Türkiye'deki Kürt Siyasi Hareketleriyle uzantısı olan Avrupa diyasporasındaki Kürt siyasi Hareketlerinin mangalda kül bırakmayan siyasi analistleri, Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ni Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomatik bir vitrini, bazıları da Trump'ın Avrupa'ya yeniden ayar verdiği/vereceği bir toplantı olarak okuyabilir.
Ancak kanımca bu şekilde görenler, yine sararmış ve yapraklarını döken bir ağaca bakarak ormanın geri kalan yeşilliğini kaçırıyorlar.
Bu toplantıda öz itibarıyla ele alınacak olan asıl mesele, batının yeni bir güvenlik düzenini kuruyor olmasıdır. Zira dünyadaki ve bölgemiz ortadoğudaki güç dengeleri yeniden yazılıyor. Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika'nın askeri koruma şemsiyesine sonsuza kadar güvenemeyeceklerini kabul ediyorlar ve kendi ulusal parlamentolarında da yoğun olarak bunu tartışıyorlar. Bu bağlamda NATO, Rusya'yı çevrelemekten tutun Ortadoğu'nun istikrarsızlığına kadar uzanan geniş bir güvenlik plan ve stratejisini yeniden tanımlıyor. Erdoğan ise, Türkiye'deki bütün iç siyasi tartışmalara ve ekonomik sıkıntılara rağmen bu planın, bu mimarinin vazgeçilmez askeri aktörlerinden biri olarak ABD ve Trump idaresince kabul edilmiş ve Tom Barrack'ın eliyle masanın ortasında oturtulmuştur..
Peki Türkiye'deki Kürt siyasi hareketleri ve Kürt siyasi aktörler ne yapıyorlar? Onlar her zamanki gibi başını kuma gömmüş gibiler. Çünkü devekuşu siyaseti, gerçekleri değiştirmiyor; sadece onları görmemeyi sağlıyor.
Bu kesimler yıllardır aynı ezberleri şu şekilde tekrar ediliyorlar: "Batı bir gün Türkiye'ye baskı yapacak! NATO demokrasi için Ankara'yı mutlaka sıkıştıracak! Avrupa Kürt meselesini Türkiye'nin önüne koyacak!" vs. vs. Tom Barrack'ın Türkiyeye Büyükelçi olarak atanmasından sonraki gelişmeler ve şimdi de Ankara Zirvesi bu masalı bir kez daha dağıttı.
Evet NATO'nun gündeminde hiç de Kürtler yok, Ukrayna var. Rusya var. İran sonrası bölgesel güvenlik var. Avrupa'nın savunma kapasitesi var. ABD'nin asker çekmesi var. Türkiye'nin yeni güvenlik konseptinde jeostratejik rolü var. Kürt siyasi hareketlerinin romantik ve irrealist beklentilerin aksine, kimsenin gündeminde bu siyasi hareketinin yıllardır dış ve iç dünyaya pazarladıkları senaryolar yok. Çünkü devletler romantizmle değil kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Uluslararası siyaset bir vicdan mahkemesi değildir. Hele hele NATO gibi bir savunma örgütü hiç de değildir.
Kürt siyasetçilerinin en büyük açmazı burada başlıyor: Dünyayı hâlâ 1980 ile 1990'lı yılların veya Suriye iç savaşının ilk yıllarındaki fotoğraf üzerinden okumaya devam ediyorlar. Oysa dünya çoktan başka bir sayfaya geçmiştir.
Trump'ın Avrupa'ya uyguladığı baskı bile bu sayfaya geçişi açıkça gösteriyor. Washington artık müttefiklerinden daha fazla yük paylaşmasını istiyor. Avrupa kendi savunmasını son hızla güçlendirmeye çalışıyor. Türkiye ise Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan hatta vazgeçilmez bir güvenlik ülkesi olarak önem kazanıyor ve Erdoğan NATO müttefiklerine bu koridorda devriye zabtiyesi olarak görev yapmayı çoktan kabul etmiş bile.
Böyle bir tabloda Ankara'yı dışlayacak bir Batı stratejisi gerçekçi değil. Tam tersine, Ankara'yla daha fazla çalışmanın yolları aranıyor.
İşte Kürt siyasetçilerinin görmek istemediği gerçek budur. Sorun sadece yanlış analiz yapmak da değil. Sorun yanlış analiz üzerine siyaset inşa etmektir.
Yıllardır topluma, "uluslararası konjonktür bizim lehimize dönüyor" denildi. Her NATO zirvesi, her Avrupa Birliği toplantısı, her Washington açıklaması büyük bir diplomatik kırılma gibi sunuldu. Sonuç?
Her seferinde beklentiler büyüdü, gerçekler aynı kaldı. Çünkü uluslararası sistem hiçbir zaman Kürt hareketinin anlattığı kadar ideolojik işlemedi. Bugün Ankara'daki zirve bunu belki de en çıplak biçimde ortaya koyuyor. Batılı liderler Türkiye'nin iç siyasetini eleştirebilir. İnsan hakları raporları yayımlanabilir. Diplomatik açıklamalar yapılabilir. Ama güvenlik söz konusu olduğunda aynı liderler Ankara'yla aynı masaya oturuyor, ortak plan yapıyor ve Türkiye'nin rolünü vazgeçilmez görüyor. Bu onlar için bir çelişki değil. Bu uluslararası siyasetin doğasında olan bir durumdur. Asıl çelişki ise bunu hâlâ anlamamakta ısrar eden bir siyasettedir. Devekuşu misali başını kuma gömerek dış dünyanın kendi hayallerine göre şekilleneceğini sanan anlayış, en büyük kötülüğü yine kendi tabanına yapıyor. Çünkü yanlış umutlar, en ağır hayal kırıklıklarını üretir. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar yeni paradigmalar, yeni ekolojik ideolojiler değil, yeni bir gerçeklik okumasıdır. Dünya değişiyor. İttifaklar değişiyor. Öncelikler değişiyor. Ankara'daki NATO Zirvesi'nin Kürtlere verdiği en önemli mesaj da belki bu olmalıdır: Dünyayı olduğu gibi okumayanlar, sonunda sadece kendi yankı odalarında konuşur. O yankı odasında alkış çoktur; ama başarılı ve sonuç alıcı siyaset yoktur.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.