Suriye iç savaşı boyunca ortaya çıkan bazı siyasi ve askeri dengeler, oradaki Kürt hareketlerine tarihlerinde belki de ilk kez bir siyasi alan açtı. Esad'ın Baasçı Merkezi otoritesinin zayıflaması, uluslararası koalisyonun kendi çıkarları doğrultusundaki desteği ve radikal köktenci örgütlere karşı verilen mücadelede üstlenilen rol, Rojava diye isimlendirilen bölgede önemli kazanımların elde edilmesini sağladı. Ancak bugün gelinen noktada, bu kazanımların önemli bir bölümünün baskı altında olduğu ve Rojava geleceğinin tamamen belirsizleştiği görülmektedir.
Bu durumun nedenlerini yalnızca dış müdahalelerde veya bölgesel güçlerin Kürtler aleyhindeki politikalarında aramak eksik bir değerlendirme olacaktır. Şüphesiz ABD, Fransa, İsrail, Türkiye ve Suriye yönetiminin birbirinden farklı çıkarları doğrultusunda geliştirdikleri bir takım politikalar, Kürtlerin hareket alanını daraltmıştır. Ancak yaşanan gerilemede Kürt siyasetinin kendi tercihleri, ideolojik ve stratejik hataları ve gerçekçi olmayan beklentilerinin de önemli payı bulunmaktadır.
En büyük sorunlardan biri, bölgesel gelişmelerin ve dengelerin doğru okunamamasıdır. Uzun yıllar boyunca bazı Kürt siyasi çevreleri, uluslararası desteğin kalıcı ve koşulsuz olduğu varsayımıyla hareket ettiler. Oysa uluslararası ilişkilerde dostluklardan çok her zaman çıkarlar belirleyicidir. ABD'nin bölgedeki varlığı hiçbir zaman Kürtlerin ve özellikle de Rojava özerk yönetimini. siyasi hedeflerini garanti altına alma amacı taşımadı. ABD Rojavada daha çok kendi güvenlik ve stratejik önceliklerine hizmet etmiştir. Benzer şekilde Avrupa ülkelerinin yaklaşımı da insan hakları ve ilkelerden çok jeopolitik hesaplara dayanmıştır.
Ortadoğu'da güç dengeleri değişirken, Rojavada benim ben diyen, başka hiç bir Kürde söz hakkı tanımayan, üsttenci bazı Kürt aktörler, otorite sarhoşluklarıyla bu değişimi zamanında okuyamadılar. Bölgesel normalleşme süreçleri, yeni diplomatik temaslar ve devletler arasındaki uzlaşma arayışları karşısında eski dönemin siyasi söylemlerinde ısrar edilmesi, hareket alanını giderek daralttı. Bir çok kesimde bir dönem elde edilen askeri başarıların siyasi başarıya dönüşeceği varsayılırken, bölgesel aktörlerin uzun vadeli hesapları yeterince dikkate alınmadı.
Bir diğer önemli hata ise zafer sarhoşluğu olarak tanımlanabilecek psikolojik atmosferdir. Radikal köktenci örgütlere karşı elde edilen askeri başarılar ve uluslararası medyada oluşan olumlu algı, bazı çevrelerde gerçekçi olmayan, o toplumun kültürel ve ahlaki uyarlılık göstermeyen beklentiler doğurdu. Oysa askeri başarı ile kalıcı siyasi çözüm arasında büyük fark bulunmaktadır. Uluslararası takdir görmek, bölgesel güç dengelerini değiştirmeye yetmemektedir. Bu gerçek zamanında kavranamadığı için birçok stratejik karar yanlış varsayımlar üzerine inşa edildi.
Tabii ki, Kürt siyasetinin kronik sorunu olan iç bölünmüşlük de başarısızlığın temel nedenlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Farklı siyasi gelenekler, örgütsel rekabetler ve liderlik mücadeleleri ortak bir ulusal stratejinin oluşmasını engelledi. Tarihin birçok döneminde olduğu gibi, kritik süreçlerde ortak hareket etmek yerine iç çekişmeler ön plana çıktı. Bölgesel aktörler ve özellikle de Türkiye bu parçalanmış yapıdan yararlanarak Kürtler üzerindeki etkilerini artırdı.
Suriye bağlamında bakıldığında, savaş sonrası dönemin temel gerçeği merkezi devlet yapısının yeniden güçlenme eğilimidir. Uluslararası sistemin büyük bölümü de Suriye'nin parçalanmasından ziyade yeniden bütünleşmesini desteklemektedir. Buna rağmen bazı Kürt çevreleri, savaş yıllarının olağanüstü koşullarının kalıcı hale geleceği varsayımıyla hareket etti. Bu durum, Şam ile yürütülen müzakerelerde beklentilerin gerçekçi sınırlar içinde şekillenmesini zorlaştırdı.
Türkiye açısından bakıldığında ise sınır güvenliği ve bölgesel istikrar kaygıları uzun süredir temel politika eksenini oluşturmaktadır. Ankara'nın bu konudaki kararlılığı defalarca ortaya konulmasına rağmen, bazı Kürt aktörler Türkiye'nin güvenlik yaklaşımının değişeceğini varsayarak yanlış hesaplar yaptı. Sonuçta ortaya çıkan tablo, siyasi kazanımların korunmasını zorlaştıran yeni bir baskı ortamı yarattı.
İsrail'in bölgesel stratejisi, Fransa'nın diplomatik girişimleri ve ABD'nin değişken politikaları da Kürt hareketlerinin beklentilerini zaman zaman yükseltti. Ancak hiçbir dış aktör, kendi ulusal çıkarlarını ikinci plana iterek Kürtlerin taleplerini savunacak bir pozisyon almadı. Bölgedeki tüm devletler için Kürt meselesi, daha geniş jeopolitik hesapların yalnızca bir unsurundan ibaret kaldı.
Bugün Rojava'nın karşı karşıya bulunduğu temel sorun, askeri başarıların kalıcı siyasi statüye dönüştürülememiş olmasıdır. Bunun sorumluluğu yalnızca dış güçlere yüklenemez. Bölgesel dengeleri doğru okuyamamak, uluslararası desteğin sınırlarını kavrayamamak, iç birlik oluşturamamak ve elde edilen kazanımları kalıcı sanmak, mevcut tabloya giden yolu hazırlayan başlıca faktörlerdir.
Tarih, Ortadoğu'da duygularla değil güç dengeleriyle hareket edildiğini defalarca göstermiştir. Kürtlerin gelecekte daha başarılı bir siyasi pozisyon elde edebilmeleri için öncelikle kendi içlerinde ortak bir strateji geliştirmeleri, bölgesel gerçekleri daha doğru analiz etmeleri ve dış aktörlere aşırı bağımlılık yerine kendi siyasi kapasitesini güçlendirmeleri gerekmektedir. Aksi halde geçmişte yaşanan hayal kırıklıkları farklı biçimlerde tekrar etmeye devam edecektir.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.