1. Yöntemsel Not
Bu çalışma, siyaseti ideolojik, programatik ve örgütsel boyutların ayrılmaz bütünlüğü içinde ele almaktadır. İdeolojik boyut, siyasal mücadelenin amacını ve temel ilkelerini; programatik boyut, bu amaç ve ilkelerin somut siyasal hedefler ve yönelimler hâline getirilmesini; örgütsel boyut ise söz konusu hedefleri mevcut koşullar içinde hayata geçirmeye yönelen kurucu siyasal pratiği ifade eder. Bu çerçevede, örgütsel karşılığı bulunmayan bir ulusal-demokratik program, siyasal bir faaliyet değil; teorik bir tasarım olarak değerlendirilir. Çünkü siyaset, politik-teori ile politik-pratiğin birbirinden koparılamayacağı tarihsel bir bütünlük olarak anlaşılmaktadır.
2. Ulusal Egemenliğin Siyasal Biçimleri: Ulusal Siyaset ile Ulusal-Demokratik Siyaset Arasında Kuramsal Bir Ayrım
Rojhilat Kürdistanı’ndaki Kürd siyasal hareketinin yaşadığı tıkanma, yalnızca İran devletinin baskıcı ve merkeziyetçi karakteriyle açıklanamaz. Bu tıkanma, daha derinde, yalnızca Rojhilat’a özgü olmayan; tüm Kürd siyasal hareketinde ulusal egemenliğin kurucu bir siyasal çerçeve içinde ele alınamamasından kaynaklanmaktadır. Sorun, baskının varlığı değil; bu baskıya karşı geliştirilen siyasal iradenin ulusal bir egemenlik hedefi etrafında örgütlenememesidir.
Ulusal siyaset; belli bir insan toplumunun, ülke olarak tasarımlanan bir coğrafya üzerinde egemenlik yetkisini elde etmeyi amaçlayan, bu amacı ideolojik ilkeler, programatik hedefler ve örgütsel pratikler aracılığıyla kurmaya yönelen siyasal faaliyettir. Bu yönüyle ulusal siyaset; belli bir insan toplumunun, ülke olarak tasarımlanan bir coğrafya ve egemenlik ögeleri etrafında ideolojik amaç, siyasal program ve örgütsel kapasite bütünlüğü oluşturmasını hedefler.
Ancak ulusal siyaset, kendi başına demokratik bir içerik taşımaz. Aynı coğrafya üzerinde yaşayan toplumlar çoğu zaman etnik, dinsel, dilsel ve kültürel bakımdan çoğuldur. Bu çoğulluğu tanıyan; farklı toplumların kendi özerk örgütlenmelerini, eşit ve eşdeğer statülere dayalı ortak bir siyasal program çerçevesinde egemenlik hedefinde uzlaştırmayı esas alan ulusal siyaset, ulusal-demokratik bir nitelik kazanır.
Bu ayrım, Kürd ulusal mücadelesi açısından yalnızca kuramsal değil; doğrudan siyasal ve stratejik bir öneme sahiptir.
3. Egemenliğin Tarihselliği ve Baskı Altındaki Ulusların Kurucu İradesi
Modern çağda baskı altında tutulan her ulusun egemenlik talebi, edilgen bir hak arayışı değil; tarihsel bir özneleşme sürecidir. Egemenlik bu anlamda, yalnızca hukuki bir statü değil; insan toplumlarının kendi siyasal geleceklerini bilinçli, amaçlı ve kolektif biçimde kurma iradesidir.
Egemen ulusların siyasal akımlarının, kendi ülkeleri üzerinde bir egemenlik sorunu bulunmaz. Bu akımlar esas olarak devletin yönetim biçimi, hukuk sistemi ya da sosyo-ekonomik düzeni üzerine yoğunlaşır. Bu nedenle egemen uluslarda “ulusal siyaset” iddiası çoğu zaman dışlayıcı ve otoriter biçimler alır. Buna karşılık baskı altındaki uluslarda ulusal siyaset, siyasal eşitliğin ve kurucu statünün elde edilmesinin temel aracıdır. Başka bir deyişle baskı altındaki uluslarda ulusal siyaset, egemenlik yetkisinin kurucu bir siyasal özne tarafından ideolojik, programatik ve örgütsel bütünlük içinde inşa edilmesinin temel aracıdır. Bu nedenle baskı altında olan ulusların ulusal siyaseti, egemenlik hedefini demokratik ilkeler ve örgütsel irade temelinde kurduğu ölçüde meşru ve ilerici bir karakter taşır.
Rojhilat Kürdistanı bağlamında sorun, ulusal siyasetin meşruiyeti değil; mevcut siyasal öznelerin bu siyaseti ulusal-demokratik bir içerikle inşa edememesidir. Kürtlerin ulusal mücadelesi, başkalarının haklarını inkâr eden bir egemenlik arayışı değil; eşit ve eşdeğer statülere dayalı yeni bir siyasal toplum kurma iradesidir.
4. Hegemonya Çatışmaları Arasında Ulusal İrade: Kürd Ulusal-Demokratik Siyasetinin Olanakları ve Sınırları
İran–ABD çekişmesi, görünürde güvenlik ve nükleer program tartışmaları üzerinden yürütülse de, özünde küresel hegemonya mücadelesinin bir parçasıdır. ABD açısından bu gerilim, Çin’e karşı yürütülen ekonomik ve siyasal rekabet bağlamında enerji dolaşımını ve ticaret hatlarını denetim altına alma stratejisiyle ilişkilidir. Bu çerçevede belirleyici olan, enerji kaynaklarının mülkiyetinden çok, hangi siyasal koşullar altında küresel pazarlara sunulduğudur.
Kürd ulusal hareketi açısından bu çekişme, ne koşulsuz biçimde taraf olunacak bir anti-emperyalist cephe ne de bütünüyle dışlanması gereken bir dış çatışmadır. Ulusal-demokratik siyaset, bu tür hegemonya mücadelelerini, Kürdlerin kurucu ve eşit statüsünü görünür kılabilecek siyasal olanaklar çerçevesinde değerlendirmeyi gerektirir. Ancak bu, yalnızca dış dinamiklere yaslanan değil; bilinçli bir ulusal irade tarafından yönlendirilen bir stratejiyle mümkündür.
5. Siyasal İrade Sorunu: Rojhilat Kürdistanı’nda Ulusal-Demokratik Öznenin Kurulamaması
Rojhilat Kürdistanı’ndaki siyasal tıkanma, farklı örgütsel çizgilerde farklı biçimler alsa da, ortak bir soruna işaret etmektedir; ulusal-demokratik egemenliği, ideolojik hedef, programatik yönelim ve örgütsel kapasite bütünlüğü içinde kurucu bir siyasal hedef hâline getirememek.
KDP-İ çizgisi, tarihsel ulusal söylemine rağmen, İran içi dengelere aşırı bağımlı bir siyaset izleyerek egemenlik hedefini sürekli ertelemiştir. Komala geleneği, ulusal sorunu sınıfsal ya da rejim merkezli dönüşüm projelerine tâbi kılarak Kürd ulusal-demokratik talebini ikincil bir konuma itmiştir.
PJAK çizgisi, ulusal egemenlik hedefini daha geniş bir ideolojik dönüşüm projesiyle ikame etmekte; Rojhilat’ı Kürd ulusunun kurucu bir parçası olarak değil, ideolojik bir tasarımın uygulama alanı olarak ele almaktadır. PAK çizgisi ise ulusal egemenlik fikrini savunmasına rağmen, bu fikri Rojhilat merkezli ve somut bir ulusal-demokratik programa dönüştürememektedir.
Bu farklı yönelimler, yöntem ve söylem bakımından ayrışsalar da, ortak bir sonuç üretmektedir: Kürdlerin Rojhilat’taki siyasal varlığını kurucu bir özne düzeyine taşıyamamak.
6. Parçalı Kürdistan ve Ulusal-Demokratik Strateji Sorunu
Kürdistan’ın dört ayrı devlet egemenliği altında parçalanmış olması, çoğu zaman Kürd ulusal mücadelesinin temel zayıflığı olarak değerlendirilir. Oysa ulusal-demokratik bir siyasal perspektifle ele alındığında, bu parçalanmışlık nesnel olarak yalnızca bir zafiyet değil; doğru bir stratejik çerçeveyle avantaja dönüştürülebilecek tarihsel bir koşuldur Sorun, parçalanmışlığın kendisinden çok, Kürd siyasal hareketinin bu durumu ulusal bir egemenlik stratejisiyle ilişkilendirememesidir.
Ulusal-demokratik siyaset bakımından belirleyici olan, Kürdistan’ın parçalarının ulusal-demokratik bir siyasal perspektifle ele alınmasıdır. Mevcut durumda Kürd siyasal hareketi, her parçayı ayrı bir rejim sorunu olarak okumakta; bu da ulusal öznenin bölünmesine yol açmaktadır.
Ulusal-demokratik siyaset perspektifi, Kürdistan’ın parçalı yapısını, ortak bir egemenlik hedefi doğrultusunda farklı taktik alanlar olarak kavrar. Ancak bunun için zorunlu bir koşul vardır: ortak bir ulusal-demokratik program. Bugün bu programatik birlik mevcut değildir. Taktik farklılıklar, ortak bir ulusal-demokratik programın yokluğunda kurucu hâle gelmiş; parçalı yapı, ulusal egemenlik kapasitesini güçlendirmek yerine siyasal dağınıklığı derinleştirmiştir. Oysa böyle bir program, ulusal toplumun kolektif haklarını, siyasal eşitlik ilkesini, egemenlik hedefinin biçim ve aşamalarını ve parçalar arası ilişkilerin asgari koordinasyon zeminini tanımlayarak, taktik çeşitliliği stratejik bütünlüğe bağlamakla yükümlüdür.
7. Kurucu Siyasi Merkez ve Ortak Program: Ulusal-Demokratik Egemenliğin Siyasal Yönelimi
Kürd ulusal hareketinin önündeki temel tarihsel görev, Kürdistan’ın parçalı yapısını kalıcı ve doğal bir durum olarak kabullenmek değildir; bu yapıyı, ortak bir ulusal-demokratik program temelinde ve egemenlik hedefi doğrultusunda siyasal olarak aşılabilir bir tarihsel gerçeklik olarak yeniden tanımlamaktır.
Ulusal birlik, bu perspektifte, soyut bir devlet biçimi değil; parçalar arasında ortak irade, eşgüdüm ve kurucu egemenlik kapasitesinin inşası sürecidir. Ulusal-demokratik egemenlik, kendiliğinden ortaya çıkmaz; ideolojik yönelimi, programatik çerçevesi ve örgütsel kapasitesi tanımlanmış bilinçli, amaçlı ve kolektif bir siyasal iradenin ürünüdür. Bu irade inşa edilmedikçe, parçalı yapı, ulusal egemenliğin farklı cepheleri arasında kurucu bir eşgüdüm üretmek yerine, siyasal kopukluk ve dağınıklığı yeniden üretmeye devam edecektir.
Değerlendirme ve Sonuç: Ulusal-Demokratik Egemenlik ve Kürd Siyasal Öznesinin Yeniden İnşası
Bu metin, Rojhilat Kürdistanı örneği üzerinden Kürd ulusal hareketinin karşı karşıya olduğu siyasal tıkanmanın, yalnızca baskı ilişkileri ya da bölgesel güç dengeleriyle açıklanamayacağını ortaya koymaya çalışmıştır. Belirleyici sorun, Kürd ulusal hareketinin egemenliği, bilinçli ve amaçlı bir siyasal iradenin ürünü olarak kuramsallaştıran ve bunu kurucu bir siyasal çizgiye dönüştüren ulusal-demokratik bir perspektifi inşa edememiş olmasıdır. Bu tıkanma, nesnel koşulların kaçınılmaz sonucu değil; siyasal yönelimsizlik ve programatik belirsizliğin ürünüdür.
Bu metinde savunulduğu üzere, ulusal egemenlik kendiliğinden gelişen tarihsel bir sonuç ya da dış konjonktürün otomatik bir çıktısı değildir. Egemenlik, ulusal toplumun kendi siyasal kaderini kolektif olarak üstlenmesini sağlayan kurucu bir iradenin ürünü olarak varlık kazanır. Dolayısıyla Kürd ulusal sorunu, mevcut devlet yapıları içinde daha fazla hak talep edilmesiyle sınırlı bir mücadele alanı olarak ele alınamaz. Asıl mesele, Kürdlerin siyasal olarak kurucu bir özne hâline gelip gelmemesidir. Bu özneleşme gerçekleşmediği sürece, elde edilen kazanımlar geçici, kırılgan ve dışsal bağımlılıklara açık olmaya mahkûmdur.
Rojhilat Kürdistanı’nda yaşanan siyasal tıkanma, kurucu iradenin parçalı, dağınık ve ikame edici siyasal projeler içinde erimesinin somut bir ifadesidir. Ulusal egemenlik hedefinin rejim dönüşümü projelerine, bölgesel ideolojik tasarımlara ya da dar örgütsel hesaplara tâbi kılınması, Kürd siyasal mücadelesini güçlendirmemiş; tersine, onu kurucu bir eksenden uzaklaştırmıştır. Bu durum, ulusal-demokratik egemenlik hedefinin tali değil, Kürd siyasal mücadelesinin merkezî referansı hâline getirilmesi gerektiğini açık biçimde göstermektedir.
Kürdistan’ın farklı devlet egemenlikleri altında parçalanmış olması, ne doğal bir durum ne de siyasal olarak kabullenilmesi gereken değişmez bir kaderdir. Bu parçalanmışlık, ancak ortak bir ulusal-demokratik program ve bilinçli bir siyasal irade temelinde ele alındığında aşılabilir bir tarihsel koşula dönüşür. Parçalar arasındaki farklılıklar, ulusal-demokratik egemenlik hedefiyle ilişkilendirildiğinde zayıflık değil; çok-merkezli ve esnek bir siyasal kapasitenin imkânını üretir. Ancak bu imkân, bağlayıcı bir program ve kurucu bir siyasal merkez oluşturulmadıkça fiilî bir güce dönüşemez. Buraya kadar söylenenlerin daha açık anlaşılabilmesi için, kısaca ulus-devletin ne olduğuna bakmak gerekir.
Ulus-devlet, ulus örgütlenme ile idari örgütlenmenin bütünselliğinden oluşan özgül bir siyasal örgütlenme biçimi olarak tanımlanmaktadır. Ulus örgütlenme, ulus, ülke ve egemenlik ögelerinin ayrılmaz bir bütünlüğüne dayanır. Bu bütünlük, siyasal toplumun kime ait olduğu, hangi coğrafya üzerinde egemenlik kurduğu ve egemenlik yetkisinin kim tarafından kullanıldığı sorularına verilen tarihsel-siyasal yanıtı ifade eder. İdari örgütlenme ise rasyonel örgütlenme, pozitif hukuk ve meşru şiddet tekeli özelliklerinin bütünselliğinden oluşur. Bu boyut, siyasal iktidarın nasıl örgütlendiğini, nasıl işlediğini ve zor kullanma yetkisinin hangi kurumsal çerçevede düzenlendiğini belirler.
Modern ulus-devlet, bu iki örgütlenme biçiminin tek bir siyasal merkezde çakışmasıyla ortaya çıkar. Baskı altında olan ulusların temel sorunu ise, bu bütünselliğin egemen ulus lehine kurulmuş olmasıdır. Ulus örgütlenmeye ilişkin ülke ve egemenlik ögeleri gasp edilmiş; idari örgütlenme bu gaspı sürdüren ve yeniden üreten bir araca dönüştürülmüştür. Bu nedenle sorun, yalnızca idari düzeyde hak genişletimi değil; egemenlik ilişkilerinin siyasal olarak yeniden kurulmasıdır.
Bu kavramsal çerçeve, Kürd ulusal toplumunun egemenlik sorununu hangi siyasal biçimler üzerinden çözebileceğini açık ve tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır. Günümüz tarihsel momentinde Kürd ulusal toplumunun egemenlik salahiyetini elde edebileceği seçenekler sınırlıdır ve nettir. Bunlardan ilki, ulus örgütlenme ile idari örgütlenmenin yeniden tek bir siyasal merkezde birleştiği ulus-devlet biçimidir. İkincisi ise, ulus-devletin bütünsel yapısını yeniden üretmeden, ulus örgütlenmeye ilişkin ülke ve egemenlik ögelerini siyasal uzlaşma, kurumsal güvence ve paylaşılmış egemenlik mekanizmaları yoluyla ele alan federal katılımcı konsensüs demokrasisi biçimidir. Bu ikinci biçim, egemen ulusların demokratik ve sosyo-ekonomik talepleri ile baskı altında olan ulusların ulusal-demokratik hak mücadelesini aynı siyasal zeminde buluşturabilen tek gerçekçi seçenektir.
Ancak içinde bulunduğumuz koşullarda, Kürd siyasal öznelerinin dağınık konumu, sınırlı siyasal kapasitesi ve bundan kaynaklanan güçsüzlüğü ile mevcut uluslararası güç dengeleri, bu egemenlik biçimlerinin kısa ve orta vadede kendiliğinden gerçekleşmesini olanaksız kılmaktadır. Bu olanaksızlık nesnel bir kader değil, siyasal bir yetersizliğin sonucudur. Kürd ulusal toplumunun egemenlik perspektifi, mevcut güç dengelerine uyum sağlamakla değil; bu dengeleri dönüştürmeyi hedefleyen ortak bir ulusal-demokratik program etrafında kurucu bir siyasal özne inşa etmekle mümkün hâle gelebilir. Böyle bir özneleşme gerçekleşmeden, uluslararası konjonktürden medet uman her siyasal yönelim, bağımlılık ilişkilerini yeniden üretmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Sonuç olarak, ortak ulusal-demokratik programa dayanan kurucu bir siyasal irade inşa edilmedikçe, Kürdler siyasal olarak yalnızca talepler dile getiren, tepkisel ve geçici kazanımlarla yetinen bir toplum konumunu aşamayacaktır. Buna karşılık, böyle bir irade geliştirilebildiği ölçüde Kürd ulusal toplumu, kendi siyasal kaderini bilinçli, amaçlı ve kolektif biçimde kurabilen tarihsel bir özne hâline gelebilir. Aksi hâlde, bölgesel ya da küresel güç dengelerinde yaşanan her dalgalanma, Kürdler açısından yeni bağımlılık biçimleri üretmeye devam edecek; ulusal sorun çözülmek yerine farklı siyasal formlar altında yeniden üretilecektir.
Diyarbekir/19.1.2026
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.