Kürdler, tarihsel olarak ulusal varlığı inkâr edilmiş ve farklı dönemlerde çeşitli baskı politikalarına maruz bırakılmış bir ulusal toplumdur. Bu nedenle talepleri yalnızca bireysel özgürlüklerle sınırlı olmayıp, ulusal, kolektif kültürel ve demokratik hakların tanınmasını da kapsamaktadır. Bu nedenle Kürd kamuoyu, siyasal partilerin programlarını yalnızca genel demokrasi söylemleri üzerinden değil, Kürd ulusal toplumunun statüsü, kolektif hakları ve siyasal geleceğine ilişkin yaklaşımları bakımından da değerlendirmektedir. Aynı ölçütler, yeni kurulan Yeni Parti için de geçerlidir.

Partinin kuruluş tarihinin 24 Temmuz olarak belirlenmesi de sembolik açıdan dikkat çekicidir. Çünkü 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması, Kürd ulusunun siyasal statüsünün uluslararası hukuk bakımından tanınmadığı ve Kürdistan'ın dört devlet arasında bölünmesinin meşrulaştırıldığı tarih olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle söz konusu tarihin tercih edilmesi, Kürd kamuoyunda olumlu bir sembolik anlam taşımamaktadır.  

Yeni Parti programında, "eşit vatandaşlık" ilkesi ve "ana dil haktır" yaklaşımı çerçevesinde Kürd sorununa ilişkin şu görüşlere yer verilmektedir:

"Terörün sona ermesiyle birlikte eşitlikçi, katılımcı, demokratik bir siyasi ve toplumsal düzenin kurulması ile Kürt sorununda kalıcı çözüm sağlanacaktır. Esas ilke herkesin kendini ülkenin eşit yurttaşı olarak hissedebilmesidir. Ana dil haktır. Bu yaklaşımla tüm yurttaşların ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkı sağlanacaktır. Kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramasına ve toplumsal olarak dışlanmasına izin verilmeyecektir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere bölgesel eşitsizliklerin yoğunlaştığı alanlarda kapsayıcı kalkınma programları uygulanacaktır. Eğitim, sağlık, istihdam, altyapı, dijitalleşme ve gelir adaleti alanlarında özel destek mekanizmaları kurulacaktır."

İlk bakışta demokratik ve kapsayıcı görünen bu yaklaşım, içerik bakımından bireysel kültürel haklar çerçevesini aşmamaktadır. Programda bireylerin ana dillerini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkı kabul edilmekte; kimlik temelinde ayrımcılığın reddedileceği belirtilmektedir. Ancak bunun ötesine geçilerek anadilde eğitim hakkı, kamusal alanda Kürdçenin kullanımı veya devletin bu hakları güvence altına alacak anayasal ve kurumsal yükümlülükleri açık biçimde tanımlanmamaktadır.

Bu nedenle programın yaklaşımı, siyaset bilimi literatüründe ve uluslararası azınlık hakları belgelerinde benimsenen bireysel haklar yaklaşımına karşılık gelmektedir. Oysa kolektif kültürel haklar modeli, yalnızca bireyin ana dilini öğrenme özgürlüğünü değil; aynı zamanda o dilde eğitim görme, kamu hizmetlerinden yararlanma, kültürel kurumlar oluşturma ve bu kurumları kamusal güvence altında geliştirme haklarını da içerir. Dolayısıyla Yeni Parti programında yalnızca "ana dilini öğrenme hakkı"ndan söz edilmesi, buna karşılık anadilde eğitim hakkının ve diğer kolektif kültürel hakların açık biçimde tanınmaması, programın kolektif haklar anlayışını benimsemediğini göstermektedir.

Programın bütününe bakıldığında bu yaklaşımın tesadüfi olmadığı görülmektedir. Parti, siyasal kimliğini Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri, Atatürk ilkeleri, Altı Ok prensipleri ve çağdaş sosyal demokrat değerler üzerine inşa ettiğini ifade etmektedir. Bu ideolojik çerçevede Kürd sorunu, ulusal ve siyasal boyutları bulunan bir sorun olarak değil; eşit vatandaşlık, bireysel haklar ve bölgesel kalkınma politikalarıyla çözülebilecek bir demokrasi ve yönetim sorunu olarak ele alınmaktadır.

Ulusal demokratik siyaset perspektifi ise Kürd sorununu farklı bir kuramsal çerçevede ele almaktadır. Bu çerçevede sorun, yalnızca dil, kültür veya bireysel haklar sorunu değil; aynı zamanda uzlaşmacı demokratik egemenlik temelinde siyasal statünün yeniden tanımlanması ve ulusal toplumun kurucu iradesinin anayasal düzeyde tanınması sorunudur. Dolayısıyla Kürd sorununun demokratik çözümü, bireysel hakların genişletilmesinin ötesinde, ulusal toplumun kolektif varlığını ve siyasal iradesini esas alan, uzlaşmacı demokratik egemenliğe dayalı yeni bir siyasal düzenin inşasını gerektirmektedir.

Bu açıdan değerlendirildiğinde, Yeni Parti'nin "Bu kara düzeni değiştireceğiz" ve "Değişim Çağrısı" söylemi, Kürd sorununun temel siyasal boyutuna ilişkin yeni bir perspektif ortaya koymamaktadır. Program, Kürd ulusal toplumunun kolektif haklarını ve ulusal demokratik çözüme ilişkin temel taleplerini tanımadığı gibi, en temel kolektif kültürel haklardan biri olan anadilde eğitim hakkını dahi açık biçimde güvence altına almamaktadır. 

Uluslararası insan hakları hukuku ve azınlık haklarına ilişkin uluslararası belgeler, bireysel haklar ile kolektif haklar arasında açık bir ayrım yapmaktadır. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 27. maddesi, etnik, dinsel ve dilsel toplumların kendi kültürlerini yaşatma ve dillerini kullanma haklarını güvence altına almaktadır. Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı ise anadilde eğitim, kültürel kurumların geliştirilmesi ve kamusal yaşamda dilin kullanılmasına ilişkin daha ileri güvenceler öngörmektedir. UNESCO da anadilde eğitimi yalnızca bireysel bir tercih olarak değil, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ve kültürel sürekliliğin korunmasının temel unsurlarından biri olarak değerlendirmektedir.

Bu çerçevede demokratik hukuk devletlerinde yalnızca "ana dilini öğrenme hakkı"nın tanınması yeterli görülmemektedir. Çağdaş demokratik standartlar, ulusal veya etnik toplumların kolektif kültürel haklarını güvence altına alan anayasal ve kurumsal düzenlemeleri de gerekli kabul etmektedir. Bu nedenle Yeni Parti programı, bireysel haklar bakımından olumlu açılımlar içermekle birlikte, ulusal demokratik siyaset perspektifinden değerlendirildiğinde kolektif kültürel hakları, uzlaşmacı demokratik egemenliğe dayalı siyasal statüyü ve kurucu eşitlik ilkesini çözüm perspektifinin dışında bırakmakta; bu ilkeleri Kürd sorununun demokratik çözümünün kurucu unsurları olarak benimsememektedir. 

 24.07. 2026/Diyarbekir