Sayın Kovarabir okuru, bir halk kendi geleceğini belirlemek isterken neden bazen bütün umutlarını tek bir lidere bağlar? Özgürlük arayan bir toplum, kendi kararlarını verebilecek güce sahip olmak isterken nasıl olur da kararlarını belirli kişilerin iradesine bırakabilir?
Bir toplum baskı, savaş, siyasi belirsizlik veya uzun süreli hak kayıpları yaşadığında güçlü bir liderin ortaya çıkması insanlara umut verebilir. Lider, dağınık talepleri bir araya getirir, ortak bir hedef gösterir ve insanlara yalnız olmadıklarını hissettirir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Bir liderin topluma yön vermesi ile toplumun kendi iradesini o lidere devretmesi aynı şey değildir.
İnsan neden bir kurtarıcıya ihtiyaç duyar?
Erich Fromm, Özgürlükten Kaçış adlı eserinde insanın özgürlüğü arzularken onun getirdiği sorumluluklardan da kaçınabileceğini tartışır. Kendi kararlarını vermek, belirsizlikle yaşamak ve yanlış kararların sonuçlarını üstlenmek kolay değildir. Bazen insan, bu sorumlulukları güçlü bir otoriteye devrederek kendisini daha güvende hissedebilir.
Freud'un Kitle Psikolojisi ve Benliğin Analizi adlı eseri de insanların liderlerle kurdukları duygusal bağları anlamak için kullanılabilecek bir çerçeve sunar. Lider, zamanla yalnızca siyasi bir aktör olmaktan çıkar; umutların, fedakârlıkların ve ortak geçmişin sembolüne dönüşebilir.
Ancak her lider bağlılığını psikolojik ihtiyaçlarla açıklayamayız. Siyasi baskı, kurumların zayıflığı, güvenlik sorunları ve örgütlenme imkânlarının sınırlılığı da insanların tercihlerini etkiler. Kimi insanlar bir lidere hayran oldukları için, kimileri ona güvenliğin tek yolu olarak baktıkları için, kimileri de başka seçeneklerin bulunmadığını düşündükleri için bağlanabilir.
Asıl soru, insanların neden liderlere ihtiyaç duyduğu kadar, liderliğin hangi koşullarda toplumsal iradenin önüne geçtiğidir.
Kürt siyasi tarihinde tek bir liderlik modeli yok
Kürt siyasi tarihi, farklı dönemlerde ve bitişik coğrafyalarda ortaya çıkan çok sayıda liderlik deneyimi içerir. Bunları tek bir kalıba yerleştirmek, aralarındaki tarihsel farkları siler.
Şeyh Ubeydullah Nehri'nin 19. yüzyıldaki hareketi, Şeyh Said'in 1925'teki isyanı ve Seyit Rıza'nın 1937–1938 Dersim sürecindeki rolü farklı koşullarda şekillendi. Qazi Muhammed'in 1946'da Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki rolü, Molla Mustafa Barzani'nin siyasi ve askerî liderliği, Celal Talabani'nin siyasi örgütlenme ve diplomasi alanındaki faaliyetleri de birbirinden farklı tarihsel çerçevelerde değerlendirilmelidir.
Abdullah Öcalan'ın PKK'nin kuruluşundaki ve ideolojik gelişimindeki rolü ile Mesut Barzani'nin Kürdistan Bölgesi'ndeki siyasi yönetimde üstlendiği rol de aynı değildir. Bu isimleri tek bir liderlik modelinin örnekleri gibi sunmak yerine, her birinin tarihsel koşullarını, siyasi hedeflerini, kurumlarla ilişkilerini ve kararlarının sonuçlarını ayrı ayrı incelemek gerekir.
Üstelik Kürt siyasi tarihi yalnızca tanınmış liderlerden ibaret değildir. İbrahim Ahmed gibi düşünce ve edebiyat dünyasında etkili olmuş isimler ve farklı dönemlerde mücadeleye katılan toplumsal aktörler de siyasi hayatın anlaşılması için önemlidir. Liderliği yalnızca tek bir kişinin gücü üzerinden ele almak, toplumsal değişime katkı sunan diğer insanları görünmez kılabilir.
Dünyadaki örnekler ne gösteriyor?
Güney Afrika'da Nelson Mandela, apartheid karşıtı mücadelenin en tanınmış sembollerinden biri oldu. Fakat demokratik dönüşümü yalnızca Mandela'nın kişiliğiyle açıklamak mümkün değildir. Sendikalar, siyasi örgütlenmeler, sivil toplum ve uzun süreli toplumsal mücadele de bu sürecin parçasıydı.
Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinde Mahatma Gandhi önemli bir rol oynadı. Bununla birlikte B. R. Ambedkar gibi isimler, bağımsızlığın yanı sıra toplumsal eşitlik ve kast sistemi gibi meseleleri de gündeme getirdi. Bu farklılıklar, aynı tarihsel süreç içinde yer alan insanların bile toplumun geleceği konusunda farklı düşüncelere sahip olabileceğini gösterir.
Bu örnekleri Kürt siyasi tarihiyle özdeşleştiremeyiz. Her toplumun koşulları, kurumları ve mücadele biçimleri farklıdır. Ancak bu deneyimler ortak bir soru sormamıza yardımcı olur: Toplumsal değişim ne ölçüde bir liderin etkisine, ne ölçüde insanların ortak örgütlenme ve karar alma kapasitesine dayanır?
Kurtarıcı beklentisinden ortak sorumluluğa
Bir toplumun liderlere ihtiyaç duyması başlı başına bir sorun değildir. Sorun, liderin kararlarının sorgulanamaz hâle gelmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında düşünme sorumluluğunu giderek ona bırakmasıyla ortaya çıkar.
Bir siyasi hareketin gücü yalnızca liderinin etkisiyle ölçülmemelidir. Kararlar tartışılabiliyor mu? Hatalar kabul edildiğinde düzeltilebiliyor mu? Farklı düşünen insanlar hareket içinde kendilerini ifade edebiliyor mu? Liderlik değiştiğinde kurumlar ve ortak hedefler varlığını sürdürebiliyor mu?
Bunlar Kürt siyasetinin farklı hareketleri için de sorulabilecek sorulardır. Ancak cevapları baştan belirlememeliyiz. Her örneği kendi tarihi, kurumları ve somut kararları üzerinden değerlendirmeliyiz.
Özgürlük yalnızca bir başkasının baskısından kurtulmak değildir.
Kendi kararlarını verebilmek, farklı görüşleri koruyabilmek ve gerektiğinde kendi tarafının yanlışlarına itiraz edebilmektir.
Bir halkın özgürlüğü güçlü bir liderin varlığına mı dayanmalıdır, yoksa liderler değişse bile kendi geleceği hakkında karar verebilen bir toplum oluşturabilmesine mi?
Kovarabir olarak, bu sorular üzerine birlikte düşünmeye devam edeceğiz. Okuduğunuz için teşekkür eder, iyi günler dileriz.