25 Ağustos 2026'da Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Güçleri'nin bağımsız bir askerî güç olarak feshedildiğini açıkladı. O günden beri tekrarlanan anlatı basittir: Ocak 2026'da hükümet güçleri ilerledi, Amerikan uçakları havalanmadı, Kürtler boyun eğmek zorunda kaldı.

Bu anlatının yanlış olduğunu söylemiyorum. Geç başladığını söylüyorum.

Çünkü bu çerçeve içinde hiçbir zaman sorulmayan bir soru var: Ocak 2026'da, her şey çökerken, Kürt tarafının masada verecek nesi ve isteyecek nesi vardı?

Sorunun ilk yarısının cevabı açıktır. Kürt tarafının bir ordusu, sınır kapıları, petrol ve gaz sahaları ve Suriye'nin üçte birini yöneten bir idari aygıtı vardı. İkinci yarısının cevabı ise bambaşkadır. İsteyecek hiçbir şeyi yoktu: ne belirli bir hukuki talep, ne başvurabileceği bir anayasa maddesi, ne adını anabileceği tanımlı bir toprak birimi, ne de o birimi ülkenin geri kalanından ayıracak bir isim.

Ve bu yoksunluk, o anda istemenin imkânsız hale gelmiş olmasından doğmadı. Hukuki talep, o tarihten on yıl önce gündemden çıkarılmıştı — ve onu gündemden çıkaran, Kürt hareketinin kendisiydi.

İki belge bunu gösterir ve her ikisi de henüz ortada hiçbir baskı yokken yazılmıştır.

Birincisi Aralık 2016'dır. O ay "Rojava" sözcüğü federasyonun resmî adından çıkarıldı; bir süre sonra "Federasyon" sözcüğü de bırakıldı ve geriye "Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi" kaldı. Gerekçe bilinir: Rakka, Menbiç ve Deyrizor'dan sonra Yönetim geniş Arap bölgelerini yönetiyordu ve açıkça Kürt olan bir başlık, Arap şehirlerinin Kürt bir projeye katıldığı izlenimini doğurabilirdi. Bu gerekçeyi samimi buluyorum, ancak bir zorunluluk olarak ayakta duramaz. Çok etnili olmak, Kürt çekirdeğinin kurucu bir toprak birimi olma konumunu yitirmesini gerektirmez. Dünyadaki her çok uluslu federasyon bunu böyle çözer: özne ekler, öznelerin sayısını sıfıra indirmez. Üstelik bütün bunlar askerî zaferin doruğunda, hiçbir devlet bunu koşul olarak dayatmamışken yapıldı.

İkincisi ve asıl olanı Aralık 2023'tür. O yıl Yönetim Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini, ülkenin petrol ve gaz rezervlerinin büyük kısmını elinde tutuyordu ve Amerikan askerî varlığı hem Şam'ı hem Ankara'yı topyekûn bir saldırıdan alıkoyuyordu. Bir egemenlik talebini varoluşsal bir tehlike olmaksızın dile getirmenin mümkün olduğu bir an varsa, o an buydu.

Yönetim o anla ne yaptı? 12 Aralık 2023'te onaylanan Toplumsal Sözleşme'nin giriş bölümü kendisini şöyle tanımlar: "Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Suriye'nin ayrılmaz bir parçasıdır… böylece Suriye Demokratik Cumhuriyeti'ni inşa etmenin temeli olmaktadır." Aynı belgenin 133. maddesi, sözleşmenin Suriye'de demokratik bir anayasa üzerinde uzlaşıldığında değiştirilebileceğini söyler. Yani Yönetim'in kendi hukuk düzeni, kendisini henüz kimsenin yazmadığı ve hiçbir tarafın üzerinde müzakere etmediği gelecekteki bir anayasaya peşinen tabi ilan etmektedir. Böyle bir metin bir siyasal öznenin anayasası değildir; önceden imzalanmış bir kabul başvurusudur.

Ve bu tabi kılma yalnızca beyan düzeyinde kalmaz. Aynı sözleşmenin 111. maddesi Suriye Demokratik Güçleri'ni "Özerk Yönetim'i ve bütün Suriye topraklarını" savunmakla görevlendirir. 2026'da feshedilen güç, üç yıl önce kendi anayasasına, görevinin kendisini tanımayan bir devletin bütün topraklarını kapsadığını yazmıştı.

Bunun nasıl mümkün olduğunun cevabı teoridedir. Öcalan Türkiye’de demokratikleşme sorunlari Kürdistan’da çözüm modelleri (Yol Haritası)'nda şöyle yazar: "Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumları ve mevcut sınırları meşru kabul edilmektedir. Üniterliği, federal veya konfederal olması gibi biçimlenme sorunları tartışılmamakta, gündeme getirilmesi bile önerilmemektedir." Burada federalizm reddedilmiyor, eleştirilmiyor da; gündeme alınmasının "önerilmediği" söyleniyor. Bir soru gündemden çıkarıldığında çürütülmez — düşünülemez hale gelir. Ve düşünülemeyen bir talep müzakerede kaybedilemez, ama aynı nedenle kazanılamaz da.

2025 Manifestosu bunu daha da açık söyler: "Toplum kendini bir devlet olarak örgütleyip, diğer devlete bağlamıyor." Bu cümlenin elediği şey ayrılıkçılık değildir; federasyondur, yani Irak'taki Kürdistan Bölgesi'nin tam tanımıdır. Ondan sonra geriye Kürtlerin hukuki bir biçim kazanabileceği hiçbir model kalmaz. Teorinin varış noktası ise Demokratik Konfederalizm'de bir imgeyle verilir: "Türkiye ulusu olarak tek ulus da mümkündür… Tek bir ağacın dalları gibi, her dil ve kültür bir dal olarak bu tek varlıkta yer alabilir."

Kararın nerede alındığı da kayıtlıdır. 2015'te Sırrı Süreyya Önder, Suriye meselesindeki nihai kararı kastedip kastetmediğini sorduğunda Öcalan şöyle yanıtlar: "Evet, doğrudur. Nihai kararı burada devletle biz vereceğiz." Burası İmralı'dır; o devlet ise Türkiye devletidir.

Buna karşı en ciddi itiraz şudur: baskı gerçekti. Doğrudur. Ocak 2026'da hükümet güçleri geniş toprak aldı, Washington müdahale etmedi ve SDG kuzeydoğuda küçülen bir cebe sürüldü. Abdi de Şubat 2026'da PBS'e "We want autonomy" dedi. Ancak bu cümlenin ispat değeri, ona atfedilenin tam tersidir. Toprak kaybedildikten, Amerika çekildikten ve entegrasyon anlaşması imzalandıktan sonra dile getirilen bir tercih kimseyi hiçbir şeye bağlamaz. Soru, özerklik artık kalmadığında önderliğin özerkliği tercih edip etmediği değildir; o tercihi bağlayıcı bir belgeye yazmanın mümkün olduğu yedi yıl boyunca bunun neden yapılmadığıdır.

Irak bu yüzden önemlidir, ama alışıldığı gibi değil. Kürdistan Bölgesi Kerkük'te, 140. maddede ve bütçede defalarca kaybetti. Asıl ders şudur ki dava açabiliyordu, çünkü yetkisi anayasada yazılıydı. Hiçbir şeyin yazılmadığı yerde çekişme olmaz; yalnızca yeniden gözden geçirme olur — ve onu her zaman güçlü taraf yapar.

Sonuç olarak jeopolitik, müzakerenin ne zaman ve hangi koşullarla yapılacağını belirledi. İdeoloji ise, on yıl daha önce, o müzakerede masada ne olacağını belirlemişti. Bu ikisi tek bir sonuçta eşit paylara sahip değildir; farklı düzeylerde işlerler ve içsel olan, dışsal olandan çok önce devreye girmişti. Askerî baskı nihayet geldiğinde, kendisini hukuken çoktan silahsızlandırmış bir tarafla karşılaştı.

Eleştirim, demokratik konfederalizmin her türlü özerkliği yasakladığı değildir. Eleştirim şudur: bu teori, Kürt kolektif özneliğini anayasal olarak korunan bir toprak biçimine bağlayacak halkadan yoksundur ve o halkaya dair soruyu gündemin dışına çıkarır. Kurumlar tasfiye edildiğinde hareket, projenin çekirdeğinin hâlâ yerinde durduğunu söyleyebilir. Rojava'nın Şam'a entegrasyonunun ideolojik imkânı tam da toplum ile egemenlik arasındaki bu mesafede yatmaktaydı.

Ağaç yerinde duruyor. Dal Kürt. Ama kök bir başkasının.

Bu yazı, kırktan fazla belge ve alıntıya dayanan daha uzun bir incelemenin özetidir. 10 Mart 2025 anlaşmasının imza bloğu, İmralı–Kandil protokolü, Şêxmaqsûd'da geri çekilen direniş çağrısı ve 2023 Toplumsal Sözleşmesi'nin Arapça asıl metni için tam metne bakılabilir:

kaynak: https://www.facebook.com/Behruz.Sucai