Kürd ulusal hareketinin önemli bir halkası olan Koçkıri hareketi, 20. yüzyıl başlarında gerçekleşen 1914 Bitlis Kürd ayaklanmasından sonraki ikinci halkadır. Bu bölümde merkez Koçkıri bölgesinde gerçekleşip Sivas, Erzincan ve Dersim’e de yayılan Kürd ulusal hareketine dair ayrıntılı bir incelemeden ziyade, özet şeklinde gelişmelerin bir değerlendirmesi yapılacaktır. Hususen bu konuyla ilgili arşiv belgelerine dayanarak yapılmış önemli çalışmalar vardır. Daha geniş ve ayrıntılı bir çerçevede konuyu öğrenmek isteyenler bu çalışmalara başvurabilir.
1. Koçgiri mi Koçkıri mi?
Koçgirililerin 18. yüzyıl öncesinde Kızılbaş/Alevi Kürdlerin kadim yerleşim yerleri olan Malatya, Gerger, Kiğı, Palu’dan büyük bir göçle göçertilip sürülerek önce Çemişgezek Beyliğinin alanına geldiği ve buradan çevredeki yerleşim alanlarına bir bölümünün Tercan, ağırlıklı bir bölümü ise Kuruçay, Gercanis, Çit bölgelerine doğru yayılmıştır. Buradan zamanla bugün Koçgiri olarak tanımlanan bölgelere (İmranlı-Zara-Divriği-Suşehri-Abeş- Şerefiye) doğru genişleyerek yerleşmişler.[1]
20. yüzyılın başlarında Koçkıri bölgesi, Alevi Kürdlerin yoğun olduğu bir bölge ve bu Kürdlerden bir kısmı da Dimilî (Zaza) Kürdleridir ki bunlar yoğunluklu olarak Kangal, Afik ve İmranlı’da yerleşiktirler. Koçkıri/Koçgiri, kimi kaynaklarda bir köy, vilayet veya coğrafik bir bölge adı olarak kimi kaynaklarda ise bir aşiret ya da aşiret konfederasyonu adı olarak geçmektedir. “Koçgiri” adı, yazılı kaynaklarda ilk kez 1470-1471 yıllarını kapsayan Ebu Bekir-i Tihrani’nin Kitab-ı Diyarbekiriyye kroniğinde, Kemah’ın kuzeyi olan bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır. 1720’li yıllara ait belgelerde ise bir köy adı olarak geçmektedir. Bir topluluk adı olarak Koçgiri kelimesi 1780’den itibaren belgelerde “Koçgir”, “Koçgirili” ve “Koçgiri aşireti” biçiminde bir aşiret topluluğu adı olarak kullanılmıştır.[2]
Mevzubahis kelimenin Kürdçe ve Türkçe dilleriyle farklı yazılış biçimleri vardır; “Qoçgirî”, “Koçgiri”, “Koçkıri” ve “Koçkiri” gibi. Buradaki kök kelime olan “Koç”, Kürdçede iki anlama gelmektedir; Türkçe karşılığı boynuz anlamına gelen “Qoç” ve yine Türkçede karşılığı “göç” ya da “göçer” anlamına gelen “koç/koçer/koçger” dir. “Koçkıri adı üzerinde yapılan tartışmalar genellikle koç-göç yani boynuz-boynuzlama sözcükleri çerçevesinde gerçekleşir. Kelimenin yapısına bakıldığı zaman, Koçkıri’nin Kürdçe “koç” ve “kıri” kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiği görülür.”[3] Bu kelime aslında göç edenler anlamında olup Kürdçede “koçger” “koçer”, “koçkır” ve “koçkıri” manasında kullanılıp bir yerden başka bir yere göç edenler anlamına geliyor. “Türkçedeki “göçer” de aslında Kürdçe kökenli bir kelime olup “kohçer”den ses düşmesiyle “koçer” şeklinde okunur. Osmanlıca yazılışı durumunda bu “koçer” “göçer” şeklinde de okunabilir. Etimolojik olarak Koçer: Ko+çere olmak üzere iki kelimeden meydana gelmiş birleşik bir kelimedir. “Ko” ya da “koh” dağ anlamına gelir, “çere” ise ot ya da otlak yer anlamına gelir. Bu durumda “koçer” ya da “koçger”, hayvanlarını otlatmak üzere dağlık serin bölgelere gidenler anlamına gelir. Kelime ikinci anlamda, Türkçe karşılığı boynuz olan “qoç” anlamında kullanıldığı zaman, “qoç+gir” yani büyük boynuzlu anlamına gelir. Bölgedeki Kürd aşiretlerinin birçoğunun zamanında göç ederek oralara yerleştiği kabul edilirse, kelimenin Kürdçe yazılışıyla “Koçkirî” ve Türkçe olarak “Koçkıri” şeklinde yazılmasının daha doğru olduğu kanısındayım.
2. KTC’nin Bölgedeki Faaliyetleri ve Koçkıri Hareketindeki Rolü
Önceki bölümlerde belirtildiği gibi, Koçkırizade Ali Şer’in başkanlığında 30 Haziran 1919’da Sivas-Zara-Umraniye’de Kürdistan Teali Cemiyeti şubesi açılmıştı ve bölgede yoğun bir örgütleme çalışması başlatmıştı. Sivas-Zara-İmranlı bölgesi Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı imzasıyla Alişêr’in, 3 Mart 1920’de İstanbul’daki Kürdistan Teali Cemiyeti merkezine gönderdiği mektupta, bölgenin idari, coğrafik sınırlarını ve yerleşik nüfus yapısıyla ilgili önemli açıklamalarda bulunmaktadır. “Yakın zamanda Sivas vilayetine bağlanan Zara-Koçgiri kazası daha önceden Harput’a bağlıydı ve burası Kürdistan topraklarına dahildir. Biz Koçgiri sülalesi Dersim’de 18 aşiret oluşturuyoruz ve Şeyh Seyid Hasan’ın soyundan geliyoruz.”[4] Harbiye mezunu ve Osmanlı Ordusunda yüzbaşı ve daha sonra Koçkıri hareketi sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın öncülük ettiği Kuva-yı Milliye’de İstihbarat binbaşı rütbesiyle yer almış olan İsmail Hakkı Şaweys, anılarında dönemin askerî raporlarından aktararak olayların yayıldığı Koçkıri bölgesiyle ilgili şunları söylemektedir:
Uzunluğunun yaklaşık 180 km ve genişliğinin de 150 km olduğunu ve o zamanki nüfusunun da 60 bin olduğunu belirtir. Koçkıri bölgesinin Zara, İmraniye, Karacaviran, Belucan, Beypınar, Kangal kazası, Kavak nahiyesi, Kuruçay kazası ve Kızılkışla, Alakilise, Alucra ve Suşehri’ne kadar uzanır. Koçkıri bölgesinin en çok bilinen aşiretlerinin Îboyan, Saroyan, Zazayan, Palûyan, Kertelî ve Ameneyan’lar olduğunu ve bunlardan en güçlüsünün Îboyan’lar olduğunu belirterek bölgede toplam 3 bin silahlı adamın olduğu kaydedilmiştir.[5]
Alişêr’in Sivas-Zara-İmranlı Bölgesi Kürdistan Teali Cemiyeti adına 3 Mart 1920’de “Konstantinopolis Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanlığına” başlığıyla gönderdiği mektupta, bir süreden beridir Türkçülük ve Turancılık adı altında kurulan milli teşkilatların telgraf ve posta bürolarına katı bir kontrol uyguladıkları için, Jîn ve Kurdistan dergilerinin kendilerine ulaşmadığını belirtmekte. Devamında teşkilatı milliyecilerin, Kürdlerin kendilerine katılmaları için baskı uyguladıkları ve İstanbul’da kurulmuş olan KTC ve cemiyet tarafından Sulh Konferansı’nda Kürdleri temsil etmek üzere seçilen Kürd temsilcisi Şerif Paşa aleyhine asılsız propagandalar yaptığını belirtir. Aynı zamanda dönemin büyük güçleri ve savaş galipleri olan Avrupa devletlerinden de yakınarak Kürdlerin haklarının korunmasını talep etmektedir.
Türkçülük ve Turancılık adı altında kurulan teşkilatların girişimlerinde daima başarısız olduğunu bildiğimizden, daha güzel günlerin gelmesini beklerken ve hiçbir gücün yenemeyeceği ilahi adalete güvenerek soğukkanlılığımızı koruduk. Avrupa bizim haklarımızı tanımasa da, Allah bu haklarımızı yitirmemize izin vermeyecek ve Kürdistan’ın, iç ve dış entrikalardan kurtularak bağımsızlığını yeniden elde edeceği gün elbette gelecektir. Türkçülük duygusuyla hareket eden kişiler, Müslümanların kutsal haklarını ayaklar altına aldırtıyorlar. Bu kişilerin Konstantinopolis’te bulunan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Kürdistan ve Kürdlerin iradesi dışında ve haberi olmadan kurulduğuna ve Şerif Paşa’nın Barış Konferansı’na hiçbir vekaleti bulunmaksızın katıldığına dair söylentiler yaydıklarını gazetelerde şaşkınlıkla okuduk.[6]
Bahsedilen mektubun devamında şu ifadeler yer almaktadır:
Kızılırmak’ın güneyindeki topraklardaki nüfusun tamamı Kürdtür. Kürdistan’ı Kürdlere vermeyi istemiyorlar fakat Çarı’ın düşüşünden sonra Bolşevik oldukları için Rus birliklerini bozguna uğratan Kürdler, milli haklarını tanımayı reddedenlere karşı da kendilerini pekâlâ savunabilirler. Şu anda 300.000 cesur adam, dışarıdan gelebilecek ya da bizzat ülke içinde iş başında olan düşmanları ellerinde silahlarıyla beklemektedir. Kürdler vatanlarından vazgeçmeyecektir: Kürdistan Kürdlerindir.[7]
Sesini dünyaya duyurabilmek amacıyla Sivas-Zara-İmranlı Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı imzasıyla 3 Mart 1920 tarihli mektubun yazılışından dört gün sonra, 7 Mart 1920 tarihini taşıyan ikinci bir mektup daha bölgedeki aşiret reislerinden Tuzlucazade Mehmet Ferit İbrahim, Muhammet Munzur, Mehmet Emin, Dersim Seyyidan Aşireti Reisi İdare İbrahim, Dersim Şeyh Hasan Asireti Reisi Seyit Rıza, Dersim Yöresi Erzincan Koçgiri ve Kangal ve Darende ve Akçadağ Kürdistan’da yerleşik tüm Kürd milletini temsil eden Koçgirilizade Alişêr, Koçgirili reislerden Mehmet Kamil, Koçgiri aşiret reislerinden Mahmud, Erzincan’da Mukim umum aşiretlerinden Mustafazade Husên imzasıyla İstanbul Kürdistan Teali Cemiyeti aracılığıyla Barış Konferansı’na sunulmak üzere Kürd Ulusal Delegasyonu başkanı Şerif Paşa’ya gönderilmiştir.
Dünya halklarının serbestçe gelişmesini ve yaşam hakkını bağışlama ve kabul etme hakkında evrenin yaratıcısının manevi hikmetine inanarak, yeryüzünde tüm insanlığın haklarına eşitlik ve adaletle riayet eylemelerinizden olmalıdır ki, sizin gibi uygun kişilere galibiyet tecelli etti. Ama ki bu galibiyetin şükretmekle yerine getirilmesinin her ulusun hakkını kabul etmekle kalıcılaşacağı ehliyetli heyetinizce bilinir. İşte insanlık dünyasının köklü bir uygarlık, yiğitlik ve alicenaplıkla bağlı ve bunun bilincinde olan [ve] yalnız dini bir bağla Osmanlı hükümetiyle birlik içinde yanyana kalan sekiz milyon Kürd milleti, bu hakkı sizin gibi büyük bir cihan mahkemesinden talep etmiş ve etmektedir. Saygıdeğer Genel Barış Meclisi’nde ortaya çıkacak [olan] kararla her milletin kendi kaderini kendi özgür iradesiyle tayini ve koruması hakkındaki birçok hakkaniyetli açıklamalarınız üzerine, biz Kürd milleti dahi Allah’ın izniyle kendi kaderimizi ve ulusal bağımsızlığımızı tayin için bütün dünyaca bilinen Kürdistan’ın doğal sınırı bulunan Erzincan’ın kuzeyindeki dağlarla Kızılırmak kaynağı ve güney havzasını teşkil eyleyen Zara, Koçgiri ve diğer bölümleriyle büyük bir kitle [olarak], ezeli vatanımız Kürdistan olarak tanınması konusunun kayıt ve tespitle karar altına alınması yönünde müsaade buyurulmasıyla hak ve adalet kalemlerinin çekilmesi [imzalanması yönünde] isteklerimizi, bütün Kürd ve Kürdistan milleti namına övünçle arz ederiz.[8]
KTC’nin Sivas, Zara, Umraniye bölgesinde faaliyetlerini artırdığı dönemde, Mustafa Kemal da Erzurum Kongresi’nden sonra bu bölgedeki çalışmalara ağırlık vermiş. Nasıl ki diğer yerleşim birimlerindeki KTC faaliyetleri sıkı bir şekilde izleniyorduysa, Erzurum’dan Sivas’a geçerken Koçkıri ve Dersim Kürdlerinin yapmakta olduğu teşkilatla ilgili ayrıntılı bilgi almak için, Sivas Valisi Reşit Bey aracılığıyla bu çalışmaları yürüten öncülerden biri ve bölgenin de ileri gelen ailesinin mensubu olan Alişan Bey’le görüşmek istediğini belirtmiş. 7 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa Sivas’ta Mustafa Paşazade Alişan Bey’le bir görüşme yapar.
Bu davete yalnız Alişan Bey icabet etmiş ve Sivas’ta Sultani mektebini merkez ittihaz etmiş olan Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna varmıştı. Mustafa Kemal Paşa, “her ne kadar ne maksatla çalıştığımızı biliyorsa da, bunu bir defa da bizzat bizden anlamak istediğini” beyan etmişti. Alişan Bey: “Amerika Cumhur Başkanı Wilson prensiplerine dayanarak, Doğu vilayetlerinin, Sivas’ın Kızıl ırmak hududuna kadar Ermenistan’a verildiğini ve Kürdlerin hakkı nazara alınmadığını ve bu sebeple Kürdistan topraklarında Kürd çoğunluğu bulunan mıntıkalarda nüfus miktarı tespit ettirilmek suretiyle, Osmanlı saltanatına bağlı Muhtar bir Kürdistan idaresinin ihdası (oluşturulması) için ihzari çalışmalar yapmaktan başka bir maksat takip etmemekte olduğumuzu” bildirmişti.[9]
Bu görüşmeden sonra Alişan Bey Koçkıriye döner.
Mustafa Kemal, ön çalışmalarını Ankara’da bir “Heyet-i Temisliye” toplamakla geliştirirken, Koçgiri’de de milli bir hareket için gerekli örgütlenmeler devam etmektedir. Ankara Koçgiri ve Dersim ileri gelenlerinin meclise girmeleri taraftarıdır. Bu nedenle Alişan Bey’in de Ankara’daki mecliste yer alması istenir ancak Alişan Bey bu teklifi kabul etmez. Fakat Meço Ağa, Diyap Ağa, Ankara askerlik şubesi başkanlarından Dersimli Mustafa Bey, Karabal aşiretinden Kango oğlu Ahmet Ramiz ve Binbaşı Hasan Hayri ilk Dersim mebusları olarak Ankara’ya giderler. Bu durum başta Seyyid Rıza olmak üzere diğer bir kısım Dersim aşiret liderlerinin tepkisine neden olur. Seyyid Rıza Ağdat’tan Dersim’e inerek bir kısım aşiret reisleriyle birlikte aşağıdaki telgrafı Ankara’daki Meclis başkanlığına çeker. “Meclisteki mebusların Dersim’i temsil hakkına sahip olmadıklarını, Dersim’in müstakil bir idare istediğini, ancak bu milli talebin Ankara Hükümeti tarafından kabul ve resmen ilanından sonra Kürdistan’ın bir konfederasyon şeklinde hükümetle işbirliği yapabileceğini” bildirir.[10]
Bölgede bu gelişmeler yaşanırken Alişan Bey’in kardeşi Haydar Bey, kendilerinin de üyesi oldukları ve bölgede şubelerini teşkil ettikleri Kürdistan Teali Cemiyeti’nin merkez yöneticileriyle durum değerlendirmesi yapmak üzere İstanbul’a gider. Bu görüşmelerde nasıl bir karara vardıklarını bilmiyoruz ancak Koçkıri Kürd ulusal hareketinin önde gelen liderlerinin KTC ile ilişki halinde olmaları, hareketin örgütsel yapısı ve ilişkileri açısından daha ayrıntılı bir şekilde araştırılması gereken çok önemli bir konudur. İstanbul dönüşünde Kangal’da yapılan geniş katılımlı bir toplantıda şöyle bir karar alınır: “Kürdistan’ı sonuna kadar savunacağız.” Bu karar çerçevesinde Alişan, Alişêr, Haydar Bey ve Nuri Dersimî’nin öncülüğünde bölgede Kürd milliyetçilerinin örgütsel ve propaganda çalışmaları hızlandırılır.
3. Sevr Antlaşması ve Koçkıri Kürd Hareketi
Sevr Antlaşması görüşmelerinin sürdüğü süreçte, KTC şubelerinin kapatılması ve bölünmesine rağmen, bu örgütlemenin oluşturduğu temel üzerinde, bölgedeki ulusal örgütleme çalışmaları da yeniden ivme kazanır ve gerekirse silah da kullanılacağı açıkça belirtilir. Temmuz ayının ikinci yarısından itibaren bazı yerleşim birimlerinde çatışmalar da başlamıştı. İlk ciddi çatışma, 20 Temmuz 1920’de Mısto Beg adındaki bir aşiret reisinin komutasındaki bazı birliklerin Zara’nın Çulfa Ali Karakolu’nu basmalarıyla başlar. Sevr Antlaşması 10 Ağustos 1920’de imzalanır ve ilk olarak bir uluslararası anlaşmada, çeşitli şartlara bağlansa da bir Kürdistan devletinin kurulması gündeme gelir. Daha önce başlayan çatışmalar ağustos sonlarına doğru şiddetlenerek zincirleme bir şekilde artarak Sivas-Erzincan arasında Kangal-Zara ve çevresinin denetimi Kürd kuvvetlerinin eline geçer. Kangal aşiretleri kuvvetleri Zalim Çavuş şöhretiyle yad olunan Şadan aşireti Kürd yiğitlerinden Hüseyin Ağa, kumandasında hareket ediyordu. Şadan aşireti reisi Paşo komutasındaki Kürd kuvvetleri, 20 Ağustos 1920’de Kuruçay’a sevk edilen cephaneyi götüren müfrezeye saldırarak cephaneye el koyar ve müfrezeyi esir alır. Zara ve Refahiye kazalarındaki idari ve askeri binalara el koyarak hükümet binasına Kürdistan bayrağı çekilir. Bu gelişmeler Sivas’taki yetkilileri ürkütmüştür. Ankara, olayların yayılmasının önüne geçebilmek için, Sivas valisine gönderdiği talimatname gereğince, hareketin liderlerinden Alişan Bey Refahiye kaymakam vekilliğine ve kardeşi Haydar’ın da Ümraniye nahiye müdürlüğüne tayin edildiği ilan edilir.[11]
Hareket Koçkıri’de başlamıştı ancak belirlenen strateji gereğince Hozat merkezli Dêrsim aşiretlerinden gelecek destek, hareketin başarıya ulaşması, Kürdistan’ın diğer bölgelerine yayılması bakımından oldukça önemli ve belirleyiciydi. Bu amaçla Alişan Bey kaymakam vekili sıfatıyla Ovacık ve Hozat bölgelerine giderek oradaki KTC üyeleri ve aşiret liderleriyle genel bir toplantı yapar. Bu toplantıda Doğu Dersim aşiret liderlerinin büyük bir kısmı niyaz makamında parçalayıp yedikleri elma üzerine yemin ederek Alişan’a desteklerini bildirir. Seyyid Rıza’nın kendisi Hozat aşiretlerine güvenmediği için yemin törenine katılmamış. Hozat’taki aşiretlerle yapılan ittifaktan sonra, Nuri Dêrsimî’nin babası İbrahim Efendi tarafından hazırlanan ve Abasan aşireti reisi Meço Ağa eliyle Dersim mutasarrıfı Ziya Bey aracılığıyla aşağıdaki soruları cevaplamak üzere 15 Kasım 1920’de Ankara Hükümeti’ne bir telgraf çekilmiştir.
1- Kürdistan muhtar yönetimini kabul eden İstanbul’daki egemen hükümetin bu babdaki kararını Mustafa Kemal Hükümeti’nin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.
2- Kürdistan muhtar yönetimi hakkında Mustafa Kemal Hükümeti’nin görüş noktasının ne olduğu konusunda Dêrsimliler’e acele cevap vermesi.
3- Elaziz, Malatya, Sivas ve Erzincan bölgeleri hapishanelerindeki Kürd tutukluların hemen serbest bırakılması.
4- Kürd çoğunluğu bulunan bölgelerden Türk Hükümeti’ne bağlı memurların çekilmesi.
5- Qoçgiri bölgesine gönderildiği haber alınan askeri birliklerin derhal geri alınması.[12]
Koçkıri’nin diğer ilçelerinde de peyderpey gelişen olayların Dêrsim sınırlarına dayanması üzerine, Batı Dêrsim’deki aşiret liderleri yeniden toplanarak gelişmeleri değerlendirir. Yapılan değerlendirmeler sonunda, Batı Dersim aşiret reisleri adına Ankara’daki Büyük Millet Meclisi riyasetine aşağıdaki telgraf çekilir:
Elazığ Vilayeti Vasıtasıyla, Ankara Büyük Millet Meclisi Riyasetine; Sevr Antlaşması gereğince Diyarbekir, Elaziz, Van ve Bitlis vilayetlerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu teşkil edilmelidir, aksi takdirde bu hakkı silah kuvvetiyle almağa mecbur kalacağımızı beyan ederiz. 25 Kasım 1920. Batı Dersim Aşiret Liderleri.[13]
KTC’nin aktif üyesi ve hareketin Sivas-Erzincan-Dersim bölgeleri öncü kadrolarından bir olan Nuri Dersimi, kendilerine olumlu bir cevap verilmediği takdirde, başkaldırı planlarını şöyle açıklamıştır:
İlk önce Dersim’de Kürdistan’ın bağımsızlığı ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürd milli kuvvetleri Erzincan, Elaziz ve Malatya doğrultusunda Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden resmen Kürdistan’ın bağımsızlığını tanımasını isteyecek… İlk adım başarıyla atıldıktan sonra, bütün Kürdistan’ın bizimle işbirliği yapacağına şüphe yoktu.[14]
20 Aralık 1920’de Sivas-Divriği bölgesi posta ekibinin önü Dumruca kırsalında Canbegan aşireti savaşçıları tarafından kesilerek müdür Mustafa Ayanoğlu öldürülür. Aynı gün Divriği merkezde bulunan ve daha önce tutuklama emri verilmiş olan Dr. Nuri, bu olay gerekçe gösterilerek tutuklanır. Ceza evine konulup boynuna zincir ve ayaklarına pranga vurulur. Dr. Nuri’nin tutuklanmasından haberdar olan Seyyid Rıza, Ankara’ya çektiği telgrafla Mustafa Kemal’den Dr. Nuri’nin tahliye edilmesini istemiş ve aksi takdirde büyük bir kuvvetle Sivas’a hücum edeceğini bildirmiş. Mustafa Kemal, Sivas valisi Reşid Paşa’ya şifreli bir telgraf çekerek tahliye edilmesini emretmiş. Bunun üzerine Sivas Daimî Encümeni toplanarak idari bir kararla Dr. Nuri’yi serbest bırakmıştır.[15] Nuri Dêrsimî’nin düşüncelerinden ve duruşundan rahatsızlık duyan kimi çevreler, Dêrsimî’yi itibarsızlaştırmak için bu hadiseyi çarpıtarak aktarmaktadırlar.
4. “Nasihat Heyetleri”ne Karşı “Desteyê Rûsipîyan”
Koçkıri’deki hadiselerin Kürdistan’ın diğer bölgelerine yayılmasını önlemek amacıyla, Ankara’nın isteği üzerine, Ekim ayı sonlarına doğru Elazığ ve Sivas valilerinin örgütlemesiyle “Nasihat Heyeti” adıyla çeşitli heyetler bölgeye gönderilir. “Osmanlı devletinin tüm 19. yüzyıl boyunca izlemiş olduğu, nasihat heyetleri ile vakit kazanıp ardından askeri operasyon yapma politikası” izlenmiş. Ankara Hükümeti ve Mustafa Kemal uzlaşma yolunu tercih etmemiştir. Ankara Hükümeti, süreci oyalamalarla ve “Nasiha Heyetleri” ile uzatmış, bu arada merkez ordusunu hazırlamış, uluslararası dengeler uygun olduğunda da Koçgirililer ve Pontuslular üzerine askerî harekât başlatarak büyük bir katliam gerçekleştirmiştir.[16] İsmail Hakkı Şaweys’in aktarımına göre bu heyetlerin Kürdler arasında yaptığı propagandada, “Mustafa Kemal liderliğindeki Ankara Meclisi’nin Kürdistan hükümetini de temsil ettiğini, Kürdlerin cahil olduğunu ve çabuk aldandığını, hükümete karşı başkaldırmayı gerektirecek bir durumun olmadığı” öğütlerini yaymaktaydılar. Nasihat heyetlerinin beklenen etkiyi gösteremediği anlaşılınca, Mustafa Kemal’in önerisiyle temyiz mahkemesi reisi Bitlisli Şefik Bey’in başkanlığında idari, siyasi ve askeri yetkililerden oluşan ikinci bir “Nasihat Heyeti” teşkil edilerek Ankara’dan yola çıkmış ve 15 Mart’ta 1921’de Sivas varmıştı. Sivas’taki bir kısım beylerle birlikte Boğazviran köyünde bulunan Haydar Bey’in yanına giden Bitlisli Şefik Bey, “Kendisinin de Kürd olduğunu, Kürdistan’ın istiklaline taraftar bulunduğunu, bu konuda temaslarda bulunmak üzere Ankara’dan tam salahiyetli olarak geldiğini, bütün istekleri hükümet adına kabul ya da red edebileceğini”[17] bildirir. Bu görüşmede, Şefik Bey Mustafa Kemal’den getirdiği mesajı kendilerine bildirir.
Mustafa Kemal Paşa’nın fermanıyla buraya geldim. Size çok selamlarını getirdim ve bu mektubu size ulaştırmamı istedi. Mektupta; Muhtar bir Kürdistan kuruluş kararı verilmiştir, savaşı durdurun. Kürdçe resmi dil olacak, ekonomi ayrıştırılarak Kürdistan’ın yeraltı yerüstü zenginlikleri ve sermayesi Kürdistan için harcanacaktır. Kürdistan yöneticilerinin tümü Kürdlerden oluşacaktır.
Haydar Bey söylenenleri kabul eder ve savaşı durdurmak ister ancak Dr. Nuri de konuşmaya katılarak cevaben şunu söyler:
Her şeyden önce askerî operasyonları durdurup karalayıcı propagandadan ve haksız uygulamalardan vazgeçmeniz gerekir. Kürdler için tanıyacağınız idari hakları açıklayınız, bize bahsettiğiniz muhtariyet kararı, Büyük Millet Meclis tarafından resmi olarak ilan edilsin ve tüm dünyaya duyurulmak üzere gazetelerde yayımlansın. Eğer böyle olmazsa, verilen sözlere inanmıyoruz çünkü ta Osmanlıdan bugüne kadar yapılan talan ve katliamlar göz önündedir.[18]
Bu görüşmeler sürerken Ankara Hükümeti aynı zamanda büyük bir operasyonun da hazırlığını yapmaktaydı.
Kürdler, Ankara Hükümeti’nin zaman kazanmak ve aşiret liderleri arasına nifak sokmak amacıyla propagandalar yapan “Nasihat Heyetleri”ne karşı “Desteyên Rûsipî”yan (Rûsipî Heyetleri) oluşturarak karşı propagandaya başladılar. Rûsipî Heyetleri gittikleri her yerde genel olarak aşağıdaki çağrıyı yapmaktaydılar.
Seferberlikten bu yana Osmanlı Hükümeti’nin üzerimizdeki baskı ve zulmü azalmamıştır. Onlar dine de insanlığa da ihanet ettiler. Aramızda Alevilik ve Sunilik temeline dayanan mezhep ayrılığı yarattılar. Onlar biz Kürdlere, pirlerimize zulüm yaptılar. Kürdistan’da ölüm ve yıkımım tohumlarını ektiler. Bu zulme karşı boyun eğmek küfürdür, sesiz kalmak utançtır. […] Dikkat edin nasıl Kürdlerin mallarını talan etmek ve helal kılmak üzere fetvalar çıkarmışlar! Binlerce suçsuz ve günahsız Kürd hapsedilmiş! Binlercesi de yerinden ve yurdundan göç ettirilmiş ve köyleri yakılmıştır. Bu ne dinsizlik ve vicdansızlıktır!... Kürdlerin haklarını vermek yerine, ne kadar kötü muamele varsa onu yapmaktadırlar; insan öldürmek, talan, köy yakmaları ve kanunsuzluk yaptıkları sıradan işler. Birliğinizi oluşturun! Bugün kurtuluş günüdür, özgürlük günüdür. Ya yaşamı ya da ölümü tercih edeceğiz![19]
Ordudan ayrılarak Koçkıri’deki Kürd başkaldırısına katılan Yüzbaşı Sadık, Kürd müfrezelerinin askeri eğitimini üstlenmişti. 6 Mart 1921 günü Ümraniye’ye dayanan Kürd kuvvetleri, Binbaşı Halis’e kayıtsız-şartsız teslim olmasını isterler. Binbaşı Halis teslim olmayı reddedince, başlayan silahlı çatışmalar bir gün boyunca sürer ve sonunda Binbaşı Halis ve süvari alayı teslim alınır. Kurulan mahkeme sonucunda kendisi yargılanarak infaz edilir, diğer subay ve askerler ise terhis edilerek serbest bırakılır. Ümraniye’nin zaptından sonra Hükümet konağına Kürdistan bayrağı çekilmiştir.[20]
5. Ankara Hükümeti’nin Bölgede Örfi İdare İlan Etmesi
6 Mart Ümraniye baskınından sonra, Ankara Hükümeti 10 Mart 1921’de aldığı kararla Sivas bölgesinin yanı sıra Elazığ vilayeti ve Erzincan sancağını da kapsayan bir bölgede Örfi İdare ilan etmiş. 18 Mart 1921’de Askeri operasyonlar başlatarak, Merkez Ordusu nizami birliklerin yanı sıra Topal Osman yönetimindeki Giresun Gönüllü Müfrezesini de görevlendirmiştir. Ankara çok hızlı bir şekilde davranarak hareketin gelişmesine fırsat vermeden, Bolşeviklerin de desteğiyle Sakallı Nurettin Paşa komutasında merkezi ordu güçleriyle Koçkıri bölgesine yönelik büyük bir askeri hareket başlatır. Sakallı Nurettin Paşa, meşhur sözünü o zaman söyler: “‘Zo’ diyenler (Ermeniler) temizlendi, ben de ‘lo’ diyenleri temizleyeceğim.” Koçkıri’deki gelişmeleri yakından izleyen Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’nın da gelişen olaylar nedeniyle meselenin çözümüne dair önerdiği çözüm, tamamen bir asimilasyonist politika perspektifine dayanan “Kürdlük mıntıkasında Türk Kanalları açmak” önerisidir.
Kürdlük mıntıkasında Türk kanalları açmak Türk münevverlerinden hocalar, şeyhler ikamesiyle Kürdlüklerini az zamanda kaldırmak, yollar ve zer’iyat (tarım) ile Kürdlere iş bulmak gibi mühim noktalar şimdiye kadar yapılmış olacağı tabii olan program veya layihaların tetkikiyle bütün Kürdlük meselesini halletmek benim için güç bir iş değildir.[21]
Olayların içinde çıkılamaz bir hal almaması için Alişêr’in önerisiyle Koçkıri ve Dersim aşiret liderleri imzasıyla 8 Nisan 1921 tarihinde BMM’ine çekilen telgrafta şu ifadeler yer almaktadır:
Nasiha Heyeti’yle yaptıkları sözleşmenin, iyi niyet çabalarının sonuç vermediği, Refahiye ve civarına asker sevkiyatının devam edilmesinin aşiretlerin devlete karşı itimadını sarstığı belirtilerek meselenin tamamen halledilmesi için önerilerde bulunuluyordu. Koçkıri, Zara, Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah ilçelerini kapsayan bir vilayet oluşturulması; başına bir Kürd vali, yardımcılığına da Türk bir vali muavinin atanması, bu şekilde yeni bir idari yapılanmaya gidilmesi, daha fazla kan dökülmeden sorunun çözülmesi isteniyordu. […] Eğer sorun böylece kapatılmazsa, ayaklanmanın Dersim’in dışında, Erzincan, Van ve Diyarbekir’e kadar yayılacağı tehdidi yapılıyordu.[22]
İsmail Hakkı Şaweys’in “şoreş” (devrim) olarak adlandırdığı Koçkıri Kürd milli ayaklanmasının başlaması, lider kadrosu, askeri gücü ve yaşanan bazı olaylara dair şu bilgileri aktarmaktadır:
4 Mart 1921’de toplanan Koçkıri bölgesi liderleri, Sadık Bey’i Kürd askeri kuvvetlerinin komutanı olarak seçtiler. Alişêr ve Mûnzur İbrahim komutasında 800 Kürd savaşçısı İmranlı’yı kontrol etmek üzere görevlendirildi. Bunlardan 400 kadarı İliç köprüsünde onlardan ayrılarak Divriği’ye doğru yöneldiler. İmranlı, Rıfat Bey’in iki oğlu, Palevan Hüseyin ve Aşur tarafından kurtarıldı, şehir merkezinde Kürd bayrağı çekildi. Kara İbo ve Tilik komutasındaki 300 savaşçı da onları gözlüyordu. Rıfat Bey’in oğlu Azamet ve Takî Beylerin sorumluluğunda bulunan yaklaşık iki bin sivil Kürd de, lojistik ve mühimmat sağlamak, yaralıları tedavi etmek ve ölüleri kaldırmakla görevlendirilmişti. Ayrıca Kemah ve Erzincan’ı alabilmek için Viran Boğazı, Karadaş, Maden ve Kuruçay geçişlerini kontrol etmekle görevlendirilmişlerdi. Mahmûd Begzade (Beko) komutasındaki 200 savaşçı da Refahiye’ye doğru saldırıya geçtiler, oradaki Türk asker ve jandarması esir alınıp silahsızlandırılarak Sivas’a gönderildi. Zara ise, Kahraman Nuri Bey komutasındaki savaşçılar tarafından kontrol altına alındı. 9 Mart 1921’de Dersim Ovacık’tan Alişêr, Pezgewran aşireti lideri Bıra İbrahim, Çırpazin nahiyesi eski müdürü Mısto Beg ve Aslanan aşireti lideri Mahmud Ağa komutasında hareket eden 1700 Kürd savaşçısı Kemah’a kadar ulaşarak kaymakam ve diğer askeri sorumluları esir aldı ve aynı zamanda Ankara Hükümetiyle birlikte hareket eden Kürdler de yargılanmak üzere tutuklandı.
Kemah’tan 11 Mart 1921 günü Alişêr, Qoçgirî aşiret liderleri Muhammed ve Taki, Dêrsim aşiret liderlerinden Mustafa, Seyidhan, Muhammed ve Munzur imzasıyla asgari düzeyde bazı taleplerde bulunurlar, ancak taleplerine herhangi bir yanıt alamazlar:
Ankara Büyük Millet Meclisi Riyaseti’ne” başlığıyla çekilen telgrafta; “Nefsi Zara hariç olmak üzere ekseriyet azamisi Kürdlerle meskûn olan Qoçgirî kazasıyla Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kamax kazalarının mümtaz bir vilayet haline ifrağ ve teşkiliyle yerli Kürdlerden bir valinin tayinini, memurin adliye ve mülkiyenin yine vazifeleri başında bulunmasını dileriz.[23]
Alişêr 13 Mart’ta dört yüz kişilik bir gurupla Kuruçay kazasına girer. 22 Mart’ta İzzet Bey ve Zalim Çavuş lakabıyla tanına Şadiyan liderlerinden Hüseyin Ağa komutasındaki kuvvetler Divriği kazası, Sincan’ı, Armutlu ve Çetinkaya’ya girerek oradaki askeri birlikler esir alınır. Alişan Bey ve oğlu İzzet Bey ile Mahmut Bey Divriği cephesini yürütmekteydiler, Azamet Aşki gibi Kürd kahramanlar Kuruçay, Belucan, Zara, Hafik ve Sivas bölgesindeki hareketi yönetiyordular.”[24] 1921’in başlarında Kangal, Divriği, Zara, Refahiye, Kuruçay ve Kemah olmak üzere Dersim sınırına kadar Koçkıri Kürd kuvvetlerinin eline geçmişti.[25]
Yukarıda bahsedilen 11 Mart 1921 tarihli telgraf üzerine İcra Vekilleri Heyeti toplanarak 13 Mart 1921’de seferberlik ilan eder. Aynı gün ilk etapta Sivas, Erzincan ve Elazığ vilayetlerini kapsayan örfi idare ilan edilir. Meclis onayıyla merkez ordusu komutanı olarak Nurettin Paşa 14 Mart’ta Sivas’a hareket eder. Zaptettiği her yerde kadın, çocuk yaşlı demeden yaptığı insanlık dışı barbar uygulamalarıyla meşhur olan Giresunlu Topal Osman çetesi de, seyyar jandarma kuvvetleriyle birlikte 20 Mart 1921’de Refahiye üzerinden Koçkıri’ye cephe açmıştır. Ayrıca Sivas, Gümüşhane, Trabzon, Şebinkarahisar, Malatya, Elazığ, Erzincan ve Diyarbekir gibi “Çevre illerden sevk edilen yaklaşık 25.000 piyade, 80 mitralyöz, binlerce milis ve jandarma kuvvetleriyle”[26] bölgeye yönelik büyük bir askerî harekât başlatılır.
Koçkıri’deki Kürd ulusal başkaldırısını içerden bölen ilk fire, Ginyan aşireti reisi Murat Paşa’nın saf değiştirerek Nurettin Paşa’yla işbirliği yapmasıdır. Savaş alanında büyük kahramanlıklar gösteren Haydar Bey’in ailesinin tutuklanıp Sivas’a gönderilmesinden sonra, Sivas beylerinin teşviki ve aracılığıyla Merkez Ordusu komutanlığıyla görüştükten sonra verilen çeşitli vaatlere inanarak maiyetindeki bin savaşçıyla birlikte teslim olması harekete vurulan ikinci büyük bir darbe oldu. Haydar’dan sonra Koçkıri aşiret kuvvetleri amcası oğlu Mahmut tarafından yönetilir. Kurmeşan aşiretinin düşmesi ve ondan sonra da Ümraniye cephesi komutanı Azmet’in ölmesiyle birlikte Koçkıri büyük bir darbe daha alır. Saf değiştiren Murat Paşa’nın harekete vurduğu diğer önemli bir darbe ise, Zalim Çavuş ve kardeşi Hüseyin’i cephane ve erzak tevzii bahanesiyle aldatarak konağına davet etmişti. Bu saf ve temiz Kürd cengâverieri, Murat paşanın kurduğu tuzağı anlamayarak konağına gelmişler ve silahlarını misafir odasına bırakarak kabul salonuna girmişlerdi. Aradan yarım saat geçmeden, Murat paşanın hazırladığı 40 kişilik silahlı bir kuvvet gafil Kürd yiğitlerini derdest etmiş, ellerini ve kollarını bağlayarak tevkif eylemişlerdi. Kangal merkezine götürüp Türk hükümetine teslim etmiş ve bu bedbaht kahramanlar derhal Sivas’a nakledilerek, 24 saat sonra Divan-ı Harp tarafından ölüme mahkûm edilmişlerdi. Bu kahraman Kürd çocukları, darağacına giderken Yaşasın Kürdistan, yaşasın Kürdistan Teali Cemiyeti, kahrolsun Nureddin Paşa! diye haykırmışlar ve Kürd milli marşını teganni ederek, Kürde yakışır bir cesaretle ölümü karşılamışlardı.[27] Hareketin başarı şansının kalmadığını gören Alişêr, Nuri, Sabri, Cığız Mehmet Ali, Tarbazlı Memê, Kımıl Aziz, Dılo, Paşo ve Abbas gibi komutanların yönetimindeki Dersim kuvvetleri Nisan 1921’in sonlarına doğru Divriği-Kuruçay-Arabgir boyunca açtıkları güvenli hat doğrultusunda Dêrsim’e doğru çekilme mecburiyetinde kalmışlar.[28]
6. Koçkıri’de Yaşananlar BMM’de Hararetli Tartışmalara Neden Olur
“’Zo’ diyenleri temizledik, ‘lo’ diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim.”[29] diyen Nurettin Paşa’nın Koçkıri’de Kürdlere karşı uyguladığı mezalim ve şiddet, BMM’nde tartışılırken Erzincan mebusu Emin Bey kendi deyişiyle şöyle aktarmaktadır: “Hükümetin önerilerini daha genişleteceğim diye tuttuğunu öldürmeye, ırzlara geçmeye, namuslara saldırmaya kalkıyor. Rica ederim, hanginiz bu facia karşısında sabredebilirsiniz?”[30]
4 Ekim 1921 tarihli BMM Gizli Celse Zabıtlarına geçen kayıtlarda, başkaldırı hareketini bastırmak için uygulanan yöntemler, bölge mebuslarının sert eleştirilerine konu olmuştur. Erzincan Mebusu Emin Bey yaptığı konuşmada bölgede yaşanan durumu ve yapılan uygulamaları şu cümlelerle dile getirmiş: “Umraniye’de vuku bulan ve tedibat denilen bu şeyin Afrika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu görünce Dersimliler korkmuşlardır. Bu fecayi Ermenilere bile yapılmamıştır.” Yine Erzincan mebuslarından müftü Fevzi Efendi söz alıp meselenin esasları, gelişim safhaları ve bastırma sürecinde uygulanan yöntemlerden bahsederek, “Bu muamelât ne Cengizlerde, ne Ermenilerde ne de Yunanlarda görülmüş.”[31] Hemen akabinde söz hakkı alan Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey de Emin Bey tarafından dile getirilenleri onaylayarak “Hakikatten bu fecayi Ermenilere bile yapılmamıştır. […] Bilâ kaydü şart olmak üzere af kararının ilânını rica ederim.”[32] Aşiret reislerinin talepleri, meclisteki Kürd ve diğer muhalif mebusların itirazları ve girişimleri sonucunda, Mustafa Kemal, Alişer ve Baytar Nuri hariç olmak üzere tutukluların affını ve Sivas Sıkıyönetim Mahkemesi’nin lağvını (dağıtılmasını) meclise getirir, meclis bu öneriyi bütünüyle onaylar.[33]
Dönemin Sivas Valisi Ebubekir Hazım Tepeyran anılarında Ümraniye (Koçkiri)’de yaşananları şu cümlelerle aktarmaktadır. “Ümraniye Hadisesi”, ya da “Koçkiri Hadisesi” adı verilen vaka, Sivas Valiliğinde işe başlayışımdan üç aya yakın bir müddet önce çıkmış ve Nurettin Paşa’nın yapmış olduğu bastırma hareketinin çok fena bir şekilde sonuçlanmış olduğunu Sivas’a geldiğim zaman öğrendim. Olayı söndürme işinin lüzumsuz şiddetini mazur göstermek için Kumandan Paşanın “Ümraniye isyanı” diye büyüttüğü bu hadise, kendisini bu işe memur eden Vekiller Heyeti’nin 13 Mart 1337 (1921) tarihli kararnamesinde “Harekât-ı Şekavetkârane” diye nitelenmiştir.[34]
Sivas’ta 2,5 ay kadar süren ikinci valiliğimin hâtıraları bu yazdıklarımdan ibaret değildir. Fakat Sivas’a, sanki her işi bırakarak Yalnız Merkez Ordusu Kumandanının kanunsuz, zararlı, feci muamelelerini, tahakküm ve tecavüzlerini defetmeye çalışmak gibi acı bir meşgule için gelmişim.
Yazmadıklarım, yazamadıklarım, yazmak azabına tahammül ettiklerimden az değildir. Yazamadıklarımın ne olduklarını o bölge ahalisi bilirler. Bazı hallerde bir şey yapmak veya söylemek nasıl vatani bir vazife ise bazen da bir şey yapmamak, susmak için nefsini zorlamak azabına katlanmak da öyledir.[35]
Nurettin Paşa ve Topal Osman çetesinin Koçkıri bölgesinde yaptıkları mezalimin soruşturulması ve kendisinin de görevden alınması için, meclisteki Kürd mebusları baskısıyla bir soruşturma kurulu oluşturulur. Mecliste kurulan soruşturma kurulu, Nurettin Paşa’nın görevden alınmasına karar verir. 17 Ocak 1921’te düzenlenen meclis oturumunda Nurettin Paşa’nın savunması okunur fakat Mustafa Kemal’in tavrı ve müdahalesiyle yalnızca görevden alınmasıyla yetinilir. Nutuk’ta bu tavır açık bir biçimde anlatılmaktadır:
Ben Nurettin Paşa’ya uygulanmak istenen işlemi kabul etmedim. Fevzi Paşa hazretleri de benim görüşüme katıldı. İkimizle Bakanlar kurulu arasında çıkan anlaşmazlık, meclisçe bir çözüme bağlandı. Mecliste Nurettin Paşa’yı savundum. Kendisi için ağır bir işlem yapılmasını önledim.[36]
Koçkıri’de başlayan Kürd ayaklanmasının siyasi amacı, o dönemin hızlı değişen siyasi gelişmelerine göre iki aşamalı talepler olarak özetlenebilir. Birincisi, KTC üzerinden Paris Sulh Konferansı yönetimine gönderilen iki mektupta da belirtildiği gibi, Wilson Prensipleri gereğince, “Kürdistan topraklarında Kürd çoğunluğu bulunan mıntıkalarda nüfus miktarı tespit ettirilmek suretiyle, Osmanlı saltanatına bağlı Muhtar bir Kürdistan idaresinin ihdasıdır (oluşturulmasıdır)”. Daha sonra 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması gereğince “Diyarbekir, Elaziz, Van ve Bitlis vilayetlerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması,” talebinde bulunulmuştur. Sevr Antlaşması gereğince Kürdlere tanınan hakların yerine getirilmemesi durumunda, Ankara hükümetinin Sivas’tan doğuya doğru Kürdistan’a geçişinin önü kesileceği açık bir şekilde belirtilmektedir.
Mustafa Kemal Nutuk’ta Koçgiri’de başlayan hareketin örgütlü boyutuyla ilgili şöyle bahsetmekedir: “1921 senesi bidayetinde de Koçgiri aşiret rüesasından Haydar Bey, İstanbul’da Seyid Abdülkadir’den aldığı talimat üzerine Alişan ve akrabasından Naki, Alişer vesaire ile hareket-i isyaniyeye başlamışlardı.”[37] Koçgiri başkaldırısı birçok yönleriyle Kürdistan Teali Cemiyeti üyelerince hazırlandı, fakat fiilen ayaklanma başladığı sıralarda cemiyetin kendisi artık dağılmıştı. Yani Kürdlerin, ayaklanmayı tek merkezden yönetme yeteneğine sahip politik bir örgütü mevcut değildi.[38] Buna rağmen KTC yerel birimlerinin hazırlamış olduğu örgütsel altyapıya dayanarak Kürdistan’ın bağımsızlığı temelinde aşiret liderleriyle geliştirilen ilişkiler çerçevesinde bu başkaldırı hareketi gerçekleştirilmiştir. Bu konuda farklı değerlendirmeler de mevcuttur.
Dr. Nuri Dêrsimî’ye göre, “Qoçgiri, Kürdün bağımsızlık savaşının bir aşamasıdır.”[39] Hareketi, “milli haklar için meşru müdafaa olarak” görenler de var. Koçkıri’de başlayan devrimin amacı, Kürdistan’ın kurtuluşu idi, kanlı ve şiddetli oldu. Devrim süresince iki kalkışma oldu: Birincisi, 3 Ocak 1920’de başlayıp Eylül 1920’ye kadar devam etti; ikinci kalkışma ise, 24 Şubat 1921’de başlayıp Haziran 1921’e kadar sürdü.”[40] Nuri Dêrsimî, aynı zamanda savaşın başlangıç ve bitiş tarihiyle ilgili de farklı bir değerlendirmede bulunur. “Qoçgiri, Kürdistan bağımsızlık savaşı 1920 yılında başlamış ve Murat Paşa’nın öldürüldüğü 1926’da sona ermiştir.”[41] Nihayetinde Koçkıri’de başlayan Kürd bağımsızlık hareketi başarıya ulaşamadı ancak sağ kalan hareket liderleri büyük bir sivil halk topluluğuyla birlikte Dersim’e geçip orada hareketi yeniden örgütleme çalışmalarına başladılar.
Sonuç olarak; Koçkıri’de, Ankara Hükümeti kuvvetleri teçhizat, sayı üstünlüğü, askeri tecrübe ve disiplin yönünde Kürdlerden çok fazla ve avantajlı bir konumdaydı. Bürokratik ve siyasal tecrübelerinden gelen birikimle Kürdlerin toplumsal ve sosyolojik yapılarından kaynaklı çelişkileri ve zafiyetleri ustaca kullanmış, orantısız bir kuvvetle ve hukuk dışı bastırma yöntemleriyle Kürd başkaldırısını yenilgiye uğratmıştır.
Kürdlerin yenilgisinin toplumsal, siyasi, sosyal, askerî ve uluslararası konjonktür olmak üzere birçok nedeni sayılabilir, fakat burada temel birkaç noktaya değinmek istiyorum. Kürdlerde ulusal kimlik bilincinin yeterince gelişmemesi nedeniyle din ve mezhep farklılığından kaynaklanan çelişkiler, geniş tabanlı bir toplumsal ve ulusal birliğin oluşması yönünde negatif bir etki yapmıştır. Bölgede aşiretsel ilişkilerin güçlü olması, ulusal temelde bir birliğin oluşturulması mücadelesinin başarıya ulaşmasını zafiyete uğratmıştır. Uluslararası siyasi konjonktür açısında ise Kürdler, İttilaf Devletleri’nin imzaladıkları Sevr Antlaşması’nın Kürdistan’la ilgili maddelerinin uygulanması talebiyle harekete geçtiler ancak İtilaf Devletleri Osmanlı Hükümeti’ne imzalattıkları anlaşmanın gereğini yerine getirmemiş ve Kürdlerin başkaldırısına da hiçbir destekte bulunmamışlar. Kürd ulusal hareketi ise, KTC’nin bölgede oluşturduğu örgütsel zemin üzerinde gelişti ancak “Harekat başlarken, Kürdistan Teali Cemiyeti dağılmış, üyelerinden bazıları ihmalkâr ve kayıtsız oluşu, bazılarının da İstanbul’dan kaçarak harekata katılma imkanlarından yoksun olmaları nedeniyle, harekâtı düzenli ve planlı bir şekilde merkezileştirip idare etmek imkânsız olmuştu.”[42]
[1] Ali Haydar Bektaş & Burak Bektaş & Gültekin Uçar, 16-19. Yy Osmanlı Belgeleriyle Koçgiri Tarihi (Aşiret/Kimlik, Göç/ İskân), Dipnot Yayınları, Ankara, 2025, s. 171, 355.
[2] Ali Haydar Bektaş & Burak Bektaş & Gültekin Uçar, a.g.e., 170.
[3] Mahmut Akyürekli, Koçkıri Kırımı 1920-1921, Tarih Kulübü Yayınları, İstanbul, 2016, s. 165.
[4] Sabri Ciğerli & Didier Saout, a.g.e., s.172.
[5] İsmail Hakkı Şaweys, Şoreşa Koçgirîyê, Kovara Bîr, Hejmar: 1, Bihara 2005, s. 28.
[6] Sabri Ciğerli & Didier Saout, a.g.e., s. 171.
[7] a.g.e., s. 171-172. Bak. Mehmed Selîm Uzun: Di Belgeyî Tarîxî: Di Mektubî Elîşêrî, Kovara Vate, Hûmare: 59, Zimistan 2019, s. 22-23-24.
[8] Mehmed Selîm Uzun: Di Belgeyî Tarîxî: Di Mektubî Elîşêrî, Kovara Vate, Hûmare: 59, İstanbul, Zimistan 2019, s. 34-35-36.
[9] Dr. Vet. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Ani Matbaası, Halep, 1952, s. 123.
[10] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 68.
[11] Dr. Nuri Dêrsimi, Kürdistan Tarihinde Dêrsim, Doz Yayınları, İkinci Baskı, Eylül 2004, s. 138.
[12] Dr. Nuri Dêrsimi, a.g.e., s. 139.
[13] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 65-66.
[14] Dr. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Doz Yayınları, İkinci Baskı, 2004, İstanbul, s. 141.
[15] a.g.e., s. 144-145
[16] Gültekin Uçar-Alişan Akpınar, Koçgiri ve Cumhuriyet: Hile İle Abad Olunmaz! Yalanla Cumhuriyet Kurulmaz!, Kürd Tarihi, Sayı: 54-55, Ocak-Şubat-Mart 2024, s. 24.
[17] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 77.
[18] İsmail Hakkı Şaweys, Şoreşa Koçgirîyê, Kovara Bîr, Hejmar: 1, Bihara 2005, s. 40-41.
[19] İsmail Hakkı Şaweys, a.g.e., s. 36.
[20] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 72-73.
[21] Sinan Hakan, a.g.e., s. 158.
[22] Mahmut Akyürekli, Koçkıri Kırımı 1920-1921, Tarih Kulübü Yayınları, İstanbul, 2016, s. 110.
[23] Dr. Nuri Dêrsimi, a.g.e., s. 152.
[24] İsmail Hakkı Şaweys, a.g.e., s. 37-38.
[25] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 74.
[26] İsmail Hakkı Şaweys, a.g.e., s. 43.
[27] Dr. Veteriner M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Ani Matbaası, Halep, 1952, s. 151.
[28] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 89; Dr. Nuri Dêrsimi, Kürdistan Tarihinde Dêrsim, Doz Yayınları, İkinci Baskı, Eylül 2004, s. 166.
[29] Dr. Nuri Dêrsimi, a.g.e., s. 167; İsmail Göldaş, Koçgiri’de İki Kişilik-II, War, Hejmar-Sayı-2, İstanbul, Payîz-Sonbahar, 1997, s. 49.
[30] İsmail Göldaş, Koçgiri’de İki Kişilik-II, War, Hejmar-Sayı-2, İstanbul, Payîz-Sonbahar, 1997, s. 47.
[31] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt II, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1999, s. 2752.
[32] Serap Yeşiltuna, Resmi Kanun, Kararname, Rapor ve Tutanaklarla Atatürk ve Kürdler, İleri Yayınları, İstanbul, 2007, s. 78, TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt II, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1999, s. 270.
[33] Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921 (Kolektir Çalışma), Komal Yayınları, İstanbul, 2006, s. 97.
[34] Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1982, s. 69.
[35] Ebubekir Hazım Tepeyran, a.g.e., s. 85.
[36] İsmail Göldaş, Koçgiri’de İki Kişilik-II, War, Hejmar-Sayı-2, İstanbul, Payîz-Sonbahar, 1997, s. 48.
[37] İsmail Göldaş, a.g.e., s. 50.
[38] Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü ile Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü, Yeni ve Yakın Çağda Kürd Hareketi, Jîna Nû Yayınları, Türkçe Birinci Baskı 1991, s. 138.
[39] Dr. Nuri Dêrsimi, Kürdistan Tarihinde Dêrsim, Doz Yayınları, İkinci Baskı, Eylül 2004, s. 180.
[40] İsmail Hakkı Şaweys, Şoreşa Koçgirîyê, Kovara Bîr, Hejmar: 1, Bihara 2005, s. 43.
[41] Dr. Nuri Dêrsimi, a.g.e., s. 176.
[42] Dr. Nuri Dêrsimi, a.g.e., s. 178.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.