Suriye’deki Kürdlerin ataları M.Ö. 2200-2500 yıllarına kadar giden Hûrî, Mîtanî (Metînî) ve daha sonra gelen Medlerden beri bu bölgede yaşamaktadırlar. Hûrî-Mîtanî Kürdlerinin başkentleri Weşûkanî (Serê Kaniyê) idi. Suriye’deki Kürdlerin önemli bir kısmı da ta Selahaddin Eyûbi zamanından beri oraya yerleşmişler. “Kürdlerin Suriye’nin iç kısımlarına yani Şam, Halep, Humus, Hama, Lazkiye ve diğer kasabalara yerleşmeleri, 12. yüzyılda silahlı Kürd gruplarının düzenli ve düzensiz bir şekilde Müslüman ordularında savaşçı olarak hizmet vermişler. Haçlılarla savaşan bu Kürdlerin en ünlüsü Selahaddin Eyûbi’dir. Şam başta olmak üzere (1174-1218) yılları arasında Halep ve Hama gibi şehirlerde 1340’lı yıllara kadar hüküm sürmüştür.
Suriye’nin bağımsız bir devlet olmasından önce, “Bugünkü Suriye toprakları Lübnan, İsrail-Filistin ve Ürdün gibi ülkeler el-Şam veya büyük Suriye olarak adlandırılmaktaydı. Cezire ise bu topraklara dahil edilmiyordu çünkü Mezopotamya’nın bir parçası addediliyordu.”[1] “Doğudan batıya doğru uzanan Güneybatı Kürdistan’dan geçmişten beri yerleşmiş olan bazı Kürd aşiretleri şunlardır: Mîran, Hesinan, Alîyan, Hevêrka, Aşîtan, Bobelan, Mêrsînî, Gabara, Deqorî, Milan, Kîkan, Millî, Berazî, Kîtikan, Cûmî, Amkî ve Şêxan’dır. Ayrıca Şam, Hama ve Lazkiye kırsalında da göçer Kürd aşiretler yaşamaktatdı.”[2] Kîkan gibi bazı Kürd aşiretleri, Eyûbilerden önce de Cizre bölgesinde yerleşiktiler. Bu Kürd gruplar Şam’ın içinde ve çevresinde geçici askeri barınaklar inşa etmişler ve zamanla bu barınaklar kalıcı yerleşimlere dönüşmüştür.[3]
Kürdlerin bir kısmı da Osmanlı yönetimi tarafından bulundukları yerlerden sürülerek Şam, Halep, Humus, Hama, Lazkiye, Lübnan ve diğer yerlere yerleşmişler. Bugün ağırlıklı olarak Lübnan’da yerleşik olan Canpolat aşireti Adıyaman, Kahramanmaraş ve Malatya arasında yerleşik ve merkezi Kilis olan bir Kürd mirliğinin yöneticileriydi. 17. yüzyılın başlarında Osmanlı yönetimiyle yaşanan çatışma nedeniyle sürülerek Dürzi Dağı bölgesine yerleştirilmiştir, daha sonra Dürzi dağında yaşadıkları için zamanla Dürzi inancını benimsemişler. Canbolat ailesinin ismi Şamil Canbolat'tan gelir. Tarihi 1530-1580 yılları arasında Halep valiliği yapmış olan Canpolat İbn Kasım El-Kûrdî El-Kayserî'ye dayanır. 19. yüzyıldan itibaren, özellikle de ulusal kurtuluş döneminin başlangıç aşamasında ve bağımsızlık yolunda manda yönetimine karşı yürütülen direnişlerde Cızir, Çîyayê Kurmênc, Çiyayê Zawiyê ve Şam’daki Kürdlerden hep bir katılım varolmuştur.[4]
Yazılı belgeler ve kaynaklar, bugünkü Suriye’nin idari bölgeleri sayılan coğrafyada, yani Sykes-Picot Antlaşması çerçevesinde tarihi Kürdistan beşeri-coğrafi haritasından koparılan topaklarda Kürdlerin yoğunluklu olarak yaşayan kadim bir halk olduğunu kanıtlamaktadır.
Doğudan Irak-Suriye sınırlarına ve Batı’dan da Akdeniz’e kadar uzanan bu topraklar, Rojava/Batı Kürdistan olarak tanımlanır. Miladi 12. yüzyıldan bu yana, bu toprakları Eyûbî İmparatorluğu ve Merwanî (Dostikî) Kürd devleti yönetmiştir. Merwanî Kürd devletinin sınırları Cizre-Duhok hattından başlayarak bugünkü Türkiye Kürdistanı’nın en uç Kuzey kesimlerine kadar uzanmaktaydı.[5]
Birinci Dünya Savaşı başında Fransa ve İngiltere Osmanlı İmparatorluğunun topraklarını paylaşma konusunda görüşmeye başlamıştı. 9 Mart 1916’da Fransız hükümetinin özel delegesi George Picot ile İngiliz Sir Mark Sykes Osmanlı İmparatorluğunun Asya’daki topraklarını beş farklı bölgeye ayıran 11 noktadan oluşan memorandumu Rus Meslektaşları Sazanova’a verdiler. Rusya’nın da anlaşmaya katılmasıyla, bölüşüm yeniden düzenlendi. Yeni düzenlemeye göre; 1. Rusya Erzurum, Trabzon, Van ve Bitlis bölgeleri ve Trabzon’un batısındaki Karadeniz sahillerinin belirlenecek noktasına kadar ilhak edecektir. 2. Muş ve Siirt arasında kalan Van’ın güneyindeki Kürdistan bölgesi, Dicle nehri, Cezire bin Ömer, Amediye’ye Hâkim olan dağların zirvesi ve Mergever bölgesi Rusya’ya bırakılacaktı. İmzalanan gizli Sykes-Picot antlaşmasına göre Osmanlı Kürdistan’ı üçe bölünüyordu.
1. Rusya idari alanı olarak Erzurum, Trabzon, Van vilayetleri ile Muş, Siirt, Cezire bin Ömer ve Amediye hattını takiben Fars sınırına kadar olan Kuzey Kürdistan bölgesini elde etti.
2. İdari alan olarak Antep ve Mardin hattından gelecekteki Rusya sınırına kadar olan toprakları Fransa'ya kaldı. Ayrıca Fars sınırına kadar giden, Kerkük ve Süleymaniye dâhil olmak üzere Musul vilayetinin büyük bir kısmını da nüfuz alanı olarak belirlendi.
3. İngiltere, Kürdistan’a dair idari alan elde edemedi, ama Fars sınırına kadar giden, Kerkük ve Süleymaniye dâhil olmak üzere Musul vilayetini Fransa ile nüfuz alanı olarak paylaştı.[6]
Bolşevik devriminden sonra Rusya anlaşmadan çekilince, İngilizler Musul vilayetini de resmen talep etmeye başladılar ve Fransa’yla sağlanan anlaşmayla Musul petrolünden pay almak karşılığında Musul üzerindeki hakkından vazgeçti.
Bolşevik Rusya’nın gizli Sykes-Picot antlaşmasından çekilmesiyle, Kürdistan topraklarının büyük bir kısmı galip müttefik devletlerden İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmıştır. Irak ve Musul vilayeti İngiliz yönetimine, Bağdat demiryolunun güneyinde kalan Suriye, Lübnan, Ürdün bölgeleri ise Fransa manda yönetiminin kontrolünde yani hattın öte tarafında kalmıştır. 1920’de Milletler Cemiyeti kararı gereğince Suriye üzerinde Fransız mandası kuruluşuna kadar, bölge yaklaşık dört yüz yıl Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı yönetimi altında olan Suriye, kuruluşundan 1946 yılına kadar uzun bir dönem Fransız Sömürge yönetimi altındaydı. Türkiye ve Suriye sınırı, Fransa’yla yeni Türkiye yönetimi arasında imzalanan 1921 tarihli Londra Antlaşması’yla belirlendi. Bu yeni sınır anlaşmasıyla Güneybatı Kürdleriyle Kuzey Kürdleri arasında resmen bir duvar örülmüş oldu. Kürdler bu bölünmüşlüğü hiçbir zaman kabul etmemiş; hattın berisini “Serê Xetê” ve hattın ötesini de “Binê Xetê” olarak adlandırılmışlar.
Kürdlerin Suriye’deki Ulusal ve Toplumsal Mücadelesi
Bugünkü siyasi haritasını incelediğimizde kuzeyde Türkiye’yle batıda Lübnan ve İsrail’le, güneyde Ürdün’le ve doğusunda Irak’la sınır komşusu bir ülke olan Suriye’nin konumu itibariyle Ortadoğu dengeleri açısından oluşturduğu hassasiyet daha net bir şekilde anlaşılmaktadır. Tarihte Suriye hiçbir zaman bütünlüklü bir siyasi oluşum özelliği göstermemiştir. Kürdlerin bir kısmı Birinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında bölgeye girmiş olsa da, Suriye olarak kabul edilen topraklara yerleşmesi, ailelere ve bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kürd Dağ’ı bölgesindeki Kürd yerleşimi yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır.
“Suriye Kürdlerinin ulusal hareketi, Suriye’de kendine özgü bir Kürd sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu sorunun temelinde Suriyeli Kürdlerin Fransız kolonisine karşı yürüttükleri mücadele vardır. Nacib ve Ahmed Ağa Berazi önderliğindeki Suriyeli Kürdlerin ilk anti-Fransız çıkışı 1919 yılı Aralığında Tell Kalah çevresinde olmuştur. Daha sonra 1920 yılında Kürdler, Fransız işgalcilerine karşı halk mücadelesinde en aktif konumu almışlar. … 1920 yılı sonundan itibaren İbrahim Hananu başkanlığındaki Kürd müfrezeleri Halep’ten İskenderun’a kadar Güneybatı Suriye’nin geniş bir bölümünü kapsayan ve 1923 yılı ortalarına değin süren isyanın merkezinde yer almıştır.”[7]
Fransız manda yönetimi altındaki Suriye için, 1922’den itibaren beş büyük otonom bölge projesi oluşturulmuştu, bu otonom bölgelerden biri de Kürd bölgesiydi. Suriye’de Arap milliyetçilerinin manda yönetimindeki ağırlığının artması sonucunda Fransız manda yönetiminin otonom bölgeler projesini engelledi.
Kuzey Kürdistan’da 1920’da gerçekleşen Koçgiri Hareketi ve 1925 Şeyh Said Hareketi’nin başarısızlığından sonra, çok sayıda siyasi kadro, Kürd aydını ve aşiret lideri Binxet olarak adlandırılan Güney Batı Kürdistan’a geçmek zorunda kalmıştı. Bu kadrolar kısa sürede Fransız mandası altındaki Suriye’de Kürdlerin toparlanıp örgütlenmesine giriştiler. Bu çalışma ve girişimlerin sonucunda, Bedirhanilerden Celadet Bey’in başkanlığında farklı siyasal eğilimleri bir araya getiren Xoybûn partisi 5 Ekim 1927 yılında kuruldu.
1928’de Suriye parlamentosundaki beş Kürd milletvekili Kürdçenin resmi dil olarak kabul edilmesi talebinde bulundular. Bu talebe ilkesel olarak karşı çıkılmasa da pratik uygulama koşullarının olmadığı gerekçesiyle reddedilir. 1929 yılına gelindiğinde Suriye parlamentosunda bulunan beş Kürd milletvekili Kürdistan bölgesi için otonomi talep ettiklerinde, bu kez Fransızlar “Kürdlerin aleviler ve Dürziler gibi bir dinsel azınlık oluşturmadıkları ve belirli bir bölgede yoğunlaşmadıklarını”[8] ileri sürerek bu talebi reddettiler. Ancak Kürdlerin siyasal ve kültürel faaliyetlerinin önünü de kesmediler. Celadet Bedir Xan’ın öncülüğünde ve kişiliğinde sembolleşen Hawar ekolü de 1932’de ortaya çıktı.
1936’lara gelindiğinde Suriye’deki Kürd hareketi başta Hıristiyanlar olmak üzere diğer etnik ve dini gruplarla oluşturdukları ittifak adına otonomi talep ediyorlardı. 1936-39 yılları arasında gelişen Arap milliyetçiliği, Suriye devletinin Arap karakterini güçlendirdi ve bunun sonucunda Ortodoks Hıristiyan olan Mişel Eflak’ın başını çektiği ve Pan-Arabist bir siyasal çizgiyi savunan Baas Partisi kuruldu.
İlk kongresi 1947'de Şam’da yapılan Baas Partisi, İdeolojik olarak kendini sol ve Sovyetik eksenli olarak tanımlamaktaydı ve Pan-Arabist bir siyasal amaç çerçevesinde Ortadoğu’da tek bir Arap devleti kurulmasını benimsemişti. Partinin sloganı “birlik, özgürlük ve sosyalizm” idi. Baas Partisi’nin programına göre “Suriye’de yaşayan herkes Arap ve dilleri de Arapça olmalıydı”. Baas Partisi’nin belirtilen siyasi amacı doğrultusunda 1958’de yılında Mısır, Suriye ve Yemen arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni oluşturmak üzere bir anlaşma imzalandı. Ancak 28 Eylül 1961’de Suriye’de yapılan askeri darbe sonucunda önce Suriye ve Aralık 1961’de de Yemen’in çekilmesiyle söz konusu birlik dağıldı. Buna rağmen Mısır, bir süre daha Birleşik Arap Cumhuriyeti sıfatını kullanmaya devam etti.
1949’lardan itibaren ardı ardına yapılan askeri darbeler, Kürtlerin var olan bütün haklarını ellerinde aldılar.
1957 yılının sonlarında Suriye’de Kürtlerin siyasal mücadelesi yeni bir sürece girer ve Nurettin ZAZA’nın başkanı olduğu Suriye’de Kürd Demokratik Partisi kurulur. Parti büyük baskılar ve tutuklamalar altında 1960 Ağustosu’na kadar aktif bir şekilde çalışmalarını sürdürür. Suriye’de Kürt Demokratik Partisi, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisinin kuruluşuna ve örgütlenme çalışmalarına da önemli katkılarda bulunmuştur.
Suriye’de, 1963 yılında Baas Partisi’nin bir askeri darbeyle iktidara gelmesinden sonra, faşizan ve otoriter bir rejim kuruldu. Suriye devleti tam anlamıyla asker, polis, istihbarat elemanlarının, asker-sivil bürokrasinin devleti oldu. Daha sonraki süreçte de gelişen Arap şovenizmi ve Baas ırkçılığı, nüfusu birçok Arap emirliğindeki Araplardan ve bugün dünya gündeminde olan Filistinli Arapların nüfusundan daha az olmaya Suriye’deki Kürtlere karşı yoğun bir Araplaştırma politikası uygulamaya konuldu. Suriye’nin Cezire bölgesinde Kürtlerin topraklarına el kondu ve Türkiye sınırı boyunca “Arap Kemeri” oluşturularak o bölgeye silahlandırılmış Arap aşiretleri yerleştirildi. Böylece Kürdler bütün kültürel ve siyasal haklarından mahrum bırakılmış ve yaklaşık olarak %15’ine de vatandaşlık hakkı dahi fazla görülmüştür. Baas rejimi, Araplaştırma politikasını, devrildiği Aralık 2024’e kadar sürdürmekte diretti. Baas rejiminin yıkılmasıyla birlikte genel olarak Ortadoğu bölgesinde ve özel olarak da yaklaşık dört milyon Kürdün yaşadığı Güneybatı Kürdistan’da yeni bir durum ortaya çıktı.
Bölgede çok önemli bir dinamiğin taşıyıcısı olan Kürt millet meselesi başta Türkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere Batı devletlerini de ilgilendiren milletlerarası ve bölgesel bir meseledir. Bugün bölgede ve uluslararası düzlemde, Kürd millet iradesinin en güçlü temsili Güney Kürdistan Federal Hükümeti’nin omuzlarındadır. Bu bağlamda Güney Kürdistan siyasi liderliğinin gelişen süreci doğru okuması ve gereken refleksleri gösterebilmesi tarihsel ve ulusal bir sorumluluktur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Kürt millet meselesi uluslararası ve bölgesel olduğu kadar, aynı zamanda her bir bölgesel devleti ilgilendiren bir iç meseledir de. Bu nedenle Türkiye içeride Kürt millet meselesini, devşirdiği Kürd şahsiyetlerle değil, Kürd milletinin ortak aklının da kabul edebileceği makul bir çözüm getirmeden, bölgedeki hareket alanı, üstlendiği misyon ve aktörlüğü gerçekleştirmesi çok zor. Filistin hamiliğine soyunan bölge devletleri hangi parametreleri ileri sürerlerse sürsünler, iyi bilmelidirler ki nüfusu Filistinlilerden az olmayan Suriye’deki Kürtlerin de en az Filistinliler kadar haklarının olduğunu kabul etmelidir.
[1] Harriet Montgomery, Suriye Kürdleri İnkâr Edilen Halk, Avesta Yayınları, İstanbul, 2007, s. 39.
[2] Meşal Temo, Rûpelên Zemîna Welatekî Bê Welat. Bn. Seîd Veroj, Geşepêdanên Rojhelata navîn, Sûrye û Kurdistan Rojava, Doz Yayınları, İstanbul, 2012, s. 38.
[3] Harriet Montgomery, Suriye Kürdleri İnkâr Edilen Halk, Avesta Yayınları, İstanbul, 2007, s. 29
[4] Selah Bedreddîn, Kürd Ulusal Özgürlük Mücadelesi (Suriye), Hîvada Yayınları, İstanbul, 2014, s. 18.
[5] a.g.e., s. 26
[6] Nejat Abdulla, a.g.e., s. 334.
[7] M. S. Lazarev, Emperyalizm ve Kürd Sorunu (1917-1923), Öz-Ge Yayınları, Ankara, s. 229.
[8] Nelida FUCCARO, “Sömürge Yönetimi Altındaki Suriye’de Kürtler ve Kürt Milliyetçiliği: Siyaset, Kültür, Kimlik”, BÎR dergisi sayı: 1, Bihara 2005
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.