m-biliciNew York Şehir Üniversitesi bünyesindeki John Jay Koleji’nde Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mücahit Bilici, PKK’nin Kürt siyaseti üzerindeki vesayetinin bitmesi gerektiğini söyledi.

Doç. Dr. Mücahit Bilici, “Kürtlerin sivil mücadeleye ihtiyacı var. Silah sadece Kürtleri vurur” dedi.

Hür Dava Partisi’ne (HÜDA-PAR) de eleştirilerde bulunan Bilici, “HÜDA-PAR, PKK ile aynı şiddet dilini kullanabilen bir grup” değerlendirmesinde bulundu.

“Milyonların hak mücadelesini bir kısım küflenmiş devrim fantezilerine oyuncak etmek siyaseten akılsızlıktır ve bu Kürtlerin başına gelen büyük talihsizliktir” diyen Bilici, “Türk devleti, kendi bekası için 90’lara da döner, 30’lara da döner” diye belirtti.

Bilici, HDP’nin “ne sivil bir Türk siyaseti, ne de Kürtleri hakkıyla temsil eden esaslı bir Kürt siyaseti yürütemediği için bugün bu hale düştüğünü” söyledi.

Doç. Dr. Mücahit Bilici, gündeme ilişkin Rûdaw’ın sorularını yanıtladı.

Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de durum nereye gidiyor? Yaşananların asıl sebebi otoriterleşmeye tepki mi, başka bir şey mi?

Türkiye’de demokratik mücadele için gerekli asgari altyapı olduğu için Türkiye’de silahlı mücadelenin bitirilip sivil siyasete geçilmesi bir zarurettir. Böyle bir imkan olarak ortaya çıkan “Barış Süreci” önemli bir fırsattı. HDP’nin parti olarak başarısı esasen Kürtler açısından böyle bir eşik idi.

Nitekim çok geniş bir çevreden Kürtler, HDP’ye sahip çıktılar. Kürtlerin önünde ya koalisyonla iktidar ortağı olma, (Türkiye’yi yönetme) ya da hak ve özgürlükler vurgusuyla Türkiye’nin anamuhalefet partisi haline gelme imkanı doğmuştu ama olmadı.

Tüm bu birikim ve başarı, PKK’nin hendek siyaseti ve şiddete geri dönüş girişimiyle birlikte mundar edildi. PKK’nin şiddet diline Türkiye devleti de şevkle karşılık verince sonuç Kuzey Kürdistan’daki şehirlerin savaş meydanına çevrilip, ahmakça bir çukurculuk adına tahrip edilmesi oldu.

HDP, bizzat PKK eliyle siyasi meşruiyet krizine sokulup sakat bırakılmıştır. Hendek kazıp, ateş ettiğin adamlardan herhalde silah ve yıkımdan başka birşey bekleyemezsin. Şehirleri savaş alanına çevirdiğin zaman, OHAL’e davetiye çıkarmış olursun. Değilse bile devleti elinde tutanları başına diktatör yaparsın.

Sonrasında ağlamaya hakkın olmaz. Kürtlerin sivil siyaset için oluşmuş sembolik birikim ve enerjisi telef edilmiştir. Otoriterleşmeye tepki, demokrasi ve sivillik konusunda hassasiyet sahibi olunarak gösterilir. HDP ne sivil bir Türk siyaseti, ne de Kürtleri hakkıyla temsil eden esaslı bir Kürt siyaseti yürütemediği için bugün bu hale düşmüştür.

Kuzey Kürdistan’daki siyasi boşluk nasıl doldurulur?

Kuzey Kürdistan’daki siyasi boşluğun iki boyutu var: Türkiye siyaseti ve Kürt siyaseti. Özgürlükçü ve sivil bir Kürt siyasetine olan ihtiyaç derinleşmiştir. Türkiye’de şu anda AK Parti hegemonyasına karşı duracak ve Kürt meselesini çözecek demokrat bir muhalefet partisi yoktur. Kürt siyaseti bu alana en önemli adaydır ancak sınıfta kalmıştır.

Kürtlere bakan tarafıyla ise şunu söylemek mümkün: PKK’nin Kürt siyaseti üzerindeki vesayetinin bitmesi gerekir. İdeal olanı, PKK’nin Türkiye’de ve Türkiye’deki kısmıyla silahı bırakıp sivil siyasete yönelmesidir. O zaman hegemonik gücünü hayırlı bir iş için kullanmış olur.

Aksi halde şiddeti siyasi tedhiş için kullanırsa daha çok insanın devletin pozisyonunu tek çıkar yok olarak görmesine sebep olacaktır. Kürtlerin sivil mücadeleye ihtiyacı var. Silah sadece Kürtleri vurur.

“Devlet 90’lardaki siyasetine geri döndü” söylemine katılıyor musunuz?

Türk devleti, kendi bekası için her şeyi yapabileceğini göstermiş bir devlettir. 90’lara da döner, 30’lara da döner. Burada mesele Kürtlerin kendileri bugüne, bu zaman layık bir siyaset, bir mücadele biçimi geliştirebilmiş mi geliştirememiş mi? Mesele budur.

Bu kıvama gelmiş, milyonların hak mücadelesini bir kısım küflenmiş devrim fantezilerine oyuncak edip, tanklara ezdirmek siyaseten akılsızlıktır ve Kürtlerin başına gelen büyük bir talihsizliktir.

İslamcı Kürtler bu süreçte nasıl rol oynayabilir?

İslamcı Kürtlerin kimleri kastettiğinizi bilmiyorum. Hüda-Par, PKK ile aynı şiddet dilini kullanabilen bir grup olduğu için devletin özel ilgisine muhatap olmuş ve PKK şiddetiyle de devletin kanatları altına itilmiştir. İslamcı Kürtler yeterince demokrat değillerse din endişesiyle devletin yanında hizalanmaya mecbur kalırlar.

Fakat İslamcı olmayan geniş bir dindar Kürt kitlesi var. Dindar Kürtler hem PKK hem de devlete belli bir eleştirellikle bakabilen ve sivil Kürt siyasetini desteklemeye istekliydiler. HDP deneyiminde bunu gördük. Ancak bu güven ve desteğe şiddet yoluyla ihanet edildi.

Türkiye’de hem Türk siyasetinin hem de Kürt siyasetinin geleceği ancak İslam’la barışmakla mümkündür. Kimse dindar olmak zorunda değil ama eski Kemalist veya başka sömürge kültürüne göre hareket edip kendi toplumunun değerlerine saygı göstermeyen bir siyaset başarılı olamayacaktır. Kendi halkınla barışık değilsin, gidip başkalarını kurtarmaktan dem vuruyorsun.

Sizce Kürt toplumunda dinamikler değişti mi? Daha çok hangi kesimin sözü geçiyor?

Bence hâlâ PKK hegemonyası hakim olan güçtür. Kürtler ve Türkler arasında dindarlığın normalleşmesi süreci devam ediyor. PKK’nin Kürtlük ile ve dinle barışması gerekir. PKK Kürtlerin Kemalist ordusudur.

Nasıl ki dindar Türkler Kemalist ordularına sahip çıkıp ıslah etmeye çalıştılar, Kürtlerin de PKK’yi sivilleşmeye zorlaması gerekir. Kürt kamuoyu bilinçlendiği için artık farklı sesler ve eğilimler ortaya çıkıyor fakat halen tek bir söylemin hegemonyası var.

Güney Kürdistan için söylediğiniz, “Bağımsızlık isteyen eşit hale gelir, eşitlik isteyen dilenci kalır” sözünüz diğer parçalardaki Kürtler için de geçerli mi?

Her yer için geçerli. Ama Güney Kürdistan zaten yıllardır, Irak’la ortak bir tarafı kalmamış bir deneyim yaşıyor. Gerçek eşitlik bağımsızlık ile mümkündür. İyi bir demokraside her vatandaş bağımsızdır. Bakın Türkiye’de Türkler hem bağımsız hem de eşitler.

Kürtler ne bağımsız ne de eşitler. Demek ki eşitlik ancak ve ancak bağımsız olabilenlerin sahip olduğu bir statüdür. Burada bağımsızlık ile ayrılığı bir tutmuyorum. Bağımsız olup da birarada yaşamanın mümkün ve arzu edilir olması gerektiğine inaniyorum. Kürtler bağımsız olmalı ama birarada yaşamaya gayret etmeli.

Benim bu konudaki pozisyonum biraz farklıdır. Boşanma hakkına sahip bir birliktelikten bahsediyorum. Hem birliktelik ısrarına hem de boşanma ısrarına tek başına değer vermiyorum. Bilmem anlatabildim mi? Kürtlerin devletin sahibi olması şarttır.

Türkiye gibi demokratik ülkelerde devletin sahipliğine ortak olacaklar, sivil ve demokratik yollarla. Parçalanmış ülkelerde bağımsız devlet olarak devletleşecekler. Devletleştikleri her yerde etraflarıyla dostluk içinde bütünleşmeye çalışacaklar. Bir yerde devlet varsa, Kürtler onun sahibi veya sahiplerinden biri olmak zorundadır.

“Kürt sorunu ümmetçilikle fikriyle çözülür” tezine katılıyor musunuz?

Eğer ümmetçilik, Türk milli devletinin yıkılması anlamına gelseydi belki bu iddianin samimiyetine inanabilirdik. Eğer ümmetçilik Türklerin ümmetin diğer ferdi olan İranlılara iltihak etmesi olsaydı, belki bu yalana inanabilirdik. Ama hiçbiri değil.

Türkiye’de ümmetçilik dendiği zaman bundan anladıkları tek şey, Kürtleri Müslümanlığın içinde eriterek Türklere tabi ve hizmet eder halde tutmaktır.  Ümmet derken kastettikleri kendi milletleridir. Ümmetçilik, Türkçülüğün yalandan Müslüman kesilmesidir. Dinin tahakküme alet edilmesidir.

Hiç MHP’ye ümmet telkinatı yapıldığını gördünüz mü? Kürtler bu tür dini dünyaya ve iktidara alet eden soytarılıklara zerre kadar inanmamalı. Ümmetçilik ise buyrun 80-90 yıldır Türkiye Cumhuriyet olan devletin ismini sadece 5 yıllık bir süre için Kürdistan olarak değiştirin.

Ondan sonra ebediyen Türkiye Cumhuriyeti olsun. Var mısınız? Yoo, olmaz… Göktürk diye uydu gönderirken ümmeti hatırlayan yok. Ama gariban Kürt’ü kandırmak için ümmet marka akide şekeri vermek kolay.

İslamiyet tevhid ve adalet dinidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin veya Türklerin menfaatinin aleti değildir. Öyle yapılmasına da Kürtler İslam’a sahip çıkarak izin vermemeliler.

Kaynak: http://rudaw.net/turkish/interview/09122016

Ayser ÇINAR

PORTRE/ Mücahit Bilici

Diyabakır Silvan’da doğan Mücahit Bilici, Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyoloji bölümünde okudu. Amerika’daki University of Michigan, Ann Arbor’da sosyoloji üzerine doktora yaptı. Bilici, New York Şehir Üniversitesi (City University of New York-CUNY) bünyesindeki John Jay College’da sosyoloji bölümü öğretim üyesidir.

Bilici’nin Finding Mecca in America: How Islam Is Becoming an American Religion (University of Chicago Press, 2012) isimli kitabı University of Chicago Press tarafından yayımlandı.

Kürt sorunu, İslamcılık ve Said Nursi üzerine çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış makaleleri bulunan Bilici, 2013-2015 tarihleri arasında Taraf gazetesinde düzenli köşe yazıları yazdı.  Bilici, hem Amerika’da hem de Türkiye’de çalışmalarıyla tanınan bir sosyolog.

 

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*