Giriş: Ulusal Birlik Neyi İfade Ediyor?

Bugün Kürdistan’ın dört parçasında “ulusal birlik” tartışmaları yürütülüyor. Bu tartışmalar tarihsel olarak önemli olmakla birlikte, çoğu zaman kavramsal ve siyasal netlikten yoksun biçimde ilerlemektedir. Ulusal birlik, yalnızca örgütlerin yan yana gelmesi değildir; yalnızca ortak fotoğraf vermek ya da geçici ittifak kurmak da değildir. Ulusal birlik, eğer gerçek bir siyasal anlam taşıyacaksa, egemenlik sorunu etrafında programatik bir netliğe dayanmalıdır.

Sorun tam da burada düğümlenmektedir. Kürd siyasal alanında uzun süredir güçlü bir politik pratik vardır; fakat bu pratiği taşıyacak açık ve sistematik bir ulusal siyaset kuramı yoktur. Kavramlar net değildir. Hedef açık değildir. Egemenliğin nasıl kurulacağına dair ortak bir çerçeve yoktur. Bu durum, ulusal birliği duygusal bir temenniye indirgemekte, stratejik bir programa dönüştürememektedir.

Ulusal-demokratik siyaset, tam da bu eksikliği gidermeyi amaçlayan bir perspektiftir.

I. Kavramları Netleştirmeden Birlik Kurulamaz

Kürd siyasal alanında milliyetçilik, ulusalcılık ve ulusçuluk kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır.

Milliyetçilik, tarihsel olarak Avrupa merkezli bir ideolojidir. Modern ulus-devletin kuruluş sürecinde ortaya çıkmış ve homojenleştirici bir siyasal form üretmiştir. Tek dil, tek kültür ve tek merkez etrafında örgütlenen devlet modelini meşrulaştırmıştır. Bu model, egemen uluslar açısından birleştirici olabilir; ancak ezilen uluslar açısından çoğu zaman baskı ve inkâr mekanizmasının ideolojik dayanağı olmuştur.

Ulusalcılık ise Türkiye bağlamında büyük ölçüde Atatürk milliyetçiliği ve Kemalizm referanslıdır. Devleti kutsallaştıran, mevcut ulus-devlet formunu tarihsel bir ilerleme olarak sunan ve egemenliğin merkezî yapısını sorgulamayan bir ideolojik çerçevedir. Kürd ulusal sorunu bu paradigma içinde ya inkâr edilir ya da güvenlik sorunu olarak kodlanır.

Bu metinde savunduğumuz ulusçuluk daha farklı ve daha geniş bir analitik anlamda kullanılmaktadır. Ulusçuluk, ancak ulusçu siyaset ile anlam kazanır. Ulusçuluk, bir duygu, bir retorik ya da yalnızca kimlik siyaseti değildir; devlet kurma, sürdürme veya dönüştürme süreçleriyle bağlantılı tarihsel bir siyasal faaliyettir. Bu faaliyet, egemenliğin kim adına ve hangi ilkeler doğrultusunda örgütleneceği sorusuna verilen somut siyasal yanıtlarla ilgilidir.

Bu siyaset demokratik ilkelerle birleştiğinde ise ulusal-demokratik siyasete dönüşür. Yani egemenliği yalnızca ulus adına değil; eşitlik, çoğulculuk ve özgürlük temelinde kurmayı hedefler.

Ulusal birlik tartışmaları, işte bu kavramsal netlik olmadan ilerleyemez.

II. Kürd Ulusal Sorunu: Bir Egemenlik Sorunu

Kürd ulusal sorunu kültürel haklar sorunu değildir. Dil, kimlik ve temsil meselesi önemlidir; fakat bunlar son kertede egemenlik meselesinin parçalarıdır.

Ezilen bir ulusun temel sorunu, egemenliğin başka bir ulus adına örgütlenmiş olmasıdır. Kürdler, yaşadıkları devletlerin kuruluşunda kurucu özne olarak yer almamışlardır. Egemenlik başkaları adına kurulmuş; Kürdler bu yapının içinde tali bir konuma itilmiştir.

Ezilen-ulus egemenlik sorununun iki yönü vardır:

1. İç Egemenlik

Bu, egemen ulusla olan ilişkiden kaynaklanır. Devletin anayasal ve siyasal yapısı egemen ulusun tarihsel çıkarlarına göre kurulmuştur. Kürdler bu yapının kurucu unsuru değildir. Dolayısıyla siyasal karar süreçlerinde belirleyici özne değildir.

2. Dış Egemenlik

Ulusal egemenlik meselesi yalnızca egemen ulusla sınırlı değildir. Uluslararası güç dengeleri, bölgesel statüko ve küresel çıkar ağları, ezilen ulusun egemenlik arayışını doğrudan etkiler. Bu nedenle ulusal siyaset, yalnızca iç denklemi değil dış denklemi de hesaba katmak zorundadır.

Ulusal birlik tartışması, bu iki boyutlu egemenlik sorunu üzerine kurulmadıkça stratejik bir anlam taşımaz.

III. Çözümsüzlüğün Gerçek Nedeni: Ulusal Siyasetin Teorik Yoksunluğu

Yaygın kanının aksine, Kürd ulusal sorununun çözümsüzlüğünün tek nedeni tekçi ulus-devlet paradigması değildir. Daha derin bir sorun vardır: Kürd siyasal alanında ulusal siyasetin teorik inşası tamamlanmamıştır.

Bugüne kadar hiçbir parti programında sistematik bir ulus kuramı ortaya konmamıştır. Ulusun siyasal tanımı, egemenliğin nasıl kurulacağı, hangi modelin hedeflendiği açık biçimde formüle edilmemiştir.

Sol referanslı birçok hareket, Stalin’in ulus tanımını benimsemiştir. Bu tanım, dili, toprağı, ekonomik yaşamı ve kültürü esas alır. Ancak bu yaklaşım sosyolojik bir betimleme sunar; siyasal bir egemenlik programı üretmez. Ezilen ulus için belirleyici olan kültürel özellikler değil; egemenliğin nasıl kazanılacağı ve nasıl örgütleneceğidir.

Teorik netlik bulunmadığında siyaset açık amaçlardan ve temel ilkelerden yoksun kalır. Amaç ve ilke temeline dayanmayan bir siyasal çizgi ise programatik bir bütünlük üretemez. Bu durumda siyasal yönelim, tarihsel-stratejik bir perspektife göre değil; siyasal merkezin ya da karizmatik liderliğin anlık değerlendirmelerine ve konjonktürel ihtiyaçlara göre şekillenir. Böyle bir siyaset kişiselleşir, dalgalanır ve istikrarsızlaşır.

İlkesel temelden kopmuş ve konjonktüre bağımlı hale gelmiş bir siyasal hat, uzun vadeli kurucu bir perspektif geliştiremez. Kurucu perspektif; süreklilik, programatik netlik ve toplumu bilinçli bir hedef doğrultusunda seferber edebilme kapasitesi gerektirir. Oysa istikrarsız ve belirsiz bir siyaset, toplumsal enerjiyi tarihsel bir yönelime bağlamak yerine, onu dönemsel mobilizasyonlarla tüketir. Bu durum ulusal bilincin gelişmesini engeller.

IV. Ulusal-Demokratik Egemenliğin İki Kurucu Yolu

Ezilen bir ulusun egemenlik yetkisini kazanmasının modern çağda iki temel yolu vardır:

  1. Kendi ulus-devletini kurmak
  2. Egemen ulusla eşit-eşdeğer kurucu ortaklık temelinde federal demokratik konsensüs devleti inşa etmek

1. Ulus-Devlet Seçeneği

Bu modelde egemenlik doğrudan ulusal iradeye dayanır. Ulus kendi devletini kurar; iç ve dış egemenliği kendi adına kullanır. Ancak bağımsızlık tek başına yeterli değildir. Kurulan devletin demokratik niteliği belirleyicidir. Eğer yeni devlet merkezî, tekçi ve dışlayıcı bir yapıya dönüşürse, bağımsızlık ulusal-demokratik içerik kazanmaz.

2. Eşit-Eşdeğer Kurucu Ortaklık

Bu modelde egemenlik paylaşılır; fakat bu paylaşım lütuf değildir. Hiyerarşik bir özerklik değil; anayasal güvenceye dayalı eşit kuruculuk söz konusudur. Federal demokratik konsensüs devleti, kurucu ulusların statü eşitliği temelinde ortak siyasal yapı oluşturduğu modeldir.

Bu modelin meşruiyeti, eşitliğin fiilî ve hukuksal güvenceye bağlanmasına bağlıdır.

Kürd ulusal-demokratik siyaseti açısından belirleyici olan, hangi modelin seçileceğinden önce, egemenliğin demokratik ilkelere göre tanımlanmasıdır.

V. Ulusal Birlik ve Programatik Netlik

Ulusal birlik, ancak programatik netlik temelinde kurulabilir. Programatik netlik şu sorulara açık cevap vermek demektir:

1. Egemenlik hedefi nedir?

2. Hangi model savunulmaktadır?

3. İç ve dış egemenlik nasıl örgütlenecektir?

4. Demokratik ilke ve kurumlar nasıl kurulacaktır?

Bu sorulara cevap verilmeden birlik çağrısı yapmak, duygusal mobilizasyon yaratabilir; fakat stratejik sonuç üretmez.

Ulusal birlik, farklı siyasi hareketlerin asgari demokratik egemenlik programı etrafında uzlaşmasıyla anlam kazanır. Bu uzlaşma, sloganda değil; yazılı ve açık bir siyasal programda somutlaşmalıdır.

VI. Ulusal-Demokratik Bilinç ve Siyasi Özneleşme

Ezilen ulusun egemenlik sorununu çözebilmesi için ulusun ulusal-demokratik siyasal bilinçle donatılması gerekir. Bu bilinç, manipülasyona değil; açıklığa dayanır. Slogana değil; programa dayanır.

Ulusal-demokratik bilinç üç şeyi birleştirir:

1. Politik-teorik netlik

2. Politik-pratik mücadele

3.Stratejik süreklilik

Teori ile pratik arasındaki kopukluk giderilmeden ulusal birlik kalıcı olmaz. 

Değerlendirme ve Sonuç: Ulusal-Demokratik Siyaset ve Kürd Ulusunun Kurucu İradesi

Kürd siyasi akımları iki farklı siyaset anlayışına sahiptir: ulusal siyaset ve ulusal-azınlık siyaseti. Ulusal siyasi akımlar, ulusal egemenliği hedeflemekte ve mücadelelerini bu doğrultuda sürdürmektedir. Ancak bu akımlar, ulusal egemenliği bilinçli ve amaçlı bir siyasal iradenin ürünü olarak kuramsallaştıran ve bunu kurucu bir siyasal çizgiye dönüştüren ulusal-demokratik bir perspektifi inşa edememiştir. Bu tıkanma, nesnel koşulların kaçınılmaz bir sonucu değil; siyasal yönelimsizlik ve programatik belirsizliğin ürünüdür.

Ulusal-azınlık siyasi akımları ise sömürgeci devlet yapıları içinde kültürel ve demokratik haklar talep edilmesiyle sınırlı bir mücadeleyle yetinmektedir. Bu durumda Kürd ulusal hareketinin temel sorunu, sömürgeci devletlere karşı geliştirilen siyasal iradenin, ulusal egemenlik hedefi doğrultusunda ortak bir ulusal-demokratik programa dayanan kurucu bir siyasal irade inşa edip edememesidir. Kürd ulusal-demokratik siyaseti açısından kurucu bir siyasal öznenin oluşturulabilmesinin yolu; ulusal-demokratik siyaset ile ulusal-azınlık siyaseti arasındaki ideolojik, siyasal, programatik ve örgütsel ayrım çizgilerinin net biçimde çekilmesinden ve bu ayrımın Kürdistanlılara açık bir şekilde taşınmasından geçer.

Çünkü Kürdistan’da başkaldırılar için ulusal-demokratik bir siyaset zorunlu değildir. Oysa ulusal egemenlik hedefine ulaşabilmek için, Kürdistanlıları ulusal-demokratik siyasal bilinçle donatacak kurucu bir siyasal öznenin varlığı zorunludur.

Asıl sorun şudur:

Kürd siyasal alanı, ulusal-demokratik egemenlik temelinde açık ve net bir program ve bu programa dayalı bir kurucu siyasal özne oluşturabilecek midir?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bir dönemin değil; bir ulusun tarihsel yönünü belirleyecektir.

Diyarbakır/17.02.2026