Öz
Bu makale, neoliberalizm sonrası ortaya çıkan neomerkantilist hegemonya biçimini ve bu dönüşümün bütüncü ulusçuluğu yeniden merkezîleştirme etkisini incelemektedir. Çalışmanın temel savı, neomerkantilizmin yalnızca iktisadi bir politika değişikliği olmadığı; devlet egemenliğini sertleştiren, siyasal çoğulluğu daraltan ve baskı altında olan ulusların ulusal kurtuluş mücadelelerinin koşullarını köklü biçimde dönüştüren bütünlüklü bir hegemonya projesi olduğudur. Makalede bu dönüşüm, özellikle Kürd ulusal siyasal sorunu bağlamında ele alınmakta; neomerkantilist çağda ulusal kurtuluşun olanakları ve sınırları ulusal-demokratik bir perspektifle tartışılmaktadır.
Giriş: Neoliberalizm Sonrası Hegemonya Krizi
Neoliberalizm, yaklaşık kırk yıl boyunca küresel kapitalist düzenin hegemonik çerçevesini oluşturmuştur. Ancak 2008 küresel finans krizi ve ardından Covid-19 pandemisi, bu düzenin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda siyasal ve ideolojik bir kriz içinde olduğunu açığa çıkarmıştır. Neoliberalizm, piyasanın kendiliğinden düzenleyici kapasitesine duyulan inanç üzerine inşa edilmiş; devleti ekonomik ve toplumsal alanlardan geri çekmeyi hedeflemiştir. Buna karşın kriz anlarında piyasa mekanizmalarının yetersizliği, devleti yeniden merkezî bir aktör hâline getirmiştir.
Bu dönüşüm, neoliberalizmin yerini alan yeni bir hegemonya biçimini, yani neomerkantilizmi gündeme getirmiştir. Neomerkantilizm, devletin ekonomiye, ulusal güvenliğe ve toplumsal denetime geri dönüşünü ifade ederken; siyasal alanda bütüncü ulusçuluğun güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu yeni hegemonya biçimi, baskı altında olan ulusların siyasal taleplerini daha sert biçimlerde bastırmakta ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin koşullarını köklü biçimde dönüştürmektedir.
I. Neoliberalizmden Neomerkantilizme Geçiş
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı dünyasında kurumsallaşan sosyal devlet modeli, kapitalizmin sınıfsal çelişkilerini belirli ölçülerde yumuşatmış; emeği siyasal sistemin kısmi bir öznesi hâline getirmiştir. Ancak bu model, 1970’lerden itibaren sermaye açısından sürdürülemez görülmüş ve 1980’lerden itibaren neoliberalizm hegemonik proje olarak devreye sokulmuştur.
Neoliberalizm, serbest piyasa, sermaye hareketlerinin serbestliği, özelleştirme ve sosyal devletin tasfiyesi ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bu model, yalnızca iktisadi bir program değil; aynı zamanda siyasal alanı daraltan, demokrasiyi teknik yönetime indirgeyen ve toplumsal rızayı piyasa mekanizmaları üzerinden üretmeye çalışan bir yönetim biçimidir. Ancak 2008 küresel finans kriziyle birlikte neoliberalizmin krizleri yönetme kapasitesi tükenmiş; Covid-19 salgını bu tıkanmayı yapısal bir çöküşe dönüştürmüştür.
Bu noktada belirleyici olan, neoliberalizmin hem ekonomik hem de siyasal meşruiyetini kaybetmesidir. Liberal demokrasinin temsil mekanizmaları işlevsizleşmiş; siyasal karar alma süreçleri dar elit grupların kontrolüne girmiştir. Böylece neoliberalizm, kendi içinden otoriterleşme eğilimleri üretmiş; bu eğilimler neomerkantilist yönelimin zeminini hazırlamıştır.
2. Neomerkantilizm: Devletin Ekonomiye ve Ulusa Geri Dönüşü
Batı Avrupa devletleri, XV. yüzyılın ortalarından XVIII. yüzyılın ortalarına kadar uzanan üç yüzyıllık dönemde olduğu gibi, 1914–1944 arasındaki dönemde de merkantilist sistemle yönetilmiştir. Himayeci ekonomi politikaları, saldırgan dış politika ve güçlü merkezî devlet yapısı, merkantilist düzenin temel bileşenleridir. Bu model, aynı zamanda ulusu homojenleştirmeyi ve siyasal iktidarı merkezîleştirmeyi hedefleyen bütüncü bir siyasal mantık üretmiştir.
21.yüzyıl neomerkantilizmi, bu tarihsel mirası güncelleyerek yeniden devreye sokmaktadır. Ancak bu kez önceki dönemlerin merkantilizmden farklı olarak, ileri teknoloji, dijital gözetim, finansal araçlar ve küresel tedarik zincirleriyle iç içe geçmiş bir devletçilik söz konusudur. Neomerkantilizm, neoliberalizmin aksine devleti piyasadan çekmek yerine, devleti piyasanın stratejik düzenleyicisi ve koruyucusu hâline getirmektedir. Bununla beraber neomerkantilizm döneminde büyük bir olasılıkla günümüzün dünyasındaki siyasi sınırlara dair statükolar olmayacak ya da önemini yitirecektir. IMF, Dünya Bankası, WTO gibi kurumlar yeniden tanzim edilecekler. AB, NATO, BM gibi kurumlar mevcut pozisyonlarını sürdüremeyecektir. Neomerkantilizm sisteminin küresel güçleri, kendi ihtiyaçlarına uygun uluslararası hukuk ve kurumlarını yeniden oluşturacaktır.
ABD’nin korumacı ticaret politikalarına dönüşü, Çin’in devlet kapitalizmi modeli ve Avrupa’da yükselen ekonomik milliyetçilik, bu eğilimin farklı görünümleridir. Bu bağlamda neomerkantilizm, küreselleşmenin geri çekilmesi değil; devlet merkezli yeni bir küresel rekabet biçimidir.
3. Neomerkantilizm ve Bütüncü Ulusçuluk: Yeni Hegemonyanın İdeolojik Çekirdeği
Neomerkantilist hegemonya, iç politikada bütüncü ulusçulukla tamamlanmaktadır. Bütüncü ulusçuluk, ulusu homojen, organik ve bölünmez bir bütün olarak tanımlar; kültürel ve siyasal çoğulluğu bir tehdit olarak kodlar. Devlet, ulusun tarihsel ve ahlaki iradesi olarak yüceltilir; siyasal meşruiyet çoğu zaman din, tarih veya medeniyet gibi aşkın referanslara bağlanır.
İslam coğrafyasında bu eğilim çoğunlukla siyasal İslam biçiminde ortaya çıkarken, Avrupa ve ABD’de medeniyetçi ya da etnik-milliyetçi söylemlerle ifade edilmektedir. Yani bütüncü milliyetçilik, farklılıkları dışlayan ya da asimilasyona zorlayan söylem biçimleri üretir. Bu yönüyle bütüncü ulusçuluk, neomerkantilist hegemonya düzeninin ideolojik çekirdeğini oluşturmaktadır. Bu ulusçuluk biçimi, 20. yüzyıl başlarında Avrupa’da liberal ulusçuluğa ve çoğulcu siyasal modellere tepki olarak ortaya çıkmış; faşizan rejimlerin ideolojik zeminini oluşturmuştur.
Günümüzde bütüncü ulusçuluk, dijital gözetim teknolojileri, güvenlikçi söylemler ve kriz siyaseti aracılığıyla yeniden üretilmektedir. Neomerkantilist devlet, toplumu ekonomik rekabet ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle seferber ederken, farklı ulusal ve etnik kimlikleri bastırmayı meşrulaştırmaktadır. Böylece bütüncü ulusçuluk, yalnızca bir ideoloji değil; neomerkantilist hegemonya düzeninin zorunlu tamamlayıcısı hâline gelmektedir.
4. Neomerkantilist Dünyada Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri
4.1. Ulus, Egemenlik ve Baskı Altında Olan Toplumlar
Modern dünyada neredeyse hiçbir devlet etnik, dilsel veya kültürel olarak homojen değildir. Buna karşın ulus-devlet ideolojisi, bu çoğulluğu bastırarak tekil bir ulusal kimlik inşa etmeye çalışır. Egemenliğe sahip olmayan toplumlar, bu bağlamda baskı altında olan uluslar olarak tanımlanır. Bu nedenle ulus-devletlerin büyük bölümünde, baskı altında bulunan ulusal toplumların kendi kaderini tayin hakkını elde edebilmek için farklı düzeylerde mücadelelerini sürdürmektedir. Ted Robert Gurr tarafından yürütülen ampirik bir çalışmaya göre, 1993 yılı itibarıyla dünyada 233 ulusal ve etnik grup, kimliklerini ve çıkarlarını korumak amacıyla aktif siyasal mücadele yürütmektedir. Egemen ulusun talepleri meşru kabul edilip devleti temsil ederken, diğer ulusal ve etnik grupların talepleri çoğu zaman zor ve şiddet yoluyla bastırılmakta ya da yalnızca özel alanla sınırlı biçimde ifade edilmesine izin verilmektedir.
Neomerkantilist dönemde bu baskı derinleşmektedir. Çünkü bütüncü ulusçuluk, ulusal egemenliği mutlaklaştırırken, farklı ulusal talepleri devletin varlığına yönelik tehdit olarak kodlamaktadır. Bu durum, ulusal kurtuluş mücadelelerini yalnızca siyasal değil; aynı zamanda varoluşsal bir mücadele hâline getirmektedir.
4.2. Ulusal Kurtuluşta Faillik ve Siyaset Sorunu
Ulusal kurtuluş mücadeleleri tarihsel olarak çoğu zaman determinizme dayalı siyaset anlayışlarının etkisi altında kalmıştır. Pozitivist ve mekanik Marksist yaklaşımlar, toplumsal dönüşümü nesnel yasalara indirgemiş; siyasal failliği ikincilleştirmiştir. Bu durum, pratikte otoriter ve merkeziyetçi örgütlenme biçimlerini beslemiştir. Oysa neomerkantilist çağda ulusal kurtuluş, ancak failliği merkeze alan, demokratik ve katılımcı bir siyaset anlayışıyla mümkündür. Historizmin vurguladığı üzere, yapısal koşullar belirleyicidir ancak belirlenimci değildir. Siyasal özne, bu koşullar içinde müdahale kapasitesine sahiptir.
Kürd siyasal özneleri determinizme dayalı siyaset anlayışlarının etkisi altında şekillenmiştir. Bu durum, Kürd ulusunun ulusal kurtuluş mücadelesinin hem öznesi hem de nesnesi hâline gelebilecek bir siyasallaşma ve örgütlenme süreci geliştirmesini engellemektedir. Böylece Kürd ulusal hareketinin yerini, ulusal iradeyi bütünlüklü biçimde temsil edemeyen siyasal partilerin, dar örgütsel yapıların, marjinal çevrelerin reformist ya da partizan silahlı mücadele pratikleri almaktadır.
4.3. Partizan Silahlı Mücadeleden Ulusal-Demokratik Siyasete Geçiş
Partizan silahlı mücadele stratejileri, belirli tarihsel momentlerde bir direnç biçimi olarak ortaya çıkmış olsa da, günümüzün yüksek teknolojili, gözetimci ve devlet aygıtları karşısında işlevsizleşmiştir. Neomerkantilist devlet, yalnızca askerî güçle değil; ekonomik, ideolojik ve teknolojik araçlarla da toplumu denetim altına almaktadır. Bu koşullarda ulusal kurtuluş, dar kadroların partizan silahlı eylemlerine indirgenemez. Aksine, kitlesel, sivil ve demokratik bir siyaset anlayışını zorunlu kılar.
Bu nedenle ulusal kurtuluş, kitlesel, sivil ve ulusal-demokratik bir siyaset anlayışıyla yeniden düşünülmelidir. Hegemonya ancak zorla değil; toplumsal rıza, demokratik meşruiyet ve geniş katılımla kurulabilir.
4.4. Hegemonya Krizleri ve Ulusal Kurtuluş Olanakları
Ulusal kurtuluş mücadeleleri, dünya sistemindeki hegemonya krizleriyle doğrudan bağlantılıdır. Neomerkantilist dönemin yarattığı kaos, egemen ulus-devletlerin iç çelişkilerini derinleştirmekte; bu da baskı altında olan uluslar için yeni siyasal olanaklar yaratmaktadır. Ancak bu olanaklar, yalnızca ulusal-demokratik ve kapsayıcı stratejilerle değerlendirilebilir.
4.5. Ulusal-Demokratik Çözüm Perspektifi
Ulusal-demokratik siyaset, ulusal egemenlik talebini demokrasi, eşit yurttaşlık ve insan haklarıyla birlikte ele almak zorundadır. Bu bağlamda federal, katılımcı ve konsensüse dayalı modeller, ulus-devletin mutlaklaştırılmış egemenlik anlayışına karşı alternatifler sunmaktadır. Bosna-Hersek deneyimi, tüm sınırlılıklarına rağmen bu arayışın somut örneklerinden biridir.
Sonuç: Neomerkantilist çağ, bütüncü ulusçuluğun güçlendiği, devlet egemenliğinin sertleştiği ve ulusal sorunların derinleştiği bir tarihsel momenttir. Bu koşullarda ulusal kurtuluş mücadelelerinin başarısı, silahlı yöntemlerden ziyade demokratik failliğe, kitlesel siyasete ve ulusal-demokratik bir programa dayanmasına bağlıdır. Aksi hâlde bu mücadeleler, neomerkantilist hegemonya ilişkilerinin edilgen bir unsuru hâline gelme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
5. Kürd Ulusal Siyasal Sorunu: Tarihsel ve Yapısal Bir Baskı Alanı
Kürd ulusal siyasal sorunu, Ortadoğu’da modern ulus-devlet inşa süreçlerinin en süreklilik arz eden ve en sert bastırılmış ulusal sorunlarından biridir. Sorunun tarihsel kökeni, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşü sonrasında çizilen sınırların, Kürdistan’ı dört ayrı ulus-devletin egemenliği altına alınması ve bölmesiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak Kürd ulusal sorununu yalnızca tarihsel bir “kuruluş hatası” olarak ele almak yetersizdir. Asıl belirleyici olan, bu devletlerin her birinin kendi bütüncü ulusçuluk projelerini Kürd ulusunun inkârı üzerine inşa etmiş olmalarıdır.
5.1. Neomerkantilist Dönemde Kürd Sorununun Yeniden Çerçevelenmesi
Neoliberal dönemde Kürd sorunu, özellikle 2000’li yılların başında, sınırlı kültürel haklar ve “yumuşak güvenlik” söylemleri eşliğinde yönetilmeye çalışılmıştır. Ancak neoliberalizmin krizinin derinleşmesiyle birlikte devletin güvenlikçi ve merkezî refleksleri yeniden güç kazanmış; Kürd ulusal sorunu, bir kez daha varoluşsal bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak çerçevelenmiştir. Neomerkantilist dönemde devlet; ekonomik merkezîleştirmeyi artırmış, kamu kaynaklarını güvenlik ve savunma harcamalarına yönlendirmiş, yerel yönetimleri merkezî denetime tâbi kılmıştır.
Türkiye örneğinde kayyım uygulamaları, bu dönüşümün en somut siyasal göstergelerinden biridir. Seçilmiş yerel yönetimlerin görevden alınarak merkezden atanan bürokratlarla ikame edilmesi, yalnızca bir güvenlik politikası değil; aynı zamanda Kürdlerin siyasal özneleşme kapasitesini tasfiye etmeye yönelik bütüncü bir devlet stratejisidir. Ulusal kimliğinin inkârı üzerine inşa etmiş olmalarıdır.
5.2. Siyasal İslam, Bütüncü Ulusçuluk ve Kürd Ulusal Haklarının Bastırılması
Güncel dönemde Kürd ulusal sorunun yönetiminde dikkat çeken bir diğer unsur, siyasal İslam ile bütüncü Türk ulusçuluğunun eklemlenmesidir. Bu eklemlenme, Kürd kimliğini yalnızca ulusal değil; aynı zamanda “ahlaki” ve “dini” bir sorun olarak da kodlamaktadır. Devlet söyleminde Kürd ulusal talepleri: “fitne”, “ümmetin birliğini bozma”, “dış güçlerin oyunu” gibi kavramlarla gayrimeşru hâle getirilmektedir.
Bu durum, İslam coğrafyasında bütüncü ulusçuluğun neden sıklıkla siyasal İslam biçimini aldığını açıkça göstermektedir. Din, burada ulusal çoğulluğu tanıyan bir etik çerçeve değil; devlet egemenliğini mutlaklaştıran ideolojik bir aygıt işlevi görmektedir.
5.3. Bölgesel Dinamikler: Suriye, Irak ve Kürd Özerk Alanları
Kürd ulusal sorunun güncel siyasal boyutu, yalnızca Türkiye ile sınırlı değildir. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Suriye’deki Kürd özerk yapıları, neomerkantilist bölgesel rekabetin doğrudan hedefi hâline gelmiştir. Bu alanlar; bölgesel güç dengeleri, enerji politikaları, sınır güvenliği ve ticaret koridorları bağlamında stratejik önem taşımaktadır.
Türkiye’nin sınır ötesi askerî operasyonları, yalnızca güvenlik gerekçeleriyle değil; aynı zamanda bölgesel neomerkantilist rekabet bağlamında da okunmalıdır. Kürd özerk alanları, hem ekonomik hem de siyasal açıdan merkezî devletler için kontrol edilmesi gereken “stratejik bölgeler” olarak görülmektedir.
5.4. Partizan Silahlı Mücadele Paradigmasının Sınırları
Yukarıda belirtildiği gibi, günümüzde devletlerin sahip olduğu askerî teknoloji, istihbarat kapasitesi ve dijital gözetim araçları, partizan silahlı mücadele stratejilerini büyük ölçüde etkisizleştirmiştir. Partizan silahlı mücadele; devletin güvenlikçi söylemini güçlendirmekte, Kürd toplumun geniş kesimlerini siyasal sürecin dışına itmekte, uluslararası meşruiyet alanını daraltmaktadır.
Bu durum, partizan silahlı mücadelenin, güncel siyasal koşullarda stratejik sınırlarını kabul etmeyi zorunlu kılmaktadır.
5.5. Ulusal-Demokratik Siyasetin Güncel İmkânları
Kürd ulusal siyasal sorununun çözümünü, ulusal-demokratik bir siyaset anlayışında aranmalıdır. Bu yaklaşım; ulusal egemenlik talebini, demokrasi, eşit yurttaşlık ve geniş anlamda insan haklarıyla birlikte ele alır.
5.6. neomerkantilist Hegemonya Krizi ve Kürd Sorunu
Günümüzdeki sömürgecilik, klasik Batı sömürgeciliğinden farklıdır. Batı sömürgeciliği, üretimi ve ihracatı artırmak, mali sermaye birikimini sağlamak amacıyla diğer ülkelerin sömürgeleştirilmesini benimsemiştir. İçinde yaşadığımız süreçte ise sömürgeci devletler, sömürgeleştirdikleri ülkeleri ‘vatan toprağı’ olarak tanımlamakta ve bu anlayışı benimsemektedir.
Ancak bu yaklaşım, ezilen uluslar nezdinde büyük ölçüde meşruiyetini yitirmiştir. Buna rağmen neomerkantilist hegemonya, kısa vadede devlet egemenliğini tahkim ediyor gibi görünse de, uzun vadede derin siyasal ve toplumsal kriz dinamikleri üretmektedir. Ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesi, merkezî devlet kapasitesinin aşırı biçimde zorlanması ve demokratik temsil kanallarının tıkanması, ezilen ulusların egemenlik sorununun çözümünü yeniden tarihsel ve siyasal gündemin merkezine taşımaktadır. Bu bağlamda, her ulusal kurtuluş mücadelesinde olduğu gibi, Kürd ulusal kurtuluş mücadelesinin de tarihsel görevi, dünya ölçeğindeki hegemonya mücadelelerine ideolojik konumlanışlar üzerinden değil, somut egemenlik hedefleri temelinde yaklaşmaktır.
Sonuç olarak, neomerkantilist çağda Kürd ulusal sorunu, klasik “terör–güvenlik” söylemiyle yönetilemeyecek kadar derinleşmiş ve siyasal bir nitelik kazanmıştır. Bütüncü ulusçuluk ve siyasal İslam’ın eklemlendiği mevcut hegemonya biçimi, sorunu çözmek yerine yeniden üretmektedir. Bu nedenle çözüm, partizan silahlı yöntemlerin ötesinde; demokratik failliği, çoğulcu siyasal yapıları ve ulusal-demokratik bir programı merkeze alan bir perspektifi zorunlu kılmaktadır.
Diyarbekir/14.01.2026
Kaynaklar
1- Selik, M. İktisadi Doktrinler Tarihi, Gerçek Y. 1974, İstanbul, s. 105-119
2- Avrupa’da Ulus ve Devlet, Hagen Schulze, Çeviren: Temuçin Binder, Literatür Y. 2005, İstanbul, s. 254-258
3- Ted Robert Gurr,/B. Harff, Ethnic Confticts in World Politics Oxford, 1994 s. 6, Aktaran Balı, Ali Şafak, Çokkültürlük ve Sosyal Adalet, “Öteki” ile Barış içinde yaşamak, Çizgi Y.2001, Konya. s. 196-197
4- Neoliberalizm Neomerkantilizme Eviriliyor, Mehmet Emin Aslan, 28.5.2020, Kovara bir
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.