Özet
Bu makale, 2025 yılı boyunca Abdullah Öcalan adına kamuoyuna yansıyan açıklamaların, Kürd ulusal hareketinin tarihsel olarak benimsediği ulusal-hak temelli siyasal hattı nasıl dönüştürdüğünü tartışmaktadır. Gencettin Öner’in 26 Aralık 2025 tarihli ve Nerina Azad gazetesindeki “Haydi Hevaller Hep Beraber Tekbir; ‘Allahuekber’” başlıklı makalesinde ortaya koyduğu eleştirel sezgiden hareketle, çalışma; söz konusu söylemsel yönelimin Kürd ulusal siyaseti açısından ne tür kavramsal, örgütsel ve coğrafi-siyasal sonuçlar ürettiğini incelemektedir. Makale, bu süreci bireysel niyetler ya da taktik manevralar üzerinden değil, kolektif bir ulusal öznenin siyasal ufkunu yeniden çerçeveleyen hegemonik bir söylem pratiği olarak ele almaktadır.
Giriş
Bu makale, Gencettin Öner’in 26 Aralık 2025 tarihli “Haydi Hevaller Hep Beraber Tekbir; ‘Allahuekber’” başlıklı yazısında Abdullah Öcalan’ın son dönem açıklamalarına ilişkin geliştirdiği eleştirel yorumdan esinlenerek kaleme alınmıştır. Öner’in metninde sorunsallaştırdığı temel iddia, Öcalan’ın özellikle 2025 yılı boyunca yaptığı açıklamaların, Kürd ulusal hareketinin tarihsel olarak benimsediği seküler, ulusal-hak temelli siyasal çizgiden uzaklaşarak, Türkiye merkezli Türk-İslam senteziyle örtüşen bir söylemsel hatta yaklaştığı yönündedir. Bu çalışma, söz konusu iddiayı polemik düzeyinde yeniden üretmekten ziyade, onu analitik ve kuramsal bir çerçeveye yerleştirmeyi amaçlamaktadır.
Kürd ulusal siyasi özneleri ve dolayısıyla PKK, ortaya çıkışından itibaren ezen ulus-devlet eleştirisi, sömürgecilik karşıtlığı ve kolektif siyasal hak talepleri etrafında şekillenmiş; bu doğrultuda dinî referansları siyasal programın merkezine almayan görece seküler bir dil inşa etmişler. Bu dil, yalnızca ideolojik bir tercih değil, Kürd toplumunun çoklu inanç yapısını ve tarihsel deneyimini kapsama iddiasının da bir ifadesi olmuştur. Dolayısıyla herhangi bir Kürd ulusal siyasi öznenin söyleminde meydana gelen her yönelme, ulusal öznenin nasıl tanımlandığına dair daha derin bir dönüşüm olarak ele alınmalıdır.
2025 yılı boyunca Öcalan adına yayımlanan açıklamalarda öne çıkan “Demokratik Toplum”, “Demokratik İslam”, “ahlaki toplum”, “medeniyet krizi” ve “halkların kardeşliği” gibi kavramlar, ilk bakışta kapsayıcı ve çoğulcu bir perspektif sunuyor gibi görünse de, Kürd ulusal sorununun siyasal içeriği bakımından ciddi sorular doğurmaktadır. Ulusal hak, siyasal statü ve kolektif özne gibi modern siyasal taleplerin yerini giderek etik, kültürel ve dinsel çağrışımları güçlü bir söylemin alması, bu çalışmanın temel problematiğini oluşturmaktadır.
Bu bağlamda makalenin temel sorusu şudur: Söz konusu söylemsel yönelim, Kürd ulusal hareketinin siyasal ufkunu genişleten bir demokratikleşme hamlesi midir, yoksa hareketi ulusal-hak dışı, devlet-içi uyum hatlarına sabitleyen hegemonik bir yeniden yönlendirme midir?
Kavramsal ve Kuramsal Çerçeve: Katmanlı Bir Okuma
Bu çalışma, söz konusu dönüşümü birbirini tamamlayan üç analitik düzeyde ele almaktadır: kavramsal, örgütsel ve coğrafi-siyasal düzeyler. Bu katmanlı yaklaşım, söylemin yalnızca içerik olarak değil, aynı zamanda örgütsel işleyiş ve siyasal sonuçlar bakımından da değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.
1. Kavramsal Katman: Ulusun, Hakkın ve Siyasetin Yeniden Tanımlanması
Ulus kuramları açısından (Ernest Gellner, E. J. Hobsbawm, B. Anderson, A. D. Smith), ulus modern dönemin siyasal bir öznesi olarak kolektif hak talepleri ve egemenlik iddiası etrafında tanımlanır. İncelenen söylemde ise ulus, giderek siyasal bir özne olmaktan çıkarılarak kültürel, ahlaki ya da medeniyetçi bir topluluk olarak yeniden kurulmaktadır. Bu yeniden tanımlama, Kürd ulusal sorununun siyasal niteliğini zayıflatan temel epistemolojik kaymayı oluşturmaktadır.
Benzer biçimde hak kavramı, kolektif ve bağlayıcı siyasal talepler olmaktan uzaklaştırılarak, daha çok etik adalet ve kardeşlik çağrılarına tercüme edilmektedir. Siyaset ise iktidar ve devletle ilişkili bir mücadele alanı olmaktan çıkarılıp, normatif uzlaşma arayışına indirgenmektedir. Bu kavramsal dönüşüm, ulusal sorunun siyasal keskinliğini törpüleyen bir işlev görmektedir.
2. Örgütsel Katman: Hegemonya ve Söylemin Kurumsallaşması
Hegemonya yaklaşımı çerçevesinde değerlendirildiğinde, bu kavramsal dönüşümün PKK ve KCK yapıları içerisinde nasıl doğal ve tartışılmaz bir doğruluk rejimi hâline getirildiği önem kazanmaktadır. Söylemin “önderlik perspektifi” olarak dolaşıma sokulması, onu kolektif müzakerenin değil, merkezî bir ideolojik çerçevenin parçası hâline getirmektedir.
Bu süreçte eleştirel müdahaleler, hareketin bütünlüğüne zarar verme ya da zamansızlık gerekçeleriyle sınırlandırılmakta; ulusal-hak temelli alternatif siyasal hatlar marjinalleştirilmektedir. Böylece söylem, yalnızca içerik bakımından değil, örgütsel işleyiş açısından da hegemonik bir nitelik kazanmaktadır.
3. Coğrafi ve Siyasal Katman: Parçalı Çözümler ve Ortak Statüsüzlük
İncelenen söylem, Kürd ulusal mücadelesini dört parçada farklı siyasal biçimlere yönlendirirken, ortak bir sonucu yeniden üretmektedir: tanımlı ve bütünlüklü bir ulusal statünün ertelenmesi.
Türkiyeleşme, İranlaşma, Iraklaşma ve Suriyeleşme olarak adlandırılabilecek bu uyarlanma biçimleri, Kürd ulusal sorununu bütünlüklü bir siyasal çözüm meselesi olmaktan çıkararak, devlet-içi ve parçalı düzenlemeler alanına hapsetmektedir. Bu durum, ulusal mücadelenin tarihsel olarak biriktirdiği siyasal ufkun daralmasına yol açmaktadır.
Kürd Ulusal Hareketi ile Kürd Ulusal Siyasi Özneler Arasındaki Ayrım
Bu noktada, çalışmanın kavramsal tutarlılığı açısından kritik bir ayrımı açık biçimde yapmak gerekmektedir. Mevcut literatürde ve siyasal tartışmalarda sıklıkla iç içe geçirilen Kürd ulusal hareketi ile Kürd ulusal siyasi özneleri kavramları, analitik olarak farklı düzlemlere işaret etmektedir ve bu fark göz ardı edildiğinde değerlendirmeler kaçınılmaz olarak muğlaklaşmaktadır.
Kürd ulusal siyasi özneleri, PKK, KDP ve benzeri siyasal oluşumlar gibi, Kürd ulusunun siyasal temsil iddiasıyla ortaya çıkan ve bu temsili ancak ulus-devlet, federasyon, özerklik ya da eşit siyasal statü gibi modern siyasal kategoriler çerçevesinde savundukları ölçüde meşruiyet kazanan aktörlerdir. Bu öznelerin Kürd ulusu adına konuşabilmeleri, ideolojik yönelimlerinden bağımsız olarak, Kürdlerin kolektif siyasal haklarını tanımlı ve bağlayıcı siyasal hedefler hâlinde savunmalarına bağlıdır. Bu anlamda söz konusu yapılar, Kürd ulusunun kendisi değil; Kürd ulusunun siyasal taleplerini temsil etmeyi amaçlayan tarihsel ve geçici aktörlerdir.
Buna karşılık Kürd ulusal hareketi, tekil bir örgüt ya da merkezî bir yapı ile özdeşleştirilemeyecek ölçüde geniş bir tarihsel ve siyasal alanı ifade eder. Kürd ulusal hareketi; dört parçada Kürdlerin ulus-devlet, eşit siyasal statü, kolektif haklar ve kendi kaderini tayin talepleri doğrultusunda mücadele yürüten tüm siyasal özneleri, toplumsal aktörleri ve tarihsel deneyimleri kapsayan bütünlüklü bir mücadele alanıdır. Bu nedenle Kürd ulusal hareketi, belirli bir örgütün ideolojik hattına indirgenemeyeceği gibi, herhangi bir siyasal öznenin geçici stratejik yönelimleriyle de özdeşleştirilemez.
Bu ayrım dikkate alındığında, makalede eleştirilen söylemsel dönüşümün hedefinin “Kürd ulusal hareketi” değil, bu hareket içinde belirleyici konumda bulunan bazı Kürd ulusal siyasi öznelerinin son dönem yönelimleri olduğu daha net biçimde ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle burada tartışılan mesele, Kürd ulusunun kolektif siyasal taleplerinden vazgeçtiği iddiası değil; belirli siyasal öznelerin bu talepleri geri plana iten, muğlaklaştıran ya da devlet-içi uyum hatlarına tercüme eden bir söylemi hegemonik hâle getirme girişimidir.
Bu durum, Kürd ulusal hareketi açısından yapısal bir risk üretmektedir. Zira Kürd ulusal siyasi öznelerinin ulusal-hak temelli siyasal programlardan uzaklaşması, yalnızca bu öznelerin meşruiyetini tartışmalı hâle getirmekle kalmaz; aynı zamanda Kürd ulusal hareketinin bütünlüklü siyasal ufkunu daraltma tehlikesi taşır. Ulusal hareket, tarihsel olarak farklı ideolojik ve örgütsel hatların rekabeti üzerinden gelişmiş olsa da, bu rekabetin ortak zemini Kürdlerin kolektif siyasal statü talebi olmuştur.
Bu bağlamda, son dönem söylemlerde gözlemlenen dönüşüm, Kürd ulusal hareketini değil; fakat hareket içindeki belirli siyasal özneleri, ulusal-hak merkezli bir mücadele hattından uzaklaştırarak, Türkiyeleşme, İranlaşma, Iraklaşma ve Suriyeleşme biçiminde tezahür eden devlet-içi uyarlanma siyasetlerine sabitleme riski taşımaktadır. Bu risk, Gencettin Öner’in ironik sorusunda ifadesini bulan endişeyi teorik olarak anlamlı kılmaktadır.
Sonuç Yerine
Bu makale, Abdullah Öcalan’ın son dönem açıklamalarını, Kürd ulusal hareketinin bütünüyle özdeşleştirmekten özellikle kaçınarak, bu açıklamaların Kürd ulusal siyasi özneleri düzeyinde yarattığı söylemsel ve siyasal etkileri tartışmıştır. Gencettin Öner’in işaret ettiği gibi, sorun bir ideolojik etiket ya da niyet okuması değil; ulusal-hak temelli siyasal mücadelenin hangi kavramsal ve örgütsel hatlar üzerinden sürdürüleceği sorunudur. Kürd ulusal siyasi öznelerinin, Kürd ulusunun kolektif taleplerini belirsizleştiren ya da erteleyen söylemler etrafında yeniden konumlanması, ulusal hareketin tarihsel birikimi açısından ciddi bir kırılma potansiyeli taşımaktadır.
Bu nedenle tartışma, kişilere ya da tekil örgütlere indirgenmeden; Kürd ulusal hareketi ile Kürd ulusal siyasi özneleri arasındaki farkı gözeten, eleştirel ve kuramsal bir çerçevede sürdürülmelidir.
Diyarbekir / 04.01.2026
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.