M. Emin Aslan/ Türk etnik milliyetçiliği ile Türk İslam milliyetçiliğinin referandumu

0
575

16 Nisan 2017’de yapılacak kısmi anayasa değişikliği referandumu, Türk egemenliğinin iki ana ya da temel siyasi akımının muhtevasını ve birbirine olan yaklaşımını, bakışını ortaya çıkarmıştır. Bu iki ana akım; Türk etnik milliyetçiliği ve Türk İslam milliyetçiliği olup karşıt iki kutup durumundadırlar. Böylece Türk toplumu; iki ana akımın taraftarı olarak cepheleşmiş ve orta yerinden bölünmüştür. Bu iki ana akım, sadece yaşadığımız süreçte değil, 20. yüzyılın başında beri ortaya çıkmış ve bugüne kadar kendini sürdürmüştür. Onun için bu iki ana akımın ortaya çıkışına daha yakından bakalım.

19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunduğu kötü durumdan ancak meşruiyetçi bir yönetimle kurtulabileceğine inanan ve Abdülhamit iktidarına muhalif olan genç ve aydın bir kuşak oluşmuştu. Bu kuşak “Yeni Osmanlılar” ya da “Genç Türkler/Jön Türkler” isimleriyle anılmıştır. Jön Türkler, her ne kadar imparatorluğu içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarmayı amaç edindiklerini belirtmişlerse de, kendi aralarında fikir birliğini oluşturamamışlardır. Jön Türklerden bazı öğrenciler, anayasanın yeniden yürürlüğe konmasını sağlamak amacıyla 1889’da İttihad-ı Osmani Cemiyeti’ni kurdu. Bu cemiyet, sonradan İttihat ve Terakki Cemiyetine dönüştü. İttihat ve Terakki Cemiyeti, kendi içinde iki siyasi eğilimi taşımaktaydı. Bilahare birbirinden ayrılacak bu eğilimlerden biri; İttihat ve Terakki Fırkası ve devamı olarak CHP, Kemalistler ve Kemalist Türk solu akımlarıdır. Diğeri ise, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden ayrılan, kendilerini Hürriyet ve İtilaf Partisi adı altında liberal muhafazakar, adem-i merkeziyetçi ve dini inançlara saygılı olduğunu söyleyen eğilimdir. Bu eğilimin takipçisi olanlar Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ve sonradan Serbest Cumhuriyet Fırka’sını kurmuş ve bilahare Demokrat, Adalet, Anavatan partileri içinde kendini sürdürmekle birlikte, esas olarak Milli Görüş ve AKP’de cisimleşmiştir.

Türk etnik milliyetçiliği, laikçilik ve ırkçılık esası üzerinde yükselen bir siyasi akımdır. Onun için TC’nin başta parlamento olmak üzere tüm kurum ve normları Türk etnik egemenliğinin çıkar ve amacına göre düzenlenmiştir. Türk etnik milliyetçiliğinin ve TC’nin amacı başta Kürd ulusu olmak üzere; diğer tüm etnik grupları Türkleştirmedir. Bu nedenle kuruluşundan bugüne TC’nin yönetim biçimi ve ideolojisi, açık ya da örtülü faşizm ve ırkçılıktır. 14 yıldan beri hükümet olan Türk İslam milliyetçiliğinin kurumsallaşmış organı olan AKP’nin amacı ise TC’nin tüm kurum ve normlarını Türk İslam milliyetçiliği doğrultusunda yeniden düzenlemektir. Yani Türk etnik milliyetçiliğinin hedefi, laik Türk ulusu, Türk İslam milliyetçiliğin hedefi ise, islami Türk ulusu yaratmaktır. Söz konusu olan iki ana akımın amacı; TC’nin sınırları içinde yaşayan Kürd ulusu ve diğer tüm etnik grupları laik Türk ulusu, ya da İslami Türk ulusu içinde zor ve şiddet yoluyla asimile ya da entegre etmektir. Onun için her iki akım da faşist ve ırkçıdır. Türk etnik milliyetçiliğinin Türkleştirme harcı yani ideolojisi laiklik, Türk İslam milliyetçiliğinin harcı ise İslamiyet’tir.

Batı tipi modern bir devlette liberal, sosyalist, muhafazakâr gibi farklı siyasal akımların var olması ve siyasi iktidar için mücadele etmesi alışılagelmiş bir durumdur. Çünkü tüm bu akımlar; modern devletin alamet-i farikası olan yasa yapma ve bozma yetkisinin yani egemenliğin ulusa ait olduğu düşüncesindedirler. Bu durumda ulus-devletin laik olması bir zorunluluktur. Ancak dinsel bir doktrin üzerinde yükselen bir partinin hükümet etme anlayışı, Batı tipi bir modern devlet normları ile çelişir ve çatışır. Çünkü dinsel doktrine göre, yasa yapma ve bozma iradesi yani egemenlik Tanrı’ya aittir. Bu durumda ulus-devletin İslami olması gerekir. Onun içindir ki, bu iki ana akım; iki ayrı siyasi felsefeye, medeniyete ve kültüre dayalı olup, uzlaşmaları mümkün değildir. Yaşadığımız süreçte, ırkçı/laik ulus taraftarı olan Türk etnik milliyetçiliği ile ırkçı/İslami ulus taraftarı olan Türk İslami milliyetçiliği arasındaki mücadele giderek kızışmaktadır. Önümüzdeki süreçte bu mücadelenin daha da kızışacağını ve bugünkünden daha büyük siyasi ve ekonomik krizlerin yaşanacağını söylemek kehanet olmaz, bilakis ayanın beyanıdır. Çünkü Türk toplumsal sınıfların öznel öğeleri; sömürgeci ve ırkçı/faşist karakterli Türk devletinin demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri gibi siyasi, hukuki sorunlarını çözemeyişinden dolayı var olan krizlerini daha da derinleştirmektedir. Bu da ilerleyen süreç içinde Türk etnik milliyetçiliği ile Türk İslam milliyetçiliği arasındaki çelişkinin ve çatışmanın daha da büyümesine neden olacaktır. “Hiç kimse Türkiye’de biri seküler [laik] diğeri İslâmi, iki ‘ulus’un ortaya çıkma ihtimalini kesinkes reddedemez. Bu ikisinin şiddetli şekilde karşı karşıya gelme durumu şimdilik uzak görünüyor ama bu, gelecekte gerçekleşebilir.” [1]

Evet bu iki ana akım arasındaki kavganın asıl nedeni; başkanlık sistemini hedefleyen kısmi anayasa değişikliğinden ziyade devlet iktidarının ele geçirilmesi ve yeniden düzenlenmesidir. Hangi taraf devlet iktidarını ele geçirirse geçirsin, özde bir değişiklik olmayacaktır. Devletin Kürdistan’a yönelik sömürgeci, faşist ve ırkçı politikaları daha da artacaktır. Bu durumda Kürd ulusalcı, devrimci akımları; bu iki ana akım ve yönetim tezleri arasında bir tercih ya da seçim yapmazlar. Türk egemenliğinin iki ana akımını,  Kürdistan’a taşımanın aracı olmazlar, tam tersine söz konusu olan referandumu, Kuzeylilerin ulusal bilincinin daha gelişmesinin ve ulusal siyaset üzerinde örgütlenmesinin bir aracına dönüştürürler. Buna karşın, ulusal-azınlık siyasal akımlar, bu kısmi anayasa değişikliği referandumuna taraf olurlar. Bu halleriyle de Türk egemenliğinin bu iki temel akımının Kürdistan’a taşınmasının birer aracına dönüşürler.

Bundan dolayı Kürd ulusalcı, devrimci siyasi akımlar; sömürgeci devlete ya da devletlere entegre olmaya yönelik politikalar üreten ulusal-azınlık siyasi akımların bu siyasetinin Kürdistan ve Kürdistanlılara değil, sömürgeci devletlere hizmet ettiğini, kararlı bir biçimde ortaya koymalıdırlar. Ve söz konusu olan bu iki ana akımın savundukları değişik yönetim biçimlerinin de, Kürdistan’ın kuzeyini sömürgeleştiren Türk sömürgeci egemenliğinin bir yönetim biçimi olacağını vurgular ve teşhir ederler. Onun için Kürdistan ulusalcı, devrimci akımları; sömürgeci Türk devletinin yönetim biçimlerinden birine değil, ulusal haklarını ele geçirmenin, yani Kürdistan’ın bağımsızlığı ve Kürdlerin devletleşmesi mücadelesine taraf olurlar.

Erbil/ 10/4/2017

  

[1] Ş. Mardin, “Culture and Religion towards the year 2000” başlıklı makale, 1989. Aktaran, Tayfun Atay 2 Nisan 2017 Cumhuriyet

 

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*