Devletin “Terörsüz Türkiye süreci” PKK’nin ise “Barış ve Demokratik Toplum süreci” adını verdiği süreç devam ederken, sürecin ismi konusunda olduğu gibi içeriğine dair de farklı farklı açıklamalar yapılıyor. PKK/DEM çevresi devletten farklı açıklamalar yapmakla kalmıyor kendi içinde de farklı açıklamalar yaparak yaşadıkları kafa karışıklığını gözler önüne seriyorlar.

Bu sürecin dışında kalan Kürdler, PKK’nin silahsızlanmasına ve Öcalan’ın örgütü adına yapacağı anlaşmalara karşı değil, sadece bu sürecin kirli bir ortağı/parçası olmak istemiyorlar. Aslında PKK/DEM de kimsenin bu sürece karşı olmadığını biliyor. Buna rağmen ısrarla “Kürd milliyetçilerini” hedef alarak “sürecin sabotajcıları” arasında saymaya devam ediyor. Apocu müritlerden Kibriye Evren “İlkel Kürd milliyetçileri“ne öfke kusarken, sosyal medyada Öcalan’a yönelik eleştirilere tahammülsüzlüğünü göstermekle kalmadı, “Öcalan Kürd halkının iradesidir” diyecek kadar pervasızlaştı. Kibriye Evren’in öfkesi, ‘neden herkes bizim gibi Öcalan Kültüne itaat etmiyor’ anlayışından kaynaklanıyor kuşkusuz. Kibriye Evren’in öfkesi, iradesini Öcalan’a teslim eden tüm PKK/DEM’lilerin ortak öfkesidir aynı zamanda.

İradesini bir başkasına devreden kişi aynı zamanda aklını ve vicdanını da devrederek kişiliksizleşir. İrade transferi ve lidere teslimiyet kişide eziklik ve suçluluk duygusu yaratır. (Bu durumu Eric Fromm “özgürlükten kaçış” olarak niteler) bu duygudan kurtulmak için de liderini daha da yücelterek “herkesin ortak iradesi” yapmaya çalışır. Herkes iradesiz kaldığında, iradesini gönüllü teslim eden kişi(ler) eziklikten kurtulup rahatlar ve bireysel özerkliğin yitimine “anlam/değer” katarak halkı kurtarmaya çalışan “kahraman” olur! Öcalan’ı “Kürd halkının iradesi” olarak dayatanlar, suçluluk duygusundan kurtulup “kutsal meşruiyet” elde etme çabası içindeler.

Düşünce tarihinde irade-ahlak ilişkisine dair görüşlerde, bir davranışın ahlaki olabilmesi için o davranış sahibinin özerk bir iradeye sahip olması gereği üzerinde durulur. Yani iradesini bir başkasına devredenlerin ahlaki bir davranış sergileme olanağı yoktur. (Bu konuda özellikle Kant’ın ahlak-özerk irade ilişkisine dair düşünceleri önemlidir). Kant’ın konu bağlamında, ‘insanın aklını kullanma becerisi göstermemesi/ergin olmama durumu’ tespiti de ayrıca öğreticidir. İradesini Öcalan’a teslim eden PKK/DEM’liler ahlak alanının dışına çıktıkları ve “uzaktan komanda ile” yönlendirildikleri için onların ahlakından söz edilemez. Çünkü ahlakın ön koşulu olan iradeye sahip değiller. İradesini bir lidere teslim edip onu "halkın mutlak iradesi" olarak kutsayan örgüt elemanlarının durumunu ‘görkemli bir ahlaki sahtekarlık’ olarak tanımlayan Sartre’nin bu tespiti bire bir PKK/DEM iradesizleri için de geçerlidir.

Lider-halk özdeşliği/şef kültü anlayışı faşizmin en temel argümanlarından biridir ve bu anlayış eksiksiz bir şekilde PKK/DEM tarafından sahiplenilerek hayata geçiriliyor.

Sosyal medyada iradesine sahip çıkıp iradesizliği reddeden bireylerin tutumu, PKK/DEM’lileri rahatsız ediyor; eleştirileri Öcalan’a hakaret olarak göstermekle kalmıyorlar, Öcalan-halk özdeşliği kurdukları için aynı zamanda Kürd halkına hakaret olarak lanse ediyorlar. Oysa en büyük hakaret, (niteliğinden bağımsız olarak) iradesini liderine teslim edenlerin liderlerini “tüm halkın iradesi” olarak göstermeleri ve dayatmalarıdır. ”Kürd halk önderi” söylemi gibi “Kürd halkının iradesi” söylemi de irade sahibi insanlara yönelik en ağır hakarettir kuşkusuz. PKK/DEM’in bu aşağılayıcı hakaretlerine verilecek hiçbir tepki hakaret kapsamına girmez; sadece onurunu koruma refleksi olur. Bu nedenle sosyal medyada kişilikli bir duruş sergileyen irade sahibi gençlere “itidal, yapıcı dil, hakaretsiz eleştiri’ gibi tavsiyelerde bulunmak çok yersizdir ve bu tutum PKK/DEM’in tek taraflı hakaretlerine meşruiyet kazandırır sadece.

Sosyal medyada PKK’nin dayattığı iradesizleştirme anlayışına karşı gösterilen tepkinin örgütsel/kurumsal bir tepkiye dönüşmesi gerekiyor. Ancak bu yolla her şeyi “toplumsallaştıran” PKK’nin iradesizliği de toplumsallaştırmasının önüne geçilebilir. Basın açıklamalarıyla, imza kampanyalarıyla “Öcalan bizim irademiz değildir, irade transferi ahlaksızlıktır, “Öcalan Kürd halkının değil, sadece PKK/DEM’in iradesi olabilir” gibi mesajlar verilebilir. Tepkisizlik, bu ahlaksızca söylemlerin/dayatmaların zamanla kanıksanması gibi bir tehlikeyi barındırıyor. Silahlı varlığıyla Kürdistan’ı harabeye çeviren bu kirli anlayışın, silahsız varlığıyla faşizan uygulamalarıyla daha fazla tahribat yaratmasına izin vermemek için irade sahibi onurlu tüm Kürdlere sorumluluk düşüyor; herkes her alanda irade sahibi olduğunu ve iradesini kimseye devretmeyeceğini haykırmalıdır…24.09.2026