KTC’nin yanı sıra 1919’un ikinci yarısından sonra iki yeni Kürd partisi kurulur; “Kürt Millet Fırkası” ve “Kürd Demokrat Fırkası”. Kaynaklarda her iki partinin genel sekreteri olarak Memduh Selim’in adı geçmektedir. Kürt Demokrat Partisi Genel Sekreteri ve kurul üyeleri imzasıyla İstanbul’daki Britanya Yüksek Komiserliğine sunulan bir mektupta; Kürdlerin de ezilen halklardan birisi olduğu ve dolayısıyla kurtuluşu ve gelişmeyi hakkettiğini, Başkan Wilson’un kabul edilen prensiplerinin Kürd ulusunun lehine de uygulanması talebinde bulunur.[1]

1920 yılının ilk yarısına ulaşmadan cemiyet başkanı Seyit Abdülkadir’in yaptığı bir açıklama üzerine, kökleri daha öncesine dayanan muhtariyet-bağımsızlık tartışmaları çerçevesinde Kürdistan Teali Cemiyeti parçalanır. KTC’den ayrılan bağımsızlıkçı grup Mehmet Emin Bedirhan liderliğinde Kürd Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti (KTİC) adıyla yeni bir örgüt kurarlar. KTİC’nin kurucuları arasında: “Ferit Bedirhan, Şükrü Baban, Fuat Baban, Hikmet Baban, Dr. Abdullah Cevdet, Dr. Şükrü Mehmed Sekban, Bitlisli Kemal Fevzi, Ekrem Cemil Paşa, Kerküklü Necmettin Hüseyin, Mevlanzade Rıfat ve Memduh Selim Bey gibi bilinen şahsiyetler bulunmaktaydı. Jîn dergisi de cemiyetin yayın organı olarak günlük bir gazete biçiminde çıkarılmaya başlandı.[2] Jîn’in elimizde mevcut olan son sayısı 36. sayıdır ve 21 Haziran 1336 (21 Haziran 1920) yayınlanmıştır. Bugün Federe Kürdistan Bölgesi’nde resmi olarak kabul edilen Kürd bayrağı da 1920’de yani 104 yıl önce Kürd Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti tarafından tasarlanmış ve kabul edilmiştir. Sevr Antlaşması’yla Kürdistan’ın istiklal hakkı tasdik olduktan sonra, Kürdistan Cemiyeti, cemiyet binasına Kürdün güneşli ve üç renkli (kırmızı, beyaz, yeşil) bayrağını astı.[3]

1922 yılının sonlarına doğru İstanbul’un Ankara hükümetinin denetimine geçmesiyle birlikte Kürd aydınları, siyasetçileri ve örgütlerin merkez kadroları peyderpey şehri terk ederek yurtdışına çıkarlar. Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti, İçtihat Evinde yaptığı son toplantıda, İstanbul ve İzmir’de çalışma imkân kalmadığı kanısına vararak, Merkez üyelerinin İstanbul’u terk etmelerini kararlaştırdı.[4] Örgütün aldığı bu karar üzerine, Dr. Şükrü Mehmed Sekban da İstanbul’u terk eder.

Başta Kürdistan Teali Cemiyeti ve şubeleri olmak üzer diğer legal Kürd cemiyetleri ve örgütleri de kapatıldıktan sonra, Kürdler mecburen illegal olarak örgütlenmeye başlamışlar. Rusya’nın Erzurum Konsolosunun verdiği bilgilere göre; Halit Bey’in başkanlığında 1920 yılının sonlarında Erzurum’da “Kürdistan İstiklal Cemiyeti” ya da “Kürdistan İstiklal Komitesi” (KİK) adıyla yeni bir örgüt kurulmuş. Britanya Hava Kuvvetlerinin gizli bir istihbarat raporunda da, KTC ve Kürdistan İstiklal Komitesi’nin ilişkilerine dair şöyle bir bilgi aktarılmıştır: “Şimdiki örgüt, 1918-1919 yıllarında İstanbul’da bulunan cemiyetin devamıdır.”[5] R. Olson’a göre, halk arasında Azadî kısa adıyla bilinen Kürd İstiklal Cemiyeti 1921’de Erzurum’da kurulmuş.[6] Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu da, Kürdistan İstiklal Komitesi’nin Mayıs 1923’te Erzurum’da kurulduğunu belirtir.[7] Örgütün lideri Cibranlı Halit Bey’in yeğeni Mehmet Emin Sever, Azadi örgütünün 1921’de kurulduğunu belirtir. Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat göre ise, Azadi Cemiyeti 1923’te kurulmuş ve amacı da bağımsız bir Kürd devleti kurmaktı.[8] 11 Kasım 1924 tarihinde Bağdat’taki İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın hazırladığı FO 371/10121 numaralı “Çok Gizli” ibareli raporda, Azadî örgütü kastedilerek “Şimdiki örgütün 1918-1919 yıllarında İstanbul’da bulunan bir cemiyetin devamı olarak kurulduğunu belirtilir. Bu cemiyetin Doktor Şükrü Mehmed (şu anda Bağdat’tadır) vasıtasıyla İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından tanındığı ve o zaman Paris’te olan Şerif Paşa ile de ilişkide olduğu belirtildi.”[9]

Dr. Şükrü Mehmed Beyrut’ta bulunduğu süre içerisinde 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanır. Türkler bu anlaşmayla önemli bir başarı elde ederek bir ulus devlet şeklinde varlığın İtilaf devletlerine kabul ettirirken; Ķürdler ise birliğini oluşturamamış, büyük güçlerin bölgedeki siyasetini ve politikalarındaki değişimi doğru okuyamamış, iyi niyetleriyle Türklerin vaatlerine kanarak bu yönde gerekli ve yeterli girişimlerde bulunmamışlar, taleplerini ve seslerini yeterince duyuramamışlar. Böylece Lozan Türklere büyük kazanç sağlarken, Kürdleri de uzun bir müddet uluslararası politikanın gündeminden düşürmüştür. Bu süreçten sonra Kürdler tamamen siyaset kurumundan uzaklaştırılarak tasfiye edildi ve Kürdlerin bir kısmının açıklanan vaatler nedeniyle Kemalist hareketten olan beklentileri de boşa çıkmış oldu. Lozan Antlaşması’nın doğrudan olmasa da, en azından azınlıklarla ilgili bahsi geçen maddeleri dahi uygulanmadığı halde, antlaşmaya taraf devletler, bugüne kadar “Türkiye”nin anlaşmaya aykırı uygulamalarını görmezlikten geldiler. O tarihten bugüne kadar Kürdistan aydınları ve siyasi yapıları, Lozan Antlaşması’nın Kürdler açısında doğurduğu olumsuz sonuçları o günden buyana farklı zaman ve mekanlarda değişen tonlarla eleştirmiş ve karşı çıkmışlar.

Dr. Şükrü Mehmed Sekban’ın “Kürtler Türklerden Ne İstiyorlar?” başlığıyla 14 Eylül 1923’te Beyrut’tan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Bayındırlık Bakanı ve Diyarbakır Milletvekili Feyzi (Pirinççioğlu) Bey üzerinden Mustafa Kemal’e ulaştırmak istediği mektup böyle bir süreçte yazılmış. Mektup orjinali otuz bir sayfadan ibaret olup Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmıştır. Bu bölümde mektubun içeriğine girmeyeceğim, son bölümde mevzubahis mektuptaki görüşleri ile 1933 yılında “La Question Kurde” başlığıyla Paris’te yayımlanan kitapçığında dile getirdiği görüşlerini karşılaştırmalı bir şekilde aktarmaya çalışacağım.

Dr. Şükrü Mehmed Sekban 1924’te Beyrut’tan Bağdada geçmiş. Yukarıda da belirtildiği üzere mevcut bilgi ve belgelerden öyle anlaşılıyor ki Dr. Şükrü Mehmed, 1925 Kürd Milli Ayaklanması içerisinde de yer almış önemli kadrolardan biridir ve bu süreçte Bağdat’ta bulunmaktadır.

(Devam edecek.)

[1] Ahmet Mesut, İngiliz Belgelerinde Kürdistan (1918-1958), Doz Yayınları, İstanbul, 1991, s. 95

[2] Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopi), Doza Kurdistan: Kürd Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Özge Yayınları, Ankara, 1991, s. 61, Dr. Bletch Chirguh, Kürt Sorunu, Avesta Yayınları, İstanbul, 2009, s. 44

[3] Ekrem Cemil Paşa, Muhtasar Hayatım: Kemalizme Karşı Kürt Aydın Hareketinden Bir Yaprak, Beybun Yayınları, Ankara, 1992, s. 48

[4] Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopi), Doza Kurdistan: Kürd Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Özge Yayınları, Ankara, 1991, s. 104

[5] Ahmet Mesut, İngiliz Belgelerinde Kürdistan (1918-1958), Doz Yayınları, İstanbul, 1992, s. 143

[6] Robert Olson, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı, Özge Yayınları, Ankara, 1992, r. 53

[7] Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925, Tekin Yayınevi, 1991, Ankara, r. 56

[8] Ferzende Kaya, Mezopotamya Sürgünü Abdülmelik Fırat’ın Yaşam Öyküsü, 4. Baskı, r. 31

[9] Ahmet Mesut, İngiliz Belgelerinde Kürdistan (1918-1958), Doz Yayınları, İstanbul, 1991, s. 143