Öcalan'ın görmediği tarih

Kürt tarihinde Kürt kadını

IŞİD'e karşı savaşan Kürt kadın savaşçıların, özellikle de Kobani'dekilerin ünü son yıllarda çoğu zaman Abdullah Öcalan'ın ideolojisine yazıldı; sanki Kürt kadını ondan önce evde ve haremde kapalıydı, eline silahı veren ve ona dağın yolunu açan oydu. Öcalan da kendisi bunu söyler. Ama bu anlatı tarihi tersine çevirir. Kürt kadınlarının yiğitliği ondan da, herhangi bir partiden de önce vardı: Kaynakların çoğunun Maraş'ın Sinemilli aşiretinden bir Kürt kadını olarak gösterdiği Kara Fatma (19. yüzyıl), Kırım Savaşı'nda (1854) kendi aşiretinden atlıların başında savaşa gitti; Mahabad Cumhuriyeti'nde (1946) Kürt kadınları Mina Kadı'nın önderliğinde Kürdistan Demokrat Kadınlar Partisi'ni kurdu; Başûr'daki Eylül Devrimi'nde kadınlar peşmerge saflarına katıldı; ve Leyla Kasım (1952–1974), 1974'te, PKK'nin kuruluşundan dört yıl önce, Baas rejiminin darağacına başı dik yürüdü. Kürt toplumunda, toplumsal ve dinî bağlara ve kısıtlamalara rağmen, kadının konumu komşu Türk, Arap ve Fars toplumlarıyla kıyaslanamayacak bir yerdeydi. Kobani kadınlarının direnişi bu tarihin devamıdır, başlangıcı değil.

Bu konumun köklü bir geçmişi vardır. Kaynaklara göre 8. yüzyılın ortasında Musul'un Kürt emirlerinden birinin kızı olan Kürt Lübabe, son Emevi halifesi II. Mervan'ın annesiydi. 12. ile 14. yüzyıllar arasında Kürt kadınları İslam fıkhında ve dinî ilimlerde hocalık mertebesine ulaştı: Bağdat'ın en önde gelen muhaddislerinden Fahrünnisa Şühde ed-Dineveriyye (1092–1178), Ümmü Muhammed el-Hakkariyye (ö. 1314), Fatıma bint İbrahim el-Hakkariyye (1284–1356), iki kız kardeş Esma Hatun el-Hakkariyye (1315–1368) ve Cüveyriye Hatun el-Hakkariyye (ö. 1383), ayrıca hepsi 13. ve 14. yüzyıllarda yaşamış olan Selma Hatun el-Ceziriyye, Aişe ve Fatıma el-Ceziriyye, Emetullah Hatun el-Kürdiyye el-Hakkariyye ve Fatıma Hatun el-Gurani. Kürdistan Yahudileri arasında, Barzan bölgesinden Rabbi Şmuel ben Netanel'in kızı Asenat Barzani (y. 1590–1670), kocasının ölümünden sonra Musul'daki Yahudi dinî okulunun başına geçti ve Yahudi tarihinin ilk kadın rabbisi sayılır.

19. yüzyılda Sine'li (Sanandaj) Mestûre Kurdistanî (Mah Şeref Hanım, 1805–1848), şiir divanının yanı sıra Erdelan Emirliği'nin tarihini yazdı ve Ortadoğu'nun ilk kadın tarihçisi kabul edilir. 20. yüzyılın başında Adile Hanım (y. 1847–1924), kocası Caf Osman Paşa'nın 1909'daki ölümünden sonra Caf aşiretinin reisliğini ve Şehrizor'un yönetimini üstlendi ve yıllarca bölgenin en güçlü siyasi figürlerinden biri oldu. 1960'lardaki Eylül Devrimi'nde ise Duhok bölgesinden Hristiyan bir genç kız olan Margaret George (1941–1969) kadın peşmergenin simgesi hâline geldi.

Bu isimler, Kürt kadınının geleneksel ve dinî kısıtlamalara rağmen konumunu kayda değer ölçüde koruyabildiğini gösterir; özellikle Kürt dindarlığı, ritüel bir denetim mekanizmasından çok bir zühd ve takva rehberi olduğu için. Kürt kadını pek çok durumda erkeğin kulu değil, önemli toplumsal ve siyasi süreçlerde onun kararlarının ortağıydı.

Tarihsiz Öcalan

Abdullah Öcalan'ın söyleminde bu kadınların hiçbirinden söz edilmez. Onun anlatısında Kürt kadınının tarihi Sümer tanrıçalarından ve Neolitik toplumdan doğrudan bugüne atlar; aradaki her şeyin adı “beş bin yıllık kölelik”tir. 2004'te avukatlarıyla bir görüşmede bütün Ortadoğu hakkında şu hükmü verdi:

Bugünkü Avrupa kadını 300-400 yıllık manastır-rahibe geleneğinin antitezidir. Ortadoğu'da da onlar baskın olmaya çalışıyor. Ortadoğu'nun kadın kimliği yok, henüz yaratılmamış. İslam içinde kadın geliştirilemedi.

Görüşme Notları 2004, PDF s. 63 (1 Eylül 2004)

Ortadoğu'da kadın ölüdür.

Görüşme Notları 2004, PDF s. 101 (1 Aralık 2004)

“İslam içinde kadın geliştirilemedi”: Bu hüküm, Orta Çağ'da onlarca Kürt kadınının fakih ve muhaddis mertebesine ulaştığı geleneğin ta kendisi hakkında verilir. “Ortadoğu'nun kadın kimliği henüz yaratılmamış”: Oysa Mestûre Kurdistanî ondan yüz elli yıl önce bir Kürt emirliğinin tarihini yazmıştı. 2013'te İmralı'da aynı hükmü doğrudan Kürtlere uyguladı:

Kürt kişiliği özgür anlamında yoktur. Kürt kanununda kadın zaten ölüdür. Erkek de ölüdür.

İmralı Notları, s. 206 (14 Ekim 2013)

Öcalan: On sekiz yaşında gelin olmuş. Aşiret kızı. Aşiret meselesini de anlattım. Sati kültürü Mitanni geleneğidir. O gelenek aşiretlerde kalmış.

İmralı Notları, s. 450 (27 Şubat 2015)

Öcalan bu ikinci sözü, eşi 1994'te suikastla öldürülen ve Türkiye'deki tanınmış Kürt kadın siyasetçi olan Pervin Buldan hakkında söyledi. Bir Kürt dulunun hayatını, dul kadının ölen kocasının odun yığınında yakıldığı Hint geleneği “sati” ile yorumluyor ve bu geleneği “aşiretlerde kalmış” bir “Mitanni” mirası sayıyor. Kürt aşiretinin gerçek tarihi bunun tam tersini gösterir: Caf aşiretinden Adile Hanım kocasının ölümünden sonra ne yakıldı ne de kenara itildi; aşiretin reisi oldu. Öcalan bu tarihin yerine Kürt tarihinde hiçbir belgesi olmayan mitolojik bir varsayım koyar.

Türk anlatısının çerçevesinde

Öcalan'ın Kürt toplumu hakkında çizdiği tablo (kadının “ölü” olduğu, ancak dışarıdan gelen modernleştirici bir gücün kurtarabileceği feodal ve aşiretçi bir toplum) yeni değildir. Bu, Türk devletinin 1920'lerden beri “Doğu” hakkında kurduğu anlatının ta kendisidir: Kürdistan ağa, şeyh ve aşiret diyarı, Kürt kadını ise bunun kurbanı ve Cumhuriyet reformlarıyla “medenileştirilmesi” gereken biri. Öcalan bu anlatıyı eleştirmez; onu benimser ve yalnızca kurtarıcıyı değiştirir. Bu benimsemenin açık bir göstergesi, kadın meselesinde Mustafa Kemal'e yönelttiği övgüdür:

Ben bunu söylüyorum beni hemen Atatürkçü olarak değerlendirmesinler. Ama bazı gerçekleri de teslim etmek gerekir. Atatürk türban ve kadın özgürlüğü konusunda şimdikilerden daha ciddidir. Ne türbanın ne de mankenciliğin Türkiye'si Atatürk'ün Türkiye'sidir. Benim kadın yaklaşımım tabii daha derinliklidir.

Görüşme Notları 2004, PDF s. 2 (17 Mart 2004)

Atatürk'ün kadın şeyini küçüksememek lazım. Atatürk'le çok uğraştılar. Halen türbanı dayatıyorlar. Basit ele alıyorlar. Türban Atatürk'ün kadın özgürlük çabasına bir darbedir. Kadın özgürlüğünü daha geliştirmek istiyoruz.

Görüşme Notları 2004, PDF s. 18 (7 Nisan 2004)

Kadınlara ilişkin de aslında Latife ile ilişkisine kadar bir özgürlük, bir güzellik arayışı vardı. Babam da bana anlatırdı, o dönem askermiş. Mustafa Kemal Antalya'ya gittiğinde kızlarla yaptığı bir toplantıda sohbet edip, şiir ve edebiyat konuşmuşlar. Halk da Mustafa Kemal, kızlarımıza el attı diye isyana kalkışmış. Bu nedenle Mustafa Kemal, Antalya'yı apar topar terk etmek zorunda kalmış. Ben küçükken babam bana bu hikayeyi anlatmıştı. Daha sonra kitaplardan okuduğum hikaye ile babamın anlattığı hikaye aynıydı. Beni de kadın özgürlüğü konusunda çok suçladılar ancak biz onlara özgür alanlar sunabildik.

Görüşme Notları 2008, PDF s. 6

Cumhuriyetin kuruluşundaki eksik kalan ayaklardan biri de budur, kadın sorunu çözülmemiş, dondurulmuştur.

Görüşme Notları 2007, PDF s. 4 (6 Ocak 2007)

Bu sözlerde kadının kurtuluşu, Mustafa Kemal'in başlattığı ve Cumhuriyet'in “eksik” bıraktığı bir projedir; Öcalan da kendini bu projenin sürdürücüsü olarak görür: “Kadın özgürlüğünü daha geliştirmek istiyoruz.” Antalya hikâyesinde Mustafa Kemal kızların özgürlüğünün hamisi, “halk” ise gerici güç olarak resmedilir; Öcalan da kendini aynı yere koyar: “Beni de … çok suçladılar ancak biz onlara özgür alanlar sunabildik.” Onun kadın özgürlüğü konusundaki referansı Kürt tarihinin kadınları değil, Kürt kimliğini inkâr eden devletin kurucusudur.

Bu çerçevede Kürt kadını, kurtarıcı önderden (ister Atatürk ister Öcalan'ın kendisi olsun) önce “ölü”, “zavallı” ve “köle” olmak zorundadır. Şaşırtıcı olan şu ki, Doğu'ya kendileri de sömürgeci bir bakışla bakan 19. yüzyıl Avrupalı gezginleri Kürt kadınını bu tablonun tam karşısında gördüler. Aşağıda bu anlatıların her biri orijinal dilinde ve Türkçe çevirisiyle verilmiş, yanına da Öcalan'ın bunun tersini söyleyen bir ya da iki sözü konmuştur.

Avrupalı gezginlerin anlatısında, Kürt kaynaklarında ve Öcalan’ın söyleminde Kürt kadını

1. Claudius James Rich, 1820

Avrupalı anlatı

"…the women [were] going about with the men, and performing their domestic labors without any veil…"

…kadınlar erkeklerle birlikte dolaşıyor ve ev işlerini hiçbir peçe takmadan yapıyorlardı…

C. J. Rich, Narrative of a Residence in Koordistan, c. 1, 1836, s. 85 – aktaran Alizadeh vd., SAGE Open, 2022

Öcalan’ın söylemi

"Kadınlarımız beş bin yıldır hep kendilerine verilmiş kadınlık rolüyle yetişmişler bunu aşamıyorlar. Hep bir yaşa geldiğinde evlenecek, erkeğe hizmet edecek ya da evde kalma psikolojisine girecek. Bu döngüyü aşamıyorlar."

Görüşme Notları 2007, PDF s. 4 (6 Ocak 2007)

Rich 1820'de, Baban Emirliği'nin merkezi olan Süleymaniye'de kadınları sokakta ve çarşıda “erkeklerle birlikte” görür; gündelik işlerini “peçesiz” yaparlar. Bu bir şehir sahnesine ait bir gözlemdir, göçebe hayatına değil; demek ki Kürt kadınının hareket serbestliği dağ ve yaylayla sınırlı değildi.

Öcalan aynı kadını “beş bin yıl”lık kapalı bir rol çemberi içinde görür ve kadın bu çemberi “aşamıyor”: evlilik, erkeğe hizmet ya da evde kalma. “Kadınlarımız” zamiri onu bütün Kürt kadınlarının sözcüsü yapar, “hep” kaydı da her istisnayı siler. Rich'in gördüğü (şehrin kamusal alanındaki Kürt kadını) bu beş bin yıllık anlatıda kendine yer bulamaz.

2. Claudius James Rich, 1836

Avrupalı anlatı

"From this exhibition it may be almost superfluous to add that the Koordish females in their houses are far less scrupulous than Turkish or even Arab women. Men servants are admitted and even from strangers they are not very cautious in concealing themselves when they are going about the town."

Bu manzaradan sonra, Kürt kadınlarının evlerinde Türk ve hatta Arap kadınlarından çok daha az titiz olduklarını eklemek neredeyse gereksizdir. Erkek hizmetkârlar [harem dairesine] alınır; şehirde dolaşırken yabancılardan bile kendilerini gizlemeye pek özen göstermezler.

C. J. Rich, Narrative of a Residence in Koordistan, 1836, s. 284

Öcalan’ın söylemi

"Tabii kadınlar çok daha sıkı baskı ve gözetim altında büyütülürler. Onlara daha katmerli kurallar dayatılır; boyun eğmeci ve itaatkar bir yaşam kabul ettirilmeye çalışılır."

NY 1, s. 62–63

Doğu Hindistan Şirketi'nin Bağdat temsilcisi Rich, Kürt kadınını Türk ve Arap kadınıyla karşılaştırır ve örtünme konusunda onu “daha az titiz” bulur. Kürt kadını kendi evinde yabancı erkekleri kabul eder ve şehirde kendini gizlemez. Scrupulous (titiz, kılı kırk yaran) kelimesi Rich'in ölçütünün kapalılık olduğunu gösterir: Ona göre Kürt kadını bu normdan “eksik” kalır. Bu betimleme ne övgü ne yergidir; farkı görüp şaşıran bir gözlemcinin raporudur.

Öcalan aynı toplumu içeriden ve kendi çocukluk hatırasından anlatır ve tersine bir tablo çizer: Kadın “çok daha sıkı baskı ve gözetim altında” büyütülür, ona “boyun eğmeci ve itaatkar bir yaşam” dayatılır. Fiiller edilgendir (büyütülürler, dayatılır); kadın hiçbir yerde özne değildir. Rich'in anlatısında Kürt kadını bir şey yapar (kabul eder, dolaşır); Öcalan'ın anlatısında ise ona bir şey yapılır. Bu dilbilgisel fark aynı kadının iki farklı resmini ortaya koyar: biri eyleyen, öbürü nesne.

3. Richard Wilbraham, 1839

Avrupalı anlatı

"Although Mahomedans, their women are unveiled, and they not only share the toils of their husbands and brothers, but sometimes emulate them in feats of horsemanship."

"Müslüman olmalarına rağmen kadınları peçesizdir; kocalarının ve erkek kardeşlerinin zahmetine ortak olmakla kalmaz, bazen binicilik hünerlerinde onlarla yarışırlar."

R. Wilbraham, Travels in the Trans-Caucasian Provinces of Russia, 1839, s. 326

Öcalan’ın söylemi

"Veya ölü bir halk kişiliği, ölü bir halkı yaşama çeken bir halk durumuna getirdik. Bu, kadınlar için de böyledir. Bu kadar cesaretsiz kadından, çok cesaretli kadınlar çıkardık. Kadının böyle dağlara çıkması, özgürlük yürüyüşü aslında enderdir. Veya saflara gelir, iki gün kalır, sonra da bir an önce kurtulmaya çalışır."

NY 2, s. 109

"Kadının dağlara çıkmasına hiçbir erkek, hiçbir aile izin vermez. Bu tarzda bir kimlik yakalamaları önemli, fakat çok zordur. Dayanılmaz baskılar var. Zaten bu yolu kadınlara açmam sebebi ile ben de yoğun saldırı altındayım."

Önderlikten Perspektifler, 17 Ocak 2026 tarihli bölüm

Wilbraham üç şeyi yan yana koyar: peçesizlik, erkeklerin emeğine ortaklık ve binicilikte yarış. Although (“Müslüman olmalarına rağmen”) kelimesi, Müslüman bir toplumdan beklentisinin başka olduğunu gösterir; Kürt kadını bu beklentiyi boşa çıkarır. Bu cümlede koca ve erkek kardeş kadının bekçisi değil, iş arkadaşı ve rakibidir.

Öcalan Kürt kadınının biniciliğini ve yiğitliğini yeni ve kendi eseri olan bir olgu sayar. Cümlenin öznesi “biz”dir: “Bu kadar cesaretsiz kadından, çok cesaretli kadınlar çıkardık.” Kürt kadını ondan önce “cesaretsiz”dir; dağa geldiğinde bile “iki gün kalır” ve kaçar. 2026'da aynı anlatı onun kendi rolü öne çıkarılarak tekrarlanır: Hiçbir erkek, hiçbir aile izin vermez, ve “bu yolu kadınlara açan” kendisidir. Wilbraham'ın 1839'da gündelik bir gerçeklik olarak gördüğü şey, Öcalan'ın söyleminde ancak onun önderliğiyle mümkün olmuş tarihsel bir istisnadır.

4. Robert Mignan, 1839

Avrupalı anlatı

"The women of this country are neither immured within the harem walls, nor compelled to wear the head or face-veil; and, as regards freedom of speech and action, they are on a perfect equality with the ladies of Europe. On entering the house of a Koord, you are not annoyed by the females rushing in every direction to escape notice. During our stay amongst them, we invariably met them unveiled, even when in the presence of the other sex. When they paid a visit to my lady, they expressed no wish that I should withdraw, on the contrary, they preferred my being present."

"Bu ülkenin kadınları ne harem duvarları arkasına kapatılmıştır ne de baş ya da yüz örtüsü takmaya zorlanır; söz ve eylem özgürlüğü bakımından Avrupa hanımlarıyla tam bir eşitlik içindedirler. Bir Kürdün evine girdiğinizde, kadınların görülmemek için her yöne kaçışmasıyla rahatsız olmazsınız. Aralarında kaldığımız süre boyunca onlarla, karşı cinsin huzurunda bile, her zaman peçesiz karşılaştık. Eşimi ziyarete geldiklerinde benim dışarı çıkmamı istemediler; tersine, orada bulunmamı tercih ettiler."

R. Mignan, A Winter Journey through Russia, the Caucasian Alps, and Georgia, c. 1, 1839, s. 298–299

Öcalan’ın söylemi

"Barzani başkanlığı nedir? Köylüler onun karşısında elpençe divana durur, kadınların dili kesilir. Onbeş yaşındaki kızlarını yetmişlik adamlara verirler. Koşar gider o kız. Birisi asla gönlündekini söyleyemez."

NY 1, s. 104

"Dikkat edin, kadınları çekmek kolay değildir. Siz kızlar çok ürkeksiniz, zaten öyle bir gücünüz de yok. Birileri “almak istiyorum” der, birileri “veriyorum” der. Sizin yaşamınız bu alışveriş çengeline takılıdır. Özgür iradenizle oldukça az talepler ileri sürebiliyorsunuz. Talepler ileri sürseniz de gerçekleştiremezsiniz."

NY 1, s. 100

Mignan Kürt kadınını “Avrupa hanımları”yla eşit tutar; bu, İngiliz bir yazarın elindeki en yüksek ölçüttür. Onun tablosu olumsuzlamalarla kurulur: ne harem, ne peçe, ne de konuktan kaçış. Son sahnede Kürt kadınları yabancı erkeğin odada kalıp kalmayacağına bile kendileri karar verir: Onun varlığını “tercih eden” onlardır.

Öcalan'ın söyleminde aynı Kürt kadınının “dili kesilir” ve “birisi asla gönlündekini söyleyemez.” Kadın kadroları “çok ürkek” ve güçsüz diye niteler. Mignan'ın Kürt kadınının bir özelliği saydığı söz özgürlüğü, burada Kürt kadınının bütünüyle yoksun olduğu şeydir. Onun hayatı “alışveriş çengeline takılıdır.” İlk tablo, Kürt kadınını onlardan ayırmak için Türk ve İran evlerindeki kadınların kaçışından söz eder; ikinci tablo aynı korkuyu ve kaçışı Kürt kadınının kendisine yükler.

5. Horatio Southgate, 1840

Avrupalı anlatı

"I have often remarked the superior importance of the Kurdish women in their families, when compared either to Turkish or Persian females. It was, indeed, one of the few things in the East which reminded me of the Western world,—I mean particularly the free and familiar manner in which they converse with their husbands, sometimes as equals, and sometimes even with an air of authority."

"Kürt kadınlarının ailelerindeki, Türk ya da İranlı kadınlarla karşılaştırıldığında üstün önemine sık sık dikkat çektim. Bu gerçekten de Doğu'da bana Batı dünyasını hatırlatan az sayıdaki şeyden biriydi; özellikle kocalarıyla, bazen eşit olarak, bazen de bir otorite havasıyla konuştukları serbest ve teklifsiz tavrı kastediyorum."

H. Southgate, Narrative of a Tour through Armenia, Kurdistan, Persia, c. II, 1840, s. 138

Öcalan’ın söylemi

"Aslında parti içinde yürütülen bir politikadır: Kadını serbest bırak, köleleşmek ister. Buna engel koy, uzun süre kendi ayakları üzerinde yürüsün, konuşsun, tartışsın, eline silah da alsın. Bakalım ne yapabilir? Yani çok açık, bizde kadın erkeğin gölgesinden bile çıkamaz."

NY 1, s. 92

"Bir kadın bizde ancak bir ana olabilir. Ancak çocuk doğurabilir."

İmralı Notları, s. 23 (3 Ocak 2013)

Amerikalı misyoner Southgate Kürt kadınının ailedeki “üstün önemi”nden söz eder ve onu yine Türk ve İranlı kadınla karşılaştırır. Onun cümlesinde koca, kadının “eşit olarak” ve “bazen otorite havasıyla” konuştuğu kişidir. Bu tabloda evdeki iktidar iki yönlüdür.

Öcalan “bizde” kaydıyla aynı Kürt evinden söz eder ve genel bir hüküm verir: Kadın “erkeğin gölgesinden bile çıkamaz.” 2013'te İmralı'da bu hüküm daha da kısalır: Kürt kadını “ancak bir ana olabilir. Ancak çocuk doğurabilir.” Southgate'in anlatısında kocasıyla “otorite havasıyla” konuşan kadın, Öcalan'ın anlatısında ya erkeğin gölgesindedir ya da bir rahimdir. “Kadını serbest bırak, köleleşmek ister” cümlesi köleliği bile kadının kendi arzusu, özgürlüğü ise partinin ona dayatması gereken bir şey yapar.

6. Francis Rawdon Chesney, 1850

Avrupalı anlatı

"The Kurdish women do not cover their bodies so much with apparel, nor do they keep so much by themselves, as in other parts of the East. Cooking, and other domestic duties, devolve upon them, as usual; but, at intervals, they join the guests, and the rest of the family circle, round the blazing hearth."

"Kürt kadınları, Doğu'nun başka yerlerinde olduğu kadar bedenlerini giysilerle örtmez ve kendi başlarına ayrı durmazlar. Yemek ve diğer ev işleri, her zamanki gibi, onlara düşer; ama ara ara, alevli ocağın çevresinde konuklara ve aile çevresinin geri kalanına katılırlar."

F. R. Chesney, The Expedition for the Survey of the Rivers Euphrates and Tigris, 1850, s. 127

Öcalan’ın söylemi

"Kendiliğinden ortaya çıktığını sanmayın. Bizim çok sıkı değerlendirmeyle ortaya çıkarma tarzımız olmasa, sizin çoğunuz şimdi birer ev kızıydınız, birer erkek kölesiydiniz."

NY 1, s. 92

"En değme bir sultan bile olsa kadını hareme kapatır, başına da bekçi diker veya bir koca varsa yine çocuğa bağlar, eve bağlar, başka şeylere bağlar. Kadın bağlılık türleri böyledir."

NY 2, s. 109

İngiliz subayı Chesney Kürt kadınının ev emeğini inkâr etmez (“her zamanki gibi”) ve ideal bir tablo çizmez. Ama onun raporunda Kürt kadını evin dışında bırakılmaz; ocak başında, “aile çevresi”nde ve konukların yanında hazırdır. Asıl vurgusu kadının ayrı tutulmamasıdır: Kadın evin ortak alanının bir parçasıdır.

Öcalan partinin dışındaki Kürt kadınını “ev kızı” ve “erkek kölesi” olarak tanımlar ve harem ile bekçi imgesini bütün kadınlara yayar: Sultan onu hareme kapatır, koca onu “çocuğa bağlar, eve bağlar.” Chesney'nin raporunda sohbet ve konukseverlik yeri olan ev, Öcalan'ın söyleminde bir hapishanedir. Ve kendi deyişiyle oradan çıkmanın tek yolu “bizim çok sıkı değerlendirmeyle ortaya çıkarma tarzımız”dır.

7. Kara Fatma Hanım, 1854

Avrupalı anlatı

“The Redoubtable female warrior of Kurdistan” … “Wearing the national dress of the sterner sex, she looks like a man of 40, not like a woman who will never again see 75.”

“Kürdistan'ın heybetli kadın savaşçısı” … “Sert cinsin millî kıyafetini giymiş hâliyle, bir daha asla 75'ini göremeyecek bir kadına değil, 40 yaşında bir erkeğe benziyor.”

The Illustrated London News, 22 Nisan 1854; Chicago Tribune, 1 Kasım 1887 – aktaran “Kara Fatima Khanum” maddesi.

Öcalan’ın söylemi

"Doğru dürüst bir örgüt yaşamı yok, zaten kadının ideolojik-politik gelişmesi durdurulmuş, orduya dahi ilk adımı atmasını bilmiyor. O zaman kadın kendini eğitmelidir."

NY 2, s. 135

Nisan 1854'te The Illustrated London News tam sayfa bir resimle Kara Fatma'nın İstanbul'a gelişini haber verdi: Kırım Savaşı'nda padişaha yardım etmek için kendi aşiretinden yaklaşık üç yüz atlının başında gelmiş bir kadın. Otuz üç yıl sonra Chicago Tribune ona “Kürdistan'ın heybetli kadın savaşçısı” diyor. Maraş'ın Kürt Sinemilli aşiretinin hafızasında o “Fatareş” ya da “Fato Paşa”dır. Gazetelerin resmi, “erkek kıyafeti”ne duyduğu bütün şaşkınlığa rağmen, atlıların komutasını üstlenmiş bir kadını gösterir.

Öcalan kadını “orduya dahi ilk adımı atmasını bilmeyen” biri sayar. Bu hüküm, atlı komutanlar çıkarmış bir soydan gelen kadınlar hakkında verilir. Onun anlatısında Kürt kadını onun partisinden önce hiç silah tutmamıştır; bu yüzden her silahlı kadın onun partisinin başarısı olarak görünür.

8. Mela Mehmûdê Bazîdî, 1858

Kürt kaynağı

"Kurdish women are free in socializing with men, and they did not veil."

"Kürt kadınları erkeklerle ilişkilerinde serbesttir ve peçe takmazlardı."

M. Bazîdî, Adat û rusûmatnameê ekradiye, 1858; Kurmancî metin; İngilizce çeviri: Mojab 2005, s. 358–359

Öcalan’ın söylemi

"Günümüzde kadın tam bir oyun, oyuncak haline getirilmiş. Dili tam bir kölenin dilidir. Eski anatanrıça dili hâkim bir dildir. Dilin yaratıcısı kadın böyle olabilir mi? Ama kölelik altında o kadar ezilip büzülmüş ki, erkeğin izni ölçüsünde sesini çıkarabiliyor."

Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu (2025), Bölüm 2, Kısım 4

Bu derlemedeki tek Kürt tanıktır. Kürt âlimi Mela Mehmûdê Bazîdî 1858'de Rusya'nın Erzurum konsolosu Alexandre Jaba'nın isteği üzerine Kürtlerin âdet ve gelenekleri hakkında Kurmancî bir kitap yazdı; bir Kürdün kaleminden çıkmış ilk Kürt etnografyası. O ne yabancı bir gezgindi ne de Kürt kadınını Türk kadınından ayırmak için övmeye ihtiyacı vardı. Yine de Avrupalı gezginlerin gördüğünü yazar: Kürt kadını erkeklerle ilişkisinde serbesttir ve peçe takmaz. Kısıtlamaları da görmezden gelmez.

Bu içeriden tanıklığın karşısında Öcalan kadının dilini “tam bir kölenin dili” olarak adlandırır; kadın ancak “erkeğin izni ölçüsünde” sesini çıkarabilir. Bazîdî kendi toplumunu bütün çelişkileriyle betimler; Öcalan onu tek renkli bir kölelik tablosuna indirger. Toplumun içinden gelen Kürt tanık ile dışarıdan bakan Avrupalı tanık aynı şeyi söyler; ikisine birden karşı çıkan Öcalan'dır.

9. Prenses Cristina Belgiojoso, 1862

Avrupalı anlatı

"I have elsewhere seen Kurdish females, handsome and intelligent, marching along with their faces exposed, and from such a platform of freedom, regarding Turkish women askant under the double protection of a veil and an abat-jour of black horse-hair. But these followed their husbands on their venturesome expeditions; they lived in the company of that part of themselves which possesses the most strength and intelligence; their passions, or at least their sentiments, acquired more intensity by sharing their perils and hopes, as well as by a community of interests with beings placed higher than themselves upon the scale of creation."

"Başka bir yerde yüzleri açık yürüyen güzel ve zeki Kürt kadınları gördüm; böyle bir özgürlük kürsüsünden, peçe ile siyah at kılından bir siperliğin çifte koruması altındaki Türk kadınlarına yan gözle bakıyorlardı. Ama bunlar tehlikeli seferlerinde kocalarının peşinden gidiyorlardı; kendilerinin en çok güce ve zekâya sahip olan yarısının arkadaşlığında yaşıyorlardı; tutkuları, ya da en azından duyguları, onların tehlikelerini ve umutlarını paylaşmakla ve yaratılış merdiveninde kendilerinden daha yükseğe yerleştirilmiş varlıklarla çıkar birliği içinde olmakla daha fazla yoğunluk kazanıyordu."

Princess Belgiojoso, Oriental Harems and Scenery, New York, 1862, s. 419

Öcalan’ın söylemi

"Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur. Köylü kızını al, küçük-burjuva kızını veya erkeğini al, söyle söyle, hiçtir; bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamaz."

NY 1, s. 91

"Bizde kadın çok çirkin, çok tehlikelidir. Var olacak kadın ise çok değerli bir olaydır."

NY 1, s. 82

İtalyan prensesi ve İtalyan birliği hareketinde kendisi de mücadele etmiş bir kadın olan Belgiojoso, Kürt kadınlarını “güzel ve zeki” görür; “özgürlük kürsüsünden” peçeli Türk kadınlarına “yan gözle” bakarlar. Adil olmak gerekir: Onun ikinci cümlesi bizzat ataerkildir; erkeği “en çok güce ve zekâya sahip olan yarı” ve “yaratılış merdiveninde daha yüksekte” olarak niteler. Demek ki bu övgü kayıtsız şartsız değildir. Yine de Kürt kadınını güzel, zeki ve özgür görür; ondan zekâyı ve özgürlüğü esirgemez.

Öcalan aynı iki nitelik, güzellik ve zekâ hakkında tersine bir hüküm verir: Kürt kadınlarının bedenleri “ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kaba”dır, “fikir düzeyi hiç yoktur” ve “bir papağan kadar bile” sözcükleri tekrarlayamazlar. “Bizde kadın çok çirkin, çok tehlikelidir.” Değer yalnızca “var olacak kadın”dadır. Hiyerarşik bakışına rağmen Belgiojoso bile Kürt kadınının zekâsını tanır; Öcalan ise onu bütünüyle reddeder.

10. William Clark, 1864

Avrupalı anlatı

"The condition of Kurdish females is in many respects far preferable to that of the women of any oriental nation with which the writer has been acquainted. Their morality greatly exceeds that of the Turkish females, or of those of some oriental Christian nations. They are treated as equals by their husbands, and they laugh at and despise the slavish subjection of the Turkish women. They are very hospitable and attentive to guests, joining freely in conversation with them, in the presence of their husbands and men of their tribe. They go unveiled, and yet are modest and respectful, virtuous, ingenuous, and unsuspecting; they exhibit an easy familiarity which is both attractive and pleasing. Kurdish women are also very intelligent and industrious."

"Kürt kadınlarının durumu pek çok bakımdan, yazarın tanıdığı herhangi bir Doğu milletinin kadınlarınınkinden çok daha iyidir. Ahlakları Türk kadınlarınınkini ya da bazı Doğulu Hristiyan milletlerin kadınlarınınkini fazlasıyla aşar. Kocaları onlara eşit muamelesi yapar ve onlar da Türk kadınlarının köle gibi boyun eğişine güler, onu hor görürler. Çok konuksever ve konuklara karşı ilgilidirler; kocalarının ve aşiretlerinin erkeklerinin huzurunda onlarla serbestçe sohbete katılırlar. Peçesiz gezerler, yine de alçakgönüllü ve saygılı, iffetli, saf ve kuşkusuzdurlar; hem çekici hem de hoş, teklifsiz bir samimiyet sergilerler. Kürt kadınları ayrıca çok zeki ve çalışkandır."

W. Clark, “The Kurdish Tribes of Western Asia”, The New Englander, c. 23, 1864, s. 42

Öcalan’ın söylemi

"Günümüzde erkeğin bir eğlence nesnesi haline getirilen kadın, burnuna, kulağına, boynuna birer halka takarak köleliğe gönüllü yürüyor. Tüm halkalar kölelik zincirinin birer parçasıdır. Bin yıllardan beri böyle yapıldığı için olağan görülmeye başlanıyor. […] Kölelik gönüllü hale getirilmiş. Şu anda kadına sorulsa, hepsi bu köleliği çok doğal görür ve aksini söyleyene kulak vermezler."

Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu (2025), Bölüm 2, Kısım 4

"Özgür dağ kadını Gılgameş Destanında vardır. Ovadaki kadın fahişe, dağdaki kadın özgürdür."

İmralı Notları, s. 70 (18 Mart 2013)

New England'ın dindar okurları için yazan Clark en övgü dolu tabloyu çizer: Kürt kadını kocasıyla eşittir, ahlak bakımından Türk kadınından üstündür, zeki ve çalışkandır ve (en önemlisi) Türk kadınlarının “köle gibi boyun eğişine güler, onu hor görür.” Peçesizlik ile iffet onun cümlesinde and yet (“yine de”) ile yan yana gelir: Clark peçesizliğin ahlaksızlıkla birlikte gitmesini bekler, Kürt kadını bu beklentiyi boşa çıkarır.

Öcalan 2025 Manifestosu'nda Clark'ın övdüğü özelliği tam tersine çevirir: Bugünün kadını “köleliğe gönüllü yürüyor” ve “hepsi” bunu doğal görür. Süsler (Kürt kadınlarının eskiden beri taktığı burun ve kulak halkaları) kölelik zincirine dönüşür. İmralı'da da gerilla dışındaki kadın “fahişe” kelimesiyle anılır: “Ovadaki kadın fahişe.” Clark'ın anlatısında Türk kadınının köleliğine gülen ve iffet örneği olan kadın, Öcalan'ın söyleminde ya razı bir kölenin ya da bir fahişenin ta kendisidir, meğer ki dağa çıksın.

11. Frederick Millingen, 1870

Avrupalı anlatı

"Koordish women are extremely moral, and their character partakes of a masculine firmness and decision. This is referable to the free intercourse between the sexes, which is of course at variance with the Mussulman religion. A Koordish woman is familiar with all the affairs, feuds, plans, and conspiracies of her tribe; indeed she is often the very soul and moving spirit in such matters. As enterprising and enduring as the men, the women here are always on the alert and ready to jump into the saddle."

"Kürt kadınları son derece ahlaklıdır ve karakterlerinde erkeksi bir sağlamlık ve kararlılık vardır. Bu, iki cins arasındaki serbest ilişkiye bağlanmalıdır ki bu elbette Müslüman diniyle çelişir. Kürt kadını aşiretinin bütün işlerini, kan davalarını, planlarını ve entrikalarını bilir; hatta çoğu zaman bu işlerin ruhu ve itici gücüdür. Buradaki kadınlar erkekler kadar atılgan ve dayanıklıdır; her zaman tetikte ve eyere atlamaya hazırdırlar."

F. Millingen, “On the Kurds”, Journal of the Ethnological Society of London, 1870, s. 180

Öcalan’ın söylemi

"Çünkü kadın genelde siyasetten uzaktır, ordudan ise tümüyle uzaktır. En çok mutfak işlerine, ev işlerine gelir. Orada da erkeğin mutlak hâkimiyeti, sosyal üstünlüğü vardır ve kadın da son derece boyun eğmekten başka bir konumda değildir. İşte bu, kendini sosyal yaşama, siyasete geldiğinde gösterir ve orduya gelindiğinde bütünüyle başa bela olunur."

NY 2, s. 135

"Benim özel tedbirlerim olmazsa bu kızların, her birisi bir bela olur. Zaten zayıflar, erkek biraz geçit verdi mi duygusallar, hepsi ağlarlar. Korumaya, sığıntı olmaya çalışırlar."

NY 2, s. 184

Osmanlı topraklarında uzun yıllar yaşamış bir subay ve yazar olan (ve bir süre Binbaşı Osman Bey adıyla, bu makalenin yazarının memleketi olan sınır kenti Kotur'da 200 Arnavut başıbozuğun komutanlığını yapmış olan) Millingen, Kürt kadınını aşiret siyasetinin kalbine yerleştirir: O, “bütün işleri, kan davalarını, planları ve entrikaları” bilir ve onların “ruhu ve itici gücü”dür. Ona yüklediği nitelikler (sağlamlık, kararlılık, atılganlık, dayanıklılık, eyere hazır olmak) hep savaşın ve siyasetin alanına aittir. Masculine (“erkeksi”) kaydı Millingen'in bu nitelikleri aslında erkeklere ait saydığını gösterir; ama onları hiç tereddüt etmeden Kürt kadınına yükler.

Öcalan aynı iki alan, siyaset ve ordu hakkında tersine bir hüküm verir: Kadın “siyasetten uzaktır, ordudan ise tümüyle uzaktır”, “en çok mutfak işlerine, ev işlerine gelir” ve orduda “başa bela” olur. Sağlamlık ve dayanıklılık yerine “zayıf”tır, “duygusal”dır, “hepsi ağlarlar” ve “sığıntı olmaya” çalışırlar. Millingen'in aşiret entrikalarının “ruhu ve itici gücü” dediği kadın, Öcalan'ın söyleminde “benim özel tedbirlerim” olmadan bir bela olur.

12. Ely Banister Soane, 1909

Avrupalı anlatı

"…a woman unique in Islam, in the power she possesses, and the efficacy with which she uses the weapons in her hands… [Halabja,] under the rule of a Kurdish woman has risen from a village to be a town…"

"…elindeki güç ve elindeki silahları kullanmadaki etkinlik bakımından İslam âleminde eşsiz bir kadın… [Halepçe,] bir Kürt kadınının yönetimi altında köyken kasabaya dönüşmüştür…"

E. B. Soane, To Mesopotamia and Kurdistan in Disguise, Londra 1912 – aktaran “Lady Adela” maddesil.

Öcalan’ın söylemi

"Büyük terbiye etme ihtiyacı kendisini hissettirdi. Kadın böyle kendi haline bırakılırsa büyük terbiyesizdir. Ama erkekten daha fazla işlenmeye de uygundur."

NY 2, s. 203

"Ama ben zannetmiyorum DTP içerisinde bile bu düzeye ulaşan kadın olsun."

Görüşme Notları 2008, PDF s. 44

1909'da kılık değiştirerek Kürdistan'dan geçen İngiliz siyasi subayı Soane, Halepçe'de Adile Hanım'la karşılaşır ve onu “İslam âleminde eşsiz bir kadın” olarak anar. “Bir Kürt kadınının yönetimi altında köyken kasabaya dönüşmüş” bir şehir görür: Bir hapishane inşa edilmiş, çarşı canlanmıştı ve Adile Hanım mahkemede bizzat hüküm veriyordu. Bu kadın, Öcalan'ın “zavallı kadın” yeri saydığı aşiretlerin içinden çıktı ve hiçbir parti olmadan bir şehri yönetti.

Öcalan'ın söyleminde kadın “kendi haline bırakılırsa büyük terbiyesizdir” ve ancak “işlenmeye” uygundur. Adile Hanım'dan yüz yıl sonra Öcalan “DTP içerisinde bile” bu “düzeye” ulaşmış bir kadın bulamaz. Soane'un anlatısında hüküm süren kadın, Öcalan'ın anlatısında terbiye edilmesi gereken bir hammaddedir.

13. Qedem Xêr (1899–1933), 1930

Kürt kaynağı

Abdurrahman Şerefkendî (Hejar), “Qedem Xêr”, Henbane Borîne, Tahran 1369/1990, s. 121; F. Stark, The Valleys of the Assassins, 1934

Öcalan’ın söylemi

"Düşünün, kadını devrime hiç almasak, savaşın başarısı olmaz. Kadınsız devrim olmaz. Aldığımız bütün kadınlar da başımıza bela."

NY 2, s. 187

Güney Zagros'taki Kalavand aşiretinin reisi Kêxa Qanî'nin kızı Qedem Xêr, çocukken binicilik ve atıcılık öğrenir ve 1927–1933 yıllarında kardeşleri ve kocasıyla birlikte Rıza Şah'ın Zagros aşiretlerine karşı başlattığı sefere karşı savaşır, savaşçılara erzak ve silah ulaştırır. Kocası ve iki kardeşi bu savaşta öldürülür, kendisi de 1933'te ölür. Birkaç yıl sonra bölgeden geçen İngiliz gezgin Freya Stark onun ününü halkın ağzından duyar: aşiretinin erkekleriyle omuz omuza savaşan güzel bir kadın. Kürt sözlüklerinde, bu arada Hejar'ın Henbane Borîne sözlüğünde de, onun adı yiğit kadın anlamında kayda geçmiştir.

Qedem Xêr ne bir ideolojiden ilham aldı ne de bir parti onu savaşa “aldı”; aşiretin içinden çıktı. Öcalan ise partinin “aldığı” kadınlardan “başımıza bela” diye söz eder. Onun söyleminde savaşan kadın ya partinin eseridir ya da onun yükü; Qedem Xêr'in yaptığı gibi savaşmaya kendi karar veren bir kadın ihtimali bu söylemde öngörülmemiştir.

14. Cecil John Edmonds, 1957

Avrupalı anlatı

"There is no doubt that great potential ability lies latent in the make-up of the average Kurdish women."

"Sıradan Kürt kadınının yaratılışında büyük bir potansiyel yeteneğin gizli olduğuna hiç şüphe yoktur."

C. J. Edmonds, Kurds, Turks and Arabs, Oxford 1957, s. 14 – aktaran Alizadeh vd., SAGE Open, 2022

Öcalan’ın söylemi

"Düşünce gücü, duygu gücü çok geridir kadının."

NY 2, s. 81

"Kadınlar hala bu sorununu anlamamış, çözememiş durumda. Kadınlar kendi sorununu anlamalı, çözmeli."

Görüşme Notları 2009, PDF s. 91

1919'dan 1945'e kadar Başûr (Irak) Kürdistanı'nda görev yapan İngiliz siyasi subayı Edmonds, bu cümleyi seçimlerde köylülerin temsilcisi olan köylü bir kadını anlatırken yazar. Cümlenin konusu büyük ailelerin kadınları değil, “sıradan Kürt kadını”dır; ona yüklenen şey de yetenektir.

Öcalan aynı “sıradan kadın” hakkında “düşünce gücü … çok geridir” hükmünü verir; kadınlar “hala bu sorununu anlamamış.” İki gözlemci de Kürt kadınını tamamlanmamış görür, ama birbirine zıt yönlerde: Edmonds için gizli olan yetenektir; Öcalan için eksik olan düşüncedir.

Sonuç

Bu iki grup anlatı Kürt kadınını iki farklı ölçütle tartar. 19. yüzyılın Avrupalı gezginleri onu Türk, Arap ve İranlı kadınla karşılaştırır ve onu daha özgür, daha konuşkan, daha zeki, ailede ve aşirette daha önemli bulur. Mela Mehmûdê Bazîdî'den Hejar'a kadar Kürt kaynakları da aynı tabloyu içeriden doğrular. Öcalan ise onu henüz var olmayan ve yaratılması gereken bir kadınla, “var olacak kadın”la karşılaştırır; bu karşılaştırmada gerçek Kürt kadını hep kaybeden taraftır: ölü, çirkin, ürkek, dilsiz ve gönüllü köle.

İkinci fark konuşanın konumundadır. Rich, Mignan, Southgate ve diğerleri gördüklerini aktaran dış gözlemcilerdir; Kürt kadınının dönüşümünde kendilerine bir rol biçmezler. Öcalan ise bu sözlerin her birinde kendini merkeze yerleştirir: “çıkardık”, “bizim çok sıkı değerlendirmeyle ortaya çıkarma tarzımız”, “benim özel tedbirlerim”, “bu yolu kadınlara açmam”. Bu kurtarıcı rolün bir anlam taşıması için Kürt kadınının ondan önce hiç olması gerekir. Ölü ve dilsiz kadın imgesi, kurtarıcı önder imgesinin ön koşuludur.

Üçüncü fark eylemliliktedir. Avrupalı anlatılarda Kürt kadını cümlelerin öznesidir: konuşur, güler, kabul eder, eyere atlar, entrika çevirir. Öcalan'ın söyleminde ise çoğunlukla nesnedir: büyütülür, kapatılır, verilir, çıkarılır, yaratılır.

Adil olmak gerekir: Avrupalı anlatılar da tarafsız değildir. Yazarları (Soane dışında) Kürtçe bilmiyordu ve “Avrupalı hanım” ölçütüyle yargıda bulunuyorlardı. Kürt kadınına övgüleri çoğu zaman Kürt ile Türk arasında ayrım yapmaya hizmet ediyordu; bazıları da, Belgiojoso gibi, erkeği açıkça “yaratılış merdiveninde daha yüksek” sayıyordu. Bu anlatılar tam bir eşitliğin kanıtı değildir. Ama Kürt kadınının Öcalan'dan yüz elli yıl önce evde, sohbette ve aşirette yabancı gözlemcileri şaşırtan bir konuma sahip olduğunun kanıtıdır.

Bu yüzden Öcalan'ın Kürt kadınının “beş bin yıl” köle olduğu, “Kürt kanununda zaten ölü” olduğu ve ancak onun partisiyle çukurdan çıkarıldığı iddiası, yalnızca bu yabancı tanıklarla değil, Kürt kadınlarının kendi tarihiyle (Asenat Barzani ve Mestûre'den Kara Fatma, Adile Hanım ve Qedem Xêr'e kadar) çelişir. Onun söyleminde “kadın özgürlüğü” denen şey, Kürt kadınına tarihsel konumunu geri vermekten çok, kurtarıcı öndere yer açmak için o konumun inkârıdır. Bu da tam olarak resmî Türk anlatısının Kürt tarihine yaptığı şeydir: önce tarihi siler, sonra bir kurtarıcı sunar.

Kaynak: https://www.facebook.com/Behruz.Sucai

Kaynaklar:

Alizadeh, Mahdi, vd. “Kurdish Women in the Eyes of Western Travelers.” SAGE Open, 2022.

Bazîdî, Mela Mehmûd. Adat û rusûmatnameê ekradiye. 1858 (Türkçe yay. Jan Dost; Kurmancî yay. Ziya Avcı).

Belgiojoso, Cristina. Oriental Harems and Scenery. New York, 1862.

Chesney, F. R. The Expedition for the Survey of the Rivers Euphrates and Tigris. Londra, 1850.

Clark, W. “The Kurdish Tribes of Western Asia.” The New Englander 23, 1864.

Edmonds, C. J. Kurds, Turks and Arabs. Oxford University Press, 1957.

Hejar (Abdurrahman Şerefkendî). Henbane Borîne: Ferhengî Kurdî–Farisî. Tahran: Soroush, 1369/1990.

Mignan, Robert. A Winter Journey through Russia, the Caucasian Alps, and Georgia, c. 1. Londra, 1839.

Millingen, F. “On the Kurds.” Journal of the Ethnological Society of London, 1870.

Mojab, Shahrzad. “Kurdish Women.” Encyclopedia of Women and Islamic Cultures, c. 2. Leiden: Brill, 2005.

Rich, C. J. Narrative of a Residence in Koordistan. Londra, 1836.

Soane, E. B. To Mesopotamia and Kurdistan in Disguise. Londra: John Murray, 1912.

Southgate, Horatio. Narrative of a Tour through Armenia, Kurdistan, Persia and Mesopotamia, c. II. New York, 1840.

Stark, Freya. The Valleys of the Assassins and Other Persian Travels. Londra: John Murray, 1934.

The Illustrated London News, 22 Nisan 1854; Chicago Tribune, 1 Kasım 1887.

Wilbraham, Richard. Travels in the Trans-Caucasian Provinces of Russia. Londra, 1839.

Öcalan, Abdullah. Nasıl Yaşamalı? cilt 1. Weşanên Serxwebûn, 3. baskı, 2008.

Öcalan, Abdullah. Nasıl Yaşamalı? cilt 2. Weşanên Serxwebûn, 2. baskı, 2009.

Öcalan, Abdullah. Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa (İmralı notları). Weşanên Mezopotamya, 2015.

Öcalan, Abdullah. Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu. 2025.

Öcalan, Abdullah. Önderlikten Perspektifler (2025–2026).

Nasıl Yaşamalı? sayfa numaraları yukarıda belirtilen baskılara göredir (2. cilt: basılı sayfa). 2004–2008 görüşme notları (Görüşme Notları, derleyen Azad Badıkı) avukat notlarıdır, kelimesi kelimesine metin değildir; atıflar PDF sayfasınadır. İmralı notlarının sayfa numaraları kitabın Word sürümünden alınmıştır. Manifesto'nun ve Önderlikten Perspektifler'in baskısı doğrulanmamıştır.