Giriş:

Neçirvan Barzani’nin Diyarbakır Newroz’unda ilettiği mesaj, Kürd ulusal sorunu bağlamında son dönemde yeniden öne çıkan “barış”, “birlikte yaşam” ve “ortak kader” söylemlerinin tipik bir örneğini sunmaktadır. Bu tür söylemler, ilk bakışta çatışma çözümüne yönelik olumlu bir siyasal dil üretme çabası olarak değerlendirilebilir. Ancak ulusal-demokratik siyaset perspektifinden bakıldığında, bu yaklaşımın belirli sınırları ve yapısal eksiklikleri bulunmaktadır.

Bu makalenin temel tezi şudur: Kürd ulusal sorunu, özünde bir egemenlik sorunudur ve bu sorun açık biçimde tanımlanmadan geliştirilen barış söylemleri, çözüm üretmekten çok mevcut statünün yeniden üretimine hizmet etmektedir.

I. Barış Söyleminin Siyasal Sınırları

Barış söylemi, modern siyasal literatürde çoğu zaman çatışmanın sona erdirilmesi, şiddetin azaltılması ve toplumsal normalleşmenin sağlanması gibi hedeflerle ilişkilendirilir. Ancak bu yaklaşım, özellikle ulusal sorunlar söz konusu olduğunda, çoğu zaman sorunun yapısal boyutunu görünmez kılma riski taşır.

Barzani’nin mesajında da görüldüğü üzere;

“barış”,  “ortak kader”,  “birlikte yaşam”  gibi kavramlar öne çıkarılmakta; buna karşılık Kürd ulusunun: siyasal statüsü kurucu iradesi, egemenlik hakkı açık biçimde tartışılmamaktadır.

 Bu durum, barış söylemini somut bir siyasal çözüm olmaktan çıkarıp, yalnızca iyi niyetli bir temenniye indirgeme riski taşımaktadır. Oysa ulusal sorunlar bağlamında barış, ancak belirli bir siyasal statü ve egemenlik düzenlemesiyle anlam kazanır.

II. Egemenlik Sorunu: Ulusal Sorunun Kurucu Ekseni

Ulusal-demokratik siyaset açısından Kürd ulusal sorunu, öncelikle bir egemenlik sorunudur. Bu bağlamda egemenlik; siyasal karar alma yetkisi, yönetme ve yönetilme ilişkilerinin belirlenmesi, kolektif iradenin kurumsallaşması anlamına gelir.

Dolayısıyla sorun, yalnızca kültürel hakların tanınması ya da demokratik reformların genişletilmesi değildir. Esas sorun; egemenliğin kimde olacağı ve bu egemenliğin nasıl kullanılacağıdır.

Bu temel soru açık biçimde ortaya konulmadan geliştirilen her siyasal yaklaşım, kaçınılmaz olarak sorunun çevresinde dolaşmakta ve onu çözmek yerine yeniden üretmektedir.

III. Partizan Silahlı Mücadele ve Siyasal Alanın Daralması

Kürd ulusal sorununun güncel seyrinde önemli bir yer tutan partizan silahlı mücadele, ulusal-demokratik siyaset açısından ayrıca değerlendirilmelidir. PKK ve benzeri yapıların temsil ettiği bu mücadele tarzı, 1970’lerden itibaren kentleşmenin hızlanması, nüfusun ağırlıklı olarak kentlerde yoğunlaşması, kapitalist ilişkilerin derinleşmesi ve askeri teknoloji ile silah sistemlerindeki gelişmeler gibi yapısal dönüşümler nedeniyle, baskı altındaki ulusların mücadelesini günümüzde olumsuz yönde etkileyen bir nitelik kazanmıştır.

Niyetinden bağımsız olarak bu mücadele biçimi; ulusal siyasal alanı daraltmakta, demokratik temsil mekanizmalarını zayıflatmakta, çoğulcu siyasal kültürün gelişimini sınırlamaktadır. 

Daha da önemlisi: partizan silahlı mücadeleyle şekillenen bir siyaset, egemenliğe dayalı bir siyasal çözüm üretmek yerine,  çoğu zaman mevcut güç ilişkilerinin yeniden üretimine dolaylı biçimde hizmet etmektedir.

Bu durum, ulusal sorunun çözümünü kolaylaştırmak yerine, onu daha karmaşık ve çözümsüz hale getirmektedir.

IV. Barış ve Egemenlik Arasındaki İlişki

Barış ile egemenlik arasındaki ilişki, ulusal-demokratik siyaset açısından belirleyicidir. Barış: eğer egemenlik sorununu içermiyorsa,   kurucu irade sorununu tanımlamıyorsa siyasal olarak eksik bir çerçeve sunar.

Bu bağlamda Barzani’nin mesajındaki barış vurgusu; egemenliğin kimde olacağı ve Kürd ulusunun kendi siyasal iradesini kurma hakkı açıkça tartışılmadığı sürece, gerçek bir çözüm perspektifi sunmamaktadır.

Dolayısıyla barış, tek başına bir çözüm değil; ancak egemenlik temelinde kurulduğunda anlam kazanan bir siyasal sonuçtur.

V. Sonuç: Egemenlik Temelli Bir Çözümün Zorunluluğu

Yapılan analiz, Kürd ulusal sorununun çözümüne ilişkin iki temel yaklaşımı ortaya koymaktadır:

  1. Barış ve birlikte yaşam söylemine dayalı, ancak egemenlik sorununu dışarıda bırakan yaklaşım. 
  2. Egemenliğin kimde olacağını merkeze alan çözüm yaklaşımı. 

   Bu iki yaklaşım arasındaki fark, sorunun çözümü açısından belirleyicidir.

Sonuç olarak: Kürd ulusal sorununun çözümü ne yalnızca barış çağrılarıyla ne de partizan mücadele biçimleriyle mümkündür. Gerçek çözüm, egemenliğin kimde olacağı açıkça ortaya konulup bunun siyasal mücadelenin temel hedefi haline getirilmesiyle mümkündür.

Bunun dışında kalan her yaklaşım, farklı biçimlerde de olsa siyasal statüsüzlüğün sürdürülmesine hizmet etme riskini taşımaktadır.

Diyarbakır/21. 03. 2026

NEWROZ PİROZ BE!