Giriş

Bu bölüm, İsrail–Kürd ilişkilerini klasik anlamda bir “dış destek” ya da “ittifak” ilişkisi olarak değil, çağdaş uluslararası sistemin temel özelliklerinden biri olan neomerkantilist hegemonya çerçevesinde ele almaktadır. Amaç, bu ilişkinin Kürd ulusal hareketi açısından ne anlama geldiğini; özellikle ulusal-demokratik egemenlik perspektifi bakımından hangi olanakları ve sınırları içerdiğini sade ve açık bir dille tartışmaktır.

Neomerkantilist hegemonya, devletlerin ekonomik, askerî ve siyasal araçları birlikte kullandığı; piyasa ilişkilerinin ise egemenlik ve güvenlik hedeflerine tâbi kılındığı bir iktidar biçimini ifade eder. Bu bağlamda hegemonya, doğrudan işgal ya da ilhak yoluyla değil; dolaylı ilişkiler, asimetrik bağımlılıklar (eşitsiz bağımlılıklar) ve koşullu destek mekanizmaları üzerinden kurulmaktadır.

1. Neomerkantilist Hegemonya ve İsrail’in Bölgesel Konumu

İsrail’in Ortadoğu’daki konumu, neomerkantilist hegemonya anlayışının tipik bir örneğini sunar. İsrail, bölgesel egemenliğini doğrudan genişletmekten ziyade, çevresindeki devlet yapılarını dengeleyen, parçalı ve denetlenebilir siyasal alanlar üzerinden güvenlik ve etki üretmeyi hedeflemektedir.

Bu strateji içinde Kürdler, ilkesel olarak desteklenen bir ulus değil; merkeziyetçi ve çoğu zaman düşmanca devlet yapıları karşısında dengeleyici bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle İsrail–Kürd ilişkileri, ahlaki ya da normatif bir dayanışma ilişkisi değildir. İlişki, esas olarak araçsal, koşullu ve konjonktüre bağlıdır.

İsrail’in Kürd siyasal aktörlerine yönelik söylemlerinde açık bir bağımsızlık çağrısından bilinçli biçimde kaçınılması dikkat çekicidir. Bunun yerine “koruma”, “hakların tanınması” ya da “özerk yapıların meşruiyeti” gibi muğlak kavramlar öne çıkarılmaktadır. Neomerkantilist hegemonya açısından bu tutum rasyoneldir; çünkü tam bağımsız bir Kürd devletinin tanınması, bölgesel çatışma maliyetlerini artırırken, sınırlı ve denetlenebilir statüler hegemonik çıkarlarla daha uyumlu görülmektedir.

2. Kürd Ulusal Hareketi Açısından Olanaklar ve Sınırlar

Bu çerçeve, Kürd ulusal hareketi açısından hem belirli olanaklar hem de ciddi riskler üretmektedir. Merkezi ulus-devletlerin mutlak egemenlik kapasitesinin zayıfladığı, çok-kutuplu ve parçalı bir bölgesel düzende Kürd siyasal aktörleri sınırlı da olsa fiilî yönetim alanları, kurumsal deneyim ve uluslararası görünürlük elde edebilmektedir.

Ancak bu olanaklar yapısal sınırlar içindedir. Neomerkantilist hegemonya, kalıcı ve kesin çözümler üretmekten ziyade, krizleri yönetilebilir kılmayı amaçlar. Bu durum, Kürd ulusal sorunun tarihsel bir egemenlik sorunu olmaktan çıkarılarak, bölgesel istikrarın teknik bir unsuru hâline getirilmesi riskini doğurur. Bu koşullarda elde edilen siyasal kazanımlar, çoğu zaman geçici, koşullu ve geri alınabilir nitelik taşır.

En temel risk, Kürd ulusal mücadelesinin egemenlik hedefinin ertelenmesi ya da ikincilleştirilmesidir. Kürd siyasal taleplerinin, dış aktörlerin güvenlik ve denge politikalarına tâbi hâle gelmesi, uzun vadede siyasal özneleşmeyi zayıflatır.

3. Dış İlişkiler ve Ulusal-Demokratik Siyaset

Bu noktada belirleyici olan, Kürd siyasal hareketinin dış aktörlerle ilişki kurup kurmaması değil; bu ilişkileri hangi siyasal perspektifle ve hangi sınırlar içinde kurduğudur. Neomerkantilist hegemonya koşullarında dış destek, egemenlik hedefini ikame eden bir stratejiye dönüştüğünde siyasal özneyi aşındırır.

Ulusal-demokratik egemenlik perspektifi, dış ilişkilerin ancak açık, sınırlı, geçici ve denetlenebilir araçlar olarak ele alındığında anlamlı olabileceğini savunur. Bu ilişkiler, Kürd ulusal mücadelesinin kendi programatik hedeflerinin yerine geçemez; yalnızca bu hedeflere tâbi kılındığında işlevsel olabilir.

4. KCK/PYD Çizgisi ve Ulusal Siyasetin Aşınması

Bu bağlamda KCK ve onun bileşenlerinden biri olan PYD’nin oynadığı rol özel bir önem taşır. Bu siyasal çizgi, Kürd ulusal sorununu ulusal-demokratik egemenlik hedefinden sistematik biçimde uzaklaştırmıştır. Egemenlik fikri ya açıkça reddedilmiş ya da bilinçli biçimde muğlaklaştırılmıştır.

PYD’nin siyasal programı, çoğulculuk ve yerel demokrasi söylemine rağmen, Kürdlerin kurucu ulus statüsünü açık biçimde tanımlamaktan kaçınmaktadır. Dış aktörlerle kurulan ilişkiler, ulusal egemenlik perspektifini merkeze alan eleştirel bir siyasal akılla değil; ideolojik angajmanla yürütülmektedir.

Bu yaklaşım, Kürd ulusunu siyasal bir özne olmaktan çıkararak, küresel ve bölgesel güçlerin manevra alanına dönüştürmektedir. Dahası, bu durum yalnızca Kürdlere değil; Türk, Arap ve Fars halklarına da zarar vermektedir. Çünkü ulusal egemenlik talebinin muğlaklaştırılması, sömürgeci devletlerin bütüncü ulusçuluğunu güçlendirmekte ve baskıcı rejimlerin sürekliliğine hizmet etmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Bu metin, İsrail–Kürd ilişkilerini ne romantize eden bir dayanışma söylemiyle ne de indirgemeci bir dış müdahale anlatısıyla ele almıştır. Başka bir deyişle bu metin, İsrail–Kürt ilişkilerini ne abartılı bir dayanışma anlatısıyla ne de her şeyi dış müdahaleye bağlayan bir yaklaşımla ele almıştır. İlişki, neomerkantilist hegemonya çerçevesinde değerlendirilmiş; bu sayede Kürd ulusal hareketinin karşı karşıya olduğu olanaklar ve sınırlar daha gerçekçi bir zeminde ortaya konmaya çalışmıştır.

Ortaya çıkan tablo açıktır: İsrail’in Kürd siyasal aktörlerine yönelik yaklaşımı, ilkesel bir ulusal kurtuluş desteğine değil, bölgesel güç dengelerini yönetmeye dönük araçsal ve koşullu bir stratejiye dayanmaktadır. Bu durum, İsrail–Kürd ilişkilerinin Kürdler açısından otomatik bir siyasal kazanım üretmediğini göstermektedir.

Kürd ulusal hareketi açısından asıl belirleyici olan, dış aktörlerin tutumu değil; kendi siyasal yönelimidir. Kalıcı ve meşru bir çözüm, neomerkantilist hegemonya karşısında eleştirel mesafeyi koruyan, ulusal-demokratik egemenliği merkezine alan bağımsız bir siyasal aklın inşa edilmesine bağlıdır. Ancak bu yolla Kürd ulusal mücadelesi, bölgesel hegemonya mücadelelerinin nesnesi olmaktan çıkarak, kendi tarihsel yönelimini belirleyen kurucu bir özne hâline gelebilir.

Diyarbekir/ 17.01.2026