Kurdistan’dan sayısız mektuplar alıyoruz. Muhtelif sosyal sınıflara mensup olan göndericilerin fikir ve kanaatinde, bakış ve içtihadında hayrete şayan bir vahdet [birlik] müşahede olunmaktadır.

İmzaları muhtelif olan bu mektuplar, aynı zamanda düşünüp hareket eden zihniyetlerin bir mecmuasını gösteriyor.

Felaketlerden ders almış, tarihin elim mukadderatından uyanmış olan vatandaşların kanaatleriyle, kanaatlerimiz arasında hissettiğimiz derin birlik ve samimiyet, bizi ruhani bir neşe ile duygulandırdı.

Kürdler müştereken şu kanaatlere sahip bulunuyorlar. Keban’dan Ali Kurdî imzasıyla aldığımız bir mektuptan şu fıkraları aynen iktibas ediyorum.

“Kurdistan’ın mazisinde bahsetmek istemem. Çünkü çok acınacak bir halde idi. Mektep, medrese, yol, çeşme, hastane, kütüphane gibi medeniyet, muvaffakiyet, terakki, saadet evlerinden tamamıyla mahrum bulunuyorduk.

Hâlihazırda ise savaş ve tehcir hasebiyle yersiz ve yurtsuz kalan yüzlerce vatandaşımız sefil ve sergerdan bir halde bulunuyor.

Kürdün koyunu, ineği, atı ve serveti elinden alınmış ve her çeşit yaşam vasıtasından mahrum bulunan millettaşlarımız, zalim ve merhametsiz muamelelere maruz bırakılmışlardır.

Ermeniler hakkında irtikâb eden mezalim ve facialar, Kürdler hakkında da hiç tereddüt edilmeden irtikâb olunmuştur.

Bitlis’te Şeyhler ve eşrafın idamıyla dört sene evvel açılan mezalim dönemi, Kurdistan’ın her tarafını yerle bir etmiştir.

Yalnız Bitlis’te, merkez vilayette her türlü vicdani kabiliyetten yoksun İttihat Ve Terakki zabıtaları tarafından öldürülen Kürd millettaşlarımızın sayısı 12.000’i geçiyor.

Cenabı Allah; zillet altında yaşamayı ölüme tercih etmeyen kahraman necip kardeşlerimize, aziz şehitlerimize rahmet ihsan eylesin.

Aynı zamanda şu elim hadiseleri nazarı dikkate alarak Kürdlerin tekrar vicdansız ellerde oyuncak haline getirilmesine mani olacak bütün teşebbüsleri yapınız, biz size destek oluruz. Kurdistan; malıyla, canıyla ve bütün varlığıyla şerefli yaşamak için her fedakârlığı yapmaya hazırdır.”

Bunu ruhunun derinliklerinden gelen bir kesin kanaat ile söylüyor.

Hatta arzu ederseniz size bütün Kürdlerin arzularını özetleyen bir cümle söyleyeyim: “Ölmek fakat hür ve muhterem ölmek”, Kurdistan’ın merkezinden gelen bu sedayı haklı, bugünkü vaziyet ve fikir durumunu pekiyi bir şekilde gösteriyor. Biz daima söylediğimiz hakikati yiye tekrar ediyoruz. Kürdler hiçbir milletin asli hukukuna tecavüz etmeyerek, hür ve saygın bir şekilde yaşamayı istiyorlar.

Büyük devasa bir memleketi, gösterişli milli hayalleri, Kürdlerin amali ve faal fikri kabiliyetlerinde, istinat ve inkişaf noktasını bulamaz.

Her millet hür olsun, her hak tanınsın ve hiç kimsenin hakkı diğerinin hakkına tecavüz etmesin. Biz milli hukukumuzu istiyoruz. Her millet bunu ister ve içgüdüyle hareket eder. Kürdler milli haklarını talep etmiyorlar demek gülünç olur.

Şayanı nefret bir takım manipülasyonların icrasından korunmalıdır. Kürde milli hakları, adil ve hürmetkâr olan cihanın kaderini ellerinde bulunduran yöneticiler tarafından verilecektir. Biz istediğinin hakka uygun olduğuna kani olanlara mahsus bir vicdan rahatlığıyla istikbalin adil kararını bekliyoruz.

Her kürdün alnı yüksek, kanaati kesin, vicdani müsterihtir.

 

(Serbestî, no: 477, 26 Nisan 1919)

Kaynak: Seîd VEROJ, Du Birayên Bedirxanî: Celadet û Kamuran Bedirxan (1913-1923), Weşanaxaneya Dara, Dîyarbekir, 2018