Biz Kürtlere "Seçmeli Ders" Sadakası Değil, "Seçilmiş Statü" Hakkı Gerekir!
Yeni Suriye yönetiminin (Ahmed Şa'ra/Colani) imzasıyla sunulan 8 maddelik ''Kürt açılımı'' kararnamesindeki "seçmeli ders tuzağı"nı merkeze alan, ancak metnin içine gizlenmiş hukuki kelime oyunlarını (ulusal dil vs. resmi dil) ve demografik tuzakları da ifşa eden reddiyem şudur:
Ahmed eş-Şer’a’nın (Colani) imzasıyla "Kürtlere Müjde" gibi sunulan 8 maddelik kararname, Kürt halkının on yıllık fiili kazanımlarını (Rojava - Kuzey Suriye Statüsü) eritmek için kurgulanmış, "yeşil kamuflajlı" bir Baas zihniyetidir. Bu zehirli tuzağın arkasında Türkiye'nin Kürt karşıtı aklının da olduğunu biliyoruz!
Bu bir anayasa metni değil, Ahmed eş-Şer’a'nın kendi başına imzaladığı bir metindir, isterse bugün bile iptal edebilir! Çünkü anayasal bir metin değil!
Daha da önemlisi bu metin bir hak iadesi değil, klasik devlet aklının "yumuşak tasfiye" planıdır. Biz Kürtler neden kandırılmamalıyız? İşte cevabımız:
1. "Seçmeli Ders" Tuzağı ve Türkiye Simülasyonu
Kararnamenin 3. Maddesi Kürtçeyi "seçmeli müfredat" veya "kültürel etkinlik" seviyesine indirgiyor. Biz bu senaryoyu komşumuz Türkiye’den ezbere biliyoruz. Kağıt üzerinde "Kürtçe seçmeli ders" vardır ama pratikte okul müdürleri "Öğretmen yok", "Sınıf açılmadı", "Yeterli talep yok, Din Kültürü seçin" diyerek bu hakkı bürokrasi eliyle yasaklar.
Kürtlerin talebi; dilinin okulda "haftada iki saatlik hobi faaliyeti" olması değil, Eğitim Dili olmasıdır. Ana dilinde eğitim hakkı ile seçmeli ders arasındaki fark, özgürlük ile kölelik arasındaki fark kadardır.
MUTFAK MİSÂLİ:
Bu durum şuna benzer: Bir misafirliğe gittiğinde ev sahibi sana "Ne içersin?" diye sorarsa bu nezakettir. Ama kendi evinde, kendi mutfağında ne pişireceğine başkası karar veriyorsa, sen o evin sahibi değil, sığıntısısın demektir. Rojava’da bugün çocuklarımız Fiziği, Matematiği Kürtçe çözüyor, mutfağın sahibiyiz. Onlar ise bizi mutfaktan atıp, "Haftada iki saat, o da müdür izin verirse şarkı söyleyebilirsiniz" diyorlar.
2. "Ulusal Dil" Kelime Oyunu (Resmiyet Yok!)
Metinde Kürtçe için "Ulusal Dil" (Luğa Wataniyya) ifadesi kullanılıyor, "Resmi Dil" (Luğa Resmiyya) denmiyor. Bu, hukuksal bir tuzaktır. Bir dil "resmi" değilse; mahkemede, tapuda, hastanede ve devlet dairesinde geçersizdir. Kürtçeyi sadece okul bahçesine ve folklorik şarkılara hapsedip, devletin kapısından içeri sokmamak, Kürtleri "ikinci sınıf vatandaş" olarak tutmanın kibar yoludur. Tıpkı Türkiye'de uygulandığı gibi!
VİTRİN MİSÂLİ:
Bize diyorlar ki: "Milli Dil" olun. Bu ne demek biliyor musunuz? Vitrindeki süs olun demektir; bakarsın ama dokunamazsın. "Resmi Dil" ise o dükkanın anahtarıdır. Yani; "Düğününde, tarlada Kürtçe konuşabilirsin ama Mahkemeye gittiğinde, Tapuya başvurduğunda dilin kapıda kalır." Anahtarı vermedikleri sürece, devlet dairesinde dilsizsiniz demektir.
3. Coğrafi ve Demografik Kota Tuzağı
Madde 3'te çok sinsi bir detay var: "Kürtlerin nüfusun önemli bir yüzdesini oluşturduğu bölgelerde..." deniliyor.
Bu şu demektir: Yarın devlet demografik mühendislik yapıp (Esad rejiminin uyguladığı Arap Kemer politikası gibi) o bölgeye Arap nüfus yerleştirirse veya Kürtleri göçertirse, "Artık burada çoğunluk değilsiniz, Kürtçe öğretemezsiniz" diyecekler. Haklar anlık nüfus oranına göre değil, o toprağın kadim halkı olmamıza göre Anayasal ve Bölgesel olarak tanınmalıdır.
KİRACI MİSÂLİ:
Yani bize diyorlar ki; "Siz bu evin sahibi (kadim halkı) değilsiniz, sayıca çoksanız kalabilirsiniz." Bizi kendi toprağımızda ev sahibi değil, ev sahibi (devlet) istediği zaman nüfus oyunuyla kapı dışarı edebileceği bir kiracı konumuna düşürmek istiyorlar.
4. Vatandaşlık Lütuf Değil, Gasp Edilmiş Hakkın İadesidir
Madde 4 ile 1962 mağduru kimliksiz Kürtlere (Ecanib/Mektume) vatandaşlık verileceği söyleniyor.
Çalınan cüzdanı sahibine geri verip "Bak sana hediye veriyorum" diyemezsiniz. Bu madde, rejimin 60 yıllık insanlık suçunun devamı olur. Bu "gecikmiş iadeyi" bir lütuf gibi sunarak, Kürtlerin Rojava’daki siyasi özerklik taleplerinden vazgeçmesini beklemek siyasi körlüktür.
CÜZDAN VE TAPU MİSÂLİ:
Bir hırsız, yıllar önce sizden çaldığı cüzdanı (kimliği) geri getiriyor. Ama karşılığında evinizin tapusunu (Statünüzü ve Yönetiminizi) kendisine devretmenizi istiyor. Buna teşekkür mü edilir? Üstelik o kimliği size "vatandaş" olun diye değil, "Asker" olun, üniforma giyip bizim savaşlarımızda ölün diye veriyorlar. Cüzdanı alıp tapuyu kaptırmayın!
5. "Ulusal Fitne" Sopası (Madde 6)
Madde 6'da "Ulusal fitneye kışkırtanların cezalandırılacağı" belirtiliyor. Ortadoğu'da "fitne" kelimesi, her türlü demokratik talebi bastırmanın kod adıdır. Yarın bir Kürt çıkıp "Biz demokratik ve insani haklarımızı istiyoruz", "rejimin okul müdürleri çocuklarımızı Kürtçe dilini seçmesine izin vermiyor" dediğinde, bu maddeye dayanılarak "bölücülük ve fitne" suçlamasıyla yargılanacaktır. Bu madde, başımızda sallanan Demokles'in kılıcıdır.
6. Asıl Amaç: "Silahları Bırakın"
Tüm bu süslü maddelerin tek bir amacı var; Kürtlerin Silahlarını bırakmalarını sağlamak ve statülerini yıkmaktır!
Bugün Kürtlerin elindeki tek güvence, kendi öz savunma güçleridir. Rojava’daki askeri ve siyasi varlık olmasaydı, bu kararnameyi yazma zahmetine bile girmezlerdi. Uluslararası garantili bir statü (Özerklik/Federasyon) tanınmadan silah bırakmak, celladına boynunu uzatmaktır.
KURT VE KUZU MİSÂLİ:
Bize "Silahı bırakın, devlet (ben) sizi korurum" diyenlerin yönettiği Afrin burnumuzun dibinde! Orada Kürtleri korudular mı? Hayır, evlerini gasp ettiler, Kürtleri evlerinden çıkarıp Arap, Özbek, Uygur gibi yabancıları yerleştirdiler, Kürtler sokakta onlar evlerinde kaldılar; Kürtlerin zeytin ağaçlarını kesip sattılar, 'haraç vermezseniz çocuklarınız ve bebeklerinizi geri vermeyiz' dediler. Kürtlerin tavuklarını bile çaldılar. Şam'ı ele geçirdiklerinde, Efrin'den giden silahlı güçleri, uzun süredir kaldıkları evlerdeki kapı ve pencereleri bile söküp götürdüler, Kürtlere 'Haraç vermezseniz evlerinizi yıkıp gideriz' dediler. YPG yönetimi varken Kürtçe ve Arapça eğitim veriliyordu, ancak Efrin işgal edilince Kürtçe yasaklandı, yüzde 98'i Kürt olan bu kentte Arapça-Türkçe eğitim veriliyor artık. Durum halen budur.
Afrin'de kurdun dişlerini gösterenler, Kamışlı'da çoban olamaz. Kuzu, 'ben artık vejetaryen oldum' diyen kurda teslim edilemez. SDF (QSD) ve Rojava'daki statü biz Kürtlerin sigortasıdır.
SONUÇ:
Kürtler, Şam’dan uzatılan ve yarın bir başka kararnameyle iptal edilebilecek "fermanlara" değil; kendi kurdukları meclislere ve statüye inanmaktadır.
Suriye rejimi başındaki Ahmed Şa'ra'nın "seçmeli ders" sadakasına karnımız tok.
Çözüm: Sadaka değil STATÜ, Kararname değil ANAYASA.
@bedelboseli
Kaynak: https://www.facebook.com/search/top?q=Bedel%20Boseli
Şirvove (0)
Hêj şîrove nînin. Şiroveya yekem tu bike.