Giriş:

qedri-cemilpashaCoğrafî konumu ve kültürel tarihî dokusu itibariyle Kürtler için sembolik bir anlam ifade eden Diyarbekir, Kürdistan’ın merkezinde bulunmasından dolayı tarihî devirlerden bu yana önemli bir rol üstlenmiştir. Diyarbekir’de ekonomik ve sosyal gücü elinde bulunduran aileler, günümüze kadar bölge siyasetinin de belirleyici aktörleri olmuştur. Diyarbekir’de son birkaç yüzyıldır iskân eden Cemilpaşazade ailesi, özellikle son asırda bölgedeki siyasî faaliyetlerin merkezinde sağlam bir konum elde ederek, diğer köklü Kürt aileleriyle de kimi zaman düşünsel anlamda çatışma içerisine girmişlerdir.

Cemilpaşazade ailesi, genel manada bir bütün olarak her ne kadar siyasal faaliyetlerden uzak durma yönünde bir tavır sergilemişse de, aile bireylerinden özellikle Kadri ve Ekrem Beyler 20. yüzyılın ilk yarısında Kürt siyasî hayatında aktif çalışmalarda bulunmuşlardır. Cemilpaşazade ailesinden bazı kimseler milli mücadelenin içerisinde yer alıp Anadolu’nun kurtuluşu için çalışmalar yürüten bu harekete fikrî ve fiilî destekte bulunurken, diğer bazı aile fertleri ise aksi istikamette milli mücadele hareketine karşı çıkarak bağımsızlıktan yana tavır ortaya koyan Kürt hareketlerinin içinde yer almışlar ve Kürdistan devletinin kurulması yönünde çalışmalar yürütmüşlerdir.

Cemilpaşazadelerin en aktif üyelerinden Kadri Cemilpaşa, Diyarbekir’de başladığı eğitim yaşamına İstanbul’da devam etmiş ve II. Meşrutiyet döneminde İstanbul’da bulunduğu yıllarda ilk Kürt öğrenci derneği olan Hêvî’nin kuruluşunda yer almıştır. Pedagoji eğitimi almak için bir süre sonra İsviçre’ye giden ve Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine İstanbul’a dönen Kadri Cemilpaşa, gönüllü olarak katıldığı Osmanlı ordusunda görev alarak birçok cephede savaşmış ve nihayetinde Filistin cephesinde İngilizlere esir düşerek Mısır’a götürülmüştür.

Mısır’daki esaret yıllarından sonra tekrar yurda dönen ve Mütareke döneminde Diyarbekir’de faaliyete geçen birçok Kürt cemiyeti ile ilişki içine giren Kadri Cemilpaşa, 1925 Kürt Ayaklanması (Şeyh Said İsyanı) ile ilgili görülüp Burdur’a sürgüne gönderilmiş, sürgün dönüşünde ise Türkiye’yi terk ederek Suriye’ye gitmiştir. Suriye’de Xoybûn Örgütü’nün merkez komitesine girerek, örgütün Türkiye’deki Ağrı İsyanı’na destek vermek amacıyla Suriye sınırından Türkiye’ye yönelik olarak gerçekleştirmek istediği harekât planının içerisinde yer almıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında İran’a geçen Kadri Cemilpaşa, Suriye Kürt Demokrat Partisi adına Mehabad Kürt Cumhuriyeti lideri Qazî Muhammed’le görüşmüş ve bu yıllarda gerek İran’daki Sovyet yetkilileri gerekse de Barzanilerle yakın ilişki içerisinde olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da siyasî çalışmalarına devam eden ve Irak hükümetine karşı ülkenin kuzeyinde isyan halinde olan Mela Mustafa Barzani ile bağlantısını sürdüren Kadri Cemilpaşa, Ortadoğu’daki birçok ülkede özgürlükçü faaliyetler yürüten diğer milliyetçi Kürt gruplarına da destek vermiştir. Yaşamının son yıllarını tamamen Suriye’de geçiren ve bu yıllarda aktif siyasetin dışında yer alan Kadri Cemilpaşa, Şam’da yaşamını yitirmiş ve Rukneddin Mezarlığı’na defnedilmiştir.

  1. Çocukluk ve Gençlik Dönemi

Ahmet Cemil Paşa’nın torunlarından Esat Sezai Cemiloğlu’nun[1] belirttiğine göre, Cemilpaşazade ailesinin soy silsilesi şöyledir: Hafız Abdullah Paşa, Mustafa Bey, Kasım Bey, Naim Bey, Mustafa Bey, Hafız Abdullah Bey, Mustafa Bey, Ahmet Cemil.[2] Osmanlı Devlet Arşivi Sicil–i Ahval Defteri’ndeki resmi kayıtlarda Ahmet Cemil Paşa’nın Hacı Abdullah Efendi sülalesinden Hafız Mustafa Efendi’nin oğlu olduğu[3] doğrulanmaktadır.

Cemilpaşazade ailesine adını veren ve Kadri Cemilpaşa’nın dedesi olan Ahmet Cemil, Hafız Mustafa Efendi’nin oğlu olarak 1837’de (Hicri 1253) Diyarbekir’de doğmuştur.[4] Ahmet Cemil Paşa 1902 yılında Diyarbekir’de öldüğünde on bir oğlu ve dokuz eşinden sekizi sağdı. Ahmet Cemil Paşa’nın eşlerinin ismi; Emine, İmiş, Mahinur, Gülter, Ruhsar, Melekper, Eda, Gülistan ve Kevser’di. Üçü kız, on biri erkek olmak üzere toplam on dört çocuğu olan Ahmet Cemil Paşa’nın çocuklarının isimleri ise; Mustafa Nüzhet, Fuat, Kasım, Ziya, Abdurrahman, Besim, Naim, Cevdet, İbrahim Halil, Şemseddin, Ömer Ali, Naime, Vasfiye, Mihrinisa’ydı. Ahmet Cemil Paşa’nın oğullarından Fuat’ın dördü erkek, üçü kız olmak üzere yedi çocuğu olmuştur. Çocuklarının isimleri şöyledir: Kadri, Memduh, Bedri, Nureddin,[5] Mahmure, Esma ve Emine.[6]

Fuat Cemilpaşazade’nin büyük oğlu olan Kadri, 1891 yılında Diyarbekir’de Cemilpaşa Konağı olarak bilinen evde doğmuştur.[7] Çocukluğundan itibaren amcazadesi Ekrem ile çok iyi anlaşan Kadri, hayatının geri kalan büyük bölümünde de bu dostluğunu devam ettirmiştir. İlerleyen zamanlarda anılarını ve siyasal düşüncelerini kaleme alan bu ikili, kendileriyle ilgili bilgi verirken, bir diğerinden de bahsetmeyi ihmal etmemişlerdir. Kadri Cemilpaşa’nın, kendi anlatımı olan birkaç istisnai hikâye dışında, çocukluğuna dair elimizdeki tek yazılı bilgi Ekrem Cemilpaşa’nın anılarından ibarettir. Ekrem Cemilpaşa, kendi hayatını kaleme aldığı Muhtasar Hayatım adlı kitabında Kadri Cemilpaşa’dan da bahsetmektedir. Daha doğrusu anlatımlarında çoğul ifade kullanmaktadır.

Kadri ve Ekrem Beylerin yaşamlarının çoğu safhasında birlikte oldukları göz önüne alınırsa, Ekrem Cemilpaşa’nın çocukluğuna ve gençliğine dair anlatımlarından Kadri Cemilpaşa hakkında da bilgi sahibi olmak mümkündür. Doğal olarak anlatılanların bir kısmı hatırattan öteye geçmediği için verilen bilgilerin doğruluğu tartışmaya açıktır. Şunu da ilave etmek gerekir ki, Kadri Cemilpaşa ile Ekrem Cemilpaşa’nın hatıratlarında yer yer öznel değerlendirmelerin yapıldığı, genel anlamda ise nesnel bir dil kullanıldığı, bu açıdan objektif bir bakış açısının sergilendiğini görmek hatıratların tarih yazımındaki kullanım değerini arttırmaktadır.

Kadri Cemilpaşa, çocukluk dönemine ait gözlemlerini anlatırken şu ifadelere yer vermektedir: “Bundan üç çeyrek asır evvel Diyarbekir içtimaî [sosyal] hayatında ehemmiyetli bir yer alan konakların kahve ocakları, tadına doyulmaz bir muhabbet ve sohbet yerleri idi. Bu tarzda Diyarbekir’de üç beş tanınmış kahve ocakları vardı. Bizim evin kahve ocağında da mahalle ihtiyarları ve konağa mensup ağalar ve hizmetçiler toplanarak sohbet ve muhabbetle vakit geçirirlerdi. O zamanın icabı gereği çok basit bir hayat yaşayan, maişet [geçim] derdinden siyaset dalgasından uzak, kendi âleminde, kendi muhitinin hududu haricinde yapılmakta olan şeylerden habersiz, adeta bir koyun sürüsü hayatı yaşamakta idiler. Bu toplantılarda baştan geçenler velev birkaç defa [anlatılmış] da olsa tekrarından hoşlanılır ve tatlı tatlı anlatılırdı.

Ben de yaşımın 8–10 çağında, bu kahve ocağına sokulup bu sohbetleri dinlemekten pek hoşlanırdım. Amcamın, misafirleri rahatsız etmemiz mülahazasıyla [düşüncesiyle], adetleri 12’yi bulan takriben benim yaşımda veya bir iki yaş farkla aynısında bulunan ev çocuklarının selamlığa çıkmasını daima menetmesine rağmen, biz çocuklar her fırsat buldukça bu cemaatin arasına sokulur ve can kulağı ile kendilerini dinlemekten zevklenirdik.”[8]

Kürtlük bilincinin kendisinde nasıl uyanmaya başladığına değinen Kadri Cemilpaşa, bu hususa da bir hatırasıyla açıklık getirmektedir: “Bir gün yine fırsat bularak, kahve ocağında hazır bulunduğum bir anda, konağa mensup emektar ağalardan Hasan Ağa’nın oğlu Abdülkadir Efendi –ki dedem siyasi sebeplerle Diyarbekir’den sürüldüğünde, hizmetinde bulunmak üzere beraberinde götürmüştü– [bize gelmişti]. Oldukça uzun süren bu sürgün hayatından Abdülkadir Efendi nasılsa bir İstanbullu hanım ile evlenmiş ise de, kader beraberce yaşamağı nasip etmemiş olacak ki, vefat eden hanımcığın hatıratını hâlâ teessürlerle anarak geçirdiği tatlı aile hayatını içi yana yana anlatıyor: “Bizim Kürt kadınları gibi değil, çok ince ve tatlı bir konuşması vardı” diye dert yanıyordu. Hayatımda ilk def’a olarak ben bir şehirliden Kürt kelimesini işitiyordum.”[9]

Ekrem Cemilpaşa, diğer Cemilpaşazade ailesine mensup çocuklarla beraber çocukluğuna dair izlenimlerini şöyle aktarmaktadır: “Ben yirmi bir yaşıma gelinceye kadar Cemil Paşa Konağı denilen bir saray, bir şato ve belki de bir kışla görünümünde olan muazzam bir konakta yaşadım. Bu muazzam konağın dairesinde yirmiden fazla hanım, yirmi kadar hizmetçi ve işçi, otuzdan fazla çocuk vardı. Selamlık dairesinde de yirmiden fazla hizmetçi vardı; kahveci, oda hizmetçileri, sofra hizmetçileri, çırak…

Ailemizin çok önemli bir özelliği vardı. Birkaç Süryanî kâtip dışında, selamlıkta erkek, haremin hizmetçileri Türkçe bilmeyen köylülerdi. Çocuklar şehirlilerin bildiği çarpuk çurpuk Türkçeden önce köylü dayınlardan [dadılardan] zarif Kürtçeyi öğrenebilirlerdi.

On yaşından sonra, yani 1901’den sonra iş değişti. Çocukluk yıllarının mutlu günleri artık geride kalmıştı. 1901 Eylülü’nde bütün çocuklar Askerî Rüşdiye zindanına itildi. Öğretim heyeti, öğretmenler hep İstanbul’dan gelmişti. Bu öğretmenler yüzbaşı rütbesinde zabitlerdi. Çok sıkı, sert bir disiplin vardı. Gece gündüz okurduk, yazardık, çalışırdık. Buna rağmen yine de dayaktan kurtulamazdık.”[10]

1901 yılında Diyarbekir Askerî Rüştiye Mektebi’nde (Askerî Ortaokulu’nda) öğrenimine başlayan Kadri Cemilpaşa, daha sonra Diyarbekir Askerî İdadi Mektebi’ne (Askerî Lisesi’ne) kaydolmuştur. 1901 yılında başlayan rüştiye eğitimini 1908 yılında tamamlamıştır. 1908 yılında idadi (lise) eğitimi almak ve akabinde yükseköğrenim görmek üzere diğer amcazadeleriyle birlikte İstanbul’a giden Kadri Cemilpaşa, İstanbul’daki idadi eğitiminin ardından Halkalı Ziraat Alî Mektebi’nde (Ziraat Yüksek Okulu’nda) okumaya başlamıştır. Ekonominin toprağa bağımlı olduğu ve tarım toplumu özelliği sergileyen o dönemin koşullarında ziraat eğitimi almak revaçta olan bir durumdu. Cemilpaşazade ailesi dışındaki diğer aileler de çocuklarının bu eğitimi almasında fayda görmüşlerdir.

Kadri Cemilpaşa’nın çocukluk yıllarının geçtiği Kürdistan’da, Kürtlerin bir kısmı özellikle Türkçe konuşma çabasında olmuştur. Bu durumu Kadri Cemilpaşa şu şekilde değerlendirmektedir: “Kürdistan şehirler ahalisi Kürt ve her ailenin kökünün hangi aşirete dayandığı malum olmasına rağmen, hükümetin resmi lisanının Türkçe olmasının ve bilhassa okullarda Türkçeden başka bir lisan okutturulmadığından ahalinin bir kısmı ana lisanları olan Kürtçeyi bildikleri halda aralarında Türkçe konuşmayı adet edinmişlerdir. Zahiren [görünürde] İslam–Osmanlı, hakikatta bir Türk şoven hükümeti olan İslam halifesi hükümetleri, halkı Türkleştirmek gayesini gütmekte olduklarından, Türkçe konuşanların imtiyazlı bir sınıf teşkil ettiğini gören bazı kimseler, şahsi çıkarları icabı, her vecih ile milli kaygıdan uzak olarak Türkçe konuşmakta bir fayda görmekte idiler.”[11]

Kürtler arasında birtakım kimselerin, Osmanlı Devleti’nin yerel iktidar sahipleri nezdinde ayrıcalıklı bir konum elde etmek ve şahsi menfaatlerini gözetmek adına Kürtçe bildikleri halde Türkçe konuşmalarını eleştiren Kadri Cemilpaşa, bazı din adamlarının halkı, halifeye körü körüne bağlama adına yaptığı çalışmalardan da yakınmıştır. Osmanlı halifesine körü körüne bağlanmış olan bu din adamlarının şoven Türk hükümetinin politikaları doğrultusunda hareket ederek Kürtleri pasifize ettiğini düşünen Kadri Cemilpaşa, konu hakkındaki görüşlerini şu şekilde kaydetmektedir: “Dünyada her şeyin, hâşâ –mukaddes din–i mübin–i İslam emirleri hilafına [kutsal İslam dininin apaçık emirlerine aykırı olarak]– Allah’ın gölgesi sıfatıyla tanıtılmak istenilen halifenin arzu ve iradesi ile husule geldiğine inandırılmak istenen halkın ekserisi onun emrine muhalefeti “maazallah” küfür addetmekte idiler. Bu itibarla halifenin arzu ve iradesiyle tayin edilen hükümetin emirlerine başla canla kurban olmağı İslamiyetin esaslı şartlarından biliyorlardı. Milletinin bitmez tükenmez dertleri ile alakadar olmağı ekseri din âlimleri küfür addetmekte idiler: “İslamiyet’te kavmiyet olamaz, elhamdülillah hepimiz müslüman halife–i müslimin, hakkan–ı berreyn ve bahreynin [karaların ve denizlerin hakanının] bende [kölesi] ve kulu olmak mefhareti [mutluluğu] bize kâfi”  imiş [düşüncesindeydiler].

Vakıa [gerçekte] bütün İslamları bir derecede tutan, İslam unsurlardan birini diğerine tercih etmeyen, haklarında hakiki müsavat [eşitlik] ve adaletle hükmeden halifeye itaat farzdır. Lakin beri tarafta halife hükümeti, kavmiyet gayretini siyasetine esas tutarak, değil Kürtleri, din lisanı Arapça olması gözetilmeden, Arapları da Türkleştirmeğe kalkarsa, Arabistan vilayetlerinde mekteplerde Türkçe okutulur, ahali Türkçe konuşmağa icbar edilirse [zorlanırsa], hükümet dairelerinde Türkçeden başka bir lisan kullanılması kabul edilmezse, din–i mübine muhalif [dine aykırı] bir yol tutulmuş olur ki, dinen böylesi hükümete muaraza [karşı durmanın] farz olduğunu kabul etmeyecek hakiki bir din âlimi bulunamaz.”[12] Kadri Cemilpaşa’nın bu ve benzeri söylemlerinden, Kürt halkının dinî inanışlarından kaynaklı hassasiyetlerini abartılı bulduğu ve bu hassasiyetlerin, Kürtlerin ulusal bilince sahip olabilmelerinin önünde ciddi bir engel olduğu yönünde kanaat beslediğini göstermektedir.

2.İstanbul ve İsviçre’deki Öğrencilik Yılları

Özgürlükçü Kürt hareketinin faaliyetleri, fikrî anlamda ilk olarak II. Abdülhamid’in istibdat yönetiminin reform yapmasından ümidi kesmiş olan bazı Kürt aydınlarından özellikle Bedirxanilerin çabalarıyla Mısır’ın başkenti Kahire’de başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin sınırları dışına çıkan Kürt aydınlarından Kahire’ye yerleşen bir grup, burada 1897 yılında gizli bir cemiyet kurmuş ve 22 Nisan 1898’de Bedirxanzade Mikdat Midhat’ın yayıncısı olduğu ve ilk Kürtçe gazete kabul edilen Kurdistan’ı yayımlamaya başlamıştır.[13] Kürt dilini esas alarak yayımlanan Kurdistan gazetesi ile Kürt basın hayatı resmen başlamıştır. II. Meşrutiyet’in hemen akabinde Kürtlerin siyasallaşma faaliyetleri hız kazanmıştır. 1908 yılında kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti ve 1910’da kurulan Kürt Neşr–i Maarif Cemiyeti’nden sonra, Hêvî’nin kurulduğu 1912 yılında İstanbul’da birkaç Kürt örgütü daha ortaya çıkmıştır. 1912 yılında ise Kürdistan Muhibban Cemiyeti, Kürdistan Teşrik–i Mesai Cemiyeti ile Kürt İrşad ve İrtika Cemiyeti kurulmuştur.[14] Tüm bu örgütlenme çalışmaları Kürtlerin bir bütün halinde diğer Osmanlı ulusları gibi siyasal ve kültürel yapılarını geliştirme çabasında olduklarını göstermektedir.

Cemilpaşazade ailesine mensup gençlerin öğrenim için İstanbul’a gittikleri dönemde, yani II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında oradaki Kürt menşeli örgütlerin çalışmaları da yeni başlıyordu. Bu süreçten haberdar olan bir kısım Kürt öğrencileri yeni kurulan cemiyetlere katılmışlardır. Kadri Cemilpaşa bu durumu, “eşraftan bir aileye mensup olmanın verdiği güvenle İstanbul’a giden Kürt gençlerinin, oradaki Kürt aydınlarından ve diğer Kürt gençlerinden etkilenerek bilinçlenmelerine” bağlamıştır.[15] II. Meşrutiyet sonrası yaşanan özgürlük ortamının sağladığı imkânlardan faydalan diğer Osmanlı ulusları gibi Kürt gençleri de kendi millî hissiyatlarını birbirlerinden etkilenerek ilerletmiş ve örgütlenme çabalarına girişmişlerdir. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında yükseköğrenim görmek amacıyla İstanbul’a giden Kadri Cemilpaşa, milliyetçilik bilincinin bu aşamada zihninde şekillendiğini belirtmektedir.

Hürriyetin ilanını takip eden karmaşa ortamında Kürt gençlerinin milli bilinç etrafında örgütlenmeleri Kürt siyasal yapısının da şekillenmesinde başat rolü oynamıştır. Kürt aydın ve öğrencileri arasında Kürtlük duygularının açılmaya başlamasıyla bu siyasal örgütlülük ivme kazanmış ve bazı mekânlar bu düşüncelerin paylaşıldığı ana merkezler haline gelmiştir. Kürtlük bilincinin hızlandığı ve düşünce boyutunda geliştiği bu mekânlardan birisi de Erganili Abdullah Çavuş’un kahvesi olmuştur. Kadri Cemilpaşa, diğer Kürt gençleri ile beraber gittiği bu mekânı şöyle anlatmaktadır: “Kürtlük duygularımız açılmağa başladığı bir sırada tatil günleri mektepten çıkıp Diyarbekirli hemşehirlilerin toplandığı Erganili Abdullah Çavuş’un kahvesinde hemşehirliler arasında vakit geçirmek alışkanlığında idik. Bu esnada Kürt kıyafeti ile kahveye gelen Kürtleri gördüğümüzde, içten gelen bir sevinçle bunları hayran hayran temaşadan büyük bir zevk duyardım. Bahusus [özellikle] Nur Talebeleri üstadı meşhur Mela Said’in [Bediüzzaman Said–i Nursi’nin] yakışıklı, babayiğit tavrı ile Kürtlere mahsus giydiği şal û şepik elbisesi ve koloz [başlığı], desmalı [mendili] ile başı yükseklerde dolaşmasını temaşadan pek çok zevklenirdim.”[16]

 Kadri Cemilpaşa’nın anlatımına göre, Kürt gençleri arasındaki milliyetçilik fikrinin II. Meşrutiyet döneminden itibaren geliştiği anlaşılmaktadır. Bu dönem Kürt milliyetçiliğinin erken dönemi olarak da kabul edilebilir. Kendisi gibi milli duygularla hareket eden diğer Kürt gençleriyle birlikte Hêvî’yi bu dönemde kurmuşlardır. Kürt Talebe–Hêvî Cemiyeti, yüksek öğrenim görmekte olan Kürt gençleri tarafından 9 Ağustos 1912 (Rumî 27 Temmuz 1328) tarihinde İstanbul’da kurulmuştur. Hêvî’nin kurucularından Kadri Cemilpaşa, cemiyetin kuruluşla ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “1911 senesinde Halkalı Ziraat Mekteb–i Âlisi’ne girmiştim. Mektepte bulunan Kürt talebe arkadaşları ile millî mesâile [meselelere] derinden alaka göstererek hasbihal etmekte idik. Bu sırada mektep muhasebe memuru muhterem Halil Hayalî Bey’in bizleri irşad [aydınlatması] ve teşviki, millî duygularımızı kuvvetlendiriyordu.

Arkadaşlarla müttefikan [birlikte] bir Kürt talebe cemiyeti tesisini kararlaştırdık. Ben, Ömer Cemilpaşa, Van Milletvekili Tevfik Bey’in oğlu Fuat Temo, Diyarbekirli Cerrahzade Zeki ile beraber Hêvî nâmıyla bir talebe cemiyeti nizamnâmesini [tüzüğünü] mektep camiinde günlerce toplanarak tanzim ettikten sonra 1912 senesinde resmen hükümetten lazım gelen ruhsatı [izni] alarak Hêvî’nin teşekkülünü ilan ettik. İstanbul’da diğer mekteplerde bulunan Kürt talebe arkadaşlar da aynı ruh ve fikirli, duygulu olduklarından Hêvî’nin teşekkülünü büyük bir sevinçle karşıladılar.”[17]

Hêvî’nin yöneticileri örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekmişler, uyanmaya başlayan diğer ulusları örnek vererek [özellikle de Arapları ve Arnavutları] ayrı ayrı çalışmak suretiyle hiçbir yarar sağlanamayacağını, en iyi ve isabetli yolun uyanmış olan her ulus gibi dernekler kurarak toplu hareket etmek olduğunu belirtmişlerdir.[18] Hêvî mensuplarının açıkça ifade ettikleri düşünceler ve çıkardıkları Rojî Kurd, Hetawî Kurd, Yekbûn ve Jîn[19] isimli gazete ve dergilerdeki yayınları ile amaçlarını rahatça ortaya koymaları, İttihat ve Terakki hükümetinin kendilerini özgürlükçü olarak benimseyen Kürt gençlerine yönelik birtakım önlemler almasını da beraberinde getirmiştir. Kadri Cemilpaşa’nın verdiği bilgiye göre, Kürt Talebe–Hêvî Cemiyeti’nin kendisi dışındaki diğer üç kurucu üyesi şunlardı: Ömer Cemilpaşazade, Van Milletvekili Tevfik Bey’in oğlu Fuat Temo, Diyarbekirli Cerrahzade Zeki.[20] Hêvî’nin başkanının Ömer Cemilpaşazade, sekreterinin Kadri Cemilpaşa, mali sorumlusunun Halil Hayalî olduğu öne sürülmüşse de[21] bu bilgiyi doğrulayacak herhangi bir kanıt mevcut değildir. Bunun yanında M. Nuri Dersimi’nin yazdığına göre, kendisi ile beraber İhsan Nuri ve Palulu Abdullah Sadi de Hêvî’nin üyelerindendir.[22] Kadri Cemilpaşa’nın verdiği bilgiye göre Halil Hayalî, yakın birer dostu olan Diyarbekirli Mirikatibizade Ahmet Cemil ve Liceli Kürdizade Ahmet Ramiz ile beraber Kürt çocuklarını okutmak ve Kürtler arasında eğitim seviyesini yükseltmek amacıyla bir okul, bir de basımevi kurmuşlardır. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin üyesi de olan Halil Hayalî, bunun yanında Kürdistan adında bir gazete[23] de yayınlamışsa da İttihat ve Terakki hükümeti tarafından bu gazete kapatılmıştır.[24]

Hêvî’nin kurulmasından sonra Hêvî’nin resmî yayın organı olarak 1913 yılında Rojî Kurd dergisi çıkarılmaya başlanmıştır. “Kürt milletinde millî duyguları, Kürt mefkûresini [ülküsünü] uyandırmak ve Kürt kültürüne çalışmak gayesi”[25] ile yayınlanan derginin ilk sorumlu müdürlüğünü Süleymaniyeli Abdülkerim Bey yapmıştır. Rojî Kurd dergisi Kürt dili ile yazılan haftalık bir dergi olarak çıkarılmıştır. Kadri Cemilpaşa, Rojî Kurd dergisinin yayınlanma amacından bahsederken Kürtlerin köklü bir edebiyat geleneğine sahip olduğunu belirtmekte ve bunları Kürt okuyucularının bilmeleri gerektiğini ifade etmektedir: “Rojî Kurd’un hedefi, mesaisi Kürt kültürünü yükselterek Kürtçeyi Kürtler arasında okunup yazılır bir hale getirmekti. Kürtlerin İslamiyet’ten evvel zengin bir edebiyatı vardı. İslamiyet’ten sonra zamanla, bilhassa Osmanlı sultanları zamanında hilafete sadakatle olan bağlılıkları kendi özlüklerini ihmale sebep olmuş, zengin bir edebiyat lisanı olan Kürtçeyi de yazı lisanı olarak kullanmaktan vazgeçmişlerdi. Bununla beraber Soran lehçesiyle ve Kurmancî lehçesiyle birçok kıymetli eserler vücuda getirmişlerdi. Feqîyê Teyran, Mela Ehmedê Cizîrî, Mela Ehmedê Xanî gibi yüksek edipler kıymetli divanlar telif etmişlerdi. Soran lisanıyla da yüksek şairler birçok kıymetli eserler meydana getirmişlerdi.”[26]

Rojî Kurd dergisinin hükümet tarafından yasaklanmasından sonra Müküslü Hamza Bey yönetiminde Hetawî Kurd dergisi çıkarılmaya başlandı. Bu dergide yazılar yazan Kürt gençleri arasında özellikle Hakkârili Şair Abdürrahim Bey’in edebi yazıları takdir topluyordu. Hetawî Kurd dergisi, Hêvî Cemiyeti’nin faaliyette bulunduğu Birinci Dünya Savaşı’na kadar yayımlanmaya devam etti. Birinci Dünya Savaşı’nın ilan edilmesiyle beraber Hêvî mensuplarının pek çoğu seferberlik çerçevesinde askeri hizmete alındıklarından derginin yayınına da imkân kalmamıştı. Bundan sonra da derginin yayımlanmasına ara verildi. Hêvî Cemiyeti’ne mensup gençler, dönemin İttihat ve Terakki hükümeti yanlısı birtakım kuruluşların telkinleriyle hareket etmeyip, bağımsız bir yol takip etme çabası içerisinde bulunmuşlardır. Hêvî mensubu gençlerin bu tavrı, hükümet yetkililerince ister istemez hükümet karşıtı bir politika yürüttükleri yönünde algılanmalarına sebep olmuştur. Bu durum ilerleyen aşamada Hêvî ile birlikte diğer Kürt cemiyetlerinin de İttihat ve Terakki Cemiyeti hükümetleri tarafından kapatılmalarına yol açan süreci beraberinde getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen arifesinde Avrupa’ya eğitim görmek amacıyla giden Kadri Cemilpaşa, burada siyasî faaliyetlerine devam ederek; Ekrem Cemilpaşa, Şemseddin Cemilpaşa, Babanzade Recai Nüzhet, Dersimli Selim Sabit ve Lozan’da bulunan diğer Kürt gençleri ile beraber İsviçre’nin Lozan kentinde Hêvî Cemiyeti’nin bir şubesini açarak, İstanbul’da bulunan genel merkezin bu konudaki iznini almışlardır.[27] Ülke dışında okumaya gidebilen Kürt gençlerinin ve çeşitli nedenlerle Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde yaşamakta olan Kürt aydınlarının çalışmaları sonucunda oluşturulan bu şubelerin Kürt sorununu ve Kürdistan’daki politik-ekonomik yaşam koşullarını, çekilen eziyet ve sıkıntıları, Kürt insanının politik-ulusal isteklerinin uluslararası düzeydeki tartışmaların ve toplantıların gündemine getirmede önemli işlevi olmuştur.[28]

İstanbul’daki çalkantılı siyasî ortamı terk ederek 1913’te İsviçre’ye giden ve burada pedagoji eğitimi alan Kadri Cemilpaşa[29] İsviçre’de kaldığı dönem boyunca yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verirken şunları kaydetmektedir: “Maksadımız Avrupa’nın diğer memleketlerinde bulunan Kürt talebeleri ile mesai birliği yaparak millî mefkûrenin intişarına [yayılmasına] çalışmak ve Avrupalılara milletimizi tanıtmaktı. Avrupa’ya herhangi bir sebeple seyahat etmiş olan Kürtler kendilerini Kürt olarak tanıtmış olmamaları, Kürtleri tanıtacak hiçbir propaganda ve neşriyat yapılmamış olması yüzünden Kürt milletinin tanıtılması bazı ilim adamlarının bilgisine münhasır [bağlı] kalmıştı.”[30] Bu bilim adamlarının, Avrupalı olmaları hasebiyle Kürtlerin tanıtımı konusunda derinlemesine bilgi sahibi olmamalarından ötürü yaptıkları bilgilendirmelerde de etkili olamadıkları anlaşılmaktadır.

Kadri Cemilpaşa, Lozan’da Kürt Talebe-Hêvî Cemiyeti’nin çalışmalarını yürütürken Avrupalıların Kürt ve Kürdistan kavramlarına ne kadar yabancı olduklarına tanık olmuştur. Bunun yanında Avrupalıların Kürtler hakkındaki düşüncelerinin genel anlamda olumsuz olduğuna değinerek, bunun sebebinin Avrupa’da yaşayan Ermenilerin Avupalıları yanlış yönlendirmesi olduğunu belirtmektedir. Bir kısım Ermenilerin özellikle de Avrupa’da Kürtler aleyhine propaganda yapması gayet doğal karşılanabilir. Unutmamak gerekir ki, Ermenilerin tarihî olarak hak iddia ettikleri Ermenistan sınırları Kürdistan’ın büyük bir bölümünü de içine almaktadır. Ayrıca henüz 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde genellikle Kürtlerle kısmi çatışmalar içerisine girmeleri de aralarındaki rekabetin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilan edilmesinden dört ay sonraya kadar Kadri Cemilpaşa ve amcası oğlu Şemsettin Lozan’da kalmıştır. Osmanlı Devleti seferberlik ilan edince İsviçre hükümeti kendisi ile posta ilişkisini kesmiş ve para alışverişini engellemiştir. Bu sebeple Kadri Cemilpaşa’ya evden gönderilen paralar İsviçre Dışişleri Bakanlığı kasasında muhafaza edilerek kendilerine teslim edilmemiştir. Bundan sonraki süreçte maddi yetersizlikler içerisinde zor zamanlar geçiren ve pansiyona biriken borçlarını dahi ödeyemeyecek duruma gelen Cemilpaşazade ailesi mensupları Şeyh Şamil’in oğullarından İstanbul’da verilmek üzere bir miktar borç para almışlardır. Bu para ile pansiyona olan borçlarını ödeyerek İstanbul’a doğru hareket etmişlerdir.

3.Birinci Dünya Savaşı Yılları ve Sonrası

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Cemilpaşazade ailesinden Avrupa’da öğrenim görmekte olan diğer fertler gibi Kadri Cemilpaşa da savaş başlayınca Osmanlı ordusu saflarında savaşmak üzere İstanbul’a dönmüş ve önce Kafkas cephesine, sonra da Filistin cephesine gönderilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın ilanından dört ay sonraya kadar amcazadesi Şemsettin Cemilpaşa ile Lozan’da bulunan Kadri Cemilpaşa, savaşa katılmak üzere onunla beraber İstanbul’a doğru yola çıkmıştır. Kadri Cemilpaşa’nın, savaşa katılmak üzere İstanbul’a doğru hareket etmesinin nedeni, savaştan sonra değişecek olan dünya siyasî dengelerinin Kürtler lehine sonuçlar vermesi için çalışmak ve bu yönde Kürtler arasında örgütlenme sağlamaktır.

Viyana’dan Romanya’ya trenle ağır ağır yol alan Kadri Cemilpaşa, yol boyunca karşılaştığı manzaranın kendisini karamsarlığa ittiğini şöyle ifade etmektedir: “…Harpten çıkmış istirahat halinde bulunan bir askerî kıtasında [birliğinde] görülen perişanlık, daha harp başlangıcında böyle acınacak bir halde olursa harp uzayınca ne vahim neticeler vereceğini anlamağa kâfi idi.”[31] Romanya yoluyla üç gün sonra İstanbul’a yetiştiklerinde savaş faaliyetlerinin yoğunluğu kendini tüm çıplaklığıyla göstermekteydi. Bunun yanı sıra göze çarpan büyük binaların duvarları Osmanlı ordusunun zaferini müjdeleyen askeri sözlerle donatılmıştı. Bu arada Kafkas cephesinde her gün bir şehrin Ruslardan geri alındığı ateşli sloganlarla ilan edilmekte ve Osmanlı ordusunun muzafferiyeti kutlanmaktaydı. İstanbul’a gelir gelmez Maarif Vekâleti’nden yüksekokul öğrencisi olduğuna dair aldığı resmi belgeyle Askerlik Dairesi’ne başvuran Kadri Cemilpaşa, kendi isteği üzerine Süvari Yedek Subay Okulu’na kabul edilerek, Acemi Birliği’nde dört ay askeri eğitim aldıktan sonra diğer bazı arkadaşlarıyla beraber Erzurum’da bulunan Üçüncü Ordu’ya gönderilmiştir.

Erzurum’da ismi daha sonra Hafif Süvari Alayları olarak değiştirilmiş olan Hamidiye Alayları’na katıldıktan sonra, karargâhını Ardı köyünde kurmuş bulunan İkinci Süvari Fırkası Kumandanı Mürsel Bey tarafından Hasenan ve Cibran Kürt aşiretlerinin oluşturduğu İhtiyat Livası’na[32] gönderilen Kadri Cemilpaşa, tugaya katıldığında savaş başlayalı bir yıl olmuştu. Tugayda İhtiyat Livası Kumandanı Amasyalı Hamdi Bey’in emir subayı olarak tugay karargâhında görevlendirilen Kadri Cemilpaşa, görevlendirildiği konumun kendisi için öneminden şöyle bahsetmiştir: “…Bir kıtaya verilse idim ancak mahdut [sınırlı] kimselerle temas edebilecektim. Şimdi liva karargâhında bulunmam bana livada bulunan Hesenan ve Cibran alayları zabitleri ile tanışmak fırsatını veriyordu.”[33] Fakat tüm çabalarına rağmen söz konusu aşiret subayları ile milli meselelere dair olumlu bir iletişim kuramayan Kadri Cemilpaşa, Kürt aşiretlerinin Kürt milli bilinci konusundaki duyarsızlıklarına yönelik olarak serzenişini dile getirmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kürtlerde halifeye duyulan sadakat anlayışı, ileriki on yıl içinde bambaşka bir boyut kazanacak ve milli hislerle örülü bir şekilde 1925 Kürt Ayaklanması’nın ortaya çıkmasıyla netice bulacaktır.

Osmanlı ordusundaki Türk subayların orduda savaşan Kürtlere bakışlarındaki olumsuzluktan da yakınarak, Kürtlerin büyük bir özveriyle savaşmalarına karşılık Türk kumandanlarının onlara hiç de iyi bir gözle bakmadığını ifade eden Kadri Cemilpaşa, Aşiret Alayları İhtiyat Tugayı’nda altı ay boyunca görev yaptıktan sonra, tugay dağıtıldığından dolayı Ahlât’ta konuşlu bulunan 23. Nizamiye Süvari Alayı’na gönderilmiştir. Osmanlı ordusunun Kafkas cephesinde yenilgiye uğramasından sonra Kadri Cemilpaşa’nın de içinde yer aldığı 23. Nizamiye Süvari Alayı Erzurum’dan Karadeniz’e gönderilmiştir. Alayın buradaki görevlendirilme amacı Karadeniz Bölgesi’nde bağımsızlık faaliyetleri gütmekte olan Pontus Rum çetelerini takip etmekti. Savaş esnasında Rus Çarlığı’ndan destek gören Rum güçleri Müslüman ahaliye yönelik şiddet eylemlerinde bulunmaktaydılar.

Çarşamba Askerlik Şubesi Başkanı Şükrü Bey’in komutasında görev alan Kadri Cemilpaşa, Süvari Bölüğü ile beraber bir süre Samsun ve Çarşamba yörelerinde Rum kuvvetlerini izlemiş ve sarp bir arazi olan Ayı Tepesi civarında yerleşmiş bulunan Pontus Rum güçleriyle çatışmaya girmiştir; fakat bu çatışmalarda herhangi bir yara almamıştır. Kadri Cemilpaşa’ya göre, Osmanlı ordusu doğuda yaşayan Türkler dışında kalan diğer Osmanlı unsurlarını Rus zulmüyle korkutarak batıya göç ettirmekte, bunu yaparken de gerçek niyetini saklamaktaydı. Süvari Bölüğü ile beraber bir süre Karadeniz havalisinde Pontus Rum güçleriyle çarpışan Kadri Cemilpaşa, daha sonra Filistin cephesine sevk edilmiştir. Bir aydan fazla süren kara yolculuğundan sonra Filistin’e varan Kadri Cemilpaşa’nın da içinde yer aldığı Süvari Alayı İngilizlerle çatışma içerisine girmişlerdir. Lut Gölü’nün kuzeyinde Amman cephesinde İngiliz kuvvetleriyle çarpışan ve ağır kayba uğrayan Osmanlı ordusundaki sağ kalan askerlerin tamamı İngilizlere esir düşmüştür. İngilizler tarafından tümüyle esir alınan Osmanlı Süvari Alayı, Mısır’ın İskenderiye kentinde bulunan Seydi Beşir Esir Kampı’na götürülmüştür. Kadri Cemilpaşa, diğer Osmanlı subay ve erleri gibi Seydi Beşir Esir Kampı’nda bir buçuk yıl tutuklu kalmıştır.[34]

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra İngilizlerin işgaline uğrayan Suriye’nin Türkiye’den ayrılmasıyla esir kamplarında bulunan Arap askerleri peyderpey memleketlerine gönderilmeye başlanmıştır.[35] Mısır ve Suriye gibi İngiliz istilasına uğrayan Arap ülkelerindeki esir kamplarında tutuklu bulunan Arap askerlerinin birer birer serbest bırakılmasından faydalanan Kadri Cemilpaşa, bir an önce özgürlüğüne kavuşmak amacıyla diğer Arap subayları gibi kendisinin de serbest bırakılması için Seydi Beşir İngiliz Askeri Esir Kampı Komutanı Yarbay Coates’a başvurmuş ve gerekli izni aldıktan sonra hürriyetine kavuşarak memleketine geri dönmüştür. Kadri Cemilpaşa’nın esaretten nasıl ve ne şekilde kurtulduğuna dair bunun dışında herhangi bir bilgi mevcut değildir.[36] Elimizdeki kaynaklar oldukça kısıtlı olduğundan ve bu kaynaklarda da geniş bir açıklamaya yer verilmediğinden bu husustaki mevcut bilgilerimiz sınırlıdır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Paris Barış Konferansı’nın devam ettiği süreçte Kadri Cemilpaşa İngilizlerin elinde tutsaktı. Seydi Beşir İngiliz Askeri Esir Kampı’nda bulunduğu süre zarfında konferansta görüşülen konuları ajans bültenlerinden günü gününe takip ettiğini, Kürt delegelerinin Kürt milli haklarına ve taleplerine dair barış konferansına verdikleri önergeleri okurken de heyecanlandığını belirten Kadri Cemilpaşa, barış konferansının sonunda Kürdistan’ın bağımsızlığının ilan edileceğine dair kuvvetli bir his taşımıştır.

Mütareke döneminde Kadri Cemilpaşa’nın da aralarında bulunduğu birtakım Kürt aydınları Diyarbekir’de bir dernek kurmuşlardır. Diyarbekir ve çevresinde daha çok Kürt Kulübü olarak tanınan Diyarbekir’deki derneğin gerçek adı konusunda yazılı kaynaklar farklı bilgiler vermektedirler. Derneğin ilk başkanı olan Ekrem Cemilpaşa’ya göre, Diyarbekir’de kurulan derneğin adı Kürdistan Cemiyeti,[37] amcazadesi Kadri Cemilpaşa’ya göre ise Kürt Teâli Cemiyeti’dir.[38] Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Wilson Prensipleri’ne dayanılarak Osmanlı ülkesinin değişik vilayetlerinde birçok cemiyet kurulmuştur. Bu cemiyetlerin bir kısmı Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünden yana olurken, ikinci bir kısmı da Osmanlı’yı oluşturan unsurların kendi milletlerinin bağımsızlığından yana tavır ortaya koymuşlardır. Kadri Cemilpaşa’nın bahsettiği Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin kuruluş gerekçesinin bu ikinci kısımdan kaynaklandığı belirtilmiştir.

Kürdistan Teâli Cemiyeti ile Diyarbekir Kürt Teâli Cemi­yeti arasındaki ilişkiler tüm hızıyla sürmekteydi. Karşılıklı iyi niyete dayanan ilişkiler siyasî boyutun da ötesinde kültürel ve ekonomik açıdan gelişme kaydetmekteydi. Diyarbekir Kürdistan Teâli Cemiyeti kısa bir süre sonra 4 Haziran 1919’da kapatılmıştır. Bazı istisnai isimler dışında Anadolu’daki milli mücadele hareketine karşı olan ve bu yönde aktif rol oynayan cemiyetin kapatılması ile ilgili olarak Kadri Cemilpaşa’nın ileri sürdüğü düşünceler, cemiyetin de içinde bulunduğu durum hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir. Kadri Cemilpaşa’nın Kürdistan’ın bağımsızlığına kavuşması gerektiği yönündeki düşüncelerinin Kuvva-yı Milliye yöneticilerini fazlasıyla rahatsız ettiği görülmektedir.

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas’ta kaldığı dönemde Kürdistan’daki cemiyetlere yönelik faaliyetlerine hız vermiştir. Diyarbekir’e gönderdiği paşalar vasıtasıyla, milli mücadeleye zarar verdiğini düşündüğü kişilere, Anadolu’nun kurtuluşu için yaptıkları çalışmalar hakkında bilgilendirmelerde bulunmuş ve kendilerini ikna etmeye çalışmıştır. Bunların arasında Anadolu’daki milli mücadeleye açıkça düşmanlık besleyenlere karşı ise gerekli tedbirleri almıştır. Bunlardan özellikle de Ekrem Cemilpaşa, cemiyetin aldığı karar gereği önce cemiyetten istifa etmiş ve hemen akabinde Diyarbekir’i terk etmek zorunda kalmıştır. Kadri Cemilpaşa’nın ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla, genel anlamda milli mücadele karşıtı bir politika izleyen Diyarbekir Kürdistan Teâli Cemiyeti bu faaliyetlerinden ötürü kapatılmış, cemiyet içerisindeki milli mücadele yanlısı kişilerse daha sonra kurulan Müdafa–i Hukuk Cemiyeti’ne katılmıştır. Kadri Cemilpaşa’nın düşüncelerinden yola çıkarak o günün koşullarında milli mücadele hareketine karşı olduğunu söylemek mümkündür. Milli mücadele kadroları tarafından Kürt cemiyetleri birer birer kapatılarak cemiyet üyeleri tutuklanmıştır. Kürtlerin özgürlüklerine kavuşmaları için çaba gösteren Kürt aydınları bu yolla sindirilmeye çalışılmıştır.

Mısır’ın İskenderiye kentindeki Seydi Beşir İngiliz Askeri Esir Kampı’ndaki esaretten kurtularak 1920 yılı sonlarına doğru[39] Diyarbekir’e dönen Kadri Cemilpaşa, Kürt milliyetçiliği suçlamasıyla bir kısım Kürt aydınının haksız yere Diyarbekir’de hapsedildiğini belirtmiştir. Böyle bir durumda, kendilerini Anadolu’nun kurtuluşu noktasından hareketle çaba gösteren ve milli mücadele hareketinin geleceğini düşünmek zorunda hisseden Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, Cemilpaşazadelerin ayrılıkçı türdeki faaliyetleri karşısında gerekli tedbirleri alarak Diyarbekir Kürdistan Teali Cemiyeti’nin çalışmalarına son vermesi kendileri açısından kaçınılmaz olmuştur; fakat bu tavrın Kürtlerin milli mücadeleye verdikleri desteğin azalması yönünde eğilim göstermiş olduğu da unutulmamalıdır. Kürtler, Kürdistan’ın özgürleşmesi yönündeki gayretlerini hep bir adım daha ileriye taşıma konusundaki kararlılıklarını bir süre daha devam ettirmişlerse de, bu kararlı tutum bir süre sonra akamete uğramıştır.

Hatıratlardan ve yaşanan gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla Kadri Cemilpaşa, 1920’li yılların başında Diyarbekir’de ikamet etmekle birlikte siyasal açıdan çok da aktif olmayan bir konumda bulunmaktadır. Farklı kaynaklarda da Kadri Cemilpaşa ile ilgili bu yıllarda bilgi verilmemesi bu kanaati güçlendirmektedir. Anadolu’da milli mücadele hareketinin en hareketli zamanlarına denk gelen bir dönemde herhangi bir örgütlenme faaliyeti içerisine girmeyen ve aktif rol almayan Kadri Cemilpaşa hakkındaki bu dönemi kapsayan bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Kaldı ki, Kadri Cemilpaşa’nın kendisi de hatıratında 1920’li yılların başında yaşanan gelişmeler ile ilgili bilgi verirken kendi meşguliyetinden bahsetmemekte, daha çok Türkiye ve komşu ülkelerdeki Kürtleri doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren siyasal gelişmelere temas etmektedir.

4.Kürt İsyanları ve Sürgünler

Anadolu’daki mili mücadele yıllarında olduğu gibi cumhuriyet döneminde de bölgesel ölçekli birtakım Kürt isyanları meydana gelmiştir. Bu ayaklanmaları tek bir eksende açıklama imkânı yoktur. Özellikle cumhuriyet döneminde Kürdistan coğrafyasında kurulan gizli ve açık bağımsızlıkçı Kürt cemiyetlerinin öncülüğünde gelişen bu isyan hareketlerine Kürtlerden yoğun miktarda katılımın olduğunu söylemek mümkündür. Kürdistan’da ortaya çıkan isyanların kesin başarıya ulaşamamalarında rol oynayan faktörlerin sıralanması gerekirse, en başta; Kürtlerde bağımsızlık yönünde ortak bir milli bilincin oluşmaması, Kürtleri bir araya toplayacak kudretli bir liderin olmaması, Kürdistan coğrafyasının dağlık ve engebeli olması, ulaşım yolları ve iletişim hatlarının yetersiz ve birbirinden kopuk olması ve Kürtlerin genel olarak birbirlerini çekememeleri gelmektedir. Bunların yanında sıralanabilecek diğer faktörler ise çok önemli olmalarına karşın, yukarıda sıralanan sebeplere nazaran ikincil önemde kalmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin parçalanmaya yüz tuttuğu bir dönemde, diğer birçok ulus gibi Kürtler de bağımsızlık yolunda çaba göstermişlerdir. Kürt aydınlarının kurduğu cemiyetler vasıtasıyla bu yönde birtakım girişimlerde bulunulduğunu belirten Kadri Cemilpaşa şunları kaydetmektedir: “Diyarbekir’de teşekkül eden Kürt Teâli Cemiyeti ve yine İstanbul’da bazı Kürt vatanseverlerinin tesis ettiği Kürdistan Teâli Cemiyeti, Kürt Teşkilat–ı İçtimaiye Cemiyeti gibi siyasi cemiyetler teşebbüslerde bulunarak milli Kürt hukukunun tahakkukuna çalışıyorlardı. Birtakım Kürt reisleri de silah kuvvetine dayanarak milli hakların elde edilmesini istiyorlardı.”[40] Kadri Cemilpaşa’nın da söz konusu ettiği Kürt cemiyetlerinden; Diyarbekir’deki Kürt Teâli Cemiyeti, İstanbul’daki Kürdistan Teâli Cemiyeti ve Kürt Teşkilat–ı İçtimaiye Cemiyeti gibi Kürtlerin özgürlüklerine kavuşmaları yönünde çaba gösteren cemiyetlerin bu yolda geniş anlamda silahlı bir ayaklanma girişiminde bulunmadıkları bilinmektedir.

Kürt İstiklâl Cemiyeti adıyla kurulan ve daha çok Azadî [Civata Azadiya Kurd] olarak tanınan örgütün[41] kuruluş yılı olarak kaynaklar 1920 ile 1923 arasında değişen farklı tarihler vermektedirler.[42] Kürt İstiklâl Cemiyeti, Bedirxanzade ailesinden Süreyya Bey tarafından 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra Mısır’da kurulmuştur. Cemiyetin 13 maddelik programı ve 25 maddelik tüzüğü bulunmaktadır. 16 Aralık 1918 tari­hinde İngiltere’ye Fransızca bir memorandum sunan Kürt İstiklal Cemiyeti, İngiltere’den bağımsız bir Kürt devleti talebinde bulunmuştur. Cemiyet, Ocak 1919’da Şerif Paşa ile birlikte Paris Barış Görüşmeleri’nde hazır bulunmak üzere üyelerinden Arif Paşa’yı görevlendirmiştir.

Kürt subaylarından olan Bitlisli İhsan Nuri, Süleymaniyeli Mülazım İsmail Hakkı Şaweyş, Hertulu Hurşid Kürt İstiklâl Cemiyeti’nin önemli üyeleri arasında bulunmaktaydı. Süleymaniyeli Mülazım İsmail Hakkı Şaweyş’in girişimi ve Kadri ile Ekrem Beyler gibi Cemilpaşazade ailesi mensuplarının katılımıyla açılan ve gittikçe güçlenen Kürt İstiklâl Cemiyeti’nin Diyarbekir şubesi, Kürdistan’ın bağımsızlığına kavuşturulması yönündeki çabalarına hız vermiştir. Kadri Cemilpaşa da Ekrem Cemilpaşa ile beraber Kürt İstiklal Cemiyeti’nin Diyarbekir Şubesi’nin kurucuları arasında yer aldığını belirterek, cemiyetin Diyarbekir Şubesi’nin diğer kurucuları arasında Cemilpaşazade Kasım Bey, Dr. Fuat ve Dava Vekili Mehmet Efendi –Bavê Tujo– yani Hacı Ahti Efendi[43] gibi isimlerin olduğunu ifade etmiştir.

Kürt İstiklâl Cemiyeti’nin 1925 Kürt Ayaklanması’ndan önce bölgede örgütsel bazı çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Doğal olarak bu örgütle ilişkisi olduğu bili­nen Şeyh Said’in liderliğindeki ayaklanmadan, örgütün en güç­lü şubelerinden biri olan Diyarbekir şubesinin haberdar edil­miş olduğu düşünülebilir; fakat mevcut bilgiler durumun tam anlamıyla böyle olmadığını göstermektedir. Ayaklanma Piran’da[44] aniden başlayıp çok kısa sürede etrafa yayıldığından, tutuklanıncaya kadar Diyarbekir şubesi yöneticilerinin bundan habersiz oldukları an­laşılmaktadır.[45] Kadri Cemilpaşa’nın 1925 Kürt Ayaklanması’nın başlamasından habersiz olduklarını belirten cümleleri, Kürt İstiklâl Cemiyeti’nin örgüt hiyerarşisinden kopuk bir şekilde ve aniden isyana sürüklendiklerini göstermektedir: “8 Şubat 1925 tarihinde Türk karakol efradından bazılarının Piran’da öldürüldüğünün haberini Diyarbekir’de işittiğimizde, bu hususta bir şeyden haberi olmayan Azadî teşkiline merbut [bağlı] Diyarbekir şubesi efradı bizler, vukuatın mahiyetini ve ne maksatla yapıldığını anlayamadık. Cemiyetin reisi Halid Bey Cibrî ve nüfuzlu azaları mahpus, cemiyet teşkilatının tamamlanmamış olmasından, cemiyet kararıyla bu kıyam [ayaklanma] hareketinin yapıldığını çok uzak görüyorduk. Hayret ve tereddüt içinde idik.”[46]

Ekrem Cemilpaşa’nın anlattıklarına bakılırsa kendisi, Kadri Cemilpaşa ve Kürt İstiklâl Cemiyeti’nden olan arkadaşlarının ayaklanmadan haberleri olmamış, dolayısıyla ayaklanmaya destekte bulunamamışlardır. Ayaklanmanın hazırlıklarından habersiz olduğu anlaşılan Kadri Cemilpaşa’nın, zamansız bir şekilde gelişen ve en azından başlangıç aşamasında koordinasyon eksikliğinin açık bir şekilde görüldüğü bu ayaklanma teşebbüsünden haberdar edilmediğinden dolayı ayaklanmaya katılamadığı anlaşılmaktadır. Belli bir program dâhilinde yapılması düşünülen; fakat hareket tarzı, zamanlama, stratejik planlama, komuta heyetinin seçimi, hiyerarşik düzen, iç disiplin gibi konularda örgütsel hazırlığı yeterince tamamlanmamış olan 1925 Kürt Ayaklanması’nın, mutlak anlamda başarıya ulaşması ihtimali uzak bir ihtimal olarak değerlendirilebilir. Şayet bu ayaklanmanın öncü kadroları başarıya ulaşmış olsaydı da, elde ettikleri kazanımları ne şekilde ve ne zamana kadar koruyacaklarına dair bir tereddüt de söz konusudur.

Şeyh Said önderliğindeki 1925 Kürt Ayaklanması 13 Şubat 1925’te Bingöl’de başlamış hemen ardından da Elaziz ve Diyarbekir yörelerine yayılmıştır. Her ne kadar ayaklanan Kürtler, bu isyan hareketini birkaç ay sonra ve çok iyi hazırlanarak başlatmayı planlamış olsalar da, aksilikler baş göstermiş ve isyan planlanan tarihten erken başlamıştır. Ayaklanmanın başlamasının hemen akabinde Erzurum, Mardin, Diyarbekir ve Malatya bölgelerinde yığınağını tamamlayan Türk ordu birlikleri, o ana dek başarı gösteren Şeyh Said’i 7–8 Mart 1925 tarihinde ilk kez yenilgiye uğratmış ve karşı harekâta geçerek birçok şehri tekrardan geri almıştır. Şeyh Said’in ele geçirildiği haberinin 15 Nisan 1925 tarihli resmi bildiriyle duyurulmasıyla beraber ayaklanma da sona ermiştir.[47]

1925 Kürt Ayaklanması esnasında ve sonrasında başta Kadri Bey olmak üzere Cemilpaşazadelerden toplam sekiz kişi gözaltına alınıp tutuklanmıştır.[48] Kürt İstiklâl Cemiyeti’nin Diyarbekir şubesinin önde gelen isimlerinden olan Kadri Cemilpaşa, 1925 Kürt Ayaklanması’nın başlamasıyla beraber, ayaklanmaya katılabileceği düşüncesiyle Türk ordu birlikleri tarafından derhal tutuklanarak cezaevine hapsedilmiştir. Ayaklanmanın Türk ordu birlikleri tarafından bastırılmasının ardından Şeyh Said ve arkadaşları yakalanarak Kadri Cemilpaşa’nın tutuklu bulunduğu hapishaneye getirilmiştir. Diğer mahkûmlarla görüşmeleri yasak olduğundan, ancak aracılar vasıtasıyla birbirlerinin durumundan haberdar olabilmişlerdir.

Kadri Cemilpaşa, Şeyh Said’i ilk gördüğü an edindiği izlenimi şu sözlerle aktarmaktadır: “Cibranlı Kasım Bey’in ihbarı ile Varto’nun Çarbuhur köprüsünde arkadaşları ile beraber yakalanarak Diyarbekir’deki istiklal muhakemesine sevk edilen Şeyh Said Efendi merhum, beyaz sakalının çevrelediği nurlu yüzü ile mücahidin kafilesi önünde olarak bulunduğumuz hapishaneye getirildi. İhtiyarlığına rağmen yol yorgunluğu, mübarek yüzünün gül rengi güzelliğini hiç de bozmuş değildi. Beraberinde bulunan 47 arkadaşları ile beraber hapishanenin bir tarafına yerleştirildiler.”[49] Kadri Cemilpaşa, Şeyh Said ve arkadaşlarıyla birlikte Diyarbekir İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır; fakat Şeyh Said’in mahkemede verdiği beyanlardan anlaışıldığına göre, Şeyh Said ve arkadaşlarıyla Kadri Cemilpaşa duruşmalara aynı anda katılmamışlardır. Zira duruşma esnasında mahkeme heyeti tarafından Şeyh Said’e, Ekrem Cemilpaşa ve diğer Cemilpaşazadeler hakkında soru sorulduğunda Şeyh Said’in kendilerinden habersiz bir şekilde cevap verdiği görülmektedir.

Kadri Cemilpaşa’ya göre, cumhuriyet yöneticileri 1925 Kürt Ayaklanması’nın ortaya çıkışına zemin hazırlayan nedenlerin üstünü örtmeye ve bu büyük ayaklanma girişimini küçük düşürecek birtakım karalama politikaları geliştirmeye çalışmışlardır. 1925 Kürt Ayaklanması’nın nedenlerine ilişkin olarak Türk milli eğitim sisteminde okullarda günümüzde hâlâ öğretilmekte olan iki temel husus bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, ayaklanmanın dinî nedenlerden kaynaklandığı ve ayaklanmacıların Türkiye devletinin laikleşmekte olan modern yapısını yıkarak, yerine şeriat rejimi getirmek istedikleri doğrultudadır. İkinci olarak, Lozan Antlaşması’nda çözüme kavuşturulamayan Musul sorunu nedeniyle İngilizlerin, Türk ordusunun savaş gücünü zayıflatarak Musul’a askerî bir harekât yapmasını engellemek niyetinde olduğu yönündedir.

Türk yöneticilerinin tezine göre, gerici bir din adamı olan ve İngilizler tarafından bağımsız bir Kürt devletinin kurulacağı vaadiyle aldatılan Şeyh Said’in, doğuda ayaklanmasıyla Türk ordusu bütün gücünü ayaklanmanın bastırılması amacıyla seferber edecek, bunun sonucunda savaşma kabiliyetini büyük oranda yitirecek olan Türkiye, İngiltere ile Musul sorununun daha kolay bir şekilde çözüme kavuşturulması için anlaşma yoluna gitmek zorunda kalacaktı. 1925 Kürt Ayaklanması’na katılmadıkları halde Cemilpaşazade ailesi mensuplarından ismi anılan kişilerin tutuklanmalarının asıl nedeninin, isyana doğrudan katılmaları veya destekte bulunmaları değil, bu isyan hareketine katılabilecekleri yönündeki eğilimin kuvvetli olmasıydı. Kadri Cemilpaşa’nın ayaklanma ile ilgili olarak örgüt yöneticilerine yönelik serzenişte bulundukları husus, örgüt üyesi oldukları halde kendilerinin ayaklanmadan haberdar edilmemiş olmalarıdır. Yani kendilerine daha öncesinden haber verilmiş olsaydı, bu durumda her ikisi de isyana katılabileceklerini ifade etmişlerdir.

1925 Kürt Ayaklanması Türkiye’nin iç siyasetinde, etkisi günümüze dek süregelen çok derin izler bırakmıştır. Ayaklanma sonrası Kürtlere karşı izlenen sindirme politikaları, Kürtlerin zihninde kalıcı hasarlar meydana getirerek, cumhuriyet idaresine yönelik olarak Kürtlerin hafızasında unutulmayacak yaralar açılmıştır. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının, özellikle de bu kadroların otoriter kanadının, ayaklanmayı fırsata dönüştürüp ülke içindeki konumlarını sağlamlaştırmaya yönelik girişimlerde bulunduğu kanısında olan Kadri Cemilpaşa, yalnız Kürtlerin değil, otoriter yönetime muhalif olan Türk aydın ve askerlerinin de bu kıyım hareketinden nasiplerini aldığını belirtmiştir.[50]

1925 Kürt Ayaklanması dolayısıyla Cemilpaşazade ailesinden on bir kişi tutuklanarak İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış­tır.[51] Ayaklanma sonucunda yakalanan Kürt ayaklanmacıları ile bu isyana destek vermiş olduğu iddia edilen kişilerin yargılanmasına aynı davada karar verilmiştir.[52] Şark İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmasının ardından serbest bırakılmasına karar verilenlerden biri olan Kadri Cemilpaşa, serbest bırakılmasının nedenleriyle ilgili olarak haklarında yeterli ölçüde delil bulunamamasını göstermiştir. Kadri Cemilpaşa, Cemilpaşazade ailesi mensuplarının birçoğunun beraat kararı ile cezaevinden salıverilmesinde mahkeme üyelerine rüşvet verilmesi ve Ziya Cemilpaşa’nın bir uçak satın alarak ai­le adına Türk Teyyare Cemiyeti’ne hediye etmesinin payının büyük olduğunu ifade etmiştir.[53] Ziya Cemilpaşa’nın bu amaçla Türk Teyyare Cemiyeti’ne bir uçak hediye ettiği doğrudur. Bu uçağın satın alınması için gereken parayı da aile men­supları kendi aralarında toplamışlardır. Uçağın satın alınması, aynı zamanda Cemilpaşazadelerin o dönemdeki ekonomik gücü hakkında da bir fikir vermektedir; fakat Cemilpaşazadelerin serbest bırakılmasında tamamıyla bu girişimin etkili olduğunu beyan etmek güçtür. Zira bu bilgiyi doğrulayacak kesin bir kanıt yoktur. Meseleye mevcut durum açısından bakıldığında Kadri Cemilpaşa’nın bu tespitinin Cemilpaşazadelerin serbest bırakılmasında güçlü bir etken olduğu görülmektedir.

1925 Kürt Ayaklanması yakın dönem Kürt tarihine damgasını vurmuştur. Ayaklanmayla ilgisi olsun veya olmasın cumhuriyet yönetimine muhalif olan Kürtler, memleketlerinden uzak kesimlere sürgün edilmişlerdir. Sürgün edilen Kürtler arasında yalnızca yönetime muhalif olanlar yer almamış, bunun yanı sıra ayaklanmanın bastırılması sırasında Türk ordusuna yardım eden diğer Kürt aşiretleri de bu sürgün hareketinden nasiplerini almışlardır. Kendisi de 1926 yılında Diyarbekir’den Burdur’a sürgün edilen Kadri Cemilpaşa, yaşadığı sürgün olayı ile ilgili olarak şunları aktarmaktadır: “Nefi [sürgün] edildiğim Bordu [Burdur] vilayetine yetiştiğimde benden evvel Bordu’ya gönderilmiş Türkofillikleriyle tanınmış bir kısım Kürtleri orda mevcut buldum. Eskiden Konya vilayetinin küçük bir kazası olan Bordu’da üç yüz kadar Kürdistanlı hemşeri toplanmıştık. Bediüzzaman merhum Mela Said de aramızda bulunuyordu. Üç yüz Kürdün mevcudiyeti bu küçük kasabanın rengini değiştirmişti.”[54] Cumhuriyet yöneticilerinin Kürtleri batıya doğru sürgün etmelerindeki temel amaç; Kürtler arasındaki mevcut birlik ve beraberliği ortadan kaldırarak, Kürt milli bilincinin gelişmesini ve daha geniş kesimlere ulaşmasını engellemekti. Türk hükümetinin uyguladığı bu sürgün girişimlerinin bilinçli bir politikanın eseri olduğu ilerleyen süreçte daha net olarak anlaşılacaktı. Hükümet, özellikle de Kürt cenahından gelen herhangi bir muhalif tavra en ufak müsamaha göstermediği gibi, muhalif olma ihtimali taşıyan veya muhalefet etme potansiyeli taşıyabilecek herkese karşı da aynı şedit kararlılığı göstermekten geri durmamıştır.

5.Suriye Yılları

Hükümetin mecburî iskânla sürgün ettiklerinin dışında bir de Türkiye dışına gönüllü sürgüne giden Cemilpaşazade ailesi mensupları bulunmaktadır. Bunlardan özellikle de Kadri Cemilpaşa Suriye’deyken yaptığı çalışmalarla ilgili olarak daha çok ön plana çıkmıştır. Yeğeni Fuat Kadri Cemil [Jemil]’i de Suriye’ye götürüp ona çocuğu gibi bakan[55] Kadri Cemilpaşa Suriye’de kaldığı ilk yıllarda kendini daha çok makineli tarımsal faaliyetlere adamış, siyasetten ise bir süreliğine uzak kalmıştır. Kadri Cemilpaşa’nın en azından o dönem aktif siyasetin içerisinde yer almamasının nedeni, Suriye hükümetinin kendisine karşı aldığı tavrın bir sonucudur. O dönemin koşulları dikkate alındığında kendi isteminin dışında böyle zorunlu bir tercihte bulunmasının bir diğer nedeni ise, yaşam koşullarının bir dayatması olarak da düşünülebilir. Zira Suriye’ye iltica eden Cemilpaşazadelerin maddi imkânsızlıklar içerisinde bulunmaları ve geçimlerini temin etmek için birtakım ekonomik faaliyetlere girişmiş olabilecekleri kuvvetle muhtemeldir.

Sürgünde yaşayan Kürt aydınları Suriye’ye geçerek Xoybûn Cemiyeti’nin kurulması yönünde çalışmalar yürüterek 5 Ekim 1927[56] tarihinde Suriye’de ‘Kürt Milli Genel Kurultayı’adıyla 45 gün süren bir kongre düzenlediler. Kongreye; Kürdistan Teâli Cemiyeti, Kürt Teşkilat–ı İçtimaiye Cemiyeti, Kürt Millet Fırkası ve Kürt Ulusal Birliği adlarındaki dört örgütün siyasî temsilcileri katılmıştır. Lübnan’ın Bihamedun şehrinde yapılan toplantıya Dr. Mehmet Şükrü Sekban başkanlık etmiş ve toplantı sonrasında Kürtçede ‘özgürlük’ anlamına gelen Xoybûn Cemiyeti’nin kurulması kararı alınmıştır. Xoybûn Cemiyeti, 1927’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta kurulduktan sonra, yöneticileri Suriye’de ve ulaşabildikleri diğer alanlarda faaliyetlerini yürütmüşler ve örgüt merkezini Suriye’nin başkenti Şam’a nakletmişlerdir.

Xoybûn Cemiyeti’nin kurulduğu esnada Burdur’da sürgünde bulunan Kadri Cemilpaşa, bu sıralarda Ağrı Ayaklanması’na dair gazetelerde çıkan haberleri takip etmektedir. Anadolu’nun değişik yerlerindeki diğer birçok sürgün arkadaşı gibi, Kürdistan’a geçerek Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak için elinden gelen tüm çabayı ortaya koyduğunu belirten Kadri Cemilpaşa, bu amacını gerçekleştirebilmek için birtakım girişimlerde bulunmuştur. Kadri Cemilpaşa sürgünden kaçarak Kürdistan’a geçmeyi denemişse de bu teşebbüsü sonuçsuz kalmıştır. Ağrı Ayaklanması’nın lideri İhsan Nuri’nin, 1928 Eylülü’nde Beyazıt merkezine 30 kilometre mesafede bulunan Şeyhli köprüsünde Türk hükümet yetkilileriyle yaptığı antlaşma gereği, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde dağınık halde sürgünde bulunan Kürtlerin memleketlerine dönmelerine izin verilmesiyle birlikte sürgündeki birçok Kürt gibi o da memleketine dönmüştür. Sürgün kararının kaldırılmasının ardından serbest kalan Kadri Cemilpaşa, Diyarbekir’e dönmeden önce birkaç aylığına İstanbul’a gitmiştir. Ardından Diyarbekir’e döner dönmez Ağrı Ayaklanması’ndaki son durum hakkında bilgi edinmek ve Kürt ayaklanmacılarla iletişime geçmek amacıyla harekete geçmişse de bu girişimi sonuçsuz kalmıştır. Nihayet Xoybûn Cemiyeti’nin kurulmasından kısa bir süre sonra Cemilpaşazade ailesinden Kadri ve Ekrem Beyler başta olmak üzere Bedri, Muhammed ve Mikdad Beyler 1929’da Xoybûn Cemiyeti’ne katılmak amacıyla Türkiye’yi terk ederek Suriye’ye geçmiştir.

Kadri Cemilpaşa Suriye’ye yerleştikten sonra Xoybûn’da aktif olarak çalışmaya başlamış ve bu örgütün merkez yönetimi üyeliğine seçilmiştir.[57] Cemilpaşazade ailesinden Xoybûn Cemiyeti’ndeki en etkili isimlerden biri olarak karşımıza Kadri Cemilpaşa’nın çıkması tesadüf değildir. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren Kürt milliyetçiliği hareketinde aktif rol üstlenmiş olan bu sima, ilerleyen süreçte de bu konudaki etkin pozisyonunu sürdürmeye devam etmiştir. Rohat Alakom, Cemilpaşazadelerden Kadri ve Ekrem Beylerin Xoybûn Cemiyeti ile olan ilişkileri konusunda şunlara değinmiştir: “Xoybûn’un yurtiçi temsilciliklerinden birisi de Diyarbakır’da açılmış­tır. Xoybûn’un Diyarbakır’daki çalışmalarını yürütenlerin başında Cemilpaşazadeler gelmektedir. Kadri Cemil Paşa ve Ekrem Cemil Paşa 1929 yılında daha Diyarbakır’dan ayrılıp, Suriye’ye geçmeden önce Diyarbakır’da bu çalışmalara katılırlar. Bunların Diyarbakır’dan ayrılmasıyla Cemil Paşa ailesinden başka kişiler bu görevi üstlenmiştir.”[58] Burdur’daki sürgün döneminin sona ermesinden sonra Diyarbekir’e dönen Kadri Cemilpaşa, Diyarbekir’e dönmesinin hemen ardından Xoybûn’un Diyarbekir’deki temsilciliğinde çalışmalara başlamıştır; fakat Türkiye hükümetinin baskısı nedeniyle bu çalışmaları sağlıklı bir şekilde yürütememişse de Diyarbekir’deki arkadaşlarının silaha sarılarak dağlarda mücadeleye devam edilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini geri çevirmiştir.

Xoybûn Cemiyeti’ne katılarak cemiyetin yalnızca manevi açıdan güçlenmesini sağlamakla kalmayan Cemilpaşazadeler, cemiyete maddi destekte de bulunarak cemiyetin parasal sıkıntılarını önemli ölçüde gidermişlerdir. Bunun için de Suriye’ye geçerken Diyarbekir’de Cemilpaşazade ailesine ait bir kısım emlakları satmak zorunda kalmışlardır. Kadir Cemilpaşa’nın anlatımlarında, Xoybûn’un pasif bir konumdan aktif bir konuma gelmesinin temelinde kendi çabalarının olduğu sonucu ortaya çıkıyor ki, bu söylemin ne derece doğru olduğu da tartışmaya açıktır. Bedirxanzadeler gibi etkin ve güçlü bir ailenin de içerisinde yer aldığı Xoybûn’un Cemilpaşazadelerin katılımıyla beraber daha da güçlendiği doğru bir yaklaşımdır; fakat Xoybûn’un dirilişini tek başına Cemilpaşazadelerin çabalarına bağlamak başta Bedirxan kardeşler olmak üzere diğer örgüt yöneticilerine haksızlık olacaktır.

1927-1930 yılları arasında Ağrı Dağı ve çevresinde meydana gelen Ağrı Ayaklanması, Xoybûn Cemiyeti’nin denetiminde ve öncülüğünde gerçekleşmiştir. Ağrı Ayaklanması’nın başlangıç ve bitiş tarihleri konusunda kaynaklarda çok değişik tarihler verilmektedir. Ağrı Ayaklanması’nı sadece 1930 yılında alevlenen ve aynı yıl söndürülen bir ayaklanma olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ne olursa olsun, Ağrı Ayaklanması’nın kendisinden önce meydana gelen ayaklanmalara göre en uzun Kürt ayaklanmalarından birisi olduğunu söyleyebiliriz.[59]

Ağrı Ayaklanması’nın lideri İhsan Nuri’nin Ankara hükümetiyle yaptığı anlaşma sonucunda, 1925 Kürt Ayaklanması nedeniyle Anadolu’nun değişik yerlerine sürgüne gönderilen Kürtlerin eski yerlerine dönmelerine izin verilmiştir. Memleketlerine dönen bu sürgün Kürtlerden biri olan Kadri Cemilpaşa’nın Diyarbekir’e döndüğü esnada Ağrı Ayaklanması en şiddetli günlerini yaşamaktaydı. Xoybûn merkez yönetimi, 1930 yılında yoğunluğu artan Ağrı Ayaklanması’na destek olmak amacıyla 10 Temmuz 1930’da ‘Harekât–ı İhtilaliyeye Mübaderet [Yardım] Kararı’nı almıştır. 3 Ağustos 1930 tarihinde gece yarısı yapılacak saldırıyla başlayacak olan ‘Savaş Hareketi Planı’na göre; Suriye’nin kuzeyinden Türkiye Kürdistanı’na bir taarruz harekâtı yapılacak, bu amaçla da yerel saha komutanlıkları oluşturula­caktı. Söz konusu harekâtı yapacak gruplardan birinin komutanının Ekrem Cemilpaşa olduğunu, bizzat bu grupta yer alanlardan Kadri Cemilpaşa ifade etmiştir. Xoybûn merkez yönetimi tarafından çok kapsamlı bir şekilde tasarlanmamış olduğu anlaşılan bu harekât planı, henüz başlangıç safhasındayken başarısızlıkla sonuçlanmış ve hedeflenen amaca ulaşılamamıştır. Bu harekât girişimi Xoybûn temsilcilerinin sahip oldukları gücün ötesinde ve bunu aşan birtakım temayüllere kapıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Xoybûn merkez yönetimi tarafından alınan ‘Harekât–ı İhtilaliyeye Mübaderet Kararı’ uyarınca gerçekleştirilen harekâttan üç yıl sonra, 1933 yılında Cemilpaşazadelerden Kadri, Ekrem, Mehmet Ferit ve Bedri Beyler Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmış ve ömürlerinin geriye kalan kısmını Türkiye dışında geçirmiştir.

Xoybûn Cemiyeti 1932’de Suriye’de, ‘Cezire’de Yoksul Kürtlere Yardım Derneği’ni (Cîvata Arîkarîyê Jibo Belengazên Kurd Li Cizîrê)[60] kurarak sosyal faaliyetlerine ağırlık vermiştir. Kadri Cemilpaşa da bu derneğin yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ve derneğin çalışmalarında aktif rol oynamıştır. Dernek sosyal ve ekonomik anlamdaki çalışmalarının yanında dil alanına da önem vermiş ve Xoybûn’un yazar kadrosunun Kürt dilinde Latin harfleriyle yayın yapabilmesi için harf kalıpları satın almıştır.

Suriye’de manda yönetimi kurmuş olan Fransızlar, 1937 yılında Suriye’de yaşayan Kürtleri Suriye hükümeti aleyhinde kullanmak için çalıştıysa da bunda başarılı olamamıştır. Suriye’deki sürgün Kürtlerden biri olan Kad­ri Cemilpaşa, “Biz mazlum bir millet efradıyız, siyasî mülteci olarak bu araziye iltica ettik. Bizim gibi hakkını arayan bir millet [Araplar] aleyhine, zalime yardım etmek ayıptır”[61] diyerek Fransızların teklifini reddettiklerini ifade etmiştir. Fransızların isteklerine boyun eğmedikleri için cezalandırıldıklarını söyleyen Kadri Cemilpaşa, kendisi ile beraber aile bireylerinin Fransızlar tarafından Tüdmür’e sürgün edilmelerini bu duruma kanıt olarak göstermiştir. Sürgün içinde sürgün yaşayan Cemilpaşazadelerin durumu böylece daha da kötüleşmiştir.

Xoybûn’un kuruluşunda ve çalışmalarında daha öncesinde önemli rol oynamış olan Bedirxanzade ailesi ile Cemilpaşazade ailesi mensupları arasında zaman zaman anlaşmazlıklar olmuş ve ciddi sorunlar yaşanmıştır. Xoybûn’un bundan başka örgüt içi sorunları da vardı. Bu sorunları tartışmak üzere yapılan olağanüstü bir toplantı sonrasında Xoybûn’dan ayrılan Celadet Ali Bedirxan, Şam’a yerleşerek aynı yıl burada kültürel ağırlıklı bir yayın olan Hawar (Çağrı) dergisini çıkarmıştır. 1932-1943 yılları arasında toplam olarak 57 sayısı çıkan bu dergi, Kürtler arasında önemli bir etki uyandırmıştır. Zaman zaman Bedirxanzadelerle arası açılan Cemilpaşazadeler de Hawar dergisine abone olarak bu dergiyi takip etmişlerdir. Hatta Kadri Cemilpaşa önemli Kürt klasiklerinden biri olarak kabul edilen Cizreli Mela’nın Divanı[62] adlı ölümsüz Kürtçe eseri Latin harflerine transkripte ederek Hawar dergisinde bölümler halinde yayımlamıştır. Derginin 35. sayısından itibaren yayımlanan bu yapıtın ilk bölümüne ilişkin olarak bir tanıtma yazısı çıkmış ve bu yazıda Kadri Cemilpaşa’nın çalışmaları övgüye değer bulunmuştur.[63] Ayrıca Hawar dergisinin diğer bir sayısında Kadri Cemilpaşa’nın başka bir yazısı daha yayımlanmıştır. 1943 yılında derginin 52. sayısında yayınlanan bu yazının başlığı: ‘Gawestiyayî û Koçerên Kurdan’dır.[64] Tüm bu çalışmalar da açıkça göstermektedir ki, Suriye’de zorunlu sürgünde yaşayan iki büyük Kürt ailesi olan Bedirxanzadeler ile Cemilpaşazadeler arasındaki ilişkiler tamamen kopmamış, aralıklarla ve düşük yoğunluklu da olsa devam etmiştir. Xoybûn’daki çalışmalar sürecinde Kadri Cemilpaşa sadece Bedirxanzadelerle değil, Haco Ağa ve Şair Osman Sabri gibi eski arka­daşlarıyla da zaman zaman anlaşmazlığa düşmüş ve önemli fikir ayrılıkları yaşamıştır.

1934-1939 yılları arasında Xoybûn’un siyasî temsilciliğini yapmanın yanı sıra­, bir dönem de Xoybûn’un sorumlu genel sekreterliği görevini üstlenmiş olan Kadri Cemilpaşa, “Xoybûn Cemiyeti hiçbir fırsatı kaçırmıyarak büyük devletlere, milletler arası münasebetler dolayısıyla zaman zaman toplanan düvel–i konseylere daimi müracaatları ile Kürt milletinin siyasi hukukunun tanınması lüzum ve zaruretini iddiadan geri kalmıyordu.”[65] diyerek, Xoybûn’da sorumluluk mevkinde bulunduğu dönemde ve sonrasında Kürt halkının siyasal haklarını uluslararası platformlarda etkin bir şekilde nasıl savundukları konusunda bilgi vermektedir.

6.İkinci Dünya Savaşı Yılları ve Sonrası

Xoybûn Örgütü, çalışmalarına katılan yeni örgütlerle işbirliği yaparak, zaman ve bölge politikasının elverdiği ölçüde çalışmalarına devam etmiştir. Bu arada dünyayı kasıp kavuran İkinci Dünya Savaşı’nın sonucunda devletlerin siyasî durumlarında büyük değişiklikler olması ihtimalini göz önüne alan Xoybûn, Kürdistan’ın çeşitli yörelerinde bulunan ve çoğunluğu illegal siyaset yürüten Kürt örgütleri ile anlaşarak, beraberce çalışılmasını zorunlu gördüğünden, Irak Kürdistanı’ndaki Hêva Örgütü[66] temsilcisi Refik Hilmi ve Fazıl Bey ile ilişki kurmuştur. Hêva Örgütü, Irak Kürdistanı’ndaki Kürt subay ve politikacıların girişimiyle diğer örgütlerden bağımsız olarak 1939’da gizlice kurulmuştur. Hêva Örgütü, çalışmalarını sadece Irak Kürdistanı ile sınırlı tutmamış; Kürdistan’ın diğer parçalarını kapsayan Türkiye, İran ve Suriye’de yaşayan Kürt topluluklarıyla da irtibat kurmuştur.[67]

Hêva Örgütü lideri Refik Hilmi Bey tarafından Kurmay Yüzbaşı İzzet Abdülaziz, Suriye’ye Xoybûn’un merkezine gönderilmiştir. Hêva ile Xoybûn’un Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinde yapacakları işbirliği çalışmalarına zemin hazırlamak amacıyla gerçekleştirilen bu görüşme sonucunda Suriye’deki Xoybûn ile Irak’taki Hêva temsilcileri arasında Suriye’de 4 Nisan 1944’te bir toplantı yapılmasına karar verilmişse de İkinci Dünya Savaşı’nın meydana getirmiş olduğu zorluklar nedeniyle bu toplantı gerçekleştirilememiştir. Bunun üzerine Hêva Örgütü’nün siyasî temsilcisi Refik Hilmi, Kadri Cemilpaşa’ya Bağdat’tan 9 Şubat 1944 tarihinde bir mektup gönderip kendisiyle en kısa zamanda birebir görüşme talebinde bulunarak birlikte çalışma arzusunu dile getirmiştir.[68]

İkinci Dünya Savaşı’nın en hararetli günlerinde yaşanan bir diğer gelişme de, Xoybûn merkez yürütme kurulu üyelerinden Kadri Cemilpaşa ve Berazi Mustafa Şahin ile İngiltere’nin Suriye’deki yetkililerinden Dr. Altunyan arasında meydana gelen görüşmedir. Dr. Altunyan’ın Kürtlere yönelik olarak dile getirdiği sitemkâr sözlere karşılık veren Kadri Cemilpaşa, İngilizlerin, Sovyetlerin Kürtler için yaptıklarının onda birini dahi yapmadıkları halde kendilerini eleştirmeye hakları olmadığını belirtmiştir.[69] Kadri Cemilpaşa’nın Sovyetler Birliği’ne yönelik sempatisi uzun yıllar boyunca artarak devam etmiştir. Çünkü Kadri Cemilpaşa, Sovyetler Birliği’nin Kürtler için ortaya koyduğu çalışmalardan hareketle, Kürtleri özgürlüğüne kavuşturacak olan en büyük gücün Sovyetler Birliği’nin desteğini sağlamakla mümkün olabileceğine inanmış ve bunu da yaptığı faaliyetlerle açıkça belirtmiştir.

Kurulduğu günden beri bütün gücünü Türkiye Kürdistanı’nın özgürlüğüne kavuşması için harcayan Xoybûn, önemli üyelerinin cemiyetten ayrılması ve iç çekişmelerin artmasının ardından zamanla gücünü kaybetmiştir. Özellikle de Türk hükümetine karşı girişilen Ağrı ve Dersim Ayaklanmalarının başarısızlığa uğramasından sonra umudunu önemli ölçüde yitiren Xoybûn, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1946 yılında dağılmıştır.

1939-1945 yılları arasında süren İkinci Dünya Savaşı’nı takiben İngiliz ve Sovyet işgaline uğrayan İran’daki kargaşa ortamından faydalanan İran Kürtleri tarafından İran’ın batısında 22 Ocak 1946 yılında Mehabad Kürt Cumhuriyeti adıyla yeni bir devlet kurulunca bir kısım Kürt teşkilatları büyük bir coşkuyla Mehabad Kürt Cumhuriyeti’ne katılmıştır. İngiliz ve Irak orduları tarafından ağır bombardıman altında tutularak art arda ağır kayıplara uğrayan ve geri çekilen Barzanilerin öncülüğündeki bir grup Kürt, daha fazla kayıp vermemek, bir an önce toparlanarak zaman kazanmak ve Mehabad Kürt Cumhuriyeti’ne katılmak amacıyla Irak-İran sınırını aşarak İran’a doğru geri çekilmişlerdir. Barzani Mehabad’a geldikten hemen sonra yeni Kürt devletinin genelkurmay başkanı olmuştur. Barzanilerin ardından Kadri Cemilpaşa da İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından İran’a geçmiş ve İran’da Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Qazî Muhammed ve Genelkurmay Başkanı General Mela Mustafa Barzani ile görüşmüştür.

Kadri Cemilpaşa İran’a gitmeden önce kardeşi Muhammed Ferit’in oğlu olan Vecdi Osman’dan İran’a gitmesini, ama bu durumdan aile üyelerinden hiç kimseyi haberdar etmemesini istemiştir. O sıralar henüz 22 yaşında olan Kadri Cemilpaşa’nın yeğeni Vecdi Osman Cemiloğlu, amcasının talimatı üzerine yola koyulmuş ve kaçak yollardan İran’a geçmiştir. Kürt cumhuriyetine katılmak amacıyla Mehabad’a giden Vecdi Osman, Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nde önce Şehir Polis Teşkilatı’nda (Şehrebanî) bulunmuş, ardından da Serdeşt Cephesi Komutanı (Fermandey Cephey Serdeşt)[70] olarak görev yapmıştır. Kadri Cemilpaşa Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılmasından 6 ay önce oradan ayrılırken Vecdi Osman Mehabad’ta kalmış, Mehabad Kürt Cumhuriyeti İran ordusu tarafından dağıtılıncaya dek de orada kalmaya devam etmiştir.

Mehabad’a ulaştıktan bir gün sonra Qazî Muhammed’le samimi bir şekilde görüşen Kadri Cemilpaşa, Kürdistan’ın mevcut durumu hakkında genel bir değerlendirme yapmıştır. Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin yöneticileri, İran Kürt Demokrat Parti üyeleri ve Mehabad halkı tarafından kendisine karşı gösterilen sevgiden memnun kalan Kadri Cemilpaşa, Mehabad’a gelişinden bir hafta sonra Qazî Muhammed’e yazılı olarak başvuruda bulunmuştur. ‘Kürt milletinin mukaddes emeli, birleşmiş Kürdistan’ın vücuda gelmesi için mesaide bulunmak imkânını ele geçirmek ümidi’ ile 21 Eylül 1946 tarihinde Suriye Kürt Demokrat Partisi temsilcisi sıfatıyla Qazî Muhammed’e takdim ettiği rica mektubunda, ‘küçücük bir devletin güneş gibi parıltısını’ görerek Mehabad’a geldiklerini belirten Kadri Cemilpaşa, burada ‘gerçek demokrasi ilkelerinin’ hayata geçirilebilmesi amacıyla Suriye Kürtleri olarak Mehabad Kürt Cumhuriyeti için ellerinden gelen tüm çabayı ortaya koymak istediklerini, bunun gerçekleşebilmesi için de birtakım görevler üstlenmeleri gerektiğini belirtmiştir.

Mehabad Kürt Cumhuriyeti lideri Qazî Muhammed ile görüşmesinin ardından, kendisi tarafından Sovyet yetkilileri ile görüşmekle görevlendirilen Kadri Cemilpaşa, vakit kaybetmeden Tebriz’e gitmek üzere yola çıkmıştır. Tebriz’de Sovyet yetkilileri ile iki gün süren bir görüşme gerçekleştiren Kadri Cemilpaşa, Sovyet Genel Konsolosunun Kürt sorunu ile ilgili olarak kendisine söylediklerinden pek memnun olmamasına rağmen, konsolosun kendisiyle ertesi gün tekrar görüşme talebini olumlu karşılamıştır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Başkanı Stalin’e hitaben ve ona verilmek üzere, emperyalist devletlerin Kürtleri en basit insanî temel hak ve özgürlüklerden bile mahrum ettiklerine dair sitemkâr bir üslupla hazırladığı 20 Eylül 1946 tarihli mektubu yanına alarak sabahleyin tekrar konsolosluğa giderek mektubu Tebriz’deki Sovyet Konsolosluğu’na teslim etmiştir.[71]

Kadri Cemilpaşa’nın SSCB Başkanı Stalin’e bu kapsamlı mektubu yazmasındaki amaç, tek bir nedenle açıklanamayacak kadar önemlidir. Ona göre, Kürt sorununun çözümü konusundaki en önemli aktörlerin başında hiç şüphesiz Sovyetler Birliği gelmektedir. Sovyetler Birliği konusunda birçok yerde dile getirdiği düşünceler bu tespiti doğrulamaya yeterlidir. Mazlum milletlerin koruyucusu rolüyle boy gösteren bir süper güçten, Kürtlerin bağımsızlığı için mücadele etmesini beklemek gayet doğal karşılanabilir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Sovyetlerin işgali altında bulunan İran’da, Sovyet himayesinde henüz yeni kurulmuş olan Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin korunması da dolaylı yoldan talep edilmiş olabilir. Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin İran’da kurulmuş olması ve İran Kürtlerinin bağımsızlıklarını elde etmiş olmalarına rağmen, Kürdistan coğrafyasının diğer üç parçasında (Türkiye, Irak ve Suriye) yaşayan Kürtlerin hâlâ esaret altında bulunmalarından dolayı, oralarda da bağımsız birer Kürt devletinin kurulması ve böylece birleşik Kürdistan hedefinin Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirilmesi beklentisi içersine de girilmiş olabilir.

Stalin’in şahsına yazılan ve Stalin’e verilmek üzere Tebriz’deki Sovyet Konsolosluğuna teslim edilen mektubun, Stalin’e ulaşıp ulaşmadığı konusunda elimizde kesin bir bilgi mevcut değildir; fakat Sovyetler Birliği gibi dünyanın en büyük süper güçlerinden biri olan bir devlet başkanına, dünyanın her yerinden parti başkanı veya temsilcisi sıfatı taşıyan kimselerden bu ve benzeri içeriğe sahip istemlerle dolu yüzlerce mektubun gönderilmiş olabileceği ihtimali yüksektir. Bundan dolayı tüm bu mektupların Stalin’e ulaşması veya Stalin’in bunları okuyup cevaplaması imkânı çok düşük bir ihtimal olarak değerlendirilebilir.

Tebriz’deki Sovyet Konsolosu ile görüşmesinin hemen ardından Tebriz’de durmayarak derhal Mehabad’a geri dönen ve Qazî Muhammed’le tekrar bir araya gelen Kadri Cemilpaşa, Qazî Muhammed’den kendisine bir görev verilmesi talebinde bulunmuştur. Qazî Muhammed’in Kadri Cemilpaşa’ya devlet idaresinde herhangi bir görev teklifinde bulunmaması üzerine, Kadri Cemilpaşa yapacağı başka bir iş kalmadığı inancıyla Mehabad’ta 15 gün daha kaldıktan sonra Suriye’ye geri dönmüştür. Kadri Cemilpaşa’nın Mehabad’tan ayrılmasından 6 ay sonra İngiliz ve Sovyet birliklerinin İran’dan çekilmesinin ardından Mart 1947’de taarruza geçen İran ordusu Mehabad’ı ele geçirerek Mehabad Kürt Cumhuriyeti’ne son vermiştir. Cumhurbaşkanı Qazî Muhammed’le beraber diğer üst düzey görevlilerin 31 Mart 1947 tarihinde yakalanıp idam edilmesiyle Mehabad Kürt Cumhuriyeti kurulduktan 14 ay sonra yıkılmıştır.[72] Kürtler tarafından yüzyıllar sonra bin bir zorlukların ardından kurulan ve birleşik Kürdistan’ın bir nüvesi olarak düşünülen Mehabad Kürt Cumhuriyeti böylece tarihe karışmıştır.

Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılmasından sonra komşu ülkelerden İran Kürdistanı’na gelmiş olan Kürtler, tekrar geldikleri yerlere geri dönmeye başlamışlardır. Kürtlerin bir kısmının geri çekilişi esnasında İran ordusuyla aralarında birtakım çarpışmalar yaşanmıştır. Hamid Derwêş’in aktardığına göre, Barzanilerle beraber Irak’a doğru geri çekilenler arasında Kadri Cemilpaşa tarafından İran’a gönderilmiş olan Vecdi Osman Cemiloğlu ile birlikte Cemilpaşazade ailesinden kadınlı çocuklu diğer aile fertleri de vardı. İran ordusuyla yaşanan çatışmalar esnasında ağır yaralı olarak Irak’a dönmeyi başaran Vecdi Osman Cemiloğlu, Irak hükümeti tarafından tutuklanarak cezaevine konmuştur. Vecdi Osman Cemiloğlu’nun babası Muhammet Ferit Cemiloğlu ve özellikle de Kadri Cemilpaşa’nın Suriye hükümeti üzerinden yürüttükleri diplomatik çabalar neticesinde Vecdi Osman Cemiloğlu cezaevinden çıkarılmıştır.[73]

Kadri Cemilpaşa 1946’da Mehabad’a gittiği dönemde Mela Mustafa Barzani’yi askeri karargâhında ziyaret ederek kendisiyle tanışmış ve sonraki yıllarda kendisinden övgüyle söz etmiştir. O yıllarda Mela Mustafa Barzani general rütbesiyle Mehabad Kürt Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmaktaydı. Kadri Cemilpaşa, Mela Mustafa Barzani’ye karşı olağanüstü bir hayranlık duymaktaydı. Onun bu hayranlığı Mela Mustafa Barzani’ye karşı kullandığı ifadelerinden anlaşılmaktadır. “Milletimin Kurtarıcısı Emsalsiz Rehber Büyük Barzani; hayatımda, şahidi olduğum siyasi sahada Kürt milli kurtuluş, Kürdün bilinmesine hizmet ile bir vacibi ifa ettiğim kanaati[y]le mücadelelerini sıralayan, neşrettiğim bu kıymetli bilgilerin bilinmesine hizmet ile bir vacibi ifa ettiğim kanaatiyle size ithaf ediyorum. Teveccühatınıza [beğenilerinize] mazhar olursa, hayatta kazanacağım en büyük bir mükâfat olur” ithafıyla söze başladığı Doza Kurdistan adlı kitabının Barzani’ye ayırdığı bölümünde, Barzani’nin çalışmaları konusunda uzun uzadıya bilgiler vermekte ve Barzani’nin olağanüstü vasıflara sahip bir deha olduğunu belirtmektedir. Mela Mustafa Barzani’nin Kadri Cemilpaşa’yı olağanüstü derecede etkilediği anlaşılmaktadır. Burada elbette öven ve övülen arasındaki hakkı teslim etmek gerekmektedir. Mela Mustafa Barzani’nin, anlatıldığı şekilde bu türeden olağanüstü vasıflara sahip olup olmadığı elbette tartışmaya açık bir konudur; fakat Kadri Cemilpaşa gibi kendini Kürtlerin bağımsızlığı davasına adamış, hayatı boyunca birleşik Kürdistan devletinin kurulması için çaba harcamış gerçek bir Kürt milliyetçisinin Mela Mustafa Barzani’ye dönük bu türden bir açıklamasını da göz ardı etmemek gerekir. Bunu sıradan kuru bir övgü olarak algılamak meseleyi anlamsızlaştıracağı gibi, olağanüstü ve dâhiyane bir övgü olarak nitelemek de abartıdan öteye geçmeyecektir.

Xoybûn Örgütü’nün İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip 1946’da dağılmasından sonra kurulan Suriye Kürt Demokrat Partisi yöneticilerinden Kadri Cemilpaşa, 1957–1958 yılları arasındaki dönemde bazı eski Xoybûn yöneticileriyle yoğun görüşmelerde bulunarak, onlara Suriye Kürt Demokrat Partisi’ne katılmaları teklifinde bulunmuştur; fakat Kadri Cemilpaşa’nın tüm çabalarına rağmen eski dava arkadaşları, birlikte çalışmak istemediklerinden bu teklifi reddetmiş, bu nedenle de birliktelik gerçekleşmemiştir.[74]

Batılı devletlerin başta petrol ve doğalgaz olmak üzere, sömürüye dayalı enerji politikalarının sebep olduğu Ortadoğu’daki siyasî karışıklıklar devam ederken, bu politikaya karşı yükselen Arap milliyetçiliği tepkisel olarak Doğu bloğuna kaymış ve neticede 1958 yılında Irak’ta nasyonal sosyalist düşünceye sahip bir darbe yaşanmıştır. Sovyetlerin desteklediği General Abdülkerim Kasım liderliğinde iktidara gelen yeni hükümet, Irak’taki Kürt hareketi için de yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Irak’ta Haşimî monarşisinin 1958 darbesiyle yıkılmasının ardından, Arap politikacı ve subayları arasındaki bölünmeler ve yaşanan çatışmalar,[75] Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin (IKDP) Irak Kürdistanı’nda giderek daha fazla güçlenmesine zemin hazırlamış; 1958–61 yılları arasında ve kısmen de sonraki dönemde Kürtlerin; dil serbestisi, kurucu millet ve bölgesel otonomi konularında pek çok imtiyaz elde etmeleriyle sonuçlanmıştır. Sırtını yoldaşlarına ve Kürtlere vermeyi hesaplayan General Kasım, Barzani’nin Sovyetler Birliği’nden dönüşünde onu bir kahraman gibi karşılamış ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ni (IKDP’yi) meşru kabul etmiştir. Güney Kürdistan’da etkin bir siyasî ve askerî güç konumuna gelen Barzanilerin bu kazanımları, Irak iç kamuoyunda bir kısım tepkilere neden olmuş ve Kürt karşıtı milliyetçi yapılanmaları güçlendirmiştir. 1961 yılına gelindiğinde Irak hükümeti anayasada Kürtlere tanınmış hakları uygulamaya sokmayınca, Barzaniler tekrar ayaklanmışlardır.[76] 18 ay süren şiddetli çatışmalar Irak hükümetinin Barzani ile ateşkes yapmasıyla kısa bir süre için kesilmiştir.

Irak hükümeti ile Barzani arasında yapılan ateşkes öncesinde Barzani’nin yaptığı diplomatik girişimlerden de bahsetmek gerekmektedir. Irak hükümetinin dünya kamuoyunu kendileri hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgilendirdiğini ifade eden Mela Mustafa Barzani, medya–basın ve siyasî temsilcilikler vasıtasıyla kendi haklarını en iyi şekilde anlatmak için çalışmalar yürütmüştür. Bu amaçla Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin siyasî temsilcisini, Suriye Kürt Demokrat Partisi Genel Sekreteri Hamid Derwêş’le görüşmesi amacıyla Suriye’ye göndermiştir. Barzani’nin siyasî temsilcisi ile Hamid Derwêş, birlikte Lübnan’ın başkenti Beyrut’a giderek diplomatik girişimlerini başlatmışlardır. Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile Suriye Kürt Demokrat Partisi temsilcilerinin Beyrut’ta yürüttükleri diplomatik girişimler konusunda bilgi veren Hamid Derwêş, o dönem aynı zamanda Suriye Kürt Demokrat Partisi’nin siyasî sorumlusu olan Kadri Cemilpaşa ile ilgili olarak da başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır: “Barzani, bize Beyrut’a gitmemizi ve Irak Kürtlerinin meselesini oradaki elçilikler ve medya kanallarıyla dünya kamuoyuna duyurmamızı istemişti. Paramız sınırlı olmasına rağmen bir ay kadar çalışmalarımızı sürdürdük. Dünya kamuoyunu yeterince bilgilendirdik. Fakat ne yazık ki paramız kalmadı. Biz, Kürt iş adamı ve aydınlarına bize maddi açıdan yardım etmeleri için haber gönderdik, ama kimseden ses çıkmadı. Maddi imkânlarımız yetersiz olduğundan dolayı çoğu görüşmeye yetişmek için saatler öncesinden yayan olarak yürümek zorunda kaldık. Bir gün bir görüşmeden dönüyorduk. Hem yorgun hem de çok açtık. Beyrut’ta kaldığımız otelin resepsiyonuna geldik. Otele de epeyce borçlanmış bulunuyorduk. Oradaki görevli Kadri Bey [Kadri Cemilpaşa] ismindeki bir şahsın bizi sorduğunu ve otel lobisinde beklediğini söyledi. Çok sevinmiştim. Kadri Amca olduğunu anlamıştım. Hemen lobiye yanına gittik. Hal hatır sorduktan sonra bize dedi ki: Gerek radyolar gerekse de gazeteler ve bütün medya sizin yaptığınız diplomatik çalışmalardan bahsediyor. Kürt topluluğu dünya gündeminde bulunmaktadır, ama paranızın bittiğini duydum. Benim de param yoktu. Bunun üzerine Şam’a gittim. Tarladaki ekinlerden gelecek mahsulüme binaen 100 torba buğdayımı sattım. 1.200 lira etti. Size 800 lirasını veriyorum. Diğer 400 lira da benim masrafım ve yol paramdır.”[77]

Mahmut Beğik, Hamid Derwêş’in bu olayı kendisine anlatırken duygulandığını ve Kadri Cemilpaşa’dan övgüyle söz ettiğini belirtmiştir. Barzanilerin güvendiği bir isim olan Hamid Derwêş’in, Beyrut’ta yaptığı çalışmaların olumlu sonuçlandığı ve bu çalışmalara Kadri Cemilpaşa’nın da katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır. Kadri Cemilpaşa dünyanın herhangi bir yerindeki Kürt siyasî hareketinin başarıya ulaşması için elinden gelen tüm maddi ve manevi imkânları seferber etmekten çekinmemiştir.

1960’tan sonra Suriye’de iktidara gelen Baas Partisi, Cemilpaşazade ailesi ile beraber Suriye’deki diğer dört Kürt ailenin mal varlıklarının önemli bir kısmına el koymuştur. Cemilpaşazadelerin meskûn yerleşim bölgelerine Arapları yerleştirmeyi amaçlayan Baas yönetimi, bu arazilere bedel olarak da Cemilpaşazade ailesine şimdiki Golan’da[78] veya Arapların Colan dedikleri yerde arazi vermek istemiştir. Kadri, Ekrem ve Muhammed Beyler Baas yönetiminin Golan’da kendilerine tahsis ettikleri araziyi görmeye gitmişse de, Golan’ın engebeli arazisinin makineli tarımsal faaliyet uygulaması açısından kullanışlı olmaması dolayısıyla kendilerine verilmesi düşünülen araziyi beğenmeyerek kabul etmemişlerdir.[79] Makineli tarımsal faaliyetler konusunda uzmanlaşmış bir aile olan Cemilpaşazadelerin Golan arazilerini beğenmemeleri gayet doğal bir durumdur. Asıl önemli olan sorun ise, Baas rejimi tarafından mal varlıklarının büyük bölümüne el konulan Cemilpaşazadelerin, bundan sonraki süreçte karşılaştıkları sıkıntıların daha fazla artmış olmasıyla birlikte, bu sıkıntılı durumu kendi lehlerine çevirecek siyasal ve sosyoekonomik donanımdan yoksun olmalarıdır.

Vecdi Osman Cemiloğlu’nun oğlu olan Reşid Cemiloğlu’nun, ‘dede’ dediği Kadri Cemilpaşa ile ilgili olarak aktardığı anıları, Kadri Cemilpaşa’nın yaşamının son dönemini nasıl geçirdiği konusunda bilgi vermesi açısından önemlidir. Bu anılarından birini Reşid Cemiloğlu şöyle anlatmaktadır: “Ben küçük iken Dırbesiye’de kalıyorduk. Kadri Dede hep bizim evde kalırdı. Beni alır ve Dırbesiye’deki parka götürürdü. Susamlı simitler alır, omuzlarında taşır ve bana çocukluğumu yaşatırdı. Muhtemelen hiç çocuğu olmadığından çocuklara karşı eğilimi ve şefkati fazlaydı. Yaşlılığında ziyaretine gidip kendisiyle Suriye’de görüştük. Bizden hiçbir zaman nasihatlerini eksik etmezdi. Biz 1967’de mecburen Diyarbekir’e döndük. O da zaten mecburen Şam’da kalıyordu. Bu mecburî ayrılık içimdeki özlemi daha da arttırdı. Halen Dırbesiye’ye her gittiğimde aile büyüklerimi hep o çocukluk yıllarımdaki halleriyle hatırlarım. Hem hüzünlenir hem de sevinirim. Kadri Cemilpaşa, yaşlılığında Şam’ın Rukneddin mahallesindeki evinde özellikle gençler tarafından sıkça ziyaret edilirdi. Gençlerin dışında arkadaşları ve büyükler de bulunurdu, fakat özellikle de gençler ile sohbet etmeyi sever, onlara zaman ayırırdı.”[80]

Seksen iki yıl süren yaşamının neredeyse yarım asırlık kısmını siyasal ve sosyal meselelerle ilgilenmek suretiyle yoğun bir şekilde geçiren Kadri Cemilpaşa, Kürt toplumunun siyasal ve kültürel anlamda ilerlemesi konusunda, bazen silahlı bir mücadele anlayışını benimseyip bu amaçla aktif bir çaba sergilemişken, çoğu zaman da fikrî alt yapıya dayalı sivil bir mücadele örneği göstermiştir. Hayatının uzun bir bölümünü geçirdiği Şam’da 27 Kasım 1973 tarihinde yaşamını yitiren ve aynı kente gömülen Kadri Cemilpaşa, 1929’da Suriye’ye sığındıktan sonra Türkiye’yi, doğduğu toprakları yaklaşık yarım asır boyunca bir daha hiç görememiştir.

Sonuç

Siyasî hayata atıldığı II. Meşrutiyet döneminde bütün halklarla birlikte Osmanlı vatanı içinde birlikte yaşama arzusu güden Kadri Cemilpaşa, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde Kürtlere siyasal ve sosyal gelişimlerini temin edecek her türlü hak ve özgürlüklerin verilmesi gerektiği anlayışına yönelmiş, milli mücadele yıllarında da bu görüşünü devam ettirmiştir; fakat cumhuriyetin kurulmasından sonraki süreçte Kürtlere yönelik uygulanan baskıcı yönetim ve asimilasyon politikalarına karşı siyasî söylem ve eylemlerinde bağımsızlıkçı bir tutum benimsemiştir.

Suriye’ye zorunlu sürgün olarak gittikten sonra, Türkiye’nin farklı yerlerinde muhtelif nedenlerle ortaya çıkan irili ufaklı Kürt isyan hareketlerini destekleyip, bazılarına fiilî olarak katkıda bulunmuştur. Bu amaçla Ağrı Ayaklanması’nda olduğu gibi, isyana fiilen yardımcı olmak maksadıyla Türkiye’ye yönelik silahlı hareket teşebbüsünde dahi bulunmuştur. 1930’lu yıllardan itibaren artık tamamen bağımsız ve birleşik bir Kürt devletinden yana olarak gerek İran’da kurulan Mehabad Kürt Cumhuriyeti’ne gerekse de Irak’taki bağımsızlıkçı Barzani hareketine destek olmuştur.

Kadri Cemilpaşa’nın, yaşamının sonlarına doğru geri planda kalarak daha çok diplomatik bir arayış içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu yıllarda silahlı (askerî) tedbirlerin değil, demokratik yollarla sivil inisiyatifin kullanılması yönünde çabalarının olduğu görülmektedir. Öncesinde bağımsızlıkçı, özgür ve hatta bölge ülkelerindeki tüm Kürtleri kapsayacak bir Kürt devletinin (birleşik Kürdistan’ın) kurulması taraftarı olan ve uzun yıllar bu yönde mücadelesini yürüten Kadri Cemilpaşa, son dönemlerinde ise ortak paydalar etrafında bir arada yaşama perspektifinden hareketle demokratik bir zeminde buluşmanın en doğru yol olacağı kanaatini dile getirmiştir. Çoğu zaman Türk, Arap ve İran hükümetlerinin Kürtlere yönelik baskıcı politikalarını suçlayan bir tavır almış olan ve halkların kendisini değil, yönetimdeki bazı görevlileri ve yanlış uygulamaları eleştirdiğini ifade eden Kadri Cemilpaşa, yüzlerce, hatta binlerce yıl yan yana ve birlikte yaşamış bu halkların eşitliğini, kardeşliğini ve gönüllü birliğini savunmuştur.

Ortak paydalar etrafında bir arada yaşama imkânından başka makul bir çıkar yolun görünmemesi millî ve dinî anlamda farklı unsurların en fazla müşterek oldukları yönlerinin öne çıkarılması zaruretini doğurmaktadır. Kürt, Türk, Arap ve Fars milletlerinin asırlardır kardeşçe bir arada yaşadıkları inkâr edilemez bir gerçektir. Elbette ki tarihin farklı dönemlerinde bu milletler arasında çatışmalar yaşanmış ve ayrılıklar olmuştur, fakat tarihî realiteye baktığımızda iki kardeş arasında böyle vakaların da olması yadsınacak bir durum değildir. Ortadoğu coğrafyasının çoğunluğunu meydana getiren Türk, Kürt, Arap ve Fars milletlerinin kendi içlerinde dahi tarih boyunca böylesi çatışmalar vuku bulmuştur. Ortak bir coğrafyada yaşayan, ortak bir tarihî geçmişle yoğrulan ve ortak bir edebî ve felsefî birikimi paylaşan bu halkların, muhakkak ki ortak bir payda etrafında hareket etmelerinden daha doğal başka bir şey olamaz. Şu halde ‘ikna etmek için değil, izah etmek için’ Kadri Cemilpaşa’nın yaşamını konu alan bu çalışmada son söz olarak Victor Berar’a kulak verme zamanı gelmiştir: “İnsanlar sâkin oldukları memleketin mahsulüdür. İklim ve toprağın basmış olduğu damgayı asırlar bile silemez.”

Kaynakça

Kitaplar

Alakom, Rohat; Xoybûn Örgütü ve Ağrı Ayaklanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2011

Aybars, Ergün; İstiklal Mahkemeleri (1920–1927), Cilt I-II, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1998

Barzani, Mesut; Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, C. I, Doz Yayınları, İstanbul, 2003

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) Sicil-i Ahval Defteri

Büyükoğlu, R. Yaşar; Milli Mücadele Döneminde Güneydoğu Anadolu (30 Ekim 1918–20 Ekim 1921), Form Matbaacılık, Gaziantep, 2006

Celil, Celile; Ondokuzuncu Yüzyıl Sonu–Yirminci Yüzyıl Başı Kürt Aydınlanması, Rusçadan Çev. Arif Karabağ, Avesta Yayınları, İstanbul, 2000

Celil, Celile; Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler XIX. Yüzyıl, Çev. Mehmet Demir, Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1992

Cemilpaşa, Ekrem; Muhtasar Hayatım, Brüksel Kürt Enstitüsü Yayınları, Brüksel, 1989

Dersimi, M. Nuri; Hatıratım, Doz Yayınları, İstanbul, 1997

Dersimi, M. Nuri; Kürdistan Tarihinde Dersim, İkinci Baskı, Doz Yayınları, İstanbul, 2004

Dursun, İsmail; “Kuzey Irak Kürtleri, Ayrılıkçı Kürt Hareketinin Devletleşme Süreci ve Türkiye’ye Etkileri”, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli, 2006

Eagleton, William L.; Mahabad Kürt Cumhuriyeti 1946, Çev. Mehmet Emin Bozarslan, Koral Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1990

Göldaş, İsmail; Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1991

Hilmi, Refik; Anılar, Tanığının Dilinden Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi, Pêrî Yayınları, İstanbul, 2010

Kutlay, Naci; Anılarım, Avesta Yayınları, Birinci Baskı, İstanbul, 1998

Malmisanij, Bitlisli Kemal Fevzi ve Kürt Örgütleri İçindeki Yeri, 2. Baskı, Fırat Yayınlan, İstanbul. 1993

Malmisanij; Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği, Avesta Yayınları, İstanbul, 2004

Olson, Robert; Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı, Çev. Bülent Peker, Nevzat Kıraç, Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1992

Özkan, Abdullah; A’dan Z’ye Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Dönemi, C. I, Boyut Yayıncılık, İstanbul, 2005

Sasuni, Garo; Kürt Ulusal Ha­reketleri ve Ermeni–Kürt İlişkileri (15. yy.dan Günümüze), çy, Orfeus Yayınları, Stockholm, 1986

Silopî, Zinnar (Kadri Cemilpaşa); Doza Kurdistan–Kürdistan Davası, Kürt Milletinin 60 Seneden Beri Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıratı, Haz.: Selahaddin Uğur Işık, Avesta Yayınları, İstanbul, 2014

Tunaya, Tarık Zafer; Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt II, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1984

Tütenk, Mustafa Akif; “Diyarbekir’in Son 60 Yıllık  (1892–1952) Vak’aları”, Kara Amid Dergisi, S. 3–4 1956–1958

 

Süreli Yayınlar

Hawar

Hetawî Kurd

Rojî Kurd

 

Görüşme Notları

Reşid Cemiloğlu ile 05.02.2010 tarihinde yapılan görüşme

Mahmut Beğik ile 06.02.2010 tarihinde yapılan görüşme

FOTOĞRAFLARIN AÇIKLAMALARI

FOTO 1

FOTO-1

Birinci Dünya Savaşı’na katılan ve çoğunluğunu Diyarbekirli subay ve yedek subayların oluşturduğu bir grup. En solda ayaktaki sivil giysili kişi Kadri Cemilpaşa. Yerde uzananlardan soldaki ise Ekrem Cemilpaşa.

FOTO 2

FOTO-2

Birinci Dünya Savaşı yılları. Sağdan ikinci sıradaki Kadri Cemilpaşa.

FOTO 3

FOTO-3

Kadri Cemilpaşa’nın muhtemelen Suriye’ye gittiği ilk yıllarda çekilmiş bir fotoğrafı.

FOTO 4

FOTO-4

Suriye’nin Tedmür kentinde sürgünde kalındığı yıllar. Soldan sağa: Celadet Bedirxanzade, Kadri Cemilpaşa, Ekrem Cemilpaşa (10.07.1937).

FOTO-5

Suriye’deki sürgün döneminden.

Soldan sağa: Celadet Bedirxanzade, Kadri Cemilpaşa, Ekrem Cemilpaşa.

FOTO-6

Suirye yılları. Öndekilerden solda Kadri Cemilpaşa, sağda ise Ekrem Cemilpaşa oturmaktadır

FOTO 6

FOTO-7

Kadri Cemilpaşa’nın Suriye yıllarına ait bir fotoğrafı.

FOTO 8

FOTO-8

Kadri Cemilpaşa’nın yaşamının sonlarına ait bir fotoğrafı.

FOTO-9

Irak Kürdistan Federe Devleti’nin başkenti Erbil’de düzenlenen ‘Diyarbekirli Cemilpaşazade Ailesini Anma Etkinlikleri’ dolayısıyla Erbil Sami Abdurrahman Parkı içinde yapılan anıt. Cemilpaşazade ailesinden Kadri Cemilpaşa’nın da aralarında bulunduğu 7 kişinin büstünün yer aldığı anıtın ortasında ailenin kurucusu Ahmet Cemil Paşa yer almaktadır. Ahmet Cemil Paşa’nın solundaki büst ise (sağdan üçüncü sırada) Kadri Cemilpaşa’ya aittir.

[1] 1904 yılında Diyarbekir’de doğmuş olan Esat Sezai Cemiloğlu, Mehmet Ferit Cemiloğlu ile beraber Ahmet Cemil Paşa’nın oğullarından Mustafa Nüzhet Bey’in oğludur. Diyarbekir’de Sıbyan Mektebi ve Burhan-ı Terakki İlkokulu’nda, sonra Muallim Mektebi ve Diyarbekir Sultanisi’nde okumuş, 1922’de İstanbul’a gitmiştir. 1926’da ise İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirmiştir. Yükseköğrenim yapmak için Fransa’ya gitmiş ve orada 1930 yılında Ziraat Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye’ye dönmüştür. Önce Ankara’da, sonra Nazilli Pamuk Islah İstasyonu’nda Ziraat Yüksek Mühendisi ve Pamuk Uzmanı olarak çalışmıştır. Değişik illerde de görev yaptıktan sonra 1951’de istifa ederek tekrar Diyarbekir’e gitmiştir. Kendi köylerinde ziraatla uğraşan Esat Sezai Cemiloğlu, bir süre Diyarbekir’de Kümes Hayvanları Derneği Başkanlığı yapmıştır. Türkiye’de daha çok boksörlüğü ile tanınmıştır. (Şevket Beysanoğlu, Anıtları ve Kitabeleri İle Diyarbakır Tarihi, C. III, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, 1998, Ankara, s. 10–12). Zaman zaman politik çalışmalar içine giren Esat Sezai Cemiloğlu, 1957 seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili adayı olma girişiminde bulunmuşsa da bu gerçekleşmemiştir. Daha sonra 1977’de bir kez de Milli Selamet Partisi’nin Diyarbekir milletvekili adayı olmuş, fakat seçimleri kazanamamıştır. 17 Aralık 1959’da Kürtçülük faaliyetleri yürüttükleri gerekçesiyle tutuklanan Kırkdokuzlar grubunun içinde yer alan Esat Cemiloğlu, bir yıl dört ay ağır hapis cezası alırsa da karar henüz kesinleşmeden dava zaman aşımına uğramıştır. Esat Cemiloğlu yıllar sonra Kırkdokuzlar Davası’nda kendisine yönelik olarak ileri sürülen iddiaların asılsız olduğunu belirtmiştir. Bkz. Naci Kutlay, 49’lar Dosyası, Fırat Yayınları, İstanbul, 1994, s. 227, 247

[2] Naci Kutlay, Anılarım, Avesta Yayınları, İstanbul, 1998, s. 224

[3] Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivi, Sicil-i Ahval Defteri, Defter ve Sahife No: 4/106–107, Sıra No: 16704

[4] Reşid Cemiloğlu’nun verdiği bilgiye göre, dedeleri Ahmet Cemil Paşa; Türkçe, Farsça ve Arapçayı rahatlıkla anlayıp konuşabilecek kadar öğrenmişti. Reşid Cemiloğlu ile 05.02.2010 tarihinde Diyarbekir’de yapılan görüşmeden. Diyarbekir’de yaşayan Reşid Cemiloğlu, Vecdi Osman Cemiloğlu’nun oğlu, Mehmet Ferit Cemiloğlu’nun torunudur. Mehmet Ferit Cemiloğlu ise, Mustafa Nüzhet Bey’in oğlu, Ahmet Cemil Paşa’nın torunudur.

[5] Nureddin Cemilpaşazade çok küçük yaşlarda yaşamını yitirmiştir.

[6] Reşid Cemiloğlu ile 05.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

[7] Bazı kaynaklarda Kadri Cemilpaşa’nın 1892 yılında doğduğu yazılmışsa da, muhtemelen bu bilginin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü 1891 doğumlu olan amcazadesi Ekrem Cemilpaşa, Kadri Cemilpaşa’nın kendisinden sekiz ay büyük olduğunu yazmaktadır. Bkz. Malmisanij, Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği, Avesta Yayınları, İstanbul, 2004, 93. Şu halde Kadri Cemilpaşa’nın 1891 veya 1890 doğumlu olması gerekmektedir.

[8] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), Doza Kurdistan–Kürdistan Davası, Kürt Milletinin 60 Seneden Beri Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıratı, Haz.: Selahaddin Uğur Işık, Avesta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 33

[9] age, s. 33-34

[10] Ekrem Cemilpaşa, Muhtasar Hayatım, Brüksel Kürt Enstitüsü Yayınları, Brüksel, 1989, s. 11–14

[11] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 34

[12] age, s. 34-35

[13] Celilê Celil, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler XIX. Yüzyıl, Çev. Mehmet Demir, Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1992, s. 201

[14] Bazı kaynaklarda Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin adı ve kuruluş tarihi yanlış yazılmaktadır. Bu, bazı araştırmacıları yanılttığından Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti adında ayrı bir örgütün 1910’da kuruluğundan söz ederler. Keza Kürt Talebe-Hêvî Cemiyeti’nin adı da bazı kaynaklarda Heviya Kürd Cemiyeti biçiminde geçtiğinden kimi araştırmacılar bu ikincisini ayrı bir örgüt sanmışlardır. Bkz. İsmail, Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, İkinci Baskı, Doz Yayınları, İstanbul, 1991, s. 237–239

[15] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 35

[16] age, s. 36

[17] age, s. 42

[18] Hetawî Kurd (şimdilik ayda bir neşrolunur), İstanbul, no.1 (Teşrin-i evvel 1329/23 Zilkade 1331 [1913]), s. 2–3

[19] Hêvî Cemiyeti’nin 1912–1922 yılları arasında çıkardığı Kürtçe isimli bu yayınların Türkçe anlamları şu şekildedir: Rojî Kurd (Kürt Günü), Hetawî Kurd (Kürt Güneşi), Yekbûn (Birlik) ve Jîn (Yaşam).

[20] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 42

[21] Celilê Celil, Ondokuzuncu Yüzyıl Sonu-Yirminci Yüzyıl Başı Kürt Aydınlanması, Çev. Arif Karabağ, Avesta Yayınları, İstanbul, 2000, s. 91

[22] M. Nuri Dersimi, Hatıratım, Doz Yayınları, İstanbul, 1997, s. 25

[23] Kadri Cemilpaşa’nın burada Kürdistan gazetesinden kastettiği Kürt Teavün ve Terakki gazetesidir.

[24] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 37

[25] age, s. 49

[26] age, s. 49-50

[27] age, s. 43

[28] İsmail, Göldaş, age, s. 65

[29] Kadri Cemilpaşa’nın İsviçre’de pedagoji eğitimi aldığı bilgisi, yeğeni Reşid Cemiloğlu tarafından verilmiştir. Reşid Cemiloğlu ile 05.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

[30] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 43

[31] age, s. 54

[32] Liva, günümüzde tugay olarak adlandırılan askeri birliktir.

[33] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 54-55

[34] Abdullah Özkan, A’dan Z’ye Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Dönemi, C. I, Boyut Yayıncılık, İstanbul, 2005, s. 128

[35] R. Yaşar Büyükoğlu, Milli Mücadele Döneminde Güneydoğu Anadolu (30 Ekim 1918–20 Ekim 1921), Form Matbaacılık, Gaziantep, 2006, s. 18

[36] Mahmut Beğik ile 06.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden. Cemilpaşazade ailesinin yakın dostlarından biri olan Mahmut Beğik’e bu bilgileri aktaran kişi 1960’lı yılların başında Suriye Kürt Demokrat Partisi’nin Genel Sekreterliği görevini yapmış olan Hamid Derwêş’tir.

[37] Ekrem Cemilpaşa, age, s. 30

[38] Diyarbekir’deki derneğin adı konusunda farklı kaynaklarda Kadri Cemilpaşa’nın aktardığı bilgi kullanılmaktadır. Ayrıca bkz. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt II, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1984, s. 206

[39] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 72

[40] age, s. 95

[41] Azadî olarak bilinen Civata Azadiya Kurd (Kürt Özgürlük Cemiyeti) örgütü, daha sonra Civata Xweseriya Kurd (Kürt İstiklâl Cemiyeti) adını almıştır. Bkz. Malmisanij, Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği, Avesta Yayınları, İstanbul, 2004, s. 172

[42] Garo Sasuni, Kürt Ulusal Ha­reketleri ve Ermeni-Kürt İlişkileri (15 yy.dan Günümüze), çy, Orfeus Yayınları, Stockholm, 1986, s. 169–171. Ayrıca bkz. Robert Olson, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı, Çev. Bülent Peker, Nevzat Kıraç, Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1992, s. 72; M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, İkinci Baskı, Doz Yayınları, İstanbul, 2004, s. 173

[43] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 100

[44] Diyarbekir’in Lice ilçesine verilen isim.

[45] Malmisanij, age, s. 174

[46] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 106

[47] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri (1920–1927), C. I, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1998, s. 282–285. Şeyh Said İsyanı ile ilgili geniş bilgi için bkz. Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Bilgi Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 1994, s. 17; Hamit Bozarslan, “Kürt Milliyetçiliği ve Kürt Hareketi, 1889-2000” Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Ed.: Tanıl Bora-Murat Gültekingil, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s. 849; İngiliz Belgeleriyle Türkiye’de Kürt Sorunu 1924-1938 Şeyh Said, Ağrı ve Dersim Ayaklanmaları, Haz. N. Bilal Şimşir, Ankara, TTK Basımevi, 1991, s. XI; Yaşar Kalafat, Şark Meselesi Işığında, Şeyh Said Olayı, Karakteri, Dönemindeki İç ve Dış Olaylar, Boğaziçi Yayınları, Ankara, 1992, s. 203; Hasip Koylan, Kürtler ve Şark İsyanları, I. Şeyh Said İsyanı, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1946, s. 183; Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, 1923–1931, Yurt Yayınları, Ankara, 1981, s. 130; Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri, 1919–1926, A.Ü. SBF Yayınları, Ankara, 1978, s. 302; Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1992. s. 156; Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması 1919–1925, Tekin Yayınları, İstanbul, 1991, s. 55–56

[48] Bkz. Mustafa Akif Tütenk, “Diyarbekir’in Son 60 Yıllık (1892-1952) Vak’aları”, Kara-Amid Dergisi, 2-3. Yıl, S. 2–4 (1956-1958), s. 344

[49] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 112

[50] age, s. 108-109

[51] Naci Kutlay, Anılarım, Avesta Yayınları. İstanbul, 1998, s. 221

[52] Bu kararın geniş bir özeti için bkz. Malmisanij, Bitlisli Kemal Fevzi ve Kürt Örgütleri İçindeki Yeri, 2. Baskı, Fırat Yayınları, İstanbul. 1993, s. 82–84

[53] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 114

[54] age, s. 116

[55] Malmisanij, Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği, Avesta Yayınları, İstanbul, 2004, s. 216

[56] M. Nuri Dersimi’ye göre, “Türk zulmünden Suriye, Mısır ve Irak’a sığınan Kürt yurtseverleri tarafından 1927 yılında Xoybûn adında bir cemiyet kurulmuştu. Bu cemiyetin birinci kongresi, 1927 Ağustos’unda Lübnan’da Bihamdun’un merkezinde yapıldı. Kongreye Ermeni Taşnak Cemiyeti Lideri Vanlı Vahan Papazyan (Goms) da katılmıştır.” M. Nuri Dersimi, age, s. 249. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, İngiliz belgelerine göre Vahan Papazyan, Xoybûn’un Lübnan’daki komitesinde yer almıştır. Rohat Alakom, Xoybûn Örgütü ve Ağrı Ayaklanması, Avesta Yayınları, İstanbul, 2011. s. 71

[57] M. Nuri Dersimi, age, s. 216

[58] Rohat Alakom, age, s. 69-70

[59] age, s. 102-103

[60] Derneğin Kürtçe ismini ‘Arîkarîya Belengazên Kurd’ diye belirten Kadri Cemilpaşa, Xoybûn’un dernek üzerinden yaptığı çalışmayla ilgili olarak kısaca şu bilgiyi vermektedir: “Kürdistan dâhilindeki ittisalatılada [ilişkilerinde] milletin uyanmasına çalışmakla beraber, Cezire’de ‘Arîkarîya Belengazên Kurd’[60] namı ile teşkil ettiği cemiyetle hayırlı işlerde hizmet etmekte idi.” Bkz. Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 164

[61] age, s. 135-137

[62] Bu eser son olarak, Melayê Cizîrî Dîwan adıyla Nûbihar Yayınları tarafından 2010 yılında İstanbul’da basılmıştır. Eser, Arap alfabesinden Latin alfabesine Selman Dilovan tarafından transkribe edilirken, Kürtçeden Türkçeye ise Osman Tunç tarafından çevrilmiştir.

[63] “Diwana Melê”, Hawar, (Kovara Kurdî), Şam, nr. 35-37, 1941-1942

[64] Qedrî Cemîl Paşa, “Gawestiyayî û Koçerên Kurdan”, Hawar, (Kovara Kurdî), Hejmar: 52, 20.01.1943, s. 1

[65] Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 164

[66] Kürtçede umut anlamına gelen Hêva Örgütü, 1939 yılında Irak Kürdistanı’ndaki Süleymaniye kentinde, Şeyh Mahmud Berzenci’nin eski yardımcısı Prof. Dr. Refik Hilmi başkanlığında gizlice kurulmuştur. Irak Komünist Partisi tarafından Nazilerin görüşlerinden etkilenen sağcı bir örgüt olarak suçlanmış olsa da, İkinci Dünya Savaşı yıllarında milliyetçi hareketlere karşı mücadele gösteren örgütün üyeleri arasında çoğunlukla doktorlar, avukatlar ve öğretmenler bulunuyordu. Örgüt, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle beraber 1945 yılında dağılmıştır. Bkz. William L. Eagleton, Mahabad Kürt Cumhuriyeti 1946, Çev. Mehmet Emin Bozarslan, Koral Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1990, s. 84. Refik Hilmi hakkında daha ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Refik Hilmi, Anılar, Tanığının Dilinden Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi, Pêrî Yayınları, İstanbul, 2010.

[67] Mesut Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, Arapçadan Türkçeye Çeviren: Vahdettin İnce, C. I, Doz Yayınları, İstanbul, 2003, s. 86

[68] Mektubun içeriği hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 175-176

[69] age, s. 31

[70] Malmisanij, age, 452

[71] Mektubun içeriği hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 200-201. Kadri Cemilpaşa’nın, Sovyetler Birliği Başkanı Stalin’e, Kürtlerin özgürlüklerine kavuşmaları adına bu mektubu yazmasından çeyrek yüzyıl önce Kürt liderlerinden Şeyh Mahmud Berzencî de aynı duygularla Sovyetler Birliği’ne mektup yazarak benzer istekleri dile getirmişti. Şeyh Mahmud Berzencî’nin, 20 Ocak 1923 tarihinde Sovyetlerin Tebriz Konsolosu aracılığı ile Sovyet hükümetine gönderdiği mektubun içeriği hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. age, s. 77-78

[72] William L. Eagleton, Mahabad Kürt Cumhuriyeti 1946, Çev. Mehmet Emin Bozarslan, Koral Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1990, s. 266–278. Kadri Cemilpaşa Mehabad’ta iken, Qazî Muhammed’le yaptığı görüşmelerden birinde Qazî Muhammed’in, İran’ın Kürt Cumhuriyeti’ne yönelik olarak beslediği olumsuz düşüncelerin farkında olduğunu; fakat bu durumu çevresindeki en yakın kişilere dahi anlattığında kendilerini ikna edememekten Kadri Cemilpaşa’ya şöyle yakınmıştır: “Ben Mehabad’ta iken bizzat müşarünileyh [adı geçen] Qazî Muhammed’in ağzından işittim: “Kardeşim Sadri –ki Tahran’da milletvekili idi– ne yapıyorsan ikna edemiyorsun. O, Kavami Saltana’nın [İran başbakanı] demokrat bir devlet adamı olduğuna, Kürtlerin haklarının tanınmasına taraftar olduğu fikrindedir. Hâlbuki Kavami Saltana, İngilizlerin adamı ve Kürtlere düşmanlık yapmış bir kimsedir.” Qazî Muhammed’ten işittiğim bu sözlere bakılırsa Kavami Saltana’nın aldatıcı, yalan vaadlerine inanan kardeşi Sadri’nin tesiri ile merhum Qazî Muhammed’in teslim olduğu muhtemeldir.”  Zinnar Silopî (Kadri Cemilpaşa), age, s. 204

[73] Mahmut Beğik ile 06.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden. Vecdi Osman Cemiloğlu’nun cezaevinden çıkarılmasında, Cemilpaşazade ailesi bireylerinden toplanan paralarla Iraklı yetkililere verilen rüşvetin etkili olduğu yönündeki iddiaları, bizzat Vecdi Osman Cemiloğlu’nun oğlu Reşid Cemiloğlu reddetmektedir. Reşid Cemiloğlu ile 05.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

[74] Mahmut Beğik ile 06.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

[75] Mesut Barzani, age, s. 363–364

[76] İsmail Dursun, “Kuzey Irak Kürtleri, Ayrılıkçı Kürt Hareketinin Devletleşme Süreci ve Türkiye’ye Etkileri”, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli, 2006, s. 94–95

[77] Mahmut Beğik ile 06.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

[78] Arapların Hadbetü’l-Colan, İsraillilerin Ramat HaGolan dedikleri Golan Tepeleri, Suriye’nin güneybatı, İsrail’in ise kuzeydoğu tarafında yer alan tepelik bölgeye verilen isimdir. Golan Platosu olarak da adlandırılan bu bölge; İsrail, Lübnan, Ürdün ve Suriye arasında tampon görevi üstlenmektedir. Zengin su kaynaklarına sahip olmakla birlikte, dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olduğundan ötürü makineli tarıma elverişsizdir. Önceleri Suriye toprağı olan Golan Tepeleri, ilerleyen süreçte 1967’de İsrail ile Arap devletleri arasında yapılan Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail’in askeri işgali altına girmiştir. Daha sonra da 1981’de İsrail, Golan Tepeleri’nin ele geçirdiği bölümlerini tek yanlı olarak ilhak etmiştir.

[79] Mahmut Beğik’in, Muhammed Ferit Cemiloğlu’ndan aktardığı not. Mahmut Beğik ile 06.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

[80] Reşid Cemiloğlu ile 05.02.2010 tarihinde yapılan görüşmeden.

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*