Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde teşkilatlandırılan, Kürdleri ve Kürdistan’ı da yakından ilgilendiren en önemli gelişmelerden biri de, 1891’de Padişah II. Abdülhamid’in adıyla anılan “Hamidiye Alayları”nın kuruluşudur. Daha sonra adı “Hamidiye Hafif Süvari Alayları” olarak değiştirilen bu teşkilatı, bölgede ve diğer ülkelerdeki benzeri uygulamaları inceleyerek ortaya koyan kişi, sarayın da damadı olan Erzincan’daki 4. Ordu komutanı Mehmet Müşir Zeki Paşa’dır. Çeşitli incelemelerden sonra Rusya’nın Kazak milisleri uygulamasından esinlenen Hamidiye Alayları’nın oluşturulması çok boyutlu bir projedir. Bununla birlikte Kürdler ve Ermeniler üzerine çalışan birçok araştırmacı, Hamidiye alaylarının salt Ermenilere karşı kurulmuş bir örgütlenme olduğu görüşünü savunmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu büyük milis gücünün kuruluş amacı, oluşum süreci, uygulama ayrıntıları ve içsel çelişkilerine ilişkin tartışmalara ya da farklı rakamsal verilere girmeden; sadece bu projenin nedenleri ve sonuçlarını maddeler halinde kısaca ele alacağım. Hamidiye Alayları’nın teşkili, Kuzey Kürdistan’ın belirli bir kısmıyla sınırlı kaldı. Kuruluş çalışmalarına başlanırken toplam yüz alayın oluşturulması hedeflenmişti; ancak Araplar ve Kara Papaklar (Çerkesler) da dahil olmak üzere yalnızca 65 alay kurulabildi.

Şerif Paşa’nın Paris Sulh Konferansı’na sunduğu muhtırada Hamidiye Alaylarının çoğunluğunu teşkil eden Kürd aşiretleri ve reislerinin bir listesini sunmuştur:

Kürdlerin apaçık çoğunluğunu te’yitten mezkûr vilayetlerde Hamidiye unvanıyla teşkil edilen Kürd süvari alayları aşağıdaki aşiretlerden teşkil olunmuştur: Heyderan reisi Mehmed Sadık Bey, Şevyî Cafer Bey, Ademan Ali Bey, Mukrî İbrahim Bey, Meylan Mehmed Bey, Şemsıkî Sadık Bey, Merzıkan Şeref Bey ve Süleyman Bey, Hesenan Fetullah Bey, Cibran İbrahim Bey, Takurî Hüseyin Bey, Ertuşî Hüseyin Bey, Ademanli Orhan Bey, Nibyan Lütfullah Bey, Şidanli Ömer Bey, Alaş ve Hayderanlı Haci Temir Paşa. Altı süvari alayı teşkil eden Hayderanlı aşireti, Van Kûlnik kısım şarkıyla (doğusuyla) Alamar dağları silsilesinin garp (batı) tarafı arasındadır. Ahaza Hayderanlı isminde diğer bir Hayderanlı aşireti vardır ki adı geçen aşiret Tutak, Malazgird ve Erciş havalisinde yerleşiktir. İkinci derecede önemli nüfusa sahip olan aşiret Hesenan aşiretidir. Bu aşiret Malazgird, Bulanık, Hınıs civarlarında yerleşik olup beş alayı teşkil eder. Sözkonusu alayların üçü Bitlis vilayeti dahilinde bulunmaktadır. Üçüncü derecede öneme sahip olan aşiret Ademan aşireti olup Zilan nehri sahillerinde yerleşiktir. Cibran aşireti iki alay teşkil ile Varto kazası dahilinde ikamet eder.

Diğer aşiretler nispetten daha az olup bir alayı teşkil ederler. Şewî aşireti Van Kûlink şark (doğu) sahillerinde yerleşiktir. Takurî aşireti İran hududu üzerinde olup Saray kasabasıyla Mehmediye kazası dahilindedir. Meylan aşireti aynı hudud üzerinde fakat az daha batıdadır. Mukurî aşireti de aynı sahadadır. Şemsikî Mahmudiye ve Hamidiye kazaları arasında taksim edilmiştir. Şemsikan aşireti Zap nehrinin üst kısmında, Elbak kazası dahilindedir. Şihdan aşireti Hamidiye ve Nurduz kazalarında, Alaca aşireti Malazgird ve Erciş dahilinde bulunmaktadır.[1] 

Sayıları 1891’de 40 iken, 1893’te 56 ve 1899 63 olan[2] bu alaylar en az 512 ve en fazla da 1152 kişiden oluşabiliyordu.[3] Hamidiye alaylarını oluşturan milislerin sayısı tam olarak bilinememekle birlikte, verilen rakamların ortalaması alındığında yaklaşık 50 bin küsur gibi bir rakamla karşılaşırız. Suriye bölgesindeki alaylar hariç diğerleri merkezi Erzincan’da olan Müşir Zeki Paşa komutasındaki 4. Orduya bağlıydı. “Kürdistan bölgesindeki alayların dışında Suriye bölgesinde de 5. Orduya bağlı sadece Araplardan müteşekkil beş alay bulunuyordu.”[4] Bunun yanı sıra Türkmen olan Karapapak’lardan oluşan üç alay vardı. 

Osmanlı Kürdistanı’nı oluşturan Kürdler bir bütün olarak Hamidiye alaylarının oluşturulmasında yer almamışlardır. “Erzurum ve Van vilayetlerinden katılan başlıca aşiretler; Heyderan, Sipkan, Hesenan, Zilan, Celalî, Zirkan, Kasıkan, Cemaldinan, Şadilan aşiretleriydi. Bitlis ve Van vilayetlerinden Cibran ve Heyderan aşiretleri; Diyarbekir vilayetinden Karageçi, Milli ve Kiki gibi büyük aşiretlerin katılımıyla”[5] Hamidiye Hafif Süvari Alayları teşkilatı oluşturulmuştu. Hamidiye Süvari Alayları bünyesinde toplam olarak 50 bine yakın bir milis kuvveti vardı ve I. Dünya Savaşı başladığı zaman da bu alayların büyük kısmı tasfiye edilmiş ve dağılmıştı. 

Hamidiye Süvari Alayları ele alınırken, söz konusu alayların kuruluşundan bir yıl sonra 21 Eylül 1892’de İstanbul Kabataş’ta açılan Aşiret Mektebi de bu oluşumla birlikte değerlendirilir. Aşiret Mektebi’nin eğitim-öğretim süresi 1907'ye kadar sürmüştür ve toplam 400 öğrenci devam etmiştir. Genel olarak bu okulun sadece Kürd aşiret reislerinin çocukları için kurulduğu bilinir. 

Aşiret Mektebi, daha çok Arap aşiretlerine hitap etmektedir. Bu mekteblerin kuruluşunun ana fikri, aşiret reisleri çocuklarını İstanbul’a getirmek, onlara Osmanlı eğitimi vermek ve mezun olduktan sonra artık babaları gibi aşiret reisi veya şeyh değil, idareci, kaymakam olacakları bölgelere geri göndermekti.”[6]

Elbette ki bu iki oluşumun birbiriyle ilişkisi vardı; bu alaylarda görev alacak zabitlerin modern askeri eğitim alması, Osmanlı bürokrasisine uyum sağlaması ve aynı zamanda aşiret liderlerinin kontrolü için imparatorluk payitahtında birer rehine gibi tutulmaları önemli temel hedeflerdi. Fakat buna rağmen yaygın bir kanı olarak durum zannedildiği gibi değildi, adı geçen okulda Kürd öğrencilerin oranı oldukça düşüktü. Aşiret Mektebi’nde kaydı yapılan öğrencilerin oranına baktığımızda Kürd öğrenci sayısı %20’yi geçmediği görülmektedir. Arap kökenli öğrenciler ise %70 ile en büyük çoğunluğu oluşturmaktaydı. Geri kalanlar ise Arnavut ve diğer etnik topluluklardandı. Bu okulda mezun olan bazı Kürd öğrencilerin daha sonraki dönemlerde gelişen Kürd siyasi milliyetçi hareketi içinde yer aldığı ve önderlik de ettiği unutulmamalıdır.

Robert Olson, Bayram Kodaman’dan aktararak şu bilgileri paylaşmaktadır:

Hamidiye Alaylarının dört önemli hedefe atfen kurulmuş olduğunu belirtmektedir. Merkezi otoriteyi kurmak; Doğu Anadolu’da hükümeti daha etkin kılmak için yeni bir sosyo-politik denge yaratmak; aşiret kuvvetlerinden askeri amaçlarla yararlanmak; Ermenilere karşı süvarileri kullanmak ve güç dengesini en azından askeri güç dengesi açısından eşitlemek; Rus işgaline karşı korunmak ve Büyük Britanya’nın Doğu Anadolu’ya nüfuz etme politikalarını engellemek veya durdurmak ve Pan-İslam politikasının uygulamak.[7]

Karen Barkey’den Aktaran Nihat Akdemir, Sultan, Hamidiye’yi Kürdlere yönelik İslamlaştırma, merkezileştirme ve askerleştirme (militarization) sürecinin bir aracı olarak değerlendirmiş ve bu sistemin Kürdleri daha kolay kontrol edebilmek için aşiretlerin iskân edilmesi yolu ile de takviye edildiğini belirtmiştir.[8] Aslında bu alayların kuruluşunun birçok amacı vardı. Öncelikle yeterince boyun eğdirilememiş bir bölgenin bütünü üzerinde devlet otoritesini sağlamak, çevre unsurlarını Osmanlı toplumuyla bütünleştirmektir ve 19. Yüzyılda merkezî devlete karşı ayaklanmaları çoğaltıp, Ermenilere yönelik sonu gelmez bir kargaşa kaynağı olmayı sürdüren Kürd aşiretlerini daha sıkı bir denetim altına almak; Ermenilerin 1890’ların başında yeni bir hız kazanan devrimci faaliyetlerine karşı koymak ve son olarak Rus ordusunun olası bir saldırısına karşı daha iyi korumayı sağlayacak bir takviye kuvvet kurmaktı.[9] Hamidiye alaylarının kuruluşu dış basında da önemli bir yankı uyandırmış, Batı dünyasından özellikle İngiltere ve Fransa tarafından olumsuz karşılanmış; bu alayların kuruluşunu, hem Ermenilere karşı ve hem de bölgede kendi çıkarlarına karşı bir istikrarsızlık unsuru olarak değerlendirilmiş. Pan-İslamcı bir siyaset izleyen II. Abdülhamid, Hafif Süvari Alaylarının oluşturulması ve izlediği Kürd politikası nedeniyle kendisine yönetilen eleştirilere şöyle cevap vermiştir: Rumeli ve Anadolu’daki Türk unsurlarla “Kürdleri yoğurup kendimize maletmemiz gerekiyor.”[10]

Hamidiye Hafif Süvari Alayları’nın oluşturulmasının başlıca neden ve sonuçları: 

1- Hamidiye Alaylarının teşkil edilmesinin esas nedeni, gelecekte Kürd ve Kürdistan meselesinin evirileceği boyut da hesaba katılarak bir Rus müdahalesi ve onlardan istifade edilerek olası bir kalkışmaya başvurabilecek yerel aşiret güçlerini denetim altına almak ve gerektiğinde yerel bir savunma gücü olarak Rusya’ya karşı kullanmaktı. 

2- Hamidiye Alayları kurulduktan sonra sadece Ruslara karşı değil, Mardin-Urfa bölgesinde İngilizlere karşı da kullanılmıştır. “Urfa ve Viranşehir bölgelerinden üç aşiret alayı Balkan savaşlarına da gönderilmiş.”[11]

3- Hamidiye Alaylarının teşkili, Şeyh Ubeydullah hareketinde olduğu gibi, bir yönüyle yeni ortaya çıkan ve dini otorite ile siyasi liderliği bütünleştiren şeyhlerin, en önemli silahlı gücü olan yerel aşiret kuvvetlerini denetim altına alarak askeri gücünün kırılmasını amaçlıyordu. Ancak, Hamidiye liderleri hiçbir zaman mirlerin ve daha sonrada onların yerine geçecek olan dini liderlerin sahip olduğu siyasi güce ulaşamamışlar.  “Hamidiye’nin kurulması, Kürdistan’da iktidarın dahili olarak da el değiştirmesi anlamına gelerek Şeyhlerin kudretini azaltmış bulunmaktaydı.[12]

4- Padişah II. Abdülhamid’in 1891’de Kürd aşiretlerinden daha sonra Hamidiye Alayları olarak nam salacak gayri nizami bir milis kuvveti oluşturmanın önemli nedenlerinden biri de, Osmanlı hükümetinin gelişen Ermeni hareketine karşı tedbir olarak, aşiret birliklerinden oluşan yerel bir savunma gücünü oluşturmaktı.[13]

5- II. Abdülhamid’in bu alayları oluşturmakla amaçladığı siyasi hedeflerden biri de, otoritesini Kürdistan’da güçlendirmek, Kürd aşiretlerinin merkezi hükümete sempati duymalarını ve kontrol altına alınmalarını sağlamaktı. Çünkü 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında yaşanan yenilgi sonucunda ve hemen akabinde meydana gelen Şeyh Ubeydullah hareketinin de etkisiyle, bölgede merkezi hükümetin etkisi zayıflamış ve dolayısıyla Kürdistan’daki idari ve askeri güç de zayıflamıştı. Bu yeni askeri teşkilatın, Osmanlı hükümetinin Kürdistan bölgesindeki nüfuzunu güçlendireceği, aynı zamanda aşiret reislerinin saltanatlarını ve Kürd liderlerin haklarını muhafaza ettiği için, bu yolda çok önemli bir fonksiyon üstlenmesi hesaplanıyordu. 

6- Hamidiye Alayları, Sultan’ın Pan-İslamcı siyasetine uygun olarak Sünnilerden oluşturulmuştu ancak bu bütün Sünni aşiretlerin teşkilata katıldığı anlamına gelmez. Alayların teşkilinde Suni Kürdlerin tercih edilmiş olmasının amacı; Sünni, Alevi ve Yezidi Kürdler arasındaki dini ve mezhepsel farklılığı kullanarak toplumsal ve ulusal bütünlüğü engellemek, bu farklılıkları kullanarak geleneksel Kürd hareketinin iç çelişkilerini öne çıkarıp aralarında uçurumlar yaratarak kırmaktı. “Böylece yönetime karşı bir birlik oluşturmalarını önlemek için, aşiretler arası kavgaları ve çelişkileri kullanmak”[14] idi. 

7- E. W. Charles Noel’e göre ise, Hamidiye Alaylarının kurulmasının esas ve gerçek nedeni, Kürdlerin gücünü kırmak Kürd aşiretleri arasında düşmanlık yaratıp bundan faydalanmak ve Osmanlı’ya karşı Kürd birliğinin oluşmasını engellemek içindir.[15]

8- Kurdistan gazetesinde bu konuda yayımlanan bir makalede, Hamidiye Alaylarının kuruluş amacına dair, vatanımızın her noktasında dolup taşan zülüm ve diktatörlüğe karşı koyma zorunluluğunu duyacak Kürdlerin de ileride Ermenilerin ihtilalci fikirlerine katılabileceğine duyulan kuşkudan dolayı kurulmuş[16]  olduğunu belirtir. 

9- Doğrudan Müşir Paşaya bağlı oldukları için, Saray, Hamidiye Alaylarıyla aynı zamanda mülki idare amirlerinin keyfi uygulamaları ve nüfuzlarının azalmasını sağlamış[17], valilerin ya da yerel yönetimlerin merkeze karşı olası bir itaatsizlik durumunda, aşiret güçleriyle durum dengelenmek isteniyordu. 

10- Hamidiye Hafif Süvari Alaylarının kurulmasıyla ilgili en çok tartışılan konulardan biri de, Kürd milliyetçiliğinin gelişmesi üzerine olan etkisidir. Kürd milliyetçiliğinin tekamülü açısından hem olumlu hem de olumsuz neticeler doğurmuştur. 1891-1914 döneminde yani yaklaşık yirmi yıl boyunca Kürd kudretinin bir manivelası olarak işlev görmüş, Kürd milliyetçiliğinin yükselmesinde önemli bir aşamayı oluşturmuştur. Olumsuz sonuçlar arasında en önemlisi, kışkırtılan Sünni ve Alevi aşiretler arası çatışmalardır.[18]


 


[1] Şerif Paşa’nın Sulh Konferansına Takdim Ettiği Muhtıranın Suretidir, Kurdistan, Aded (Sayı): 10, Necm-i İstikbal Matbaası, İstanbul, 30 Haziran 1335 (30 Haziran 1919).

[2] Martin Van Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet (Kürdistan’ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi), Özge Yayınları, Ankara, 1991, s. 228.

[3] Robert Olson, Kürd Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı 1880-1925, İngilizceden Çeviren: İbrahim Bingöl, Avesta Yayınları, İstanbul, 2025, s. 39.

[4] Nihat Karademir, Sultan Abdülhamid ve Kürdler, Nûbihar Yayınları, Üçüncü Baskı, İstanbul, 2021, s. 200.

[5] Avyarov, a.g.e., s. 135-136.

[6] François Georgeon, Sultan Abdülhamid, Çeviren Ali Berktay, İletişim Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2015, s. 373.

[7] Robert Olson, Kürd Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı 1880-1925, İngilizceden Çeviren: İbrahim Bingöl, Avesta Yayınları, İstanbul, 2025, s. 37   

[8] Nihat Karademir, a.g.e., s. 194.

[9] François Georgeon, a.g.e., s. 372.

[10] Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Şifresi, İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği (1913-1918), İletişim Yayınları, 8. Baskı, Ankara, 2023, s. 400.

[11] Robert Olson, a.g.e., s. 40.

[12] Robert Olson, a.g.e., s. 44.

[13] Sean McMeekin, I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü, Çeviren: Nurettin Elhüseyni, YKY, İstanbul, 2012, s. 177.

[14] Martin van Bruinessen, a.g.e., s. 228.

[15] Edward William Charles Noel, Kürdistan 1919, Avesta Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 2010, s. 262.

[16] Kurdistan, Rojnama Kurdî ya Pêşîn-İlk Kürd Gazetesi 1898-1902, Cild II, Wergêr û Amadekar: M. Emîn Bozarslan, Weşanxana Deng, Uppsala/Sweden, Kasım 1991, s. 506.

[17] Avyarov, a.g.e., s. 139

[18] Robert Olson, a.g.e., s. 42.