Kürt ulusal mücadelesi, salt bir siyasal isyanlar tarihi değil; aynı zamanda bir var olma iradesinin, bir direnme ahlâkının ve bir ulusal bilincin tarihidir. Bu mücadele, yaklaşık 150 yıllık bir süreçte; direnişler, zaferler, yenilgiler, kırılmalar, sürgünler ve yeniden doğuşlarla şekillenmiş; Kürt milletinin kendi kaderini tayin etme iradesini sürekli olarak canlı tutmuştur.
Bu tarihsel sürekliliğin en önemli kavşak noktalarından biri, kuşkusuz ki Barzanî geleneğinin doğuşudur. Barzanî hareketi, kendiliğinden ortaya çıkmış bir aile ya da aşiret hareketi değil; aksine, Kürt ulusal kimliğinin siyasal ve toplumsal bilince dönüştüğü tarihsel bir momentin ürünüdür. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecine girdiği bir dönemde; Güney Kürdistan coğrafyası, mutlak merkeziyetçi politikaların, asimilasyoncu uygulamaların, inkâr ve imha siyasetinin hedefi hâline getirilmiştir.
İşte bu tarihsel konjonktürde Şêx Ebdusselam Barzanî, Kürt milletinin sosyal, siyasal ve kültürel haklarını açık ve net reform talepleriyle dile getiren ilk ulusal önderlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Şêx Ebdusselam Barzanî’nin mücadelesi özetle;
1- Yerel özerklik,
2- Anadilde eğitim,
3- Kürtlerin kendi topraklarında idari temsil hakkı
talepleri etrafında şekillenmiştir.
Bu talepler, o dönem için son derece cesur, ileri ve “tehlikeli” görülmüştür. Bu taleplerin bedeli ağır olmuş; Şêx Ebdusselam Barzanî, Kürt ulusal bilincini uyandırma cesaretinin bedelini idam edilerek ödemiştir. Ancak bu idam, bir son değil; aksine Kürt ulusal mücadelesinin hafızasında bir kırılma ve aynı zamanda bir başlangıç olmuştur.
Kürt ulusal tarihi, sürekli olarak şu üçlü diyalektik üzerinden ilerlemiştir: Direniş – bastırılma – yeniden ayağa kalkma. Barzanî geleneği de tam olarak bu diyalektiğin somutlaşmış hâlidir. Şêx Ebdusselam Barzanî’nin idamı, Kürtlerde geçici bir sessizlik yaratmış gibi görünse de; bu sessizlik, derinlerde biriken öfkenin, bilincin ve ulusal onurun sessizliğidir.
Nitekim bu birikim, kısa bir süre sonra Şêx Ehmed Barzanî ve efsanewî General Melle Mustafa Barzanî önderliğinde tarihin en uzun soluklu ulusal direnişlerinden birine dönüşecektir. Bu aşamada Barzanî hareketi, artık sadece bir bölgenin ya da bir aşiretin değil; dört parça Kürdistan’da yankı bulan ulusal bir direniş okuluna dönüşmüştür.
Kürt ulusal mücadelesi tarihinde bazı isimler vardır ki, sadece bir dönemi değil; bir ahlâkı, bir siyasal tavrı ve bir var olma felsefesini temsil eder. Hiç kuşku yok ki Şêx Ehmed Barzanî ve Melle Mustafa Barzanî, bu isimlerin en başında gelir. Onlar, Kürt ulusal mücadelesini geçici kazanımlar üzerine değil; onur, direniş ve süreklilik üzerine inşa eden iki milli lider olarak tarihe geçmişlerdir. Barzanîler için mücadele, yalnızca bir askerî çatışma değil; Kürt ulusunun kendisini inkâr ettirmeme iradesidir.
20. yüzyılın ortalarında Güney Kürdistan coğrafyası; Irak, İran ve Türkiye olmak üzere üç sömürgeci devletin ortak baskı ve tasfiye politikalarıyla kuşatılmıştı. Bu devletler, Kürt direnişini askerî olarak tasfiye etmenin yanı sıra; teslimiyet, pazarlık ve ihanet yollarını da bir araç olarak kullanıyordu. İşte böyle bir konjonktürde, Irak ve İngiltere güçlerine teslim olma çağrıları yapıldığında, Melle Mustafa Barzanî ulusal, tarihsel, siyasal ve ahlaki bir duruş sergileyerek şunu net biçimde ortaya koymuştur:
“Teslimiyet, bir siyasi tercih değil; tarifi mümkün olmayan alçakça bir ulusal ihanettir. İhanetin mazereti olmaz, bedeli olur.”
Bu tavır, o günün tarihsel şartlarında son derece ağır bedelleri göze almak anlamına geliyordu. Zira karşısında sadece İngiltere ve Irak ordusu değil; aynı anda İran ve Türkiye’nin de desteklediği çok uluslu bir askerî kuşatma vardı. General Barzanî, aylar boyunca Irak-İran-Türkiye güçlerine karşı aralıksız çatışmalara girmiş; bu süreçte 10 pêşmergesi şehit düşmüş, General Barzanî dâhil 29 pêşmerge yaralanmıştır.
Böylece savaşlar tarihinde en zor ve en uzun yürüyüşlerden birini gerçekleştirmiş tek ulusal önder ve tek komutan Melle Mustafa Barzanî olmuştur. Ancak bu kayıplar, Barzanî hareketi açısından bir zayıflama değil; ulusal direnişin bedelini ödemeye hazır olunduğunun tarihsel ispatı ve ahlaki duruşu olmuştur. Bu direniş, Kürt ulusal hafızasında şu gerçeği kalıcı hâle getirmiştir:
“Ulus olmak; ulusal bir bilinç, sarsılmaz bir inanç, onurun cesareti ve kesin bir kararlılıkla bedel ödemeyi göze almaktır.”
Efsanevi generalin 500 pêşmergesiyle gerçekleştirdiği uzun yürüyüş, yenilginin değil; direnişin adıdır. Güney Kürdistan’da askerî kuşatmanın giderek daraldığı, coğrafyanın nefes alınamaz hâle geldiği bir aşamada; Melle Mustafa Barzanî, yanında 500 pêşmergesiyle insanlık tarihine geçecek olan en uzun ve en zorlu ulusal direniş yürüyüşünü Mayıs 1947’de başlatmıştır. Bu yürüyüş, basit bir geri çekilme ya da zorunlu bir kaçış değil; ulusal direnişi korumak, pêşmerge gücünü tasfiye ettirmemek ve mücadelenin geleceğini güvence altına almak amacıyla alınmış son derece bilinçli, stratejik ve tarihsel bir karardır.
Bu uzun yürüyüş; Irak, İran ve Türkiye ordularının eş zamanlı saldırıları, son derece sert coğrafi ve iklim koşulları, açlık, hastalık, cephane yetersizliği ve sürekli takip altında olma gerçeğiyle iç içe geçmiştir. Buna ek olarak, güzergâh üzerindeki bazı Kürt aşiretlerinin Barzanî hareketine karşı aldığı ihanetçi ve işbirlikçi tutumlar, süreci daha da ağırlaştırmıştır.
Özellikle Aras Nehri’ne ulaşma ve nehri geçme aşaması, Kürt ulusal mücadele tarihinin en dramatik, en onurlu ve en zor sayfalarından biridir. Bu tarihsel kesiti derinlemesine kavramak açısından, değerli dostum Kürt yazar-romancı Jan Dost’un “Şerê Dawî Yê General” adlı Kürtçe romanı, mutlaka okunması gereken temel kaynaklardan biridir. Bu eser, uzun yürüyüşün insanî, askerî ve ahlâkî boyutlarını Kürt ulusal hafızasına kazıyan güçlü bir edebî tanıklıktır.
Devam edecek.
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.