Mukaddimetûl İrfan (1918)

Yazar, müderris, dilbilimci, edip, şair ve hukukçu gibi farklı yetenek ve özellikleriyle tanınan ve Doğu Kürdistan’ın Sınê şehrinden olan Mehmed Mihri Hilav bundan 65 yıl önce, 19 Nisan 1957’de aramızdan ayrıldı. Mehmed Mihri’nin gerek Kurdistan dergisinde ve gerekse de Jîn, Rojî Kurd ve Hetawî Kurd dergilerinde farklı konularda ve ağırlıklı olarak da Kürd dili ve edebiyatına dair çok sayıda makalesi yayımlanmış. Bunun yanı sıra müdderisliği, hukuk eğitimi görmesi, yayıncı ve yazar kimliği de eklenince çok yönlü bir entelektüel kişilik ortaya çıkıyor.

  1. Müderris, dilbilimci, edip, şair, hukukçu ve yazar kimliğiyle Mehmed Mihri Hilav
Mehmet Mihri, kizlari Lamia, Suheyla ve oglu Selahattin

Mehmed Mihri; Osmanlı İmparatorluğu son döneminde kurulan Kürt örgütlerinin kurucu ve aktif üyelerinden biri olup çok yönlü işleyen kalemiyle dilbilimci, edip, şair, siyasetçi ve hukukçu gibi kimliklere sahip olan fakat pek tanınmayan meçhul Kürt münevvner ve mütefekkirlerinden biridir. Meçhul diyorum, çünkü çok farklı hususiyetlerine rağmen az tanınıyor ve yeni nesil gençlerimizin büyük çoğunluğu belki de onun adını dahi duymamıştır. Bu bölümde ağırlıklı olarak onun dil çalışmalarından bahsedeceğim ancak çok yönlü ve müstesna bir şahsiyet olması itibarıyla mümkün olduğu kadarıyla kısaca onun bütün özelliklerinden bahsetmeye çalışacağım.

Mehmed Mihri, 1885 yılında Sınê’ye bağlı Cıwanro bölgesinde bulunan Dışe(ê) köyünde doğmuş. Kimliğinde doğum yeri olarak “Musul’a bağlı Sıne kasabası” yazılsa da, aslında “Sıne-Sınê” Doğu Kurdistan’da yani bugünkü İran’ın siyasi sınırları içerisinde bulunan bir Kürd şehridir. Öyle anlaşılıyor ki o dönemde söz konusu kasaba ya idari olarak Musul vilayetine bağlıydı ya da Osmanlı hüviyetnamesini alabilmek ve vatandaşlığa kabul edilmek için böyle bir yönteme başvurulmuştur. Oğlu Selahattin Hilav’ın aktarımına göre, “Mehmet Mihri Bey, ikisi kız, yedisi de erkek olmak üzere on çocuklu bir ailenin oğludur. Babası Gülamber bölgesinde küçük Molla lakabıyla tanınan, medreseleri olan ünlü bir din bilgini”[1] dir. Babası müftülük yaptığı için, Müftü Molla Abdullah olarak tanınır. Dedesi, Molla Mahmut olup meşhur Ciwanrolu Müzafer Han’ın torunudur. Annesi de bölgenin tanınan ailelerinden Şeyh Şahabettin Talsi’nin kızıdır. Mehmed Mihri’nin mensubu olduğu aile, bugün de Doğu Kürdistan’da “Müftizade” ailesi namıyla tanınmaktadır.

Mehmed Mihri, tahsilinin ilk evresini kendi köyünde aile medresesinde tamamlar ve bu dönemdeki öğretmenlerinden biri de babasıdır. Daha sonra Sınê şehrine giderek burada tanınan alimlerden ders alır. Oradan da Bêzara kasabasına, sonra da Serdeşt şehrine giderek Molla Kadir’den gerekli dersleri alır. Serdeşt’ten sonra  tahsilini tamamlamak için Hewlêr şehrine gider ve burada aldığı dersleri başarılı bir şekilde vererek 1904 yılında Molla Ebubekir’den icazetini alır.

Tahsilini tamamlayan Mehmed Mihri, Dişê köyüne döner. Buradaki medresede bir müddet okuma, hitabet ve felsefe derslerini verir. Bu arda babasıyla yaşadığı bazı anlaşmazlıklar nedeniyle Sıne şehrini terk ederek Kuzey Kürdistan’a yönelir. Bir müddet Van’daki Horhor medresesinde tahsil görür ve Molla Said-i Kurdi ile tanışıklıkları da bu dönemde başlar. Bir müddet burada kaldıktan sonra buradan da Trabzon üzerinden İstanbul’a gider.

“Çok iyi derecede Farsça, Arapça ve Kürtçe dillerini bilen ve klasik Doğu kültürüyle yetişmiş Mehmed Mihri.”[2] Musa Anter’in aktarımına göre de, “Mehmed Mihri’nin bilmediği dil yoktu sanki. Arapça, Farsça, Türkçe, Fransızca ve Kürdçenin tüm lehçe ve şivelerine hâkimdi.”[3] İstanbul’a geldikten sonra, Fatih Medresesi’nde tahsilini sürdürür ve dersiam olmak için ruûs sınavına girmek üzere müracaatta bulunur. Kendi anlatımıyla; “Ruûs imtihanına girmek için toplam 680 imam başvuruda bulunmuştu. O zaman ben 22 yaşında idim, diğer imamların ise en genci 40 yaşında ve geri kalanların çoğunluk da 75 yaş civarındaydı. İmtihan Ebus’ûd dershanesinde yapıldı ve 1310 (1894-1895) yılından beri Alî Osman devletinde böyle ağır bir imtihan yapılmamıştı. Türkçe hiç bilmiyordum, Arapça ve Farsça cümle kuruyordum ve Abdülhak Hamit’in Türkçesi gibi sonuna “dir” eki getiriyordum 680 kişinin katıldığı bu imtihanda ancak 10 kişi kazanabildi ve ben de bu on kişinin içerisinde birinci oldum.”[4] Mehmed Mihri buradaki tahsilini de iyi bir dereceyle tamamladıktan sonra, aynı medresede öğretmeni olan ve daha sonra da kayınpederi olacak Dağıstanlı Hüseyin Hüsnü Efendi’nin de desteğiyle, Fatih Medresesi’nde dersiam olarak göreve başlar. Bu süreçte İstanbul’daki çok sayıda Kürt öğrenci, münevver ve şahsiyetleriyle tanışır ki bu şahsiyetlerden biri de İsmail Hakkı Baban’dır.

1912’lerin sonlarında İstanbul’da bulunan Kürt öğrencileri bir araya gelerek Kürd Talebe Hêvi Cemiyeti adıyla bir gençlik örgütü kurarlar. Kuruluş kongresinde Ömer Cemil Paşa ve daha sonra yapılan olağan kongrede de Memduh Selim cemiyetin genel sekreterliğine seçilir. Hêvî Cemiyeti, kuruluştan kısa bir süre sonra önemli bir üye ve taraftar kitlesi oluşturur. Kadri Cemil Paşa’nın aktarımına göre üyeler arasında en çok tanınanları şunlardı: “Memduh Selim Bey, Kemal Fevzi ve kardeşi Ziya Vehbi, Kerküklü Necmettin Hüseyni, Aziz Babanzade, Arvasizade Mehmed Şefik, Müküslü Hamza, Harputlu Tayip Ali, Süleymaniyeli Abdülkadir, Diyarbekirli Salih, Ekrem Cemil Paşa, Diyarbekirli Abdülkadir, Asaf Bedirhan, Diyarbekirli Mustafa Reşat, Mahabatlı Dr. Mustafa Şevki, Sıneli Mihri, Dr. Fuat ve Hakkarili Abdürrahim Rahmi.”[5]

Hêvî Cemiyeti, 6 Haziran 1913 tarihinde Rojî Kurd adıyla bir dergi yayımlamaya başlar. Her geçen günle birlikte yapılan çalışmalar ve yayın faaliyetiyle Hêvî, gerçekten Kürd gençliğinin parlayan umuduna dönüşür. Bu nedenle dönemin İttihat ve Terakki yönetimi, gittikçe bu çalışmalardan rahatsız olur  ve uyguladığı baskılarla Hêvî üyeleri ve çalışanlarını yıldırmak ister. Bu baskıların sonucu olarak dördüncü sayıdan sonra Rojî Kurd’ün yayını durdurulur.

Mehmed Mihri’nin ilk yazısı, “Le tarîkî bo ronakî [Karanlıktan Aydınlığa][6] başlığıyla Rojî Kurd’ün dördüncü sayısında “Benî Ardelanî Ehmed Muhsin” imzasıyla yayımlanmıştır.  Rojî Kurd’ün yayını durdurulduktan kısa bir müddet sonra, 1913 yılının sonlarında onun yerine Hetawî Kurd[7] [Kürd Güneşi] adıyla yeni bir dergi yayımlanır. Hetawî Kurd’ün toplam olarak kaç sayı yayımlandığı bilinmiyor ancak elimizde onuncu (10.) sayısı da mevcut olup, bu sayı 3 Temmuz 1914’te basılmıştır.

Mehmed Mihri’nin elimizde mevcut olan  Hetawî Kurd sayılarında; “Se’yî bikin[8] [Çalışın]” ve “Men Kurd, kurdayetî fexr û îftixarê men e[9] [Ben Kürdüm, benim için Kürtlük fahir ve iftihar kaynağıdır]” başlığı altında toplam iki Kürdçe yazısı yayımlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce hem Hêvî Cemiyeti’nin faaliyetleri hem de Hetawî Kurd’ün yayını durdurulmuştur. Kürd milleti için de çok büyük bir felaket olan, büyük bir göçe ve nüfus kırımına neden olan dört yıllık savaş süresince, Kürd cemiyetleri bütün faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmışlar.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla yeni bir durum ortaya çıkar. Bu süreçte Kürdler, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla kesintiye uğrayan kültürel ve siyasal çalışmalarını devam ettirmek üzere yeniden örgütlenme çalışmalarına başlar. 1918’de Şeyh Ubeydullah Nehri’nin oğlu Seyid Abdülkadir’in başkanlığında Kürdistan Tealî Cemiyeti (KTC), başta Hêvî grubu olmak üzere Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti, Mevlanzade Rıfat’ın başkanı olduğu Radikal Avam Fırkası gibi örgütleri de içine alan bir şemsiye örgüt olarak kurulur. Mehmed Mihri de KTC’nin aktif üyelerinden biri olarak yayımlanan Kurdistan dergisinin sahip ve sorumlu müdürlüğünü üstlenir. Kurdistan dergisinin ilk sayısı 30 Ocak 1919 tarihinde yayınlanmış. Elimizdeki mevcut sayılara bakılırsa Kurdistan dergisi toplam olarak 19 sayı çıkmış ve 19. sayısı da 29 Mart 1336 (29 Mart 1920)’da yayınlanmış. Bunun yanı sıra cemiyetin yayımlamış olduğu Jîn Dergisi için de yazılar yazar ve bu yazılarıyla Kürd edebiyatıyla ilgili tartışmalara yeni bir boyut kazandırır.

Mehmed Mihri, 1920 yılında öğretmeni olan Hüseyin Hüsnü Bey’in kızı Şaziye Hanım’la evlenmiş ve bu evlilikten sırasıyla Lamia, Süheyla, Selahattin, Necmettin ve Leyla olmak üzere beş çocukları olmuştur. Mihri Bey, İsmail Hakkı Baban’ın da teşvikiyle Umumi Savaş yıllarında Hukuk Fakültesi’ni okumaya başlamış ve 1921 yılında da İstanbul Barosu’na avukatlık kaydını yapmıştır. Mehmed Mihri’nin çocukları içerisinde en çok tanınanı, meşhur Felsefeci Selahattin Hilav’dır. Denilebilir ki Selahattin Hilav’ın felsefeye yönelmesi ve edebiyata olan ilgisinin en önemli kaynaklardan biri de babası Mehmed Mihri Bey’dir. Çünkü kendisi de aynı zamanda felsefeci, dilbilimci ve edebiyatçıdır. Oğlu Selahattin’le bu konularda sürekli sohbet ve tartışmalar yaptığı bilinmektedir.

Mehmed Mihri’nin öncelikli olarak Kürd dili ve edebiyatına önemli bir ilgisi vardı. Bu konuda  Rojî Kurd, Hetavî Kurd, Jîn ve Kurdistan dergilerinde yayımlanan yazıları Kürt dili ve edebiyatı açısından çok önemli bir değere sahiptir. O, özellikle edebiyat alanında kendisini Kürd ediplerinden Nali’nin fikir ve edebi çizgisinin izleyicisi ve haleflerinden biri olarak görüyor. Bu durumu Mukadimet-ül İrfan adlı eserinde şöyle açıklıyor: “Ben acizaneleri de bütün fikir ve görüş, bütün ilim ve basiret sahipleri meyanında Kürd ediplerinin tacı ve belki şiir âleminin yegane üstadı olan merhum Mele Hedrî Nalî’yi kendime rehber edindim.”[10]

Ankara Hükümeti’nin İstanbul’da kontrolü ele geçirmesiyle birlikte yeni bir durum ortaya çıkar. Bu dönemde İstanbul’da bulunan Kürt örgütlerinin faaliyetleri durdurulur. Birçok Kürd siyasetçisi ve aydını, İstanbul’u terk etmek ya da ortalıkta görünmemek durumunda kalır. Mehmed Mihri, bu dönemde ortalıkta görünmemeye gayret etse de, 1925 Kürd Hareketi’nin yenilgisinden sonra başlayan yargılama sürecinde, hareketle ilişkili olduğu gerekçesiyle İstanbul’da tutuklananlardan biridir. Hareketle olan ilişkisi ispatlanamadığı için, bir müddet tutukluluktan sonra serbest bırakılır. Bu süreçten sonra, uzun bir müddet kültürel ve siyasal faaliyetlerine ara verir, gözlerden de ırak kalmaya çalışır.

1934 yılında soyadı kanunu çıktığında, Mehmed Mihri, doğduğu yerdeki gür bir suyu kastetmek amacıyla “Hêlav-Hêla av” (su tarafı) anlamına gelen “Helav” soyadını alır ve daha sonra bu kelime “Hilav” olarak değişime uğrar.

Mehmed Mihri’nin; M, M. M., Mihri, Kakeheme, Binî Erdelanî Ehmed Muhsîn, Dawer Erdelanî, Zehawî Zade, Müftizade, İrfan, gibi değişik mahlas isimlerle dil, edebiyat, felsefe, siyaset, sosyal ve kültürel konuları işleyen makaleleri ve dört adet de kitabı yayımlanmıştır. Farklı zamanlarda yazılmış ve tespit edebildiğimiz makalelerinin çoğu  Rojî Kurd  (1913),  Hetavî Kurd  (1913-1914),  Jîn (1918), Kurdistan (1919-1920) ve Kovarî Hetaw (Hewlêr, 1955-56) gibi gazete ve dergilerde yayımlanmıştır.

Mehmed Mihri Hilav’ın Kurdistan dergisinin mevcut sayılarında yayınlanmış çok sayıda Osmanlıca ve Kürdçe yazıları vardır.

  1. Kurdistan dergisinde yayımlanmış Osmanlıca (Türkçe) yazıları

– Edebiyat-ı Kürdiyeden Bazı Numuneler-I (Kurdistan, no: 1, 30 Kanun-i Sani 1335 (30 Ocak 1919))

– Müsemmasız İsimler ve İsimsiz Müsemmalar

(Kurdistan, no: 1)

– İrfan: Kürdçe Lugat -1 (Kurdistan, no: 1)

– Sevgi ve Muhabbet Selamı Kürdistan Tepe ve Dağlarına Olsun (Arapça Şiir) (Mihri, Kurdistan, No: 1)

– Şimdiki Mevcudiyetimiz (Kurdistan, no: 2)

– Edebiyat-ı Kürdiyeden Bazı Numuneler-II

(Kurdistan, no: 2)

– Esas: Kürdçe Serf, Nahiv -1 (Kurdistan, no: 2)

– İrfan -2 (Kurdistan, no: 2)

–Yaratılışımızdan Gelen Meziyet ve Alışkanlıklarımız, (Kurdistan, no: 3)

– Edebiyat-ı Kürdiyeden Bazı Numuneler-III

(Kurdistan, no: 4)

– Esas-2 (Kurdistan, no: 4)

– İrfan -3 (Kurdistan, no: 4)

– Dahiliye Nazırı Cemal Bey Efendi Hazretlerine Açık Mektup (Kurdistan, no: 5)

– Kürd Edebiyat-ı Cedidesinden [Yeni Kürd Edebiyatından] (Kurdistan, no: 6)

– Akide-i Hayat, Fidye-yi Necat Olamaz (Kurdistan, no: 7)

– Mister Artropot Wud Hazretlerine Fuzuli Bir Cevap-1 (Kurdistan, no: 7)

– Mister Artropot Wud Hazretlerine Fuzuli Bir Cevap-2 (Kurdistan, no: 8)

– Mister Artropot Wud Hazretlerine Fuzuli Bir Cevap-3 (Kurdistan, no: 9)

– Şeyh El-Salim ve Sadaret Kaymakamı Hazretlerine Açık Mektup (Kurdistan, no: 10)

– Laz Gençlerinin Mefkuresi (Kurdistan, no: 10)

– Mister Artropot Wud Hazretlerine Fuzuli Bir Cevap-4 (Kurdistan, no: 10)

– İrfan – 4 (Kurdistan, no: 10)

– Esas – 3 (Kurdistan, no: 10)

– Mister Artropot Wud Hazretlerine Fuzuli Bir Cevap-5 (Kurdistan, no: 11)

– Hükümetin Nazarı Dikkatine (Kurdistan, no: 11)

– Amerika Heyetinin Vazifesi (Kurdistan, no: 12)

– Mister Artropot Wud Hazretlerine Fuzuli Bir Cevap – 6 (Kurdistan, no: 12)

– Orient News Gazetesi’ne (Kurdistan, no: 13)

– Kürdler ve İntihabat (Kurdistan, no: 14)

– Kürdlerin Hissiyat-ı Necibesi (Kurdistan, no: 15)

– Handan Haydaryanın Muelifin ve Muelifati

(Kurdistan, no: 15)

– İrfan – 5 (Kurdistan, no: 15)

– Esas – 4 (Kurdistan, no: 15)

– Esas – 5 (Kurdistan, no: 16)

– İrfan – 6 (Kurdistan, no: 16)

– İrfan – 7 (Kurdistan, no: 18)

– Esas – 6 (Kurdistan, no: 18)

– İrfan – 8 (Kurdistan, no: 19)

– Esas – 7 (Kurdistan, no: 19)

– Türkiye Milletperveri (Kurdistan, no: 19)

  1. Rojî Kurd, Hetawî Kurd ve Jîn dergilerinde yayınlanmış Kürdçe yazıları

– Le tarîkî bo ronîkî (Binî Erdelanî Ehmed Muhsîn, (Rojî Kurd, No: 4, 12 Eylül 1913)

– Se’yî bikin (Bixebitin) (Zehawîzade, Hetavî Kurd, No: 1, 11 Teşrin-i Evvel 1329/1913)

– Eûzu billahi mine şeytani r-racim (Ayet) (Men kurd, kurdayetî fexr û îftixarê men e) (Şiîr) (D. Zade Mehmed Mîhrî, Hetawî Kurd, 29 Kanûn-i Evvel 1329 (1914)

– Hemûman (Jîn, No: 2, 18 Haziran 1919)

– Mustefa Begê Kurdî, Kurdistan, No: 3, 9 Şubat 1335 (1919)

– Şîna Melle Hemze Xudê Bihêlî, (Kurdistan, No: 8, 29 Mayıs 1919)

  1. Yayınlanmış kitapları

Dönemin farklı dergi ve gazetelerinde yayımlanan makale türü yazılarından başka tespit edebildiğimiz basılmış dört kitabı ve henüz yayınlanmamış iki adet de risalesi mevcuttur. 1- Mukaddimet’ül İrfan[11], 2- İrfan: Kürdçe, Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca Lügat (1919, İstanbul), 3- Fuzulî Divanından[12] , 4- Ahlak Yükseliş Kaynağı ve Mutluluk Ocağıdır.[13] İki risalesi ise; Miftaful Edeb fi Teallüm-i Lisan’l Arab ve Bakara Suresi 21. Ayetin Tefsirine dairdir. 1- Miftaful Edeb fi Teallüm-i Lisan’l Arab (Arap Dilinin Öğrenilmesi İçin Edep Anahtarı): Yazarın eserinde belirtiğine göre, bu risaleyi, Aksekili Ahmed Hamdi’nin ricası üzerine, ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerine Arapçayı öğretmek için hazırlamış ve toplam 39 sahifeden ibarettir. Kitapçığın içeriğine dair kapakta şöyle yazılmıştır: “Tedvini (içeriği) emredilen tüm meseleleri kapsar ve bunlarla birlikte ziyade fazlalıklarla pek çok alıştırmalara ve çözümlere dair kapsamlı bilgiler ve güzel şiirlerden oluşur.”[14] Kapağın orta kısmında “Müelifi: Mehmed Mihri” olarak yazılmış ve müellifin alt kısmında da “Dersiamdan: Vanlı Mehmed Mihri Efendi tarafından tetkik için Hilmi Efendi’ye gönderilmiştir.”[15] ibaresi yer almaktadır. Aynı zamanda kitapçığın kapağında yazarın imzası var ve mukaddimesinde ise kendini “Muhammed bin Abdullah ed-Dişeyî” olarak tanıtmıştır. 2- Bakara Suresi 21. Ayetin Tefsiri: Yazar toplam 48 sahifeden oluşan bu risaleyi, 3 Zilkade 1326  (27 Kasım 1908) tarihinde, “Mehemed Bin Abdullah El Kurdî” imzasıyla yazmış. Mehmed Mihri bu risaleyi yazdığı dönemde, büyük ihtimalle henüz Van’dadır. Sözkonusu risalesinde ayrıca “Riyadu’l Enzar” namlı başka bir risalesinden de bahsetmektedir. Ancak bahsettiği risalesi şimdiye kadar bulunamamıştır.

Bu başlık altında, çok kısa bir özetle Mehmed Mihri’nin yazım ve siyasal faaliyetlerine değinmeye çalıştım. Mehmet Mihri Bey, aynı zamanda “spor yapmayı çok seven; çok iyi yüzen, çok iyi ata binen, ava meraklı, çocuklarına düşkün ve ölçülü biriydi.”[16] Bu konuda daha çok bilgi edinmek isteyenler, İBV yayınlarında 2015’te yayımlanan “Mehmed Mîhrî Hîlav û Kovara Kurdistan” adlı kitabıma başvurabilirler. Sonuç itibariyle Kürdler ve Kürdistan için mücadele, onun için bir “aşk yoluydu” ve bu yolda kendi “çırasının aydınlığıyla” yürürken, fikirsel ve yazınsal faaliyetlerin önemini şairin şu sözleriyle açıklamaktadır: “Bizim eserlerimiz bizi gösterir. Bizden sonra eserlerimize bakabilirsiniz.”[17] Müderris, hukukçu, dilbilimci, edip, şair, felsefeci, yayıncı ve yazar kimlikleriyle tanınan Sıneli Mehmed Mihri Bey, 20. yüzyılın önemli Kürt entelektüellerinden biridir. Bütün bu farklı ve üretken özellikleriyle 19 Nisan 1957’de 72 yaşında iken aramızdan ayrıldı.

Mehmed Mihri Hilav’ın ölümü, onu tanıyan bütün Kürdleri yasa boğmuştur. Kara haber tez yayılır misali, o zaman İstanbul’da öğrenci olarak okuyan Güney Kürdistandanlı Şivan, Mehmed Mihri Bey’in ölümünü bir telgrafla, yazarı olduğu Kovarî Hetaw dergisinin Hewlêr’deki merkezine bildirilmiştir.

“İstanbul’dan Hetaw Dergisi’ne bir telgraf

Bugünlerde Kürdçe latin alfabesiyle aşağıda yazılı şekliyle İstanbul’dan bize ulaşan bir telgraf cigerimizi yaktı:

Arbil- Iraq/ Hetaw Dergisi’ne

Maalesef Mehmed Mihri Hocamız vefat etti. (Şiwan)”[18]

Mehmed Mihri’nin, “Müderris ve Avukat: M. M.” imzasıyla Hetaw’ın 47-74 sayıları boyunca “Yekîtî zimanê Kurdî[19]: Zimanî ême yek cor e, şîwekanî zor e” (Kürd dilinin birliği: Dilimiz birdir, şiveleri çoktur.) başlığı altında yaklaşık 28 yazısı yayımlanmıştır.

Hetaw Dergisi’nin imtiyaz sahibi Gîwî Mukrîyanî, Mehmed Mihri’nin anısına yazdığı yazısında, yukarıdaki telgraf metnini verdikten sonra şöyle yazmışrtır:

“Bu nahoş telgraf, eski ve yeni yaralarımı deşti, acı yaşamı, ümitsiz toprakları ve kimsesizliği bana hatırlatı. Mamoste Mihri! (Mihri Hocam!) Kürdistan’ı samimi ve güvenilir bir neferden ve Hetaw Dergisi’ni de yetim bıraktın. Ey Erdelanlı ve Mukriyaniler! Henüz üzerinizdeki çamur kurumadan ve yük hafiflemeden bir de üstüne Mihri Hoca’nınki de eklendi.

Öyle anlaşılıyor ki Mamoste Mihri ölümün eşiğinde olduğunu hisetmişti, Kürdlerin ve Kürdistan’ın tarihte boynu bükük kalmasını istemiyordu, bu nedenle yaşamının son dönemlerinde Kürdistan’ın geri kalmışlığını, avare olmanın bütün dert ve kederini Kürdçenin en güzel bir şivesiyle Hetaw için yazıya dökmüş ve gündermişti.

Kürd ulusu sana olan teşekkür borcunun yükü altında nasıl kalkacak, sen ki cehennemin içinden yaydığın yüksek parıltıyla cennet Kürdistan’ı aydınlatabildin.

Can amcacığım, yabancı ellerde kendi yüksek zekân, uyanıklığın ve bilincinle hukuk alanında müderris ve avukatlıkta da en yüksek dereceye ulaşmışsın. Bu senin büyüklüğünün, heybetinin ve şanının bir numunesidir ki Moğol ve Rumlar içerisinde Kürdlerin başını dik tutabilmişsin.

Erdelanlılar ve Mukriyanlılar seninle gurur duyuyor, çünkü sen yaşamının yaklaşık 50 yılını yabancı ülkelerde geçirdiğin halde bırakmadın Kürd dilinin renk ve izleri kaybolsun. İstanbul’da yaşayan bir Kürd senin yanına gelip de Türkçe konuştığunda, şiddetle tepki gösterip onlara hitaben diyordun: Neden beyaz Türk gibi olmuşsun?

Evvet bugüne kadar Kürdlük davasından dolayı başına gelen her şeyden haberdarım ve bunu Kürd tarihine bırakıyorum, çünkü bu konuda her ay günderdiğin bir veya iki özel mektubunla beni daima bilgilendiriyor ve buyuruyordun:

“Babacığım, amcasının iki gözü, yaşayan ruhum, ülkemin umudu, Allah için avare olmuş ve yanan yüreğim için kaleminin yularını iyi tut (kalemine hakim ol), dişini canına tak ve biraz sabret, çevremizdekileri rahatsız edecek yazılar yazmaktan uzak durun, onun bunun gönderdiği içeriği zayıf şeyleri yayınlama, sana, Hetaw dergisine ve Kürdistan matbaasına zarar verecek şeylerden uzak dur. Kürdistan matbaası ancak seninle varlığını sürdürebilir, Senin varlığın da olmamaktan çok daha iyidir. Ben bu yaşlı ve hasta halimle kendimi koruyup ilaçlarla ayakata durabiliyorum, Senin korunman ve ilacın ise uyanıklık, cesaret ve uzağı görebilmektir. Bu derbeder ve avare halimi, hiçbir şey Hetaw kadar rahatlatmıyor. Her seferinde Hetaw dergisi elime ulaştığında ve onu okuduğumda, o kadar seviniyorum ki kendimi Seblax’daki köyümüzün bağ ve bahçelerinde, hüzünlü ve etkileyici ötüşüyle bütün şehri mest ve sarhoş eden bir büblbül gibi görüyorum.”

Sevgili amcacığım artık kim bana samimi olarak nasihatta bulunacak, bu namert zaman seni de bize reva görmedi, öyle zannediyordum ki 10 Newroz 1947, 20/09/1947 ve 21/01/1955’in yaratığı yaralarım henüz tam iyileşmemişken, mealesef senin vefatın da üstüne eklenince cigerimde bir yara daha açtı.

Allah onu adalet ve şefkatıyla korusun, bütün ailesine, çocuklarına, sevdiklerine, hanedan ailelere ve milletini seven tüm Kürdlere sabırlar versin.”[20]

  1. Kürd dilbilimcisi olarak Mehmed Mihri Hilav

Mehmed Mihri Bey’in Kürd diline olan özel ilgisi ve dil alanındaki yetkinliği, 1913-1914 yıllarında yayımlanan Rojî Kurd ve Hetawî Kurd dergilerindeki yazılarından anlaşılmaktadır. Sözkonusu dönemde başta hurûf, alfabe ve Kürdçe eğitim olmak üzere, Kürdler ve Küdçenin geleceğiyle ilgili yoğun bir tartışma başlamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte akamete uğrayan bu tartışma ve çalışmalar, savaşın bitiminden hemen sonra daha geniş bir çerçevede, Encûmen-i Lisan (Dil Komitesi) veya “Kürd Dili Satandartlaştırma Komisyonu” adıyla oluşturulan birimlerle dil planlaması yapılarak somut hedefler belirlenip işbölümü yapılarak tekrar başlamıştır.

1918’de yeniden başlayan bu alandaki çalışmaların ilki ve belki de en kapsamlısı da Mehmed Mihri’nin “M. M.” kısaltmalarıyla yazdığı “Mukadimet’ûl İrfan” adlı eseridir. Eser, 1918 yıllının sonlarına doğru basılmış. Mukaddimet’ûl-İrfan“ın tanıtımı ilk kez 14 Teşrin-i Sanî 1334 (14 Kasım 1918) tarihinde Jîn dergisinin 2’ci sayısında yapılmıştır. Yapılan tanıtımda yazarın adı verilmeden, “Kürd dilinin gramer kuralları konusunda “Mukaddimet’ûl-İrfan” adlı bir küçük kitap yayınlanmıştır. Dergimizin yönetim yerinde ve Şehzadebaşı’nda Kooperatif Şirketi civarında Kitapçı Hamdi Efendi’nin dükkânında bulunur.”[21] bilgisi verilmektedir. Yazarın Kürd dili ve lehçeleri alanındaki sistematik çalışmaları, bir giriş mahiyetinde bu eserin basımıyla başlamış ve daha sonra sahibi olduğu Kürdistan (30 Kanun-i Sani 1335/30 Kasım 1919) dergisinin farklı sayılarında “İrfan” ve “Esas” başlıkları altında devam etmiştir.

Ayrıca bu yazıların devamı mahiyetinde ve buna ek olarak da farklı Kürd aşiretlerinin konuştukları lehçe ve şivelerin yakınlık ilişkisi, bu aşiretlerin farklı tarihsel dönemlerdeki demografik hareketliliği ve yayılma alanlarını da iceleyen seri yazıları, 1955-1956 yıllarında, “Yekîtî Zimanê Kurdî” (Kürd Dilinin Birliği) başlığı altında ve 27 bölüm halinde Hewlêr’de basılan Hetaw dergisinde yayımlanmış yazıları vardır. Mehmed Mihri, Kürd dili ve aşiretlerine dair yazılarıyla adeta bir dil ve diyalektler haritasını meydana getirmeye çalışmıştır. Hetaw dergisinin sahibi ve sorumlu müdürü olan Gîw Mukrîyanî, Mehmed Mihri ve Kürd diliyle ilgili çalışmaları için şöyle yazmıştır: “Büyük bilge ve kendi alanında uzman olan Mehmed Mihri Hoca, Hetaw dergisi için ta İstanbul’dan yardım elini uzatmıştı, en şirin bir şive ve yorumuyla “Kürd Dilinin Birliği” üzerine yazdığı dizi yazıları, Hetaw dergisinin 47-74. sayıları boyunca yayınlanmıştır.”[22]

Elinizdeki bu çalışmada, Mukadime’ûl İrfan’dan başlayarak Kürd dili ve lehçeleri alanındaki bu çok değerli belgeleri ve çalışmaları, yaklaşık yüz yıl sonra yeniden düzenleyip değerlendirerek ilgili akademik kesimler ve kamuoyuyla paylaşarak, bugün de sürmekte olan Kürd dili çalışmalarına ve “Kürdçe anadille eğitim hakkı” tartışmalarına bir katkı sunabilirse amacına ulaşmış olur.

[1] Sema Rifat, Selahattin Hilav ve Paris Mektupları, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, Ekim 2006, s. 13

[2] Sema Rifat, a.g.e., s. 16

[3] Musa Anter, Hatıralarım, Aram Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 2011, s. 69

[4] M. M. Yekîtî zimanê Kurdî: Zimanî ême yek cor e, şîwekanî zor e, Kovarî Hetaw, Jimar: 60, Heynî 20ê Nîsan 1956, s. 2-3

[5] Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopî), Doza Kurdistan: Kürt Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Özge Yayınalrı, İkinci Basım, Ankara-1991, s. 35

[6] Seîd Veroj, Cemîyeta Hêvî ya Talabeyê Kurd (Kürd Talabe Hêvî Cemîyetî) û Rojî Kurd (1913), Weşanên Dara, Dîyarbekir, 2020, r. 167-168

[7] Hetawî Kurd, Sayı: 1, Resimli Kitap Matbaası, İstanbul, 11 Teşrini Evvel 1329

[8] Hetawî Kurd, Sayı: 1, Resimli Kitap Matbaası, İstanbul, 11 Teşrini Evvel 1329, s. 18

[9] Hetawî Kurd, Sayı: 3, s. 22, 23, 24

[10] M. M. (Mehmed Mihri), Muqeddîmet’ul Îrfan, Tabh ve naşiri: İstanbul Müderislerinden Arvasizade Seyîd Mehmed Şefik, Necm-i İstikbal Matbaası, R 1334 (1918), İstanbul, s. 2

[11] M. M. Mukaddimet’ül İrfan, Necmi İstikbal Matbaası, İstanbul,1918

[12] Avukat Mehmed Mihri, Fuzulî Divanından, Aydınlık Basımevi, İstanbul,1937

[13] Mehmed Mihri Helav, Ahlak Yükseliş Kaynağı ve Mutluluk Ocağıdır,  Aydınlık Basımevi, İstanbul, 1943

[14] Müelifi: Mehmed Mihri, Miftaful Edeb fi Teallüm-i Lisan’l Arab,20/8/1329 (16 Ağustos 1911) (Zafer Onur hocanın arşivinden)

[15] Müelifi: Mehmed Mihri, Miftaful Edeb fi Teallüm-i Lisan’l Arab,20/8/1329 (16 Ağustos 1911)

[16] Sema Rifat, a.g.e., s. 16

[17] M. M. (Mehmed Mihri), Muqeddimet’ul İrfan, Tabh ve naşiri: İstanbul Müderislerinden Arvasizade Seyîd Mehmed Şefik, Necm-i İstikbal Matbaası, Hicri 1336-Mali 1334 (1918), İstanbul, s. 3

[18] Kovarî Hetaw, Jimar: 95, Sal: 3, 10 Gulan 1957, r. 22 (2466)

[19] “Mebes le yekîtî zimanî Kurdî emeye ke pîwîste zimanî nûsînman be çeşnîk bî ke kurdêkî Dîyarbekir bitiwanî nûsrawey birayekî Lorrî xoy bixwênîtewe û kurdêkî Hewramî le nûsraweyî kurdêkî şiwan û Zêlî û Surçî bigat.

Eweş be têkelawkirdinî wuşeyî hemû şar û xîlat û hoz û tîrekanî Kurdistan nebî pêk naye, nek her wuşekanîyan têkelawkirîn û bes belkû destûrî serf û nehwêşyan kobikirête bew hoyewe zimanekeman pan û porr û firawan û dewlemend debi.” (G. M. (Gîw Mukrîyanî), Yekîtî Zimanê Kurdî, Kovarî Hetaw, Sal: 3, Jimar: 77, 31ê Teşrîn 1956, s. 1)

[20] Kovarî Hetaw, Jimar: 95, Sal: 3, 10 Gulan 1957, r. 22-23

[21] Jîn, No: 2, 14 Teşrin-i Sanî 1334 (14 Kasım 1918), Weşanxana Deng, Wergera: M. Emîn Bozarsalna, 1985

[22] G. M. (Gîw Mukrîyanî), Yekîtî Zimanê Kurdî, Kovarî Hetaw, Sal: 3, Jimar: 75, 10ê Teşrîn 1956, s. 1-2

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne