Kurdistan’ı teşkil eden Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbekir, Elazığ vilayetleri ihtiva ettikleri maden kaynakları ve tabii hazineler itibariyle Osmanlı memleketlerinin en zengin, kalkınmaya müsait kısımlarındandır.

Asırlardan beri tembellik içinde, bütün tabii kabiliyetlerine rağmen üstünde yaşayan insanları müreffeh bir hayat ile mesut edemeyen bu mübarek kıtaların kesin ve e’min gelişim adımlarıyla inkişafa başlaması zamanı yaklaşıyor. Her şeyden önce bu kıta üstünde yaşayan ve şimdiki savaşın muhtelif musibetlerinden pek ziyade mustarip olan Kürd ve Ermeni milletlerinin refaha ulaşmaları gereklidir.

Bu arzulanan refah ve saadete ulaşabilmek için oralarda tatbik edilecek aydın, çağdaş usullerin kabiliyetiyle uygun olacaktır. Bu usullerin milli ve ırki temayüllere mutabakatı lüzumu aşikârdır. Memleketin can damarları bilinmeli ve Kürdler ile Ermeniler bütün kabiliyet hayatiyetleriyle ileriye atılmalıdırlar.

Artık bu felaketlerden ders almak ve fırsatı zayi etmemek gerekir. 1328’de bundan tam altı sene önce Balkan uğursuz harbini müteakip büyük bir hekimimizle beraber “En büyük felaket, felaketlerden nasihat almaktır.” diye feryat etmiştik.

Bütün o endişeler maalesef en ufak bir uyanma eseri bile doğurmadı. Harici ve dahili düşüş, kesintisiz devam etti.

Fakat bugün öyle bir vaziyet karşısında bulunuyoruz ki ya bütün kudreti hayati ile hayat ve kudretimizle ileriye doğru fazilete, bayındırlığa, irfana -Turana değil- doğru atılmak veyahut yaşamak ve yaşatmak gayelerden sarfı nazar etmek icap etmektedir.

Biz felaketler, ıstıraplar, engeller önünde alnı açık ve sönmez bir azim ateşiyle dertlere deva aramak isteyen Kürd milletinin gençleri sıfatıyla ruhumuzu ümit ve metanetle dolduruyoruz.

Aşağıdaki satırlar Kurdistan hakkında serdettiği derin araştırmalarıyla meşhur Boynar Weylet’in eserinden alınmıştır.

Bu satırlar iman hararetiyle yanan Kürd gençliğinin feyizli ve mübarek Kurdistan dağları içinde bakir bir halde bulunan kuvvet ve servetini izhar edecektir. O kuvvet ve servet ki Osmanlı ailesinin Kürd zümresini memlekete imtiyazlı ve kıymetli hizmetler edebilmek iktidarıyla teçhiz edeceği muhakkaktır.

Kürd gençliğinin kuvvet kaynağı, doğal hazineleri ve madenleridir dedik. Maksadımız yanlış anlaşılmasın, manevi kuvvenin hissi, itikadi, fikri, iştirakta oturtulduğu apaçıktır. Fakat her yerde; maddi hatta manevi sahada bile para mühim bir rol oynadığı için bu suretle konuşmaya çalışıyoruz.

Unutmayalım ki artık ekonomi iş görecektir. Hakimiyet, ekonomiyi idare edebilen gücün elindedir… diyorlar.

Şunu hatırımızda tutalım ki bugünkü sosyal hayat müspet esaslar ve hesaplarla hareket ediyor. Bugünkü sosyal esasların hazırladığı yarınki uyanmada müspet hesaplara bina edilir.

İdrakimin yetişebildiği zirve budur. Bu sözler istikbale ait bir istek değil, gerçek bir hakikatin bariz adımıdır. Kurdistan vilayetlerinin bugünkü mahsulatını ve bu mahsulatın tarihini; sonra tabii servetini tetkik ve hesap etmek gerekir.

Gerçekten Kurdistan’ın şimdiki varidatıyla, mazideki varidatı hakkında malum olan hesaplar, efsaneden başka bir şey olamaz. Henüz belli bir şey bilmiyoruz. Yalnız eski tarihin sayfalarını işgal eden Ordu hükümetinin kudret ve haşmeti hakkında bazı tarih kırıntılarına tesadüf ediliyor.

Bunlara nazaran ordunun -Kurdistan’ın ilk asırlarında adlandırılma tarzı- pek zengin bir hükümet olması, en kuvvetli ihtimaller dâhilindedir. Bilhassa güney ciheti ile sahil hakkında birçok rivayetler dolaşıyor. Asuriler, güney yaylalarını pek ziyade methediyorlardı. Üçüncü Salmansar dönemine ait salnamelerde “ordu hükümetinin idaresinde olan geniş ve zengin yaylanın zaptı”, “servet ve memleketi bir derece zenginleştirdi” tarzındaki işaretler “bu arazinin ekildiğini gösterir. İlyada’nın nazım zihaşmeti de Malatya’nın bağ ve bahçelerini hayranlıkla terennüm etmiştir. Henüz mazinin bundan başka şahitlerine tesadüf edilmiyor.

Gerçek şu ki, bugünkü mahsulat bir hiçtir. İranlıların istilalarıyla eski servetini kaybeden bu bölge, İran istilasının ilk gününden itibaren tam 20 asır bir savaş içinde harap bir halde kalmıştır. Bu tahripkâr hayat dolayısıyla ahalinin nüfusu eksilmeye başlamış ve “çalışma karakteri”, “tembellik karakterine” dönüşmüştür.

İşte bu tesirledir ki maalesef bugün Kurdistan da işsiz bir ahali yaşatıyor ve genel çalışması “ölmeyecek kadar” dar bir sınır dâhilinde mahpus bulunuyor. Bu mıntıkada biraz önce zikredilen mütemadi taarruzlar neticesinde seyyar bir hale gelen aşiretler, şu anda o vaziyeti muhafaza ediyor.

Bugün bu tesirlere galebe edip Kürdleri toprağa, eve, köye, şehre raptetmek kesin bir zarurettir.

Wilyam Aswort bu büyük alim, Kürdü bağlamak istediğimiz aziz topraklar hakkında şu sözleri söylüyor:

Kurdistan, dağların silsileleriyle mahdut bir memlekettir. Bu bölgenin bir mahallinde vadilere tesadüf edilir. Bilhassa güney, kuzey ve şark cihetleriyle kuzeybatı kısmında zengin vadiler vardır. Yalçın kayalarla çevrili olan kısım, batı ve güneybatıdır.

Merkezdeki dağlar silsilesi arasında da geniş ve her çeşit hububata kabiliyetli vadiler bulunur.

Bu bölgenin madenleri ise, isminin siyaseti gibi pek meşhurdur. Mıntıkanın siyah dağları içinde pek yayılmış olan demir madenlerini, bakır, çinko ve zengin gümüş madenleri takip eder.

Mıntıkanın ormanlıklarındaki meyveler de pek ziyadedir. Bilhassa soğuk iklimlere mahsusu meyveleri nefis ve fazlaca yetişiyor.

Erizer Klos, Kurdistan’dan bahsederken: “Gürcistan’da yetişmiş zanolunan meyvelere tesadüf ettim” diyor ki hiç aldanmıyor. Kurdistan hakkında yaptığı tetkiklerle meşhur Rozaklay, “bu mıntıkayı anlayabilmek için, tabii servetini anlamalıdır” diyor. Gerçekten ne kadar doğru söylüyor.

Kurdistan vilayetleri arazi itibariyle şöyle teksim edilmiştir:

Vilayetler yüzölçümü

Erzurum 49.000

Van 39.000

Bitlis 28.000

Harput 16.000

Diyarbekir 75.000

Erzurum vilayeti: Geniş ovalara malik değildir. Yalnız güney ve güneybatı cihetlerinde bazı vadilerle bir yayla vardır. Erzurum’un tabii serveti 19.000 km2 vadi, 7.000 km2 yayla, 2700 km2 yakın miktarı da ormandır. Ormanlar dağ sırtlarında bulunuyor.

Van vilayeti: Erzurum vilayeti gibi dağlıktır. Bilhassa kayalık kısmı pek ziyadedir. Tabii serveti aşağıdaki gibidir.

Vadiler km2

Güney 8000

Doğu 2000

Kuzeybatı 3000

İngilizlerin tetkik hesaplarına göre 500 km2 de yayla vardır.

Harput vilayeti: Kurdistan mıntıkasının en taşlık yeridir. Tabii serveti aşağıda gösterilen yekûne alaşır.

Vadiler km2

Kuzeydoğu 900

Merkez 1000

Kuzey 800

Bitlis vilayeti: Bu vilayet diğer vilayetlerden zengindir. Bilhassa vadilik araziden sonra ovalar da tesadüf ediliyor. Ve Kurdistan’ın pek meşhur olan güney ovasının bir kısmı bu vilayet dâhilindedir. Yüzölçümü açıklanmıştı. Tabii serveti aşağıdaki yekûnde bulunmaktadır.

Arazi:

Ovalar Yüzölçümü

Güney 5000

Merkez 2000

Batı 2000

Kuzey 1000

Diyarbekir vilayeti: Bu vilayetin arazisi dağların birleştikleri mahallerdir. Arazinin yarısından fazlası dağlar ve kayalıklar teşkil eder. Fırat ve Dicle kenarında olan kısımlarında münbit bahçe ve vadiler tesadüf edilir.

Tabii serveti:

Arazi Yüzölçümü

Vadiler km2

Güney 3000

Kuzey 1000

Güneydoğu 2000

Batı 1000

Diyarbekir vilayeti; bir milyon koyunu otlatmaya müsait geniş bir merayı kapsıyor.

Arazinin şu tarz taksimini Osmanlı usullerinden iktibas ettik. Elimizde İngiliz ve Ruslar tarafından yapılan taksim tarzı, yararlı cetveller de vardır. Onları da ayrıca sunacağız.

Kurdistan arazisinin istikbali pek parlaktır. Bilhassa hububattan sonra dağlarında pek yaygın olan madenlere büyük sanayi mıntıkası olabilir. Belçika’ya ve İngiltere’nin Britanya İskoçya’sına pek büyük bir benzerlik arzeden bu mıntıkanın zengin demir, bakır, kurşun, gümüş, petrol madenleri ziyadesiyle bulunur. Hatta Rus mühendislerinden doktor İroniski “Kafkasya madenlerine dair yazdığı bir eserde diyor ki: “Kafkasya dağlarının Türkiye hududu içindeki silsilelerinde bulunan madenler, Kafkasya’da bulunmuyor. Kurdistan madenlerindeki damarlarla Kafkas madenlerinin damarları arasında hayli fark vardır. Kurdistan’ın her madeni zengin ve Kafkasya madenlerinin iki mislini geçen bir meblağa haizdirler.

Bu yönü diğer mühendisler de iddia etmişlerdir. Madenlerin çokluğu, iktisadi hayatı pek faydalı bir surette gıdalandırır.

Kurdistan’ın tabiat hazineleri ve madenleri hakkında yazılan şu cüz’i malumat, o mübarek bölgenin ne büyük berekete uygun bulunduğunu apaçık gösterir. Bu kesin belagat karşısında her Kürde düşen vazife, Kürd mazisini zalim ve mazlum, bedbaht ve felçli eden geçmişi terk ederek ilmin büyük kuvvetiyle nur ve irfan kesbedip hayata, hakikate, imana ve fazilete koşmak yolu olan bu medeniyet yolunda durmadan ilerlemek, daima ilerlemektir.

“Koşan elbette varır, düşen kalkar

Kara taştan su damla, damla akar

Birikir sonra bir gümüş göl olur

 

(İçtihad, no: 133, 15 Kanuni Evvel 1918)