Özet
Bu makale, Kürt Milli Platformu metninin analizi üzerinden ulusal sorunu ulusal-demokratik perspektif çerçevesinde bir egemenlik sorunu olarak ele almaktadır. Çalışma, platformun amaç, program ve statü tasavvurunu teorik netlik, programatik tutarlılık ve siyasal hedefin açıklığı bakımından incelemektedir. Siyasal statü tartışması, ulus-devlet modeli ile kurucu federal konsensüs modeli arasındaki stratejik tercih çerçevesinde değerlendirilmektedir. Makalenin temel argümanı şudur: Demokratik ve kültürel hak talepleri ile siyasal statü belirleme hakkı arasındaki ayrım netleştirilmeden ulusal-demokratik bir program kavramsal bütünlüğe ulaşamaz. Statü hedefinin açıklığı, ulusal-demokratik siyasetin teorik tutarlılığı ve stratejik yönelimi açısından belirleyici önemdedir.
I. Giriş: Ulusal Sorunun Niteliği ve Stratejik Tercih Problemi
Ulusal-demokratik perspektif, ulusal sorunu yalnızca kültürel hakların genişletilmesi ya da demokratik reform eksikliği olarak ele almaz. Bu bakışta ulusal sorun özünde egemenlik sorunudur. Demokratiklik ise egemenliğin nasıl örgütleneceğine, hangi anayasal ve kurumsal biçim altında kullanılacağına ilişkindir. Dolayısıyla siyasal statü tartışması iki model arasında stratejik bir tercihi gündeme getirir:
1. Ulus-devlet modeli
Ulus-devlet tercihi, verili tarihsel koşulların mekanik sonucu değildir. Tam tersine, ulusal toplumun kendi amaç ve ilkeleri doğrultusunda yürüttüğü siyasal mücadelenin güç dengelerini ve tarihsel zemini dönüştürmesiyle şekillenen stratejik bir yönelimdir. Bu tercih, egemenliğin bağımsız ve bütünlüklü biçimde tesis edilmesini hedefleyen bilinçli bir siyasal iradenin ürünüdür. Yapısal baskı, kurucu eşitliğin reddi ve kurumsal kapasite gibi koşullar bu stratejik tercih için bağlamsal belirleyicilerdir.
2. Kurucu federal konsensüs modeli
Kurucu federal konsensüs modeli de pasif bir tarihsel zorunluluk değildir. Farklı ulusal toplumların karşılıklı tanıma, eşit kuruculuk ve ortak egemenlik ilkeleri temelinde yürüttükleri siyasal mücadele ve müzakere süreçlerinin ürünüdür. Kurucu federal yaklaşım, egemenliğin paylaşımını ve ulusal toplumlar arasında eşitliği güvence altına almayı hedefler.
II. Ulusal Sorunun Kavramsal Çerçevesi
Ulusal-demokratik siyaset bakımından ulusal sorun, devlet öğelerinin bütünselliğinin örgütlenmesi sorunudur. Bunlar; ulus, ülke ve egemenliktir. Baskı altındaki bir ulus açısından temel sorun demokratik hak eksikliği değil; kendi ülkesi üzerinde egemen olmamasıdır. Demokratik reformlar egemenlik sorununu ortadan kaldırmaz; yalnızca egemenliğin kullanım biçimini değiştirir. Bu nedenle ulusal sorun hak genişletme sorunu değil; siyasal özne ve egemenlik sorunudur.
III. Demokratik-Kültürel Haklar ile Self-Determinasyon Ayrımı
Teorik netlik açısından temel ayrım şudur:
1. Demokratik ve kültürel haklar
Mevcut devlet sınırları içinde anadilde eğitim, kamusal dil kullanımı, kültürel hakların tanınması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi taleplerini içerir. Bu talepler hak genişletme alanına girer. Egemenliğin devri ya da paylaşımı anlamına gelmez.
2. Self-determinasyon
Self-determinasyon siyasal statü belirleme hakkıdır. Bu kavram Birleşmiş Milletler belgelerinde yer almakla birlikte uygulamada iki biçimde yorumlanır:
a) İçsel self-determinasyon
Mevcut devlet sınırları içinde siyasal temsil, kültürel kimliğin korunması, demokratik katılım ve yerel özerkliği ifade eder. Uluslararası hukuk bakış açısında bu, eşit kurucu federasyon hakkı anlamına gelmez; bireysel ve kolektif hakların korunması anlamına gelir.
b) Dışsal self-determinasyon
Ayrılma ve bağımsız devlet kurma dâhil mevcut devletten kopuşu ifade eder. Uluslararası hukuk pratiğinde esas olan içsel self-determinasyondur.
IV. Uluslararası Hukuk ve Toprak Bütünlüğü İlkesi
Birleşmiş Milletler Şartı’nın 1/2. maddesi self-determinasyon ilkesini tanırken; 2/4. ve 2/7. maddeleri devletlerin egemen eşitliği ve iç işlerine karışmama ilkelerini güvence altına alır.
1970 tarihli Birleşmiş Milletler Dostane İlişkiler Bildirgesi self-determinasyon ilkesini tanırken, aynı zamanda ülkesel bütünlüğü koruyan bir sınır koyar: Bir devlet, halkını ayrım gözetmeden temsil ediyor ve temel hakları güvence altına alıyorsa, toprak bütünlüğü korunur. Bu çerçeveden hareketle bazı hukukçular “iyileştirici ayrılma” yorumunu geliştirmiştir. Buna göre, bir halkın temel hakları ağır ve sürekli biçimde ihlal ediliyor ve devlet içinde çözüm yolları tamamen kapanmışsa, son çare olarak ayrılma meşru sayılabilir. Ancak bu yaklaşım açık bir uluslararası hukuk kuralı değil; tartışmalı bir yorumdur.
Bu çerçevede: Self-determinasyon otomatik bir ayrılma hakkı değildir.
Bağımsızlık pratiği tarihsel olarak daha çok sömürgecilik bağlamında tanınmıştır.
Bununla birlikte uluslararası hukuk statik değildir. Hukukun yorumu, siyasal güç dengeleri ve meşruiyet süreçleriyle birlikte şekillenmektedir.
V. Stratejik Tercih: Ulus-Devlet Hangi Koşullarda?
Ulus-devlet, baskı altındaki bir ulusun bağımsızlık hedefi doğrultusunda yürüttüğü siyasal mücadelenin, güç dengelerini ve tarihsel koşulları dönüştürmesi sonucunda ortaya çıkan bir siyasal örgütlenme biçimidir.
Bu koşullar başlıca şunlardır:
1. Yapısal ve süreklilik arz eden baskı
Siyasal dışlanma
Kültürel inkâr
Ekonomik kaynaklara erişimin sistematik biçimde engellenmesi
2. Kurucu eşitliğin reddi
Egemen ulus, baskı altındaki ulusu eşit kurucu siyasal özne olarak tanımıyorsa, federasyon gerçek bir egemenlik paylaşımı olmaktan çıkar; merkezden belirli yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesine indirgenir.
3. Kurumsal kapasite
Bağımsızlık yalnızca bir hak değil, aynı zamanda devlet kurma kapasitesi gerektirir. Ulusal-demokratik programa dayanan kurucu bir siyasal özne olmaksızın bağımsızlık soyut bir talep olarak kalır.
VI. Federal Devlet Modelleri
Kurucu Federal Konsensüs Modeli:
Ulusal toplumlar eşit kurucu özne olarak tanınır.
Devletin anayasal temeli ortak kurucu iradeyle oluşturulur.
Egemenlik ortaklaşa kullanılır.
Statü anayasal güvence altına alınır.
Kurucu model, ancak egemen ulusun eşitliği kabul etmesi hâlinde mümkündür.
İdari federal modeli:
Egemenlik merkezde kalır.
Yerel yönetimlere belirli idari yetkiler devredilir.
Kurucu ortaklık oluşmaz.
Bu durumda egemenlik sorunu çözülmez; yalnızca yönetim yapısı esnetilmiş olur.
VII. Kürt Milli Platformu’nun Teorik Konumu
Platform metni:
Kürt ulusunu kolektif özne olarak tanımaktadır.
Ulusal hakları savunmaktadır.
Ortak iradenin kurumsallaşmasını hedeflemektedir.
Bu yönüyle bir ulusal özne inşası girişimi niteliğindedir. Ancak siyasal statü hedefi açık biçimde tanımlanmamıştır.
Belirtilen talepler şunlardır: Anadilde eğitim, kamusal dil hakkı, yer isimlerinin iadesi, âdem-i merkeziyetçilik, kaynak paylaşımı, anayasal güvence.
Bu talepler demokratik ve kültürel haklar çerçevesindedir. Kurucu federasyon ya da bağımsızlık açıkça zikredilmemektedir. Bu durum, söylem ile program arasında stratejik bir belirsizlik üretmektedir.
VIII. Türkiye Bağlamında Statü Sorunu
Türkiye üniter bir devlettir.
Taleplerin niteliği
Platformun amaç maddesinde “Kürt ulusunun asgari müşterekler temelinde ortak iradesini kurumsal bir zemine kavuşturmak” hedefi belirtilmektedir; ancak bu kurumsal zeminin niteliği açık değildir. Asgari program, nihai hedefle ilişkilendirilmediğinde siyasal yönünü kaybeder.
Metin, Birleşmiş Milletler belgelerine atıf yapmakta; ancak self-determinasyon ilkesini nasıl yorumladığını netleştirmemektedir. Oysa aynı belgeler toprak bütünlüğü ilkesini de içermektedir.
Metin, “Kürt milletinin self-determinasyon hakkının tanınmasını” talep etmekte; ancak bu hakkın niteliğine ilişkin açık bir tanım yapmamaktadır: İçsel mi? Dışsal mı? Kurucu federasyon mu? Reformist hak genişletme mi? Bu sorular yanıtsızdır.
“Demokratik ve anayasal güvenceye kavuşturulmuş statü” ifadesi şu seçeneklere işaret edebilir: güçlü yerel yönetim reformu, bölgesel özerklik ya da federal dönüşüm. Ancak metin hangi modeli savunduğunu açıklamamaktadır.
Bu durum: Devlet açısından tehdit belirsizliği, ulusal kamuoyu açısından hedef belirsizliği, uluslararası aktörler açısından statü belirsizliği üretmektedir.
Belirsizlik, başlı başına bir strateji değildir.
IX. Ulusal-Demokratik Perspektiften Üç Olası Yönelim (Platform Perspektifiyle)
A. Kurucu Federal Konsensüs Programı
Eğer çözüm Türkiye sınırları içinde hedefleniyorsa:
Kürd ulusal toplumu eşit kurucu özne olarak tanımlanmalıdır.
Anayasal temelin, ortak kurucu iradeyle nasıl oluşturulacağı platform metni çerçevesinde açıklanmalıdır.
Egemenliğin ortak kullanımına ilişkin mekanizmalar platform önerisi doğrultusunda somutlaştırılmalıdır.
Talep edilen statünün anayasal ve kurumsal çerçevesi netleştirilmelidir.
Bu yaklaşım, egemenliğin paylaşımını öngörür; yalnızca idari yetki devrini ifade etmez.
B. Bağımsızlık Stratejisi
Eğer kurucu eşitlik sistematik biçimde reddediliyorsa:
Ulus-devlet hedefi açık biçimde belirtilmelidir.
Ulusal-demokratik program hazırlanmalıdır.
Kurucu siyasal özne oluşturulmaya hazırlanmalıdır.
Devletleşme kapasitesi ve geçiş süreci platform perspektifinde planlanmalıdır.
Bu strateji, bağımsızlığı bir slogan olarak değil, kurumsal bir inşa projesi olarak ele alır.
C. Reformist Demokratik Program
Eğer amaç yalnızca hak genişletme ise:
Self-determinasyon söylemi geri çekilmelidir.
Program, demokratik ve kültürel reform zeminiyle sınırlandırılmalıdır.
Bu yaklaşım egemenlik hedeflemez; yalnızca hak genişletmeyi amaçlar.
Platform perspektifinde bu yol, demokratik reformların çerçevesini belirler ancak siyasal statü sorununu çözmez.
Sonuç: Programatik Netlik ve Siyasal Yönelim
Ulusal-demokratik perspektif açısından ulusal sorun, egemenliğin kuruluş sorunudur. Bu nedenle sorun yalnızca hakların genişletilmesi değil; siyasal statünün açık ve belirlenmiş biçimde tanımlanmasıdır.
Egemenlik sorunu iki siyasal modelden biriyle çözülebilir:
Kurucu federal konsensüs modeli
Ulus-devlet modeli
Bu iki modelden hangisinin benimsendiği açıkça belirtilmedikçe siyasal program eksik kalır. Örgütlenme biçimi, mücadele yöntemi, uluslararası ilişkiler hattı ve toplumsal mobilizasyon stratejisi ancak belirlenmiş bir statü hedefi üzerinden şekillenebilir.
Bunun dışında kalan talepler demokratik ve kültürel reform programının konusudur. Bu talepler önemlidir; ancak egemenliğin kime ait olduğu sorusunu tek başına çözmez.
Dolayısıyla siyasal-programatik açıdan yapılması gerekenler şunlardır:
Statü hedefinin açık biçimde tanımlanması,
Bu hedefe uygun bir geçiş programının hazırlanması,
Kurucu siyasal öznenin örgütsel ve kurumsal çerçevesinin netleştirilmesi,
Mücadele araçları ile stratejik hedef arasında uyum sağlanması.
Belirsizlik kısa vadede esneklik sağlayabilir; ancak uzun vadede siyasal yön kaybına yol açar. Ulusal-demokratik bir platform, varlık nedenini egemenlik sorununa ilişkin net tutumuyla belirler.
Sonuç olarak:
Ulusal sorun; bir ulusun, sınırları belirlenmiş bir ülke üzerinde egemenlik kurmaya dayalı bir siyasal örgütlenmeyi inşa etme sorunudur.
Demokratikleşme ise bu egemenliğin nasıl kullanılacağına ilişkindir. Başka bir ifadeyle demokratikleşme; siyasal örgütlenmenin rasyonel yapılanmasının, pozitif hukuksal düzeninin ve meşru şiddet tekelinin hangi ilke ve mekanizmalar temelinde yapılandırılacağı sorunudur.
Statü hedefi tanımlandığında siyasal yönelim berraklaşır; berraklaşan yönelim ise ulusal-demokratik siyasetin özneleşmenin önünü açar. Ulusal-demokratik siyaset, ulusal egemenlik hedefi doğrultusunda ortak bir ulusal-demokratik programa dayanan kurucu bir siyasal iradenin inşasını amaçlayan politik-teorik ve politik-pratik bir faaliyettir.
Diyarbakır, 27.02.2026
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.