Fransız filozof Jacques Derrida, “kendilik” ya da “ipseity” (benlik) kavramı üzerine geliştirdiği çok katmanlı düşüncelerinde — yani “ben”in kendine döndüğü ve kendisini bir bütünlük olarak kurduğu o anda — yalnızca bir kimlik kuramı sunmaz; aynı zamanda iktidarın, kendisini merkeze yerleştiren bir benlik etrafında nasıl örgütlendiğini de gösterir. Derrida’nın “ilk dönüş” adını verdiği yapı içinde bireyler ya da kurumlar, hem anlamın hem de karar yetkisinin mutlak kaynağı olarak kendilerini konumlandırırlar. Bu mekanizmanın somut bir örneği, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) lideri Abdullah Öcalan’ın söylemsel konumunda gözlemlenebilir.

Öcalan yalnızca bir siyasi figür değildir; PKK söylemi içerisinde ve destekçileri nezdinde, yaşamın, anlamın, hakikatin ve kimliğin kaynağı olarak kutsanmış merkezî bir sembole dönüşmüştür. Bu merkezîleştirici yapının en açık ve somut ifadesi, PKK’nın meşhur sloganında kendini gösterir: “Bê serok jiyan nabe” (Lidersiz yaşam olmaz). Bu söylem yalnızca bir siyasi sadakati değil, Kürt’ün varoluşunun, insanlığının ve özgürlüğünün ancak Öcalan’la ilişki içinde anlam kazanabileceği iddiasını taşır. Bu da Derrida’nın “benlik” (ipseity) ve “ilk dönüş” (the first turn) olarak adlandırdığı yapının kusursuz bir örneğini sunar: bir öznenin mutlak anlamı yalnızca kendi merkezinde temellendirmesi.