BÎR dergisinin DDKO dosyasını açması, gelecek kuşakların Kürdistan yakın tarihini öğrenmesi açısından önemli bir görev yapmaktadır. Bu nedenle BÎR dergisini kutluyorum. Ben Viranşehir'in Milan Kürtler'indenim. DDKO kurucusu değilim ancak 1970 Ekim ayında İstanbul'a üniversite öğrenimi için gittiğim ilk gün üye oldum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrenciliği ve mezuniyeti sonrasında DDKD hareketi ile siyasi hayatım devam etti. 1984'de tutuklanarak Ankara'ya gönderildik, DAL soruşturmasından sonra Ankara Mamak Cezaevi'nde kaldım. 1988-1990 İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanlığı yaptım. Sırasıyla HEP, DEP, YDH ve HAK-PAR parti kuruculuğu ve yöneticiliği yaptım. Halen HAK-PAR üyesiyim. Diyarbakır Mali Müşavirler Odasında 16 yıl başkanlık yaptım aynı sürede Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın yönetim kurulu üyeliği yaptım.
Daha 1969'da Siverek'te lise öğrencisi iken, DDKO afişlerini “Komando zulmüne hayır!” asmaktan yakalanmam ve DDKO kurucusu olan akrabam Ali Buran'ın mektupları ile DDKO hareketi ile tanışmıştım. Üniversite öğrenimimden daha çok Kürt hareketine ilgimin beni İstanbul'a çektiğini belirtmem gerekir. DDKO hareketi dönemi gençliğin, Kürtlüğün bilincine vardığı, Kürtlüğün lezzetini tattığı, tümüyle fedakârlık ve paylaşımın hâkim olduğu bir dönemdi. 1970'den önce de Kürdistan'da bir siyasi hareketin olduğunu biliyordum ama içinde değildim. Daha 1964-65'lerde rahmetli Faik Bucak bizim aile avukatımızdı ve babam ile çok samimi idiler. Bu dönemde ortaokulda öğrenci iken babamla çok kere Faik amcanın yanına gitmişimdir. Bazen avukat Kemal Badıllı ile de karşılaşırdık. O dönemde babamla kendi aralarında alçak sesle Kürdistanî konuları konuşurlardı. Faik amcanın öldürülmesi babamı çok etkilemişti hatta biraz da karamsar yapmıştı. Bu dönemde Irak Kürdistan'ının ve KDP'nin etkisi açıkça hissediliyordu.
DDKO'lar dünya sol hareketinden etkilenmişlerdi. Ancak Kürtlük hep ön plandaydı. Ayrı örgütlenme, ulusal bir hak olarak esas alınıyordu. 1969'da ve 1970'de Siverek'te Necati Siyahkan'ın öncülüğünde Siverek Kültür Dergisi'ni çıkartıyorduk. Bu nedenle çok kez polisçe gözaltına alındık. Ancak en son Tercüman veya Akşam gazetesinin yapmış olduğu Mustafa Barzani röportajının ön sayfasındaki Mustafa Barzani'nin resmini Siverek Sebze Hali panosuna asmamızdan dolayı yakalandım.
1970 Ekim ayında İstanbul'da DDKO'ya üye oldum. O dönem İstanbul DDKO'nun başkanı Hikmet Bozçalı idi. Hikmet Bozçalı, gerçekten hareketli ve fedakâr bir başkandı, çok tedbirli idi, kimseye zarar gelmesini istemezdi bu nedenle DDKO üye listesini sadece üye numaralarından takip ederdik. Üye defterimizi siyasi polisin ikazlarına rağmen dernekte bulundurmadık, bu nedenle sıkıyönetim davalarında bile İstanbul DDKO'nun üye bilgilerine ulaşılmadığı bilinir. DDKO'ya biz kısaca "ocak" diyorduk. Yürüyüşlerde ve protestolarda genellikle iki devrimci marşımız vardı onları hep söylerdik.
12 Mart 1971’de ordunun ültimatomundan sonra Dev-Genç'le ciddi tartışmalarımız oldu. Biz kurulacak hükümetin diktatörlük ve faşizm olacağını Dev-Genç'li arkadaşlar ise sol bir cuntanın ülke yönetimini üstleneceğini düşünüyorlardı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde konu ile ilgili bir tartışmada Mahir Çayan da konuşmacıydı. Hikmet Bozçalı ve 4-5 arkadaş ordaydık. Hikmet bu düşüncemizi dile getirince Dev-Genç'lilerden sert yanıtlar aldık, hatta iş kavgaya dönüşecekken bu sırada Mahir Çayan söz alarak, "DDKO'lu arkadaşların düşüncelerini yabana atmayın Türkiye baskı rejimine gebedir ve bu bekleniyor" deyince biraz rahatladık. Sonra Dev-Genç'li arkadaşların bir kısmıyla cezaevinde konuştuğumuzda hep DDKO'ya hak veriyorlardı. Türkiye'de ordunun hiçbir zaman demokrasiyi getirmeyeceğini ve hep baskı rejimi getirdiğini acı da olsa öğrenmişlerdi. İstanbul DDKO'da sadece biz Kürtler değil Dev-Genç'li arkadaşlar ile de zaman zaman konuşur, tartışırdık. En çok Cihan Alptekin gelip giderdi çok dost bir tarafı vardı ve gerçekten Kürtleri severdi.
1970 sonlarından itibaren Kürdistan'ın birçok il ve ilçelerinde DDKO'lar art arda açılmaya başladı. 1971'in ilk aylarında Kozluk mitingine katıldık, 4-5 gün Diyarbakır'da kaldık. Bu dönemde Türkiye KDP'si ile tanıştım ve ciddi bir örgütlenme olduğunu hissettim. Eğer bu dönemde demokratik çalışma olanağımız devam etseydi inanıyorum ki Türkiye Kürdistan'ında çok ciddi kazanımlar elde edecektik, ancak rejim buna fırsat vermedi. Nisan 1971 sıkıyönetiminden sonra diğer devrimci hareketler gibi Kürt hareketleri de zor günler yaşadı.
Viranşehir Talebe Cemiyeti Gecesi ve Talihsiz Bir Olay
Yeri gelmişken DDKO hareketine mal edilmek istenen önemli bir olayın hem tanığı, mağduru ve sanığı olarak açıklama yapmam gereken bir konu var, o da Aziz Kuran'ın öldürülmesi meselesidir. 12 Mart 1971 askeri cuntanın ültimatomundan sonra rejimin ne olacağı pek belli değildi, Demirel hükümeti istifa etmiş, ordunun istediği Nihat Erim hükümeti görev başındaydı ancak bir belirsizlik vardı. Ta ki 16 Nisan 1971 sıkıyönetim ilan edilene kadar. Sıkıyönetimin ilan edildiği birinci gün öğleden sonra Ankara DDKO'nun basılıp kapatıldığını haber aldık, akşama doğru biz İstanbul DDKO'ya girdik her şeyi elden geçirdik suç sayılabilecek hiçbir şey bırakmadık. Ben de ilk şehidimiz olan Mehmet Cantekin'in resmini kurtarıp sakladım, zaten daha önce de bir baskı rejimi olacağını düşünüyorduk. Aynı gece Viranşehir Talebe Cemiyeti'nin Kazablanka Salonu'nda gecesi vardı, bütün arkadaşlar ordaydık biraz buruk bir geceydi ancak gece iyi geçti, geç saatlere kadar eğlendik ve dağıldık. Ertesi gün Site Talebe Yurdu'ndan pek dışarı çıkmadık, akşam Seyfettin Aslandağ ve birkaç arkadaş ile birlikte 26 nolu odada sohbet ederken tahminen saat 19-20.00 civarında Ömer Özsökmenler içeri girdi yüzü gözü çizilmişti, Mustafa Kuran'ın kardeşlerinin kendisine saldırdığını söyledi. Ben, Seyfettin ve Ömer Laleli'ye bunun hesabını sormaya gittik. Kavganın çıktığı kahveye yakın bir yerde Viranşehirli Osman diye bir arkadaş bizi gördü ve "buradan kaçın Aziz Kuran öldürüldü, Fethi Nebati de yaralıdır" dedi. Ömer "Nasıl oldu?" dedi, Osman da Ömer'e "Senden sonra kavga tekrar devam etti. Necmettin Büyükkaya ve diğer arkadaşlar da kavgaya karıştı olay büyüdü" dedi. Biz oradan Suadiye'de kalan teyzem oğlu İrfan Karaca'nın evine gittik. O gece orada kaldık. Sabahleyin olayı gazeteler manşetten veriyordu fail olarak da Ömer Özsökmenler ve Necmettin Büyükkaya'nın ismi geçiyordu.
Avukat Mustafa Kuran Viranşehirli bir Arap ailedendi ancak MHP düşüncesindeydi ve bizleri hiç sevmezdi, biz de kendisini sevmezdik. Fakat kardeşleri ile hiçbir husumetimiz yoktu hatta olaydan birkaç gece önce diğer kardeşi ile oturup sohbet etmiştik. Viranşehir Talebe Cemiyeti'nin olaydan 2-3 ay önce yapılan kongresinde yönetimi kendisinden aldığımızdan dolayı bizlere karşı kinli idi. Sıkıyönetimin ilan edildiği ve cemiyetin düzenlediği gece, sahibi olduğu otelin camları kırılmış, sıkıyönetim de ilan edildiği için kendini güçlü hissederek kardeşlerini ve otel çalışanlarını bu bahane ile kahveye göndererek Ömer Özsökmenler'i dövdürtmek istemiş, bu nedenle olaya sebebiyet vermişti. O olayın faili Ömer Özsökmenler olmadığı gibi Necmettin Büyükkaya da değildi. Sonradan bize anlatılan; olay anında Siverekli olan tombalacı bir çocuğun şiş kullandığıdır. Fakat olaydan sonra Necmettin Büyükkaya, Ömer Özsökmenler, Seyfettin Aslandağ ve ben polis tarafında arandık. Ömer Özsökmenler'i ikinci gün Şişli'de Necmettin Büyükkaya ile buluşturduk, Ömer'e nişanlısı Yurdusev Öztürk'ün kimlik kartını ayarladık oradan ben Viranşehir'e köye döndüm ve aranıyordum. Sonradan Necmettin ve Ömer de Siverek'e gidip rahmetli Abbas İzol'un organizesi ile Güney Kürdistan'a geçtiler.
Abbas İzol, o dönem Türkiye KDP'sinin yetkilisi idi. Bana da güneye geçmemi önerdi ancak ben gidemeyeceğimi söyledim. 1974 CHP-MSP iktidarından sonra Necmettin ile Ömer İstanbul'a döndüler ve olayı uzun uzun konuştuk. Bu olay DDKO'ya mal edilmek istendi ancak gerçekten ne bizim ne de DDKO'lu diğer arkadaşların planladığı bir hareket olmadığı gibi Aziz Kuran'a karşı da bir kinimiz yoktu. Bu olay sadece Mustafa Kuran'ın bize karşı olan nefretinden ve kininden kaynaklanıyordu. Bu dava ile ilgili Seyfettin Aslandağ 6 ay cezaevi yattı ben Aralık 1971'de yakalandım, Sarsanyan Hanı'ndaki soruşturmadan sonra 2 ay Selimiye Cezaevinde kaldım sonra bırakıldım. Şubat 1973'te Üsküdar'daki evimizde Siraç Bilgin, Seyfettin Aslandağ ve birkaç arkadaş ile tekrar yakalandık. 40 gün Harbiye'de sorgulandık, sonra Selimiye ve Davutpaşa Cezaevlerinde kaldık. 6-7 ay sonra bırakıldık. Dosyamız Diyarbakır Sıkıyönetimi'ne gönderildi ancak Diyarbakır'daki mahkemelere gitmedik. Daha sonra 1974 affıyla davamız düştü.
Kürdistan'da Bugün
Kürdistan sorunu tabi ki ulusal bir sorundur ve çözümü de ulusaldır. Yeryüzü küresinde 40 milyon nüfusa sahip olup bu kadar uzun sürede devletleşmeyen hiçbir ulus yoktur. Dolayısıyla Kürdistan'ın bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü bir haktır, bu hakkın kullanılma şekli ise tartışma götürebilir. Kürtler medeni dünyanın bir parçası olurlarsa başarı şansları daha yakındır. Çağdışı ve despotik yöntemler Kürtlere dayatılmasına rağmen bundan kaçınmak gerekir. Ortadoğu coğrafyasında yeni prensliklere krallıklara ve despot yönetimlere ihtiyaç yoktur. Yeteri kadar benzer devletler vardır, Kürdistan'ın var olması için Kürtler demokrasi, çağdaş bir hukuk ve medeni dünyanın parçası bir yönetim kurmayı başarmaları gerekir. Aynı zamanda komşu halklarla da yine barış ve adalete dayalı dostluklar ve ittifaklar kurmaları gerekir. Sömürgeci devletlerin Kürdistan kurumlarına, şahsiyetlerine ve liderlerine hakaretlerini sindirmek mümkün değildir. Kürtlerin elde ettiği kazanımlara sahip çıkmaları ve kurumları ulusal bilinçle savunmaları gerekir. Kuzey Kürdistan'da ulusal kurumları oluşturmaları hakları olduğu gibi aynı zamanda görevleridir de. Kuzey Kürdistan halkının bir bütün olarak kendi içinde barışık ve ortak ulusal tepkiyi göstermeleri gerekir.
Kürdistan'da var olan siyaset ve organizasyonların kendi aralarında hoşgörüye dayalı barışçıl bir politika izlemeleri gerekir. Kendi aralarında barışık olmayan Kürdistan siyasi hareketlerinin komşularıyla barışı konuşması mümkün değildir. Demokratik işleyiş hayatın her alanında olduğu gibi partilerimizin de iç işleyişlerine ve ilişkilerine hâkim olması ve başarması gerekir. Bugün Türkiye yöneticilerinden duyduğumuz hakaret ve tehdit dolu sözlere ulusal bir tepki göstermek lazım. Bu tepkinin siyaset ayırımı yapmadan ve birlikte olması gerekir.
Bütün Ortadoğu'da zor günler yaşandığı gibi, Kürtler de büyük bir zorluktan geçmektedirler. Bütün kazanımlara rağmen her şey bitmiş değildir, halen ulusal birlik konusunda atılması gereken ciddi adımlar vardır. İç ayrılıklar ve kardeş kavgalarından çok çektik bütün acıları sineye çekip kardeş parti ve örgütlerle birlikte halka ve kazanımlara sahip çıkmak lazım. Bu görev daha çok Kürt siyasi hareketine ve liderlerine düşer. Kuzey Kürdistan siyasi hareketlerinin karamsarlık, hedefsizlik ve muğlak kavramlardan kurtulup ulusal bütünlük ve ulusal hakları talep eden projelerle dünya kamuoyu önüne çıkması gerekir.
Unutmamak lazım ki birlik ve ittifak devlet doğurur nifak ise bozgunluk yaratır.
Kaynak: Kovara BÎR, hejmar: 6, Havîna 2007
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.