Her ailenin, her aşiretin, her halkın ve her bir mekânın bir tarihi vardır. Sadece bunlarla sınırlı değil; avcılığın, futbolun, tarımın, sanayinin, siyasetin, ekonominin, bilimin, sinemanın, şiirin, müziğin, güzellik yarışmalarının da tarihi vardır.

Bir yerleşim yeri, bir mekân olarak Ergani’nin de çok eski bir tarihi var. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ergani Sancağı, sonrasında Ergani-Maden Sancağı adıyla idari yapı içerisinde yer alan önemli vilayetlerden biriydi. Tabi burada sözü edilen Eski Ergani’dir. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında bu Eski Ergani de İmparatorlukla birlikte yıkıldı. Eski Ergani’den geriye hiçbir şey kalmadı, buhar olup uçtu. Ergani mevcut bulunduğu şimdiki mekâna 1920’lerde taşındıktan sonra, bazı şahıslarca eski yerleşim yerinde bulunan binaların, Müslüman ve Ermenilere ait mezarların, cami, medrese, kilise ve manastırların taşları sökülüp talan edildi. Makam dağında bulunan Zülküf Peygamber’in Makamı, Ergani Kalesi ve Meryem Ana Kilisesi dışında hiçbir yapıdan geriye bir iz kalmadı. Ergani Kalesi ve Meryem Ana Kilisesi bakımsızlıktan, ilgisizlikten, tarihe ve tarihi yapılara şaşı baktığımızdan ötürü bugün harabe olup birer taş yığınına dönüştü, Zülküf Peygamber’in Makamı ise kaderine terk edilmiş durumda.

Ergani, Yavuz Selim zamanında İdris-i Bitlisi’nin marifetiyle 1515 tarihinde Kürdistan’ın büyük bir kısmının Osmanlı yönetimine katılmayı kabul etmesinden İmparatorluğun dağılışına kadar idari yapı içerisinde Sancak olarak varlığını sürdürmesine rağmen birkaç Osmanlı Arşiv Belgesi dışında elimizde tarihi nitelikte bir şey yok: Ne tarihi yapı, ne belge, ne anı, ne fotoğraf ve ne de kıymetli bir nesne. Ben, Ergani tarihiyle ilgilenen biri olmama rağmen şu ana kadar eski Ergani, yani Makam dağı eteğinde kurulu olan Ergani ile ilgili sadece üç fotoğrafa rastladım. Başka var mı, bilmiyorum. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaklaşık 500 yıl Sancak olmuş koskoca bir vilayetin topu topu 3 fotoğrafı mevcut. Çok acı bir durum. Bu, bizlerin tarihle ilişkimizin düzeyini ve tarihi fukaralığımızı gösterir.

Yerleşim yerlerinin kendisine ait tarihi nitelikte olan kitaplarla, yazılarla, belge ve fotoğraflarla, dahası müzelerle buluştuğunda yeniden yaşam bulacağına, yarınlara kendini taşıyacağına inanan biriyim. Bu nedenle, bu üç fotoğrafı paylaşmak istiyorum:

Birinci Fotoğraf:

1315 (1897) tarihli ve 12×17 cm. ebadında, siyah beyaz olan bu fotoğraf Muzaffer bin Fuad’a aittir. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nden temin ettim (Yerel Yer Numarası: NEKYA90411/12). Paylaşıyorum. Fotoğrafı çeken zat, Osmanlı Sarayının at ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuş Çiftlikat-ı Hümayun’da Askeri Müfettiştir. Fotoğraf çok uzaktan çekilmiş ve soluk olsa bile dikkatli bakıldığında dağ eteğindeki evler görülmektedir. Fotoğrafın alt kısmında Osmanlıca: “Ergani Kasabası” yazılmaktadır.

İkinci Fotoğraf:

12×17 cm. ebadında, siyah beyaz olan bu fotoğrafın tarihi ve fotoğrafı çekenin ismi yok. Mücellidi Hazret-i Şehriyari Augüst Tarnavski yazıyor sadece. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nden temin ettim (Yerel Yer Numarası: NEKYA90478/24). Paylaşıyorum. Fotoğrafın alt kısmında Osmanlıca: “Diyarbekir Vilayetinde vaki’ Ergani kasabasının manzarası” yazılmaktadır. (Osmanlıca okumaları (Abdurrahman Üzülmez yapmıştır.)

Yerel Yer Numarası: NEKYA90478/24 olan bu fotoğrafla ilgili tarih ve fotoğrafı çekenin ismi yok denilse de, bu fotoğrafın Yerel Yer Numarası: NEKYA90411/12 olan Birinci Fotoğrafla aynı fotoğraf olduğunu, yani 1315 (1897) tarihli ve çekenin de Muzaffer bin Fuad olduğunu düşünüyorum. Dikkatli bakınca sizlerde bunu fark edeceksiniz.

Üçüncü Fotoğraf:

Bu fotoğraf, Birinci Dünya Savaşı döneminde Ergani’de bulunan Alman Silahlı Kuvvetlerine ait birliğin, Almanların ve Osmanlının Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğraması sonucu, 1918 tarihinde, Ergani’den (Osmaniye’den) ayrılış törenini göstermektedir. Fotoğrafın alt kısmında Almanca; “Osmaniye -[Alman bölüğünün görevden çekilişi, kapanış günü]” yazıyor. (Almanca çevriyi sevgili dostum Recep Maraşlı benim için yapmıştır.)

***

Tarihimize ait bilgi, belge ve nesnelerin sayısı az, tamam. O zaman çok çalışmalı, sabır ve hünerle belge ve nesnelerin sayısını çoğaltmalıyız. Tarih ancak böyle gün yüzüne çıkartılır. Bakın, usta yazar Stefan Zweig ne diyor: “Bir şehri, bir sanat eserini ya da bir insanı gerçekten anlamak istiyorsanız, geçmişini, hayat hikâyesini ve gelişmesini bilmeniz gerekir.” Kulağımıza küpe olsun.

https://www.erganihaber.net/mobil/haber/8009/tarihe-ilgimizin-bir-gostergesi-eski-erganiye-dair-fotograflar.html

 

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*