Birinci Dünya Savaşı arifesinde meydana gelen Bitlis merkezli Kürd ulusal ayaklanması birçok yönleriyle yeterince açıklığa kavuşturulamamıştır. Okumakta olduğunuz yazıda, farklı kaynaklara dayanarak mümkün derecede meseleyi ve mevzubahis süreci biraz daha aydınlatmaya çalışacağız. Bitlis ayaklanmasının en önemli hazırlayıcı ve örgütleyicilerinden biri de, 1910’da Rusya’ya kaçan Bedirhanzâdelerden Necip Paşa’nın oğlu ve Mir Bedirhan’ın torunu Abdürrezzak Beydir.
Abdürrezzak Bey, Rus egemenliğinin Kürdler ve Ermeniler açısından Osmanlı egemenliğinden daha iyi olacağı düşüncesiyle, dünya savaşından önce, 1910 yılında Tiflis’e gitmiş, İran Kürdistan’ında ve Osmanlı-Rus sınırındaki Kürd aşiretleri arasında çalışmalar yürütmüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceğinin belirsiz olduğunu gören Abdürrezzak Bedirhan, Kürd ve Ermeni milletlerinin Rus İmparatorluğu çatısı altında barış içinde yaşayabileceklerini ve Kürdlerin haklarının korunacağını düşünmüştür. Abdürrezzak Bey, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Rusların desteğiyle Şemdinanlı Seyid Taha, Şikak aşireti lideri Sımko Ağa, Mir Mihê, Said Bey gibi Osmanlı-İran sınırında etkin Kürd liderleriyle ilişki kurmuş, hatta Güney Kürdistan’daki Kürd reisleriyle mektuplaşmıştır.[1]
Birçok Kürd ileri geleninin desteğini almıştır ve anılarında belirtiğine göre, bu desteğin sağlanmasında büyük bir memnuniyetlik duymuştur. Bu durumu “Barzan Şeyhi gibi çok değerli ve meşhur bir şahsiyetin desteğini almak, yanımda görmek beni gururlandırmıştır.”[2] Şeklinde ifade etmektedir. Abdürrezzak Bedirhan, Rus ordusu içinde bölgedeki Kürd aşiretleri arasındaki faaliyetlerini sürdürürken, bölgenin ileri gelen aşiret liderlerine ve şeyhlere gönderdiği bildiride, amacını şöyle açıklamıştır: Dedem nasıl ki sizin gerçek hükümdarınız idiyse, ben de aynı esaslarla sizi Osmanlı devletinin egemenliği ve esaretinden kurtarmak istiyorum. Çünkü, onların hükümdarlığı (şeriat dışıdır) gayri meşrudur. Benim Ruslarla birlikte hareket etmem Türklerin anlattığı gibi değildir. Ülkemi Ruslara kurban etmem. Amacım, Rusların desteğini sağlayarak onların top ve tüfeklerinin yönünü bizim zorbalara çevirmektir; çünkü onlar Romî’dir ve biz iki ülkenin de düşmanıdır.[3]
Birinci Dünya Savaşı başlamadan çok kısa bir süre önce Bitlis’te liderliğini Hayrettin Berazî, Sipkili Aziz Bey, Mele Selim, Zırkili Akid Efendi, Eleşkirt Şeyhi Osman Efendi ve Bekir Efendi’nin[4] yaptığı bir Kürd başkaldırı hareketi meydana gelir. Dönemin resmi yazışmalarında ve kimi kaynaklarda dile getirildiği gibi, bu hareketin spontane ya da hususen Mele Selim’in adı ve ünvanıyla ilişkilendirerek “cihatçı” ve “irticacı” kavramlarla tanımlanması, daha sonraki Kürd hareketlerinde de görüleceği üzere, İttihatçıların sık sık başvurdukları bir taktiksel yöntemdir. Bunun amacı Rusya, İngiltere ve Fransa gibi büyük çoğunluğuyla Hristiyan alemine mensup laik devletlerin Kürdlere karşı olası yakınlaşması ve desteğini, bu söylemeler üzerinden manipüle ederek kırmak ve engellemekti.
Doğrusu Balkan yenilgisinden sonra askeri, siyasi ve ekonomik irtifayı kaybeden Osmanlı yönetimi, aç kurtlar gibi Kürdistan’a dalıp her seferinde vergi yükünü birkaç misli artırarak bu şekilde ekonomik ve insan kaynağı ihtiyacının önemli bir kısmını Kürd toplumundan sağlamak istiyordu. Bir taraftan ağırlaşarak artan ekonomik-toplumsal baskılar ve güvenlik sorunu, öte yandan da peyderpey yaygınlaşan milletçi fikirlerin etkisiyle kurulan cemiyetler üzerinden ortaya çıkan ulusal talepler, Kürdler arasında yeni bir toplumsal ve örgütsel hareketliliği başlatmıştı. Fransa’nın Van Viskonsüllüğü’nün 10 Nisan 1913’te merkeze sunduğu raporda, bir Kürd hareketinin oluşumuna dair belirtileri aşağıdaki şekilde rapor etmiştir.
Kürdler Hoy’da Ruslar’ın cömertliklerinden yararlanan ve aklındaki Rus metbuluğundaki (tabilik) özerk bir Kürdistan’ın kurulması için çalışan Abdürezzak Bedirxan’ın da teşviğiyle, Van vilayetinde özellikle Türkiye-İran sınırına doğru hareketleniyorlar… Bitlis vilayetindeki Kürd hareketlenmesi belirtileri, Kürdleri silah altına aldığı ve donattığı söylenen Musa Bey’le Muş Ovası’nda yine aynı şeyi yapan Şeyh Seyid Ali’yle Hizan’da ve özellikle Cizreyi genel karargahlarına çeviren Bedirxanların teşvikiyle Siirt tarafında ortaya çıkmaktadır. Cizre’deki karargâhta ocak ayından beri dört kişi toplandı: Hüseyin Paşa, Hasan Bey, Süleyman Bey ve Kâmil Bey.”[5] 1914 Bitlis Kürd ayaklanmasının önemli liderlerinden biri olan Mele Selim, “Rus ve Ermeni temsilcilerle yaptığı görüşmelerde kötü ekonomik durumu, Türklerin ulusal boyunduruğu ve ağır baskılarını başkaldırının temel nedenleri olarak belirlemiştir.[6]
Osmanlı ordusunda Yüzbaşı rütbesinde muvazzaf subay olarak istihbaratta görev yapan İsmail Hakkı Şaweys’in aktardığına göre, 1914 Bitlis ayaklanmasını hazırlayan süreç 1894’e kadar uzanmaktadır. İngiltere ve Rus Çarı’nın da baskısıyla Abdülhamid 1894’te olası bir Kürd-Ermeni çatışması ve adı geçen nüfuslu Kürd şahsiyetlerin muhalif duruşlarını gerekçe göstererek Seyyid Abdulkadir, Musa Begê Xwêtî, Mele Selim ve diğer bazı Kürd ileri gelenlerini Medine’ye Sürgün etmişti. Sürgüne gönderilmiş olan Kürd ileri gelenleri Hicaz’da Seyyid Abdulkadir, Hacı Musa Beg, Mele Selim ve diğer birçok Kürd ileri gelenleri ve hacı Kürdlerin de iştirakiyle geniş katılımlı bir toplantı yapılır. Toplantının ana gündemi; sürülen Kürdlerin durumu, Abdülhamid rejiminin Kürd toplumu üzerindeki ulusal, toplumsal ve ekonomik baskılarıydı. Yapılan fikir teatisi sonucunda, Osmanlı devletinin Kürdistan’daki bu haksız uygulamalarına karşı hep birlikte tavır almak, karşı koymak üzere anlaşarak yemin ederler. 1896’da çıkan af üzerine sürgünde bulunan Kürd ileri gelenleri geri döndüklerinde anlaştıkları gibi, istibdat baskısına karşı halkı örgütlemek, harekete geçebilmek ve Kürdleri bu baskıcı rejimden kurtarabilmek için her biri bulunduğu yerlerde çalışmaya başlarlar. Mele Selim de Kürdistan’a döndüğünde, arkadaşlarıyla sözleştikleri gibi propaganda ve örgütleme çalışmalarına başlar. Bu amaçla Van, Başkale, Bitlis, Muş ve Diyarbekir yörelerini dolaşarak fikirlerini yaymaya çalışır.[7]
Mele Selim ya da bilinen diğer adıyla Halife Selim, bu çalışmaları yürütürken Diyarbekirli Fikri Necdet Efendi’nin girişimiyle 1900 yılı başında kurulmuş olan Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti kurucularından ve yöneticilerinden bir olduğunu daha önce belirtmiştik. Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti’nin 1908 yılına kadar aktif olduğunu farklı Kürd kaynaklarından biliyoruz. Mele Selim ve bir kısım arkadaşları çalışmalarını bu süre zarfında, adı geçen cemiyet bünyesinde sürdürmüşler.
1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra çıkartılan yeni af kanunuyla, sürgünde bulunan Kürd ileri gelenleri başta İstanbul olmak üzere ikamet yerlerine dönerler. Başta Seyyid Abdülkadir ve arkadaşları olmak üzere Kürd aydınları, uleması ve ileri gelenlerin önemli bir kesimi Meşrutiyeti destekler. Meşrutiyet’in ilanı, Kürdler için de yeni bir dönemin başlangıcı olmuş. Önceki bölümlerde daha geniş bir kapsamda bahsettiğimiz gibi, bu dönemde kurulan ilk Kürd örgütü Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’dir. Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti (KTTC), 19 Eylül 1324 (1908)’de kurulmuş, eldeki bilgiler ışığında öyle anlaşılmaktadır ki, başta Mele Selim ve Kürdizade Ahmed Ramiz olmak üzere Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti kurucuları ve üyeleri de bu yeni örgütün içerisinde yer almıştır. KTTC’nin yayın organı olan KTTG’ne gönderilen telgraflardan ve diğer bazı kaynaklardan öyle anlaşılmaktadır ki Cemiyetin Bitlis, Muş, Diyarbekir, Musul, Erzurum, Hınıs ve Bağdat’ta şubeleri açılmıştır.[8] Mele Selim’in de kurucuları arasında olduğu Bitlis KTTC şubesi, en çok üyesi olan aktif şubelerden biriydi. Bazil Nikitin, Halife Selim’in Şey Abdülkadir’in taraftarı olduğunu[9] yazar. Bu süreçte, Bitlis İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bütün girişimlerine rağmen, Kürd cemiyetinin gelişmesini önleyememiştir. T. Zafer Tunaya göre, Bitlis’te çıkan ayaklanmanın başında Cemiyetin kurucusu ve arkadaşları (Halife Selim ve Ali Ağa) bulunmuşlardır.[10] KTTC’nin Kürd toplumu içindeki faaliyetleri, Kürdistan’daki örgütlemesi, gelişimi ve yaygınlaşması siyasi iktidarı oldukça rahatsız etmiş ve yaklaşık bir yıl sonra cemiyet kapatılmıştır.
Bu dönemde İttihatçıların korktukları en önemli konulardan bir de olası bir Kürd-Ermeni ittifakıdır. Ermeni ve Kürdlerin büyük çoğunluğu oluşturduğu bir bölgede, bu iki halk arasında kurulacak bir ittifak, hiç beklenmedik gelişmeler meydana getirebilir, Ermenistan ve Kürdistan coğrafyası tamamıyla Osmanlıdan ayrılabilirdi.
1. Bitlis Kürd Ayaklanmasını Hazırlayan “Rêxistina Îrşad”ın Kurulması ve Çalışmaları
Balkan Harbi’nin devam ettiği süreçte Kürdler de yeni bir arayış içerisine girer. Bir kısım Kürd aydınları ve ileri gelenleri, dağınık halde bulunan farklı Kürd siyasi gurupları bir araya getirmek için çeşitli girişimlerde bulunurlar. Bu doğrultuda Mayıs 1912’de, bütün Kürd siyasi ve sosyal grupların temsilcilerinin katılımıyla genel bir toplantı düzenlenir. Toplantıda, Kürd halkının genel çıkarlarını temsil edecek yetenekte bir birlik partisini örgütleme kararı birlikte alınır.[11]
Şubat 1912’de Erzurum’da, Abdurrezzak Bedirhan’ın da katıldığı ve “bağımsız bir Kürd beyliği” kurulması hedefini ortaya koyduğu bir ön toplantı yapılıyor. Bu toplantı öncesinde Abdurrezzak Bedirhan Bitlis yakınlarındaki Hizan şeyhleri ile buluşur. Mayıs ayı içinde yapılan geniş katılımlı yeni bir toplantı sonucunda büyük ihtimalle başkanı Abdürrezzak Bedirhan olan Rêxistina Îrşad (Doğru Yol Örgütü) adıyla yeni bir örgüt kurulur. Başkan yardımcılığına İstanbul’dan kaçıp Xoy şehrinde Abdürrezzak Bedirhan’ın yanına yerleşen Yüzbaşı Hayrettin Berazî seçilir. Rêxistina Îrşad’ın amacı, İttihat ve Terakki yönetiminin “Kürdleri silahsızlandırıp vergileri artıran uygulamalarına Kürdistan’da son vermek” ve bölgesinde otonom bir yönetim kurmaktı.[12] İsmail Hakkı Şaweys, örgütün kuruluş amacıyla ilgili şu bilgileri aktarıyor: Talepleri; Kürdistan’ın Türklerden ayrı olarak Osmanlı Devleti sınırları dahilinde ve Hilafet yönetimi altında muhtar (otonom) idareye sahip olmasıydı.[13] Ağustos 1912’de Rusya’nın Türkiye büyükelçiliğinden Rusya Dışişleri Bakanlığına gönderilen rapordan da anlaşılmaktadır ki yöneticilerinin ayaklanma hazırlığını yürüttüğü gizli bir Kürd örgütü “İrşad” kurulmuştur. Örgüt yöneticileri, Kürdlerin bulunduğu ülkenin doğu bölgelerinde üstleniyorlar. Örgüt yöneticilerinden jandarma Yüzbaşı Hayrettin Berazi’nin Erzurum Rus Konsolosu Ştritter’e bildirdiğine göre, örgüt komitesi Sibki Aziz Bey, Zırki Akid Efendi, Eleşkirt Şeyhi Osman Efendi, Selim Efendi ve Bekir Efendi’den oluşmaktadır. Bu süreçte Botan bölgesinde bulunan Hüseyin Kenan, Hasan Fevzi, Yusuf Kâmil ve Süleyman Bedirhanlar da bahsi geçen örgüt çalışmaları içerisinde yer alırlar. Örgütün mührü ve her üyenin ayda 10 para ödediği bir kasası vardır. Hayrettin Berazi’ye Erzurum, Bitlis, Beyazıt ve Muştaki Kürdleri ayaklandırma görevi verilmişti.[14] Bu grup aynı zamanda Rusya sahasında bulunan Abdurrezzak Bedirhan Bey ve Kâmil Bey’le de ilişki halinde idi. Bab-ı Âlî Dahiliye Nezâreti’nden 18 Mart 1914’te gönderilen şifreli telgrafa göre, “Halife Selim’in bir sene önce İstanbul’da Şeyh Abdülkadir’e misafir olduğu[15] belirtilir. Bitlis Rus Konsolosu Girs de hareketliliğin yayıldığı alanla ilgili elçiliğe verdiği raporda şunları belirtir: “Kürdler içindeki hareketin Musul vilayetinde, Diyarbekir vilayeti sınırlarına yakın bölgelerde, Bitlis vilayetinin Siirt Sancağı köylerinde ve aynı şekilde Kürd beyleri ve şeyhlerinin Duhok’ta da görüldüğü rapor ediyordu.”[16] Osmanlı arşivlerinde Bitlis’teki Kürd hareketi başlamadan önce Mele Selim’in Abdurrezzak Bedirhan Bey’le görüşmek üzere Gürcistan’a gittiği kaydedilmiş. Aynı dönemde Şeyh Abdüsselam ve Sımail Ağa Şıkaki (Sımko) da, Abdurrezzak Bedirhan aracılığıyla Rusya yetkilileriyle görüşmek üzere Tiflis’e gitmişler.[17] Burada ortak bir istişarenin de yapılması büyük bir ihtimaldir.
Mele Selim, hareket başlamadan önce 1913’ten itibaren bölgedeki nüfuslu Kürd din adamları, aşiret reisleri ve Ermeni temsilcilerinden şahsiyetleri ziyaret ederek harekete destek vermeleri talebinde bulunur. Bu amaçla görüştüğü şahsiyetlerden biri de, o dönem Van’da bulunan Mele Saîdê Kurdî’dir. Saîdê Kurdî, kendisine aynı zamanda ders vermiş olan Mele Selim’in bizatihi şahsına yönelik gönderdiği harekete katılım çağrısına verdiği cevapta şunları belirtmektedir:
Ben Van’da müftüydüm. Üstadım bana haber gönderdi, orduda dinsiz subaylar yetişiyor, bunlar ileride din için tehlikelidir, bize iştirak et, biz bu dinsizlere karşı hareket edeceğiz. Ben de cevaben dedim ki: Bu orduda yüz bin evliya var, birkaç dinsiz için bunlara kılıç çekemeyiz. Üstadım Seyda Selim geleceği daha iyi gördü. Ben göremedim ama intikamımız alınacak.[18]
Rêxistina Îrşad 1913’ün başlarından itibaren sıkı bir şekilde çalışmalarını yürütürken, bir yandan örgüt içindeki Bedirhanilerin aile içi rekabetten kaynaklı çelişkileri, diğer yandan da örgüt içerisinden İttihat ve Terakki yöneticilerine bilgi akışının başlaması ve aynı zamanda örgüt yöneticilerine karşı suikastların başlaması, örgüt çalışmalarında önemli bir zafiyet meydana getirir. Îrşad örgütü içinde yer alan Bedirhaniler arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle, örgütün 20 Nisan 1913'te Siirt’in Şirvan kazasında yapılan merkezi toplantısına, Abdurrezzak Bedirhan ve onunla hareket eden yöneticiler toplantıya alınmaz. Bu toplantı, Hüseyin Kenan Bedirhan öncülüğünde yapılır, Kamil, Hüseyin Feyzi ve Süleyman tarafından da desteklenir. Bu koşullar altında örgütleme çalışmalarını gizli bir şekilde yürüten Rêxistina Îrşad’ın varlığı ve amaçları Seyyid Ali’nin kardeşi tarafından İttihatçılara ihbar edilir ve bunun sonucunda birçok önde gelen Îrşad örgütü üyesi olduğu iddiasıyla, Eylül 1913’ten itibaren İttihat ve Terakki yönetimi tarafından tutuklanır ve bir kısmı da suikastlar sonucu öldürülür. Hareketin önemli isimlerinden olan Hüseyin ve Hayrettin Berazi de Eylül 1913’te İran’dan dönerken kurulan bir pusu sonucu öldürülür.[19] Abdürrezzak Bedirhan Bey anılarında, Xoy şehrinde beraber oldukları Hayrettin Berazî’nin öldürülme hikayesini net bir şekilde açıklamıştır.
Komutan Hayrettin Berazî, devrimci Kürd komitesini oluşturan öncü kadrolardan biri idi ve Xoy şehrinde benim yanımda kalıyordu. Kendisinde devrimle ilgili dokümanlar vardı. Devrimin propagandasını yapması için Bitlis’e gitmesi gerekiyordu. Osmanlı Türk polis teşkilatında görevli komiser Hüseyin Efendi iki kişiyi yanına alarak beni öldürmek üzere yanıma gelmişlerdi. Bunlar güven vermek için ilk önce Mir Mıhê çetesine katılmışlar ve hatta onunla birlikte bir Türk posta grubuna da saldırmışlar. Hüseyin Efendiye hiç güvenmiyor ve hep uzaktan izliyordum. Komutan Berazî ile Bitlis’e kadar kendisine pişdarlık yapması hususunda anlaşmışlardı. Yalnız ne acıdır ki giderken Hayrettin Berazî güvendiği bir Çerkez tarafından vurularak öldürüldü. Birlikte taşıdığı belgeleri ise Hüseyin Efendi götürüp Van Valisine teslim etti.[20]
Bundan kısa bir süre sonra da Süleyman Bey (Arçeşli), Kardeşi Farho, Hayri Bey, Elbax (Özalp) Kaymakamı Mustafa Bey, Nuri Bey, Hüseyin Abdal Ağa[21] ve diğer tanınmış Kürd şahsiyetleri de tutuklanır. Daha sonra hareketin devam ettiği günlerde bölgedeki önemli liderlerden biri olan Kamil Bedirhan da Nisan ayı sonlarında tutuklanarak İstanbul’a gönderilir ve daha sonra oradan kaçarak Tiflis’e gider.
Bütün bu gelişmelerle birlikte özellikle Bitlis kırsalında ve çeşitli nahiyelerde bulunan kadrolar örgütsel ve propaganda çalışmalarına devam eder. 17 Nisan 1330 (1914) tarihli, polis müdürünün Kürdlerin örgütsel çalışmalarına dair verdiği rapor şu şekildedir:
Merkez sancağına tâbi Şatak nahiyesinin Hâçukan (Xaçûkan) köyünden Süleyman Ağa düğün bahanesiyle Miryanis köyüne giderek ve gece Faki İsa namında birinin hanesinde ve birkaç gün de söz konusu köy ihtiyar heyetinden Mehmed oğlu Ali’nin evinde kalarak ve Mutki kazasının Ali Harat köyünde oturan İğık kabilesinden Hotan oğlu Şakir ve Dolek köyünden Ömer Aziz oğlu Zerkubî ve Garzan kazasının Millo köyünde oturan Atmanki aşiretinin Mala Badır kabilesi reisi Hasan bin Hamid ile iki refikini ve Arinc köyünden Mustafa Bin Ali Han ve bir refiki, Şirvan kazasının Arbo köyünden Reşit Bin Mustafa ve Muhtar Hacı bin Ahmed ve Cafer Bin Remo (Remzi)’yi celb ve merkum Ali’nin odasında gizlice toplanarak kendilerini hükümet aleyhine sevk ve tahrik ve ahâliyi isyana davet eylediği nahiye müdürlüğünce tespit edilmiştir. Bu toplantıdan sonra da, Molla Selim, köy imamı Molla Davud ve ileri gelenlerden Fakı Halil, Mahmud, Cebrail, Hacı İbrahim, Körcanlı Molla Cündi, Resul, Hacı Mirat, Olekli Yakup Ağa, Abdullah, Hacı Mehmed, Yukarı Olek köyünden Faris Çavuş, Fakı Süleyman adlı şahıslar ve diğer otuz kadar kişi ile beraber Şeyh Şehabeddin’i ziyaret vesilesiyle Hizan’a gittiler. Molla Selim’in maksadı köylüleri tahrik ve silahlandırmaktan ibaret olup Gayda Tekyesi’nde bir olağanüstü toplantıdan bahsederek Şeyh Şehabeddin ile Seyyid Ali’nin arasını düzelttikten sonra ortak bir program oluşturup uygulayacakları bildirildi. Alınan bilgilere göre, bu toplantıya Bedirhani Kamil Bey’e vekaleten de Tıllo şeyhlerinden Seyyid Ali’nin kayınpederi olan bir zatın oraya gideceği yönündedir.[22]
Hizan ilçesi ile Karçikan, Şetak ve Sîmek nahiyelerinde Kürdler arasında propaganda yapılmakta, örgüt kurulmakta ve silah dağıtılmakta idi. Bu gelişmelerle ilgili olarak Xaçûkanlı Süleyman Ağa, birkaç arkadaşı ile birlikte, Şetak Nahiye Müdürü tarafından silah dağıtımı maddesinden dolayı tutuklanarak il merkezine gönderilmişlerdi. Bu konuda yapılan soruşturmanın sonucu, Mele Selim’in merkeze getirilmesi gereğini gösteriyordu. Vali durumu Hizan kaymakamına bildiriyor.[23] Kürd hareketinin aktif örgütleyicilerinden ve liderlerinden biri olan ve Kürdler arasında önemli etkiye sahip Mele Selim’i tutuklamaya ve onun bölgesinde “düzeni” yeniden kurmaya karar verir. Hizan Kaymakamı, silahlı jandarmalarla aniden Mele Selim’in evini sarıp onu yakalayarak Sîmek nahiyesine götürüyor ve oradan da 50 jandarmanın eşliğinde, il merkezine iki saatlik uzaklıkta bulunan Alek’e kadar geliyorlar.[24]
Jandarmaların çokluğunu gören Mele Selim, işin içinde bir olağanüstülük olduğunu sezinleyince köylülere durumu bildiriyor ve köylüleri heyecana sürükleyerek harekete teşvik ediyor. Başgösteren arbede üzerine 2-3 jandarma yaralanıyor ve Mele Selim kurtarılıyor; oradan doğru, oturduğu Xumaç köyüne gidiyor.[25] Bu olaydan sonra Kürdler tam bir teyakkuz haline geçiyor. Mele Selim, çevreye haberler göndererek derhal açıkça hazırlıklara başlıyor, Xumaç bölgesini savunmak için gerekli önlemleri almaya başlıyorlar. “Köylerin etrafında hendekler kazılıp mevziler oluşturuluyor. Kürd pêşmergeleri, Türk baskısına ve zulmüne karşı bildiriler dağıtarak başkaldırı çağrısında bulunuyordu. Xomaç bölgesinde bağımsızlık sembolü olan Kürd bayrağı dikilmişti.”[26]
2. Bitlis Valisi Mazhar Bey’in Yerine Siirt Mutasarrıfı Mustafa Abdülhalik Renda’nın Tayin Edilmesi
Kürd hareketinin Bitlis’in çeşitli bölgelerindeki etkinliği artıkça, yeterli mühimmat, askeri ve polis gücünün olmaması nedeniyle Vali Mazhar Müftü gelişen olaylar karşısında tedirgin olur. Dahiliye Nezareti 6 Mart 1330’da Van Valisi Tahsin Bey’e yaptığı uyarıda, gerçekte Bitlis’te yeterli kuvvetin olup olmadığı sorulur, Bitlis Valisi Mazhar Bey’in zaafiyet gösterdiği ve telaşlı olduğu, bu gidişle bir Kürd meselesi çıkaracağı[27] uyarısında bulunur. Bunun üzerine yapılan değerlendirme sonucunda, Siirt’te 18 Temmuz 1913’te mutasarrıf olarak tayin edilen ve dönemin Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın da akrabası olan Mustafa Abdülhalik Renda, gelişen olaylar üzerine yaklaşık sekiz ay sonra 30 Mart 1914’te Siirt’ten Bitlis’e vali olarak tayin edilir. M. Abdülhalik Renda, Siirt’te iken, yapılan seçimlerde Vilayet Umumi Meclis azalığına seçilen Kâmil Bedirhan Bey’in yapılan itiraz üzerine mazbatası verilmemişti. İtirazda bulunan müftü ve nakîb efendinin itiraz gerekçesi ise, “Bedirhanilerin şimdiye kadar bu memlekette yaptıkları muhalif isyanları nazar-ı itibara alarak hükümetimizi ikaz etmeye matuf (yönelik) olduğunu[28] belirtir. Kâmil Bedirhan’ın 1912 seçimlerinde Siirt’ten aday olması ve seçilmesi de İrşad örgütünün kararı veya desteği ile gerçekleşmiştir.
Yeni Bitlis valisi M. Abdülhalik Bey, Bitlis’te göreve başladığı gibi Örfi İdare ilan eder ve aynı günün gecesinde, bir köylü tarafından, Şeyh Şahabettin Efendi mührüyle kendisine hitaben Arapça “İlâ mutasarrıf kumandan” (Kumandan Mutasarrıfa) başlıklı ültimatomda, hükümet dairelerini, cephaneliği ve silahları teslim etmemesi halinde kasabayı işgal edecekleri belirtiliyor; tüm görevlilerin derilerini yüzerek samanla dolduracaklarını, hükümet konağının kapısına asarak gelip geçenlere tüKürdeceklerini ve dökülecek Müslüman kanının vebalinin kendilerine ait olacağını bildiriyorlardı. Ültimatom, “Allah’ın inayeti ile cihada başlıyoruz” sözleriyle son buluyordu.[29] Law Reşd’in aktarımına göre, Mele Selim’in ısrarı üzerine, Valiye, Şeyh Şehabeddin’in mührü ile mühürlenen ve tehditler içeren bir mektup yazılarak, Faki Mustafa aracılığıyla gönderilmişti.[30]
Sorunun fena bir renk ve şekil alacağını anlayan Bitlis Valisi M. Abdülhalik bir taraftan asker ve mühimmat yetersizliği nedeniyle zaman kazanma peşinde iken, diğer yandan da başta Mele Selim’in kayınpederi ile Küfrevizade şeyhlerinden Şeyh Abdülhalik Efendi, Müftü Efendiyi ve yörenin ileri gelenlerinden oluşan bir heyeti devreye koyup, hareketin liderlerinden Mele Selim’i şehir merkezine getirterek bir anlaşma sağlamaya çalışır. “Mele’nin il merkezine getirtilmesi ve bir uzlaşma sağlanarak sorunun çözülmesi için, hükümet adına Mele’nin kayınbabası olan Kadiri şeyhlerinden Şeyh Nasreddin’i, halk adına da Küfrevizade Şeyh Abdülhalik Efendi, Müftü Efendi ve tekkelerin yönetimiyle görevli Nakîb Efendi ile yörenin eşraf ve ileri gelenlerinden oluşan 10 kişilik bir özel heyet gönderiyor.
Heyet Xumaç’a varınca Seyyid Ali’yi de orada bulur. O gece heyet onuruna bir çay ziyafeti yapılır ve sorun tartışılır, Heyet üyeleri, Mele Selim’e, başvurduğu harekattan vazgeçip hükümete boyun eğmesini, eğer kalkışmayı ve anlaşmazlığa düşmeyi zorunlu kılan nedenler var ise, bu nedenleri belirli istekler şeklinde hükümete bildirmesini anlatarak, kendilerinin de bundan yana olduklarını eklerler. Seyyid Ali de heyetin görüşünü destekleyerek, Mele Selim’e fikrinden vazgeçmesini söyler. Fakat Mele Selim, davasından hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini anlatmak için şu karşılığı verir: Vali Bitlis’te ne duruyor! İşte Musa Bey (Hacı Musa Bey) bize vali! [31]
Vali tarafından Mele Selime gönderilen görüşme heyetiyle, istenen sonuca ulaşamazlar ve Mele Selim’i hareketi durdurması için ikna edemezler. Valinin talebi üzerine bizzat Mele Selim görüşmeleri sürdürmek için heyetle beraber Bitlis’e gider. Şehirde yakın arkadaşlarından birinin evinde kalarak, elçi aracılığıyla üç kez Vali’nin Mele Selim’e yaptığı önerilere karşılık o da önerilerde bulunur. Selim’in aşağılayıcı davranışları karşısında Vali görüşmeyi keser ve Mele Selim de Xumaç’a geri döner. Ayrılmadan önce, gönderdiği son mesajda, eğer Türk askerleriyle yakında çıkacak olan çatışmada hayatta kalırsa, “Yakın gelecekte bütün Kürdlerin kendi hakları, özellikle Kürdleri perişan eden ve ülkeyi yabancılara satan Türk yönetimini kovmak için ayaklanacağını”[32] bildirir.
3. Bitlis’te Kürd Ayaklanmasının Başlaması
Gönderilen nasihat heyetiyle ilk başta zaman kazanma arayışında olan Vali, gerekli askeri kuvvete ulaşınca şunu söyleyecek: Bu bölgede hâkim olan nasihat heyeti ve söz değil, yalnız kuvvettir. Bundan sonra Mele Selim’e yakınlığıyla bilinen Kürdler, Vali’nin emriyle tutuklanmaya başlandı. Tutukluların serbest bırakılması talebinde bulunan Mele Selim, olumlu bir cevap alamayınca çevrede şehir merkezine girmek üzere hazırlıklarını yapmış olan arkadaşlarıyla harekete geçer. Kürdler 31 Mart gecesi Bitlis şehir merkezine girerek hareketi başlatıyor. 3 Nisan 1914’te de Bitlis’te Örfi İdare ilan ediliyor.
Mele Selim komutasında 700 kişiden oluşan Kürdler, şehir merkezine doğru saldırıya geçerler. Resmi binalara ve kışlalara mevzilenmiş olan Türk birlikleri ile ayaklanan Kürd kuvvetleri arasında şiddetli çatışmalar başlar.
Daha önce harekete karşı gönderilen bir taburluk askeri güç, şiddetli bir kar fırtınası sırasında saldırıya geçen Kürdlerle şiddetli bir çarpışmaya tutuşmuş ve yenilgiye uğrayarak kasabaya geri çekilmiş bulunuyordu. Saldırıya geçenler, bu gücü kovalayarak kasabanın güneydoğusuna düşen Kanîziwa (Kuruçeşme) adlı Ermeni mahallesi ile “Hersan” adlı Kürd mahallesine gelmişler ve adı geçen mahalleleri işgal etmişlerdi… O gece derin bir beklenti ve tereddüt içinde geçti. Kentin bazı mahallelerinde yaşayan aşiretler (Zeydanîler, Mermutîler, Komisiler) Kürdlerin tarafını tuttukları halde kesin kararlarını verememişlerdi. Saldırıya geçenler ise, her nedense, kentin Hersan mahallesinden başka öbür mahalleleriyle bağlantı ve ilişki kurmamışlardı. Bu nedenle o gece güçlerine güvenerek ya da umulmadık sonuçların ortaya çıkması olasılığına karşı güvenemeyerek, kenti tümüyle işgale girişememişlerdi.[33]
Bitlis’teki önemli hedefler kuşatılmıştı, şehir merkezinde yaşayan Kürdlerin çoğunluğu harekete destek veriyordu. Sabahleyin ortalık ağarır ağarmaz, bütün gözler, saldırıya geçmiş olanların bulundukları tarafa doğru dönmüştü. Gerçekte, kasabanın en hâkim noktası bulunan Dîdeban ve Şerîbey tepelerine, üzerinde kelime-i şehadet yazılı bayraklar çekilmişti.[34]
Sabahleyin tekrar başlayan çarpışmalar akşama kadar sürmüş ve pek heyecanlı olmuştu. Kürdler sayıca az oldukları gibi, silah ve cephaneleri de yok denecek kadar azdı. Çoğunluğu hançer ve değnekle donatılmış olduğu gibi, komutadan, disiplinden ve düzenden de yoksun idiler. Aralarında, liderlerden sayılan eski Şirvan beylerinin torunlarından Mehmed Emin, merhum Padişah Sultan Hamid’in tüfekçilerinden Hêwirsli Ali Ağa, Xumaçlı Ferso vb. vardı.
Mahalli hükümetin iki taburluk düzenli jandarma gücü ile iki dağ topu, iki mitralyözü ve çok miktarda silahları vardı. Yeni Vali, askeri depoyu açtırıp silah ve cephane dağıttığı gibi, kasabanın hâkim noktalarından olan kaleye, kışlaya, hükümet konağına ve Gökmeydan mezarlığına top ve mitralyözler mevzilendirmişti.[35] Ağır silahlarla donatılmış hükümet kuvvetlerinin açtıkları yoğun ateş sonucu, iki günlük yoğun çatışmalardan sonra Kürdler yaklaşık 20 kayıp vererek civardaki evlere ve mevzilerine çekiliriler. Özellikle vali tarafından cephenin ön saflarına yerleştirilen Ermeniler başta olmak üzere çok sayıda asker de kayıp verdi. Saldırı ve geri çekilme şeklindeki bu çatışmalar 18 Nisan1914’te kadar davam eder. Bu süre içerisinde hükümet güçleri savunma konumundadır.
Van, Muş, Erzurum ve Diyarbakır vilayetlerinden bölgeye sevk edilen askeri birliklerle birlikte, Osmanlı yönetiminin alışıla gelen yöntemle mezhep ve tarikat farklılığını kullanarak Kadirî şeyhlerinden başta “Şeyh Abdülbaki ve Şeyh Hüseyin Kadiri”[36] olmak üzere birçok etkili ve nüfus sahibi Kürdlerin hükümet safına geçmesiyle, İhsan Paşa komutasında düzenli ve yerel güçlerden oluşan büyük bir saldırı başlatıldı. Bitlis şehir merkezinin önemli bir bölümünü kontrolünde bulunduran Kürd savaşçılarla hükümet güçleri arasında vuku bulan kanlı bir savaş sonucunda Şeyh Şahabettin’in oğlu Şeyh Mehmed Şirin ve amcaoğlu Seyyid Ali esir düşerler ve kısa bir süre içerisinde arkadaşlarıyla birlikte idam edilirler. Şeyh Şehabeddin ise, kardeş kavgasının olmaması ve daha fazla Kürd kanının dökülmemesi için Bitlis’ten Müküs’e çekilir ve böylece şehir tekrar hükümet güçlerinin eline geçer.
Hükümet güçlerinin Müküs’e yönelmesi üzerine, Şeyh Şehabeddin, Van gölü kıyısına inerek yelken gemisiyle Erciş’e, oradan da sınır bölgesine doğru giderken, ilk söylentilere göre Ruslara iltica etmeyi onuruna yediremeyip teslim olmuş, son söylentilere göre de Zîlan deresinde tutuklanarak Bitlis’ e getirilmişti.[37] Jandarma Komutan Vekili Haşim imzasıyla 23 Nisan 1330’da İçişleri Bakanlığına gönderilen telgrafta ise, “İsyancıların başı Şeyh Şıhâbuddin ile Hacı Said ve yoldaşı Hamza ve diğer yoldaşlarının yoğun takibat neticesinde Erciş civarında Söğütlü köyünde yakalandığı belirtilir.[38] Van Valisi Tahsin Bey’in 3 Mayıs 1914 tarihli Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği şifreli telgrafta, Şeyh Şehabeddin ile biraderi Mehmet Şirin, Hoca Said ile on dört irticacı arkadaşı dün vapurla doğruca Tatvan’a gönderilmiş ve Bitlis’ten gelen askeri müfrezeye teslim olunmuşlardır. Şeyh Şehabeddin’in Bitlis’e ulaşmasından birkaç gün sonra 18 kişi hakkında idam emri çıkarak, üç ayrı gecede kasabanın değişik yerlerinde idam hükmü yerine getirilmişti. Seyyid Ali, Şeyh Şehabeddin, Feqî Xelîl ve başkaları Gökmeydan’da; Şeyh Şirin, Mela Muhyeddin, Feqî Cundî ve başkaları da Çarşı meydanında asılmışlardı. Hizan’ın “Paknûs” köyünde oturan Şeyh Şehabeddin, hocası Mele Selim’e karşı, yüreğinde zaafa yakın derin bir saygı ve bağlılık duygusu beslerdi. Bu duygularını ölüm karşısında bile göstermekten çekinmemişti.[39]
Bu olay Zaza Mele Selim Efendi’yi çok etkiledi. Bitlis merkezindeki hükümet kuvvetlerine yönelik bir saldırı planı hazırladı ve bu amacını gerçekleştirmek için gerçekten bir kahramanlık örneği sergileyerek Bitlis şehir merkezine kanlı bir gece operasyonu düzenledi. Olay şöyle gelişir: Mele Selim Efendi 40 fedaisiyle birlikte gece şehir merkezine sızarak hükümet kuvvetlerine karşı saldırıya geçer ve beş saat süren çatışmalar sonucunda; iki alay komutanı, beş rütbeli subay ve 140 asker hayatını kaybeder. Çatışma gece karanlığında olduğu için birçok asker birbirinin silahından çıkan mermilerle vurulmuştu. Şafak söküp gün doğunca Mele Selim ve arkadaşlarının etrafı sarılır, çatışmalar şiddetlenerek devam eder. Çatışmalar sonucunda on Kürd savaşçı öldürülür, yirmisi çemberi yararak bölgeden uzaklaşır, Mele Selim ile diğer on arkadaşı da Bitlis’te bulunan Rus konsolosluğuna sığınırlar.[40] Law Reşîd’e göre; Mele Selim, 16 kişilik arkadaşları ile birlikte yol üzerinde bulunan Rus Konsolosluğuna iltica etmiştir.[41] Vali M. Abdülhalik Renda ise, Rus konsoloshanesine Molla Selim de içlerinde olmak üzer on yedi kişinin iltica ettiğini[42] Rus konsolosunun ağzından aktarır.
Sonuç olarak; Rusya’dan beklenen siyasi, maddi ve askerî desteğin sağlanamaması, Güney Kürdistan’da Şeyh Abdüsselam Barzani ve Doğu Kürdistan’da Sımko ile geliştirilen ilişkilerin ortak bir harekete dönüşememesi, örgüt içerisinde yaşanan bölünme, lider kadrodan Abdurrezzak Bedirhan'la birlikte hareket eden Yüzbaşı Hayreddin Berazî, Gravî aşiretinden Şakir Bey ve Karçıkan aşireti lideri Hacı Musa Bey gibi lider kadrodan olan şahsiyetlerin Teskilat-ı Mahsusa tetikçileri tarafından infaz edilmeleri ve diğer bir kısmının da tutuklanması, örgütte bölünmeye ve büyük bir zayıflamaya neden olmuştur. Planlanan ayaklanma tarihine yaklaştıkça, örgütte liderlik sorunuyla birlikte bölünmenin de eklenmesiyle, Mart 1914'e kadar ertelenip ve Bitlis'e sıkışmış bir şekilde başlayan hareket yenilgiyle sonuçlanmıştır.[43]
4. Ayaklanmanın Bastırılması, Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesince Verilen İdam ve Sürgün Kararları
Ayaklanmanın bastırılmasından sonra başlatılan operasyonlarla binlerce Kürd tutuklanır, Bitlis hapishanesi tıka basa Kürd doldurulur. Şirkov Rus konsolosluğuna verdiği raporda gelişmeleri şu şekilde aktarır:
Bitlis hapishanesi ağzına kadar dolu. Ve tutukluların durumu, Ermeniler nasılsa Müslümanlarda öyle. Tarif etmek mümkün değil… Bitlis hapishanesi öyle bir durumda ki, normal bir insanın aklını yitirmemesi işten değil. Şehir hapishanelerine artık tutuklular sığmıyordu. Yeni tutuklulara yer açmak amacıyla, askeri mahkemeler sürekli olarak ölüm kararı veriyordu.[44]
İhsan Paşa başkanlığında oluşturulan Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesi, bir yandan ölüm kararlarını hayata geçirerek hapishaneleri boşaltıyor, diğer yandan da onları yeni getirilen Kürdlerle dolduruyordu. Kürd savaşçılara erzak ve tahıl sağlamakla suçlanan Ermeniler de hapsediliyor ve cezalandırılıyordu. İstanbul’da yayın yapan Ermeni Gazetesi Azadamart, Kürd başkaldırısıyla ilgili haberler yayınladığı gerekçesiyle İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kapatılır.[45]
Divan-ı Harb-i Örfi adıyla oluşturulan askeri heyet, başkaldırı hareketinin liderlerinden yakalanan Şeyh Şahabettin’in oğlu Şeyh Mehmed Şirin ve amcaoğlu Seyyid Ali Efendi, Mele Resul ve diğer on arkadaşları Bitlis şehir merkezinde bulunan Gök Meydan’da kurulan darağaçlarında asılarak idam edildiler. Kürdler gururla ve korkusuzca idam sehpasının önüne gittiler. İdam cezası verilenlerden biri de Mele Resul idi. 22 Mayıs 1330 (4 Haziran 1914) günü idam sehpasının önünde dönüp Türk askeri ve idari yetkililerine şöyle seslendi: “Kürd ulusunun kısa bir müddet içinde mutlaka Türklerin boyunduruğundan kurtulacağına olan inancım tamdır.” Bir taraftan idam kararları uygulanırken diğer taraftan da başta Bitlis merkez ve kazalar olmak üzere Van, Muş ve Siirt’in bölgeye yakın yerleşim birimlerinde tutuklamalar devam eder. 6 Mayıs’ta İçişleri Bakanlığı’na gönderilen telgrafta; Gevaş Alan Deresi ahalisini yönlendirerek irtica olaylarına katılmasını sağlayan ve firarda bulunan Alan köyünden Molla Enver, Molla Hacı ve Molla Şefik isyana bayrak açarak katılan Hacı Molla Hüseyin, Molla Piran, Molla Şemseddin, Molla Nureddin ve Molla Abdullah yedi nefer arkadaşıyla bugün yakalanarak Divan-ı Harb-i Örfi’ye sevk edilmek üzere nahiye merkezine götürüldüler.[46] Van Valisi’nin 3 Mayıs 1914 tarihli şifreli telgraflarında Karkar, Gevaş ve Karçikan’da kırk irticacının yakalanıp sevk edildiği bildirilmektedir.[47] Kamuran Bedirhan hareketin bastırılmasından sonra Bitlis ve çevresinde yaşananları şöyle aktarmaktadır:
Bitlis’te Şeyhler ve eşrafın idamıyla dört sene evvel açılan mezalim dönemi, Kürdistan’ın her tarafını yerle bir etmiştir. Yalnız Bitlis’te, merkez vilayette her türlü vicdani kabiliyetten yoksun İttihat ve Terakki zabıtaları tarafından öldürülen Kürd millettaşlarımızın sayısı 12.000’i geçiyor.[48]
Çok sayıda idam gerçekleştirilip, yoğun bir şekilde tutuklamalar devam ederken, çevre köylerden gelen tutuklu Kürdlerin eşlerinden oluşan yaklaşık 300 kişi, Nisan ayı sonlarında Bitlis’te bir protesto gösterisi düzenleyerek tutukluların serbest bırakılmasını istedi ancak jandarma müfrezesi yürüyüşü dağıttı.[49]
Bitlis Valisi Mustafa Abdülhalik ve polis müdürü imzasıyla 18 Mayıs 1330’da (31 Mayıs 1914) İçişleri Bakanlığı’na sunulan raporda şunlar aktarılmaktadır:
Örfi İdare (sıkıyönetim) mahkemesince icra kılınan derin ve adil soruşturmalar neticesinde adı geçen Seyyid Ali, Şehabuddîn, biraderi Mehmed Şirin ve Hiritli Fake Halil, Karkarlı Molla Muhyeddin, Korcanlı Molla Cundî, Cihangiroğlu Mecîd, Horuslu Abdullah oğlu Hurşîd ve Hâkân-ı sâbıkın tüfekçilerinden Hêvrisli Ali ve Hêvrisli Hacı Bapîr, Homaçlı Hacı Hayran ve Yakolu Feka Selim, Homaçlı Hacı Mir’at (?) ve bozguncu hareketlere en evvel ön ayak olmasıyla Şatak nahiyesinde yakalanan Haçuganlı Süleyman nam 14 şahıs verilen karâr ve sâdır olan irade-i saniyye-i hazreti padişâhî üzerine 23 ve 27 Nisan 1330 tarihlerinde asılarak idam olundular. Yine Divan-ı Harbçe (13 Nisan-13 Mayıs) zarfında yapılan soruşturma üzerine asilerden bugün Rus Konsolosluğu’nda bulunan Molla Selim de dahil olduğu halde firarda bulunan on dört (14) kişinin daha gıyaben idamına ve dört şahsın yüzlerine karşı müebbet….
Ayrıca onlarca tutukluya da farklı hapis ve sürgün cezaları verilmiştir.[50] Örfi İdare mahkemesi reisi İhsan Paşa’nın Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği telgrafta, Bitlis eski milletvekili Sadullah, Şeyh Nasrûddîn, Şeyh Nasrullah, Cibran aşireti ağalarından Cündi ve Sadık adlı şahısların da mahfuzen Diyarbekir yoluyla Taif’e sürüldükleri bildirilir.
Ayaklanma sürecinde saf değiştirerek devlet tarafına geçen şeyhler, etkili nüfusa sahip olan ağalar ve aşiret liderleri ayaklanmanın bastırılmasından hemen sonra Talat Paşa tarafından beşinci derecede Mecidî nişanıyla ödüllendirilirler:
Nazır (Bakan) Talat imzasıyla 28 Nisan 1914 tarihinde Van ve Bitlis vilayetlerine gönderilen şifreli telgrafta, Bitlis hadisesinden dolayı güzel hizmetleri görülüp takdire şayan olan kişileri hizmet ve başarı derecelerine göre ödüllendirilmeleri istenir. Talat Paşa’nın yazılı emri üzerine, 12 Mayıs 1914’te cevaben Dahiliye Nezareti’ne gönderilen telgrafta; Bitlisli Haci Necmeddin Efendizade Şemseddin, Küfrevi Şeyhizade Şey Abdülbaki, Hacı Fazıl Efendizade Şeyh Muhammed, Şeyh Fetullah Efendizade Şeyh Alaeddin ve Norşin’de oturan Şeyh Ziyaeddin Efendiye beşinci rütbeden Mecidî nişanı verilmiştir.[51]
Yerel yöneticilerden bakanlığa gönderilen şifreli telgraflardan öyle anlaşılmaktadır ki bolca para da harcanmış. Van Valisi Tahsin Bey’in 1 Nisan 1914’te Dahiliye Nezareti Kalemine gönderdiği şifreli telgrafta bu durum şu şekilde ifade edilmektedir:
Bitlis civarında olan meselelerden dolayı nüfuslu Kürdlerin bazılarına hediye ve para verilip hükümete kalplerini yaklaştırmak, ahali ve memurlardan bazılarını oraya buraya göndermek gerekiyor. Örtülü ödenekten ve diğer ödeneklerden bolca paranız var ise bu aralar bize biraz para lütuf ediniz.[52]
5. Rus Konsolosluğuna Sığınan Mele Selim ve Arkadaşlarının İdam Edilmesi
Ayaklanma başarısızlıkla sonuçlanınca Mele Selim ve beraberindeki arkadaşları, Bitlis’teki Rusya Konsolosluğu’na sığınır. Osmanlı devleti Birinci Dünya Savaşı’na dahil olup Rusya’ya savaş ilan ettiği kasım ayına kadar orada kalırlar. Rusya Konsolosluğu’nda bulundukları süre içerisinde, kaçmamaları ya da firar etmemeleri için, kırk askerden oluşan bir özel birlik tarafından sürekli izlenirler. Mele Selim ve arkadaşlarına karşı yürütülen karalama ve anti propaganda, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar devam eder.
Savaş başlar başlamaz, Türk güvenlik güçleri Rus Konsolosluğuna saldırır, yağmalar ve Mele Selim ve arkadaşlarını, Kürdçülük yapmak ve hilafete başkaldırmak suçlamasıyla yakalayarak önceden verilen karar gereğince konsolosluğun önünde idam edilirler. İsyana kalkışanlara ibret olsun diye cansız bedenleri 8 gün boyunca darağacında asılı kalır.[53]
1914 Bitlis Kürd Ayaklanması, mayalanması daha eskiye dayanan ve silahlı örgütleme faaliyetlerinin 1912’lerden itibaren yoğunlaşarak yürütülen, bağımsız/özerk bir Kürdistan hedefli faaliyetin doruk noktasıdır. Amacı, niteliği ve yöntemiyle; İttihat ve Terakki rejimi yönetimindeki Osmanlı hükümetinin aşırı merkezci ve Kürd milletinin hukukunu yok sayan, baskıcı, başıbozuk idaresi, ağır vergi uygulamalarına karşı otonom ya da bağımsız bir emirlik şeklinde kendi kendini yönetmeyi amaçlayan kitlesel, silahlı bir başkaldırı hareketi olduğunu söyleyebiliriz. Erzurum polis müdürü iken, 8 Temmuz 1913’te Bitlis Polis Müdürlüğüne tayin edilen, baştan sona kadar gelişmelere tanıklık etmiş ve daha sonraları Bitlis Milis Taburu ve Alay Kumandanlığı yapan Mustafa Durak, Cumhuriyet döneminin ikinci meclisinde milletvekillerine hitaben yaptığı bir konuşmada, Kürdistan’da nasıl bir yönetimin icra ettiğini açık bir dille ifade etmektedir.
Efendiler 1329’da Kürdistan’da ve Kürdistan’ın ufak bir yerinde bir isyan zuhura geldi. İşte Bitlis mebusları burada. Ben de o zaman orada idim. Bunun safahatını size arz etmiş olsam saatlerce devam eder. Bunun için teferruattan vazgeçiyorum. Mesela, Selim, idam edilirken bir şey söylemişti; pek acıdır. Ne çare memleketimizin derdidir, söyleyeceğim. Bunu bendenize söyledi ve bir arkadaşım da orda idi. Demişti ki, ey Türkler, beni idam edeceksiniz ediniz. Fakat memleketinizdeki idareden utanmıyor musunuz. Bu kadar yeri verdiniz; ne kadar yeri şuna buna hibe ettiniz. Bunda bizim bir kusurumuz vardır, diye söylemiyorsunuz. Ne zararı var, Bitlis’i de bize veriniz; ne olur. Efendiler bir Bitlis’i bize veriniz, bir de başımıza siz kontrol koyunuz; biz sizden ziyade iyi idare etmezsek, o vakit başımıza vurunuz. Yine siz alınız, koca bir Bitlis’i taksim ettiniz. Ne var bir parçasını da mesela Selim’e veriniz. Bu söz, o gün bugün hiç kulağımdan gitmiyor. Selim’e bu sözü söyleten idaresizlikti.[54]
Law Reşîd (Lawê Reşîd) mahlasıyla yazan Bitlisli Kemal Fevzi, hareketin niteliğini ve temel nedenlerini üç nokta üzerinde toplayıp özetlemektedir:
1- Bu olay, İttihat ve Terakki hükümetinin sübjektif icraatına ve halkın uğradığı zalimce yönetim biçimine karşı adalet isteyen bir hareket idi. 2- Olayın çeşitli aşamalarında nüfuz ve rekabet iddialarının etkisi görülmüştür. 3- Dinsel istekler görünümünde ortaya çıkan ulusal ümitler söndürülmüştür.[55]
Kadri Cemil Paşa da Law Reşid’in, hareketin başarısız olmasına dair söylediklerine benzer bir değerlendirmede bulunarak, “İttifak eden din adamları ve aşiret reisleri harekete katılma cesaretini gösteremediler. Hareket yalnız Hizan şeyhlerinin etki alanında bulunan aşiretlerle sınırlı kaldığı için[56] yenilgiye uğradığını belirtir. Elbette ki hareketin başarısızlığı sadece yukarıda belirtilen nedenlerle sınırlı değildi.
Rêxistina Îrşad’ın yeterli ve kitleselleşmiş bir güce ulaşamaması ve önemli öncü kadrolarının suikastlar sonucu öldürülmesi; o zamanki Kürd toplumunda milliyetçi fikirlerin yaygınlaşmaması, yeterli ulusal bilinç düzeyine ulaşamamış olması ve aşiretsel yapısının olumsuz etkisi; Bedirhan kardeşler, Şeyh Abdüsselam ve Sımko gibi Kürd liderlerle olan geniş ilişki ağına rağmen hareketin yerel ve dar bir bölgeyle sınırlı kalması; Kamil ve Abdurrezzak Bedirhan kardeşlerin önemli girişimlerine rağmen başta Rusya gibi önemli bir komşu devletten olmak üzere gerekli olan uluslararası siyasi ve silahlı desteğin sağlanamaması; yaklaşan Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği saflaşmalar ve yeni koşullar Kürdlerin aleyhine olmuş; bölgede önemli bir nüfusa sahip olan Ermenilerle kurulan ilişkiler, yapılan görüşmelerde ortak bir yaklaşımın ve anlaşmanın oluşturulamaması gibi temel nedenler hareketin başarısızlıkla sonuçlanmasını getirmiştir.
Mele Selim’in Hristiyanlara zarar verilmeyeceğini açıkça taahhüt etmesine rağmen Ermenilerin çoğu ona inanmaya yanaşmadı.
I. Dünya Savaşı’nın başlarında tam teçhizatlı ve silahlı Ermeni çeteleri; Kürdleri, mal ve can kaybı itibariyle büyük zararlara uğrattılar. Bu çeteler özellikle Van, Eleşkirt ve Bazit beldelerini yağmalayan Rus öncü birliklerinin önünde yer almaktaydılar.[57]
Aynı zamanda Kürdlere karşı “meşrutiyeti savunmak” için hükümetten kendilerine silah vermesini istediler. Rus konsolos yardımcısı Olferyev’e ağır silahlı yaklaşık 500 Daşnak Ermeni’nin Aram Paşa komutasında Osmanlı birlikleriyle beraber Kürd göçerleri kovalayışını seyrettiğini[58] yazar. Savaş alanında bulunan Abdurrezzak Bedirhan’ın bizzat kendisi, savaş süresince Rus askeri birlikleri içerisindeki Ermeni öncü birlikleri ve çetelerinin Kürdlere uyguladığı zulme ve katliamlara tanık olmuş ve anılarında bunları yer ve adlarını belirterek kaydetmiştir. Özellikle Botan sınırındaki Çatak bölgesinde gerçekleşen katliamalar, Kürdler arasında büyük bir infiale sebep olmuştur.
Şeyh Ubeydullah liderliğinde gerçekleşen 1880 Kürd Ayaklanması gibi, 1914 Bitlis Kürd Ayaklanmasına da, öncülük eden lider kadronun dini kimliği ve kullanılan dini sembollerden hareketle başta İttihatçı Türk basını olmak üzere genel olarak Avrupa ve Rus basınında, hareketin gerici bir nitelik taşıdığını, irticacı ve Ermeni karşıtı eğilimleri olduğu şeklindeki temelsiz iddialar ileri sürülmüştür. Bu iddialara karşı Mışag adlı Ermeni gazetesinde “Bitlis’te Kürd Ayaklanması” başlığıyla yayımlanan makalede Mtrak mahlası kullanan Ermeni yazar konuyla ilgili olarak şöyle diyordu: Elbette ki şeriat Kürd ayaklanmasının dış yüzüdür; onun iç mahiyeti ise dine teşvikten çok ulusal karakter taşımaktadır. Benzer bir yaklaşımla Navasardyan da, Batı basınının ileri sürdüğü tezlerin temelsiz olduğunu, hareketin gerici karakter taşımadığını, Kürd ulusal uyanışının bir sonucu olduğunu açıklar.[59] Şerif Paşa 16 Nisan 1914’te Fransa Dışişleri Bakanlığına gönderdiği mektupta şunları dile getirmketedir:
Osmanlı Hükümeti (İTC), Bitlis ayaklanmasını reformlara yönelik olduğunu ileri sürerek, Kürd ayaklanması nedenleri konusunda, Avrupa kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. Bir Kürd olarak, mevcut huzursuzluğun gerçek nedenlerini vermek benim görevim olduğuna inanıyorum…. Kürdlerin Ermenilere karşı kötü niyetinin olmadığını, İsyan lideri Molla Selim’in, Bitlis Başpiskoposuna, Ermenilerin kaderi hakkında güvence vermek için mektuplar yazmıştır.
Piskopos “Monsigneur Zavene” ise yazığı mektupta şunları ifade etti:
Huzursuzluk anti hükümettir, anti Ermeni değildir. Öte yandan belirttiğimiz nedenlerden dolayı, hareket emri yerel değildir, geneldir. Kürdlerden sonra, Araplar ve hatta Türkler bile, katkıda bulunamadıkları için başkaldırı tehdidinde bulundular. Bu reformların tek engeli olan İttihat ve Terakki Komitesi, Türkiye’nin bütünlüğü ve Avrupa barışı için tek büyük tehlikedir.[60]
Hareketin önde gelen liderlerinden Mela Selim, idam edildiği zaman 65 yaşındaydı. Ulema ve dini kimliğinin yanı sıra karizmatik bir kişiliğe de sahipti. Başta Türk basını olmak üzere, dönemin bir kısım Ermeni ve Avrupa basınında iddia edildiği gibi o, ne fanatik bir “irticacı”ydı ne de öncülük ettiği hareket salt bir dini hareketti. Hareket, dini motifler içermekle birlikte, onun liderliği tek bir dini kimlikle sınırlandırılamazdı.
Mele Selim Efendi yiğitliğiyle tanınırdı. Şair, edip, yurtsever ve dindardı. İyi derecede dini eğitim görmüş bir ulema, din adamı olması itibarıyla her zaman dini ve milli irşadı birlikte yürütürdü, sürekli derdi ki: “Milli ve dini meselede, son nefesime kadar Kürd halkı için çalışacağım ve davamdan vaz geçmeyeceğim.”[61] Mele Selim idam sehpası önünde iken Bitlis Valisi M. Abdülhalik kendisine sorar: Allah’ın sizi muhafaza edeceğini söylemiştin, neden başaramadınız? Mele Selim cevaben şöyle der:
Evet Allah bize zaferi bahşetti. Lakin içimizde hainler olduğu için bahşettiği gibi de aldı. Fakat sana müjde vereyim ki sen bir cehennemliksin ve yerin de cehennem olacak. Çünkü, ben sizden hakkım olanı istedim; ancak kabul etmediniz. Ölüm sadece bizim için değil, siz hem bu dünyada hem de kıyamette mahkûm olacaksınız. Çünkü sizin hükmünüz ve saltanatınız iki yüzlü, hilebaz ve bahtsızdır. Bu yaptıklarınızla hiçbir zaman mutlak başarıyı sağlayamazsınız ve mutlaka haklı olan başarılı olacaktır.[62]
Bitlis ayaklanmasından yaklaşık beş yıl sonra, 21 Mart 1335 (1919)’da Yusuf Ziya konuya dair bir kısa değerlendirmede bulunurken şunları söyler:
…Evet, milliyetlerine aşırı ölçüde bağlılık ve özellikle de özgürlük duygusu, Bitlis’in, bugün sefalet içinde bulunan ve düşük düzeyli bir yaşam yaşayan bu yıkılmış yurt topraklarının insanları için evvel-âhir kıvanç ve övünç kaynağıdır. Önderlik şerefi daha başka Kürd hanedanlarına ait olsa bile, Kürdlüğün tarihsel kürsüsünde Bitlislilerin baş tarafa yakın seçkin ve onurlu bir yerinin bulunduğu da inkâr edilmese gerektir.
Geçmiş olaylar, Bitlislilerde yakıcı bir idealin varlığını inkâr değil, ispat eder.
Eski diktatörlüğe karşı ayaklananlar Bitlislilerdir; dünkü kanlı, katil diktatörlere karşı şikâyet ve yakınma bayrağını kaldırarak ulu büyüklerini kurban verenler yine Bitlislilerdir. 29 Nisan poyrazının darağaçlarında sağa sola salladığı Kürd büyüklerinin mübarek cesetleri, Bitlis ve çevresinin temiz alnına bir varlık damgası, bir yaşam ve bir beka hakkı beratı nakşetmiştir. İttihatçı hainlerin, o dikta liderlerinin dediği ve hâlâ kimi basın yapraklarının şuna buna övünç dayanağı olacak biçimde sayfa ve satırlarını doldurduğu o olaylar, hâşâ yüce Halifeliğe karşı bir başkaldırma, bir gericilik değildi; o, İttihad ve Terakki'nin zulüm ve diktatörlüğünü, kanlı ellerini kırmak için girişilen bir hareketti. O hareketin uğradığı akıbet ve gördüğü karşılık, İttihatçıların bilanço defterine kanlı satırlar ve sayfalarla işlenmeye değer.
Bitlis’te yaşananlar, öyle bir zulüm ile karşılaşmıştı ki o zulüm, sadece Mustafa Abdulhâk'ların ikbal sandalyesini yükseltmeyi amaçlıyordu. Bu konuya burada pek değinmeyeceğim. Bunun için yazdığım yazıları, olayın örtündüğü perdeyi yırtıp atacak gerçekleri, kanıtlayıcı kanıtlarıyla birlikte daha sonra yazar, teşhir ederim.[63]
Kısacası ve sonuç olarak 1914’te Bitlis’teki Kürd ayaklanması, genel bir Kürd ayaklanmasının işareti mahiyetindeydi. “Kürd siyasilerin gerçekleştirdiği, hedefinde İttihat ve Terakki iktidarının olduğu, tabanda kitlesel Kürd-Ermeni desteğinin olduğu bir kalkışmadır ve taleplerinde Kürd milliyetçiliğine açıktan göndermeler bulunmaktadır.”[64] Tasavvur edilen bu büyük ayaklanmaya Abdurrezzak Bedirhan, Yusuf Kamil Bedirhan, Şeyh Abdüsselam Barzani, Seyyid Taha, Sımko, Mele Selim ve Hayreddin Zırki ve diğer arkadaşları öncülük ediyordu. Ayaklanmanın ikinci halkası olarak Irak’taki Kürdler de, Şeyh Abdüsselam Barzani yönetiminde Mart 1914’te hareketi başlattı.[65]
6. Bitlis Ayaklanmasının Öncü Liderlerinden Mele Selîmê Dimilî
1914 Bitlis Hareketi, öncü liderlerinden bir olan Mele Selim ya da diğer bilinen adlarıyla Mele Selîmê Dimilî, Xelîfe Selîm, Zaza Selîm ve Selîmê Şerqî[66] adıyla anılmaktadır. Bu bağlamda Mele Selim’in kimliğine dair kısa bir bilgilendirme önemlidir. Mele Selim, babası Mele Mehmûd ve anası Hevsete’den 1849’da doğmuştur. “Mele Mehmûd, Mele Ahmed’in oğlu, Mele Ahmed Mele İsa’nın oğlu, Mele İsa Mele Diyav’ın oğlu, Mele Diyav Mele Nevî Zergozî’nin oğlu, Mele Nevî de Bilal Efendi’nin oğlu.”[67] Babası Mele Mehmûd, Bingöl’ün Genç ilçesinin Şîn köyünde dünyaya gelmiş ve daha sora oradan Karlıova’ya bağlı Azîzan (Sudurağı) köyüne göç etmiş. 1870 yılında Mele Selim annesi Hevsete’yi kaybeder. Babası, “Bu köy bana iyi gelmedi.” diyerek, oradan Kalencik köyüne yerleşir. Mele Selim 7 yaşından itibaren medreselerde eğitim görmeye başlar. İlk eğitimini babası Mele Mehmûd’dan alan Selîm, daha sonra Şam ve Kahire’de eğitimine devam eder. Medrese eğitiminde on iki ilim (sarf, nahv, kıraat, beyan, akaid, mantık, kelam, tevsir, hadis, ilm-i meani, ilm-i bedii, lugat) eğitimini tamamladıktan sonra yeniden köyü Kalencik’e döner. Kürdçenin ana lehçelerinin yanı sıra Türkçe, Farsça ve Arapça biliyordu. Seydayê Mele Selîm’in; Said, Ahmet ve Derwêş isimli kardeşleri vardı. Bitlis hareketinde Said ile Ahmet tutuklanarak Muş cezaevine konulur ve cezaevinde çıkartılan bir yangınla, diğer mahkumlarla birlikte katledilirler.[68]
Mele Selim, Nakşibendi tarikatının en büyük temsilcilerinden biri olan Hizanlı Şeyh Seğbetullah’a bağlıydı. Şeyh Seğbetullah ölümünden önce Mele Selim’i kendi halifesi olarak belirlemişti. Fakat Mele Selim halifelik postuna oturmayı kabul etmedi, yerine şeyhin oğlu ve aynı zamanda kendisinin de öğrencisi olan on yaşındaki Şehabeddin’in oturmasını sağladı. Aynı zamanda kendisi Şehabeddin’i postnişinliğe hazırlamak üzere dini, tarikat ve ilmi eğitiminde birinci derecede rehberlik ve hocalık yapmış. Mele Selim, dinî ve Arapça bilimleri bilen, bilgin ve dindar bir zat idi ve harekette oynadığı role bakılırsa, "kendine özgü kişiliği olan" kimselerden sayılabilir. İradeli ve ideal sahibi olduğu anlaşılıyor.[69] Mele Selim’in kurucusu ve üyesi olduğunu bildiğimiz ilk örgüt, 1900’de kurulan Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti’dir. Daha sonra da Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti bünyesinde çalışmış.
Hareketin öne çıkan liderlerinden olan Mele Selim idam edildiği zaman 65 yaşında idi, Şeyh Şahabettin ve Seyyid Ali ise 30 yaşlarında idiler. Şeyh Şehabeddin, hocası Mele Selim’e karşı, yüreğinde zaafa yakın derin bir saygı ve bağlılık duygusu beslerdi. Şeyh Şehabeddin, Seyyid Nur Muhammed’in büyük oğlu idi ve halkın gönlünde, tapınma derecesine varan bir olağanüstü saygıya ve manevi nüfuza sahipti. Seyyid Ali ise Seyyid Celaleddin’in oğlu idi ve Kürdler arasında, kendisine özgü takma adıyla "Hûtê Gewr"(Boz Ejder) diye anılırdı. İdam edilenler, Bitlis Hanları ile Rojkan aşireti ağalarının türbelerinin bulunduğu Eski Mezarlıkta toprağa verildiler. Bu şehitlerin kemikleri, 1951-1952 yıllarında, gömülmüş oldukları yerden çıkarılarak Hizan’ın Seyidava köyüne götürülmüş ve oradaki mezarlığa gömülmüştür.
[1] Sinan Hakan, Türkiye Kurulurken Kürdler (1916-1920), İletişim Yayınları, 4. Baskı 2023, İstanbul, s. 20-21.
[2] Prof Dr. Celîlê Celîl, Autobiyografiya Ebdurrezak Bedirxan, Weşanên Pêrî, Çeviren: Hacan Cûnî, Estenbol, 2000, r. 41(Kürdçe metinden çevri: S. Veroj).
[3] Prof Dr. Celîlê Celîl, a.g.e., s. 65-66.
[4] Celilê Celil, Kürd Aydınlanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 136.
[5] Sabri Ciğerli & Didier Le Saout, Fransız Diplomatik Arşivlerinde Kürdler, Kürd Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı (1874-1945), Avesta Yayınları, İstanbul, 2022, s. 136-137.
[6] Dr. Celîlê Celîl, Jîyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di dawîya Sedsala 19a û Destpêka Sedsala 20a de), Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 171.
[7] Îsmail Heqî Şaweys, Mele Selîm Efendî, Jiyan û Berhemekanê Îsmaîl Heqî Şaweys, Dezgay Çap û Belawkirdinî Aras, Zincîrey Roşinbîrî, Çapî Yekem, Çapxaney Wezaretî Perwerde, Hewlêr, 2003, Bîr, Hejmar: 2, 2005, s. 41-42.
[8] Malmîsanij, Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti ve Gazetesi, Avesta Yayınları, İstanbul, 1999, s. 45.
[9] Bazil Nikitin, Kürdler Sosyolojik ve Tarihi İnceleme, Cilt 1-2, Deng Yayınları, Üçüncü Baskı, 1991, s. 344.
[10] Tarık Zafer Tunaya, a.g.e., s. 431.
[11] Celilê Celil, Kürd Aydınlanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 134.
[12] Nevzat Bingöl, Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim, Do Yayınları, İstanbul, 2013, s. 31.
[13] Îsmaîl Heqî Şaweys, a.g.e., s. 43.
[14] Celilê Celil, a.g.e., s. 136.
[15] Kerem Soylu, Osmanlı Belgelerinde Bitlis ve Civarı, İstanbul, 2017.
[16] Celilê Celil, a.g.e., s. 137.
[17] Nevzat Bingöl, Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim, Do Yayınları, İstanbul, 2013, s. 35.
[18] Nevzat Bingöl, a.g.e., s. 38.
[19] Dr. Celîlê Celîl, Jîyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di dawîya Sedsala 19a û Destpêka Sedsala 20a de), Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 157.
[20] Prof Dr. Celîlê Celîl, Autobiyografiya Ebdurrezak Bedirxan, Weşanên Pêrî, Çeviri: Hacan Cûnî, Estenbol, 2000, s. 35.
[21] Dr. Celîlê Celîl, a.g.e., s. 157.
[22] Emruhan Yalçın, Milli Mücadele’ye Sadakat ve Mustafa Durak Sakarya, Bizbize Basın Yayın, Ankara, 2008, s. 80, 81 (Lütfi Baksi arşivinden).
[23] Law Reşid (Kemal Fevzî), Mele Selim ve Bitlis Hareketi, Jîn, Aded: 17-18, (Jîn, Kovara Kurdî-Tirkî & Kürdçe -Türkçe Dergi (1918-1919), M. Emin Bozarslan, Deng Yayınevi, Sweden, 1985).
[24] Celilê Celil, Kürd Aydınlanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 136.
[25] Law Reşid (Kemal Fevzî), Mele Selim ve Bitlis Hareketi, Jîn, Aded: 17-18.
[26] Dr. Celîlê Celîl, Jîyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya, Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 161.
[27] Nevzat Bingöl, a.g.e., s. 82.
[28] M. Abdülhalik Renda, Hatırat, Yayına Hazırlayanlar: Aytaç Demirci- Sabri Sayarı, YKY, 2. Baskı, 2019, s. 125.
[29] M. Abdülhalik Renda, a.g.e., s. 144-145.
[30] Law Reşid (Kemal Fevzî), Mele Selim ve Bitlis Hareketi, Jîn, Aded: 17-18.
[31] Law Reşid (Kemal Fevzî), a.g.e.
[32] Celilê Celil, Kürd Aydınlanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 141, 142.
[33] Law Reşid (Kemal Fevzî), a.g.e.
[34] Law Reşid (Kemal Fevzî), a.g.e.
[35] Law Reşid (Kemal Fevzî), a.g.e.
[36] Nevzat Bingöl, Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim, Do Yayınları, İstanbul, 2013, s. 82
[37] Law Reşid (Kemal Fevzî), a.g.e.
[38] Emruhan Yalçın, a.g.e., s. 109, (Lütfi Baksi arşivinden).
[39] Kerem Soylu, Osmanlı Belgelerinde Bitlis ve Civarı, İstanbul, 2017, s. 220.
[40] Îsmail Heqî Şaweys, a.g.e., s. 44.
[41] Law Reşid (Kemal Fevzî), a.g.e.
[42] M. Abdülhalik Renda, Hatırat, a.g.e., s. 150.
[43] Ahmet Kardam, Kürd Tarihinin Unutulmuş Bir Sayfası Abdürrezzak Bedirhan, dipnot yayınları, Ankara, 2025, s. 170.
[44] Celilê Celil, Kürd Aydınlanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 141, 147.
[45] Dr. Celîlê Celîl, Jîyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di dawîya Sedsala 19a û Destpêka Sedsala 20a de), Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 168.
[46] Emruhan Yalçın, a.g.e., s. 110, (Lütfi Baksi arşivinden).
[47] Kerem Soylu, Osmanlı Belgelerinde Bitlis ve Civarı, İstanbul, 2017, BOA. DH. EUM. EMN 85/9-18.
[48] Kamuran Bedirhan, Kürdler ve Kurdistan, Serbestî, no: 477, 26 Nisan 1919
[49] Dr. Celîlê Celîl, Jîyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di dawîya Sedsala 19a û Destpêka Sedsala 20a de), Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 169.
[50] DH.EUM.EMN 85/59 (Nevzat Bingöl, Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim, Do Yayınları, İstanbul, 2013, s. 89).
[51] Kerem Soylu, Osmanlı Belgelerinde Bitlis ve Civarı, İstanbul, 2017.
[52] Emruhan Yalçın, a.g.e., s. 91, Belge: 72. BOA. DH. KMS. 19/27 (Lütfi Baksi arşivinden).
[53] Îsmail Heqî Şaweys, Mele Selîm Efendî, 2003, Bîr, Hejmar: 2, 2005, s. 44.
[54] Emruhan Yalçın, a.g.e., s. 142 (Lütfi Baksi arşivinden).
[55] Law Reşid (Kemal Fevzî), Mele Selim ve Bitlis Hareketi, Jîn, aded: 17-18, (Jîn, Kovara Kurdî-Tirkî & Kürdçe -Türkçe Dergi (1918-1919), M. Emin Bozarslan, Deng Yayınevi, Sweden, 1985).
[56] Kadri Cemil Paşa (Zinar Sîlopî), a.g.e., s. 39.
[57] Muhammed Emin Zeki Beg, Kürdler ve Kürdistan Tarihi, Nûbihar Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul, 2012, s. 242.
[58] Sean McMeekin, I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü, Çeviren: Nurettin Elhüseyni, YKY, İstanbul, 2012, s. 185, 187.
[59] Celilê Celil, Kürd Aydınlanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2013, s. 155.
[60] Salih Cemal, İngiliz ve Fransız Arşiv Belgeleriyle Sevr-Lozan-Musul’da Kürdler, İkinci Baskı, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2023, s. 378-379.
[61] Îsmaîl Heqî Şaweys, Mele Selîm Efendî, Kovara Bîr, Hejmar: 2, 2005, s. 45.
[62] Îsmaîl Heqî Şaweys, a.g.e., s. 45.
[63] Bitlis Kürdlerinden Y. Ziya, Bir Mektup, Jîn, Aded: 22, 2 Temmuz 1335 (1919).
[64] Murat Issı, Kürd Milliyetçiliği; İlk Kürd Gazetelerinde Siyasal Kavramlar ve İslam (1898-1918), Peywend Yayınları, Van, 2021, s. 290.
[65] Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü ile Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü, Yeni ve Yakın Çağda Kürd Hareketi, Jîna Nû Yayınları, Türkçe Birinci Baskı 1991, s. 97.
[66] Nevzat Bingöl, Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim, Do Yayınları, İstanbul, 2013, s. 27.
[67] Orhan Nûrî Amîl, Mele Selîm û Parastina Wî Ya Li Dijberî Îttihad û Terakkîyê, Doz Yayınları, İstanbul, 2025, s. 53.
[68] Nevzat Bingöl, a.g.e., s. 28, 29.
[69] Law Reşid (Kemal Fevzî), Mele Selim ve Bitlis Hareketi, Jîn, aded: 17-18.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.