik bir birlik içerisinde örgütlemektir.
Bu nedenle ulusal birlik, tek örgütlü yapı anlamına gelmez. Tam tersine, farklı siyasal eğilimlerin, toplum kesimlerinin ve örgütlerin ortak ulusal amaçlar etrafında demokratik biçimde bir arada bulunabilmesini gerektirir.
PKK paradigmasına yöneltilen temel eleştirilerden biri, bu çoğulcu ulusal birlik anlayışı yerine belirli bir örgütün ulusal hareket üzerindeki siyasal üstünlüğünü esas alan bir örgütlenme anlayışının gelişmiş olmasıdır.
Kendisiyle aynı çizgide olmayan Kürd siyasal hareketlerinin dışlanması, rakip siyasal yapıların tasfiye edilmesi ve farklı siyasal eğilimlerin ulusal hareketin meşru unsurları olarak kabul edilmemesi, ulusal birliğin demokratik temelde kurulmasını güçleştirir.
Bu nedenle sekterizm yalnızca örgütsel bir sorun değildir. Doğrudan doğruya ulusal toplumun siyasal özneleşmesini ve farklı toplumsal kesimlerin ortak siyasal irade oluşturmasını zayıflatan bir sorundur.
Ulusal-demokratik siyaset açısından temel ilke şudur:
Örgüt toplumu temsil eder; toplum örgütü belirler.
Bu ilişkinin tersine çevrilmesi halinde örgütsel iktidar toplumsal iradenin üzerine çıkar ve siyasal örgüt, toplumun aracı olmaktan çıkarak toplum üzerinde karar veren bir özneye dönüşür.
5. KCK Paradigması, Siyasal Öznenin Merkezileşmesi ve Ulusal Egemenlik Sorunu
PKK paradigmasının geçirdiği dönüşümün en açık biçimde görüldüğü alanlardan biri, Abdullah Öcalan'ın ve KCK'nin ulusal sorun karşısındaki güncel yaklaşımıdır.
Öcalan'ın 26 Şubat 2025 tarihli açıklamasında ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümlere ilişkin şu değerlendirme yer almaktadır:
“Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.”
Bu değerlendirme, yalnızca belirli bir döneme ilişkin taktik bir açıklama olarak değil, PKK paradigmasının ulusal soruna yaklaşımında ortaya çıkan temel dönüşümün ifadesi olarak ele alınabilir. Çünkü burada yalnızca bağımsız ulus-devlet seçeneği değil; federasyon ve idari özerklik gibi farklı siyasal statü biçimleri ile kültürel çözüm seçenekleri de reddedilmektedir.
Ulusal-demokratik siyaset açısından sorun tam da burada ortaya çıkmaktadır. Bir ulusal toplumun siyasal varlığının kabulü yalnızca kültürel hakların veya bireysel özgürlüklerin tanınmasıyla sınırlı değildir. Ulusal toplumun kendi siyasal iradesini oluşturması, kendi ülkesinin siyasal statüsü üzerinde söz sahibi olması ve egemenliğin kuruluşunda kurucu bir özne olarak tanınması gerekir.
Bu nedenle farklı siyasal statü seçeneklerinin önceden ve kategorik biçimde reddedilmesi, ulusal toplumun kendi geleceğine ilişkin siyasal iradesinin sınırlandırılması anlamına gelebilir.
KCK'nin Örgütsel Yapısı
Bu dönüşümün örgütsel karşılığını KCK'de görmek mümkündür.
KCK (Koma Civakên Kurdistan) 2005 yılında oluşturulmuş ve PKK ile bağlantılı farklı örgütsel yapıları ortak bir çatı altında birleştiren bir yapılanma olarak ortaya çıkmıştır. Kendi tanımında amaç “demokratik konfederalizm” olarak ifade edilmektedir. Bu model, “devletsiz, toplumsal öz-yönetime dayalı ve tabandan tavana örgütlenen bir sistem” olarak tanımlanmaktadır.
Ancak KCK'nin kendi örgütsel belgelerinde yer alan bazı hükümler, bu tanım ile karar mekanizması arasında tartışılması gereken bir ilişki ortaya koymaktadır.
KCK Sözleşmesi'nin 11. maddesinde Öcalan'a ilişkin olarak şu ifade yer almaktadır:
“Her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur. Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin temel politikaları gözetir ve temel konulardaki en son karar merciidir.”
Bu hüküm, ulusal-demokratik siyaset açısından önemli bir çelişkiye işaret etmektedir. Bir taraftan siyasal sistem “tabandan tavana” örgütlenme ve toplumsal öz-yönetim iddiasıyla tanımlanırken, diğer taraftan Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin “temel konulardaki en son karar mercii” olarak bir önderlik kurumunun belirlenmesi, siyasal karar yetkisinin toplumdan örgütsel önderliğe doğru taşınması sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Buradaki temel sorun yalnızca örgütün merkeziyetçi olup olmaması değildir. Daha önemli sorun, Kürd ulusal toplumunun siyasal özne olarak konumunun ne olduğudur.
Demokratik bir ulusal siyaset anlayışında ulusal toplum, kendi geleceğine ilişkin temel kararların sahibi olmalıdır. Örgütler ise bu siyasal iradenin araçlarıdır. Örgütün veya örgüt liderliğinin ulusal toplum adına “son karar mercii” haline gelmesi durumunda araç ile özne arasındaki ilişki tersine dönmektedir.
Bu nedenle ulusal-demokratik siyaset, partizan silahlı mücadeleyi yalnızca bir savaş yöntemi olduğu için değil, siyasal öznenin örgüt tarafından ikame edilmesine yol açabilecek bir örgütlenme biçimi olduğu için reddeder.
KCK'nin Ulusal Soruna Yaklaşımındaki Dönüşüm
Öcalan'ın son dönem açıklamaları ile KCK'nin örgütsel yapısı birlikte değerlendirildiğinde, PKK paradigmasının başlangıçtaki “bağımsız birleşik Kürdistan” hedefinden giderek uzaklaştığı görülmektedir.
Buradaki temel dönüşüm yalnızca stratejik hedefin değiştirilmesi değildir. Daha önemli olan, Kürd ulusal sorununun siyasal statü ve egemenlik sorunu olmaktan çıkarılarak demokratikleşme, entegrasyon ve bireysel haklar çerçevesinde yeniden tanımlanmasıdır.
Nitekim kamuoyuna yansıyan 2 Ağustos 2026 tarihli İmralı görüşme notlarında Öcalan'a şu ifade atfedilmektedir:
“Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız.”
Bu ifade, doğrulanmış resmî bir metin olarak değil, kamuoyuna yansıyan görüşme notlarında Öcalan'a atfedilen bir ifade olarak değerlendirilmelidir. Ancak ifade doğru kabul edildiğinde, önceki dönemlerdeki siyasal hedeflerle karşılaştırıldığında önemli bir dönüşüme işaret etmektedir: Kürd ulusal toplumunun kendi egemenliğini kurması hedefinden, mevcut devlet yapısı içerisinde yeni bir siyasal rol üstlenmeye doğru bir yönelim söz konusu olmaktadır.
Ulusal-demokratik siyaset açısından burada temel ayrım, ortak siyasal düzen kurmak ile mevcut siyasal düzene entegre olmak arasındadır.
Birincisinde ulusal toplum kendi siyasal iradesini koruyarak eşit ve kurucu bir özne olarak ortak siyasal düzenin kuruluşuna katılır. İkincisinde ise mevcut egemenlik yapısı esas alınır ve ulusal toplum bu yapı içerisinde tanımlanır.
Bu nedenle KCK'nin “demokratik konfederalizm” kavramı yalnızca adına bakılarak değerlendirilmemelidir. Bir siyasal modelin demokratik niteliğini belirleyen, kullandığı kavramlar değil; egemenliğin kimde bulunduğu, temel kararların kim tarafından alındığı ve toplumun bu kararlara hangi mekanizmalarla katıldığıdır.
Ulusal-demokratik siyaset açısından ölçüt açıktır: Kürd ulusal toplumunun siyasal iradesi herhangi bir örgütün veya liderliğin iradesine tabi olamaz. Ulusal toplum kendi siyasal statüsü, ülkesel konumu, egemenlik biçimi ve geleceği hakkında karar verebilen kurucu siyasal özne olmalıdır.
6. Ulusal Sorunun Ehlileştirilmesi ve Siyasal Statünün Geri Plana İtilmesi
Ulusal sorunun yalnızca kültürel haklar, kimlik tanınması ve bireysel özgürlükler düzeyine indirgenmesi, mevcut siyasal ve ekonomik düzen içerisinde daha kolay yönetilebilir bir çerçeve oluşturabilir.
Bu durumda ulusal toplumun siyasal statüsü ve egemenlik sorunu tartışma dışına çıkarılırken; dil, kültür, bireysel haklar ve sınırlı idari düzenlemeler temel çözüm alanları haline getirilebilir.
Kültürel hakların tanınması kuşkusuz demokratikleşmenin önemli bir unsuru olabilir. Ancak bu hakların tanınması, ulusal toplumun siyasal statüsü ve egemenlik sorununu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Dolayısıyla ulusal sorunun kültürel haklar sorununa indirgenmesi, ulusal toplumun kurucu siyasal özne olma talebinin sınırlandırılması sonucunu doğurabilir.
Bu durum, ulusal hareketin mevcut devlet yapısına eklemlenmesi ve onun içerisinde yönetilebilir bir siyasal aktöre dönüştürülmesi biçiminde ortaya çıkabilir.
Ulusal-demokratik siyasetin amacı ise ulusal sorunu yalnızca yönetilebilir hale getirmek değil; kurucu eşitlik, eşdeğer siyasal statü ve uzlaşmacı demokratik egemenlik temelinde çözmektir.
Burada belirleyici soru şudur:
Kürd ulusal toplumu kendi ülkesi üzerinde siyasal egemenliğin kurucu öznesi olarak tanınıyor mu?
Eğer tanınmıyorsa, kullanılan siyasal kavram ne olursa olsun, ulusal sorunun siyasal özüne ulaşılmış değildir.
7. Ulusal-Demokratik Siyasetin Alternatifi ve Sonuç
PKK paradigmasına yöneltilen eleştirinin amacı, yalnızca partizan silahlı mücadeleden uzaklaşmayı veya devletle uzlaşmayı eleştirmek değildir. Tersine, temel amaç siyasal özneyi yeniden örgütlenmiş ulusal topluma kazandırmaktır.
Bu nedenle ulusal-demokratik siyaset, partizan silahlı mücadele yerine demokratik, kitlesel ve çoğulcu siyasal örgütlenmeyi esas alır.
Bu siyasetin temel unsurları şunlardır: ulusal toplumun siyasal özne olması; ulusal birlik ile siyasal çoğulculuğun birlikte kurulması; ulusal egemenlik hakkının esas alınması; kurucu eşitlik; eşdeğer siyasal statü; uzlaşmacı demokratik egemenlik; demokratik ve kitlesel siyasal örgütlenme; siyasal kararların toplumun demokratik iradesine dayanması.
Bu çerçevede ulusal-demokratik parti, ulusal toplumun yerine geçen bir öncü örgüt değil; ulusal toplumun demokratik siyasal iradesini örgütleyen ve onun tarafından denetlenebilen bir siyasal araç olmalıdır.
Ulus-devlet kuramı açısından bakıldığında ulusal sorunun temelinde ulus, ülke ve egemenlik arasındaki ilişki bulunmaktadır. Bu üç ögenin birbirinden koparılması, ulusal sorunun siyasal niteliğinin zayıflatılmasına yol açar.
Bu perspektiften değerlendirildiğinde PKK paradigmasına yöneltilen temel eleştiri, zaman içerisinde siyasal öznenin ulusal toplumdan örgütsel yapıya doğru kayması ve örgütsel özneleşmenin toplumsal özneleşmenin önüne geçme eğilimi taşımasıdır.
Ulusal-demokratik siyaset açısından ulusal kurtuluşun öznesi örgüt değil, örgütlenmiş ulusal toplumdur. Örgüt, parti veya liderlik ulusal toplumun yerine geçemez. Ulusal toplumun kendi siyasal iradesini özgürce oluşturması, farklı siyasal eğilimlerin bir arada bulunabilmesi ve ülkenin geleceğine ilişkin temel kararların toplumun demokratik iradesine dayanması gerekir.
Bu nedenle ulusal-demokratik siyaset, partizan silahlı mücadeleyi reddederken yalnızca savaş yanlısı bir siyasal çizgiye karşı çıkmaz; aynı zamanda siyasal iktidarın örgütsel merkezileşmesine ve ulusal toplumun siyasal özne olmaktan çıkarılmasına karşı çıkar.
Kürd ulusal sorununun demokratik çözümü açısından temel sorun, ulusal toplumu mevcut devletin sınırları içerisinde yalnızca kültürel veya bireysel haklar talep eden bir toplum olarak tanımlamak değil; onu kendi ülkesi üzerinde kurucu siyasal özne ve eşdeğer siyasal ortak olarak tanımaktır.
Bu nedenle ulusal-demokratik siyasetin temel görevi, Kürd ulusal toplumunun siyasal iradesini örgütsel ikamecilikten kurtarmak ve onu kurucu eşitlik, eşdeğer siyasal statü ve uzlaşmacı demokratik egemenlik temelinde yeniden örgütlemektir.
Bu çerçevede çözümün iki temel siyasal biçimi bulunmaktadır: bağımsız bir Kürd ulus-devletinin kurulması veya Kürd ulusal toplumunun kendi ülkesi üzerindeki kurucu egemenliğini güvence altına alan, eşit ve eşdeğer siyasal ortaklığa dayalı bir federal-demokratik siyasal düzenin kurulması.
Dolayısıyla sorun “savaş mı, barış mı?” ikiliğine indirgenemez. Asıl sorun, Kürd ulusal toplumunun siyasal özne olup olmayacağıdır.
Ulusal-demokratik siyasetin temel farkı da burada ortaya çıkmaktadır: Siyasal öznenin silahlı örgüt veya örgütler değil, demokratik biçimde örgütlenmiş ulusal toplum olduğu; egemenliğin örgüt yönetimine değil, toplumun demokratik siyasal iradesine dayandığı bir siyasal düzen.
24/8/Diyarbekir
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.