İbrahim Küreken/ Referandum, bölgedeki durum ve biz

0
243

25 Eylül 2017 tarihi tüm Kürtler ve Kürdistan için önemli bir koşunun başlangıcı olacak. 25 Eylül tarihinde Güney Kürdistan yönetiminin bağımsızlık referandumu kararı Ortadoğu’nun yer yer savaşların sürdüğü, her an bölgesel büyük savaşın başlayabileceği en karmaşık dönemine rastlamaktadır. Birçok devlet böylesi karmaşık ve yeniden düzen gerektiren birinci ve ikinci dünya savaşları sonrası zamanlarda ortaya çıkmış olsa da Kürdistan gibi dört etrafı sömürgecileri ile çevrilmiş bir ülke için büyük riskleri de barındırmaktadır.

Son dönemde Suriye savaş alanında restleşen ABD ve Rusya her an herhangi bir yerde kapışacak gibi duruyor. ABD tarafından Rusya’nın çok tehlike arz ettiği açıklamalarına Rusya’nın iki ülke arasında çıkacak savaşta milyonlarca insanın öleceği hatırlatması durumun vahametini arz ediyor. Balkanlarda Rusya savunma bakanının bulunduğu uçağı takip eden NATO uçakları Rusya’nın savaş uçakları tarafından uzaklaştırıldı. ABD, Suriye Demokratik Güçlerine saldırdı diye Suriye’nin uçağını düşürdü ve korumaya aldığı sınırı herkese beyan etmiş oldu. Rusya, Suriye’de koalisyon güçleri uçaklarının Fırat’ın batısına geçtikleri taktirde vuracaklarını açıkladı. ABD tarafından Rakka’dan sonra Deyr El Zor’un hedef alınacağı açıklaması SDG’nin kontrol alanlarını genişletmeye ve belki de Irak sınırı üzerinden biraz daha İsrail sınırına yakınlaşmayı hedeflemekte. Suriye rejim güçleri ve Rusya Deyr El Zor’a ABD ve SDG’den önce ulaşmak için atağa geçmiş durumda. İran orta menzili roketle 700 km. den Deyr El Zor’da IŞİD’i vurarak kendisini hedefleyenlere gözdağı verdi.

ABD, Mısır ve Türkiye üzerinden bölgede çözüm anahtarı olarak gördüğü Müslüman Kardeşler benzeri ılımlı İslam ideolojisinin çözüm olamayacağını görüp tercih değişimini Mısır’da Sisi darbesiyle başlattı ve son olarak birçok Arap devletini İran’a yakın durması ve Müslüman Kardeşlere yardım ettiği bahanesiyle Katar’a karşı örgütledi. Bu hamlenin Müslüman kardeşleri ideolojik kardeşi olarak kabul eden Türkiye’ye de bir uyarı olduğunu söyleyenler var. Türkiye bunu öyle anlamış olmalı ki tepkisini Katar’a uygulanan ambargoyu kırmaya başlayarak ve Katar’a askeri güç göndererek gösterdi. Katar karşıtı Arap devletleri de Katar’a Türkiye’nin askeri üssünü kapatmasını dayatıyor. ABD yüz milyar doları aşkın silah anlaşmasını SA ile yaparken hemen ardından hedef haline getirdiği Katar’a da 12 milyar dolarlık savaş uçağı satışını gerçekleştirdi.

Bu karmaşık atmosfer altında Güney Kürdistan 25 Eylül 2017 günü bağımsızlık referandumuna gidiyor. Türkiye ve İran karşı tepkilerini bildirdiler. İran Bağımsız bir Kürdistan’a müsaade etmeyeceğini açıklarken, Türkiye bunun büyük bir hata olduğunu ve hatadan dönülmesi gerektiğini açıkladı. Batı’dan birçok devlet kaygılarını bildirse bile destek işareti verdi. Irak ve İran Haşdi Şabi güçlerini Kürdistan’a yakın yerde konuşlandırmak gayretinde. İran Irak’ı referanduma karşı tutum almaya zorluyor, Irak’tan sesler çıkmaya başladı bile. Sayın Barzani’de France24’e verdiği röportajda çatışma tehlikesine vurgu yapıyor. Son olarak Katar ablukası İran, Türkiye, Suriye ve Irak devletlerini daha bir yakınlaştırdı ve bu Kürtler için yeni sıkıntılara yol açabilir. Başka bir açıdan Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı cepheden desteğin artmasını da sağlayabilir. Kararlaştırılan referandum tam da böyle bir atmosfer içinde gerçekleşecek. Uluslararası ve bölgesel güçlerin bağımsızlık süreci üzerinde önemli bir etkisinin olduğu inkar edilemez.

Bu süreçte daha da önemli olan Kürtlerin birliği. Kürtler arasında güçlü bir birliğin olduğunu söylemek ise kolay değildir.

Güney siyasi partilerinden Goran şu ana kadar desteğini açıklamış değil, referandumun yasal olmadığını söylüyor. PKK liderlerinden Duran Kalkan Kürt siyasetine girmiş 40 yıllık bir virüs, “Kürtlerin bir devlete ihtiyacı yok” diyerek ideolojik olarak karşıtlığını açıklamış oldu. Buna karşın HDP dahil dört parçadaki diğer tüm Kürt siyasi partileri ve aydınların destek açıklamaları devam ediyor. PKK, Goran ve Komel dışındaki Kürt siyaseti genellikle Bağımsızlık referandumundan yana tutum almış durumda.

Yüz yıllardır Kürtlerin yürüttüğü özgürlük mücadelesi bu ölçüde uluslararası sempati ve destek görmemişti. Bu bakımdan Kürtler yeni bir tarihi şans süreci yaşıyor. Bu tarihi şansı ilerletmesi ve başarıya taşıması Kürtlerin becerisine bağlı. Her şeyden önce Kürtler birlik olmalı, sonradan aralarında çözebileceği sorunları süreci olumsuz etkileyecek şekilde gündemin öncelikli maddeleri haline getirmemeli. Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan bağımsızlık girişimini destekleyen Kürtler bulundukları yerde örgütlü konuma gelmeli. Biri yurt dışı, biri Kürdistan’da olmak üzere iki komisyon kurulmalı. Bu iki komisyon iletişim halinde olmalı. Yurt dışındakiler yaşadıkları toplumun aydınları ile toplanıp Kürtlerin bu girişiminin meşruiyetini anlatmalı. Bunu her gün yapmalı. Dostluklar geliştirmeli. Kürtlere bir saldırı olursa bunu etkisizleştiren hazırlıklar yapmalı. Yurt içindekiler toplayacakları birkaç bin imza çalışması yerine olasılıklar üzerinde tedbirler geliştirmeli. Egemen devletlerin sürece müdahale ihtimallerine karşı toplumu duyarlı kılmalı ve nasıl tutum alacaklarını kararlaştırmalı. Bu devletlerin Kürdistan’ın bağımsızlık yürüyüşüne müdahaleleri durumunda toplumu ayağa kaldırmanın yollarını bulmalı. Kurulacak komisyon birçok yerde konuyla ilgili tartışma toplantıları yaparak halkı duyarlı hale getirmeli.

Kürtlerin bunları yapacak yetişkin yüzlerce, binlerce kadrosu var. Kürtlerin en büyük engelleri bile aşacak gücü ortaya çıkarmanın günüdür. Kürdistan’ın yüzlerce yıldır ulaşamadığı hayallerinin gerçekleşeceği bir anda bunu engellemeye kalkan güçlere karşı birlik olma iradesini gösteremiyorsa varlığının en ufak değerinden bahsedilemez. Bunu şu anda Kuzey Kürdistan’da siyaset yapan insanlar için söylüyorum. Bu süreç bizim birlik olmamız için yeterli bir sebep yaratmıyor mu? 1980 öncesi içinde yer aldığımız o günün şartlarında farklılıkları anlayabileceğimiz siyasi yapılar artık yok. Bir araya geldiğimizde hala Rızgari, Kawa, DDKD, PSK, KUK vs. olarak yoğunlukları farklı sıvılar gibi ayrışıyoruz. Değişik renklerdeki siyasi elbiselerimiz yırtıldı, üzerimizden düştü. Hepimiz çıplak halimizle Kürt, Kürdistan kaldık. Birilerimiz hala o günün taklit elbiselerini üzerimize giymeye çalışıyoruz. Olmuyor, üzerimize artık oturmuyor. Yakışmıyor. Hepimiz ortak hedefi paylaşıyorsa, hayallerimiz farklı değilse, kişisel kariyeri değil, toplumumuzun özgürlüğünü istiyorsak, onun adına siyaset yaptığımızı her yerde söylüyorsak parti ismimizin ne olması, kimin başkan olması önemli olmamalıdır.  Kaderimizi şekillendirecek bu hassas zamanda yarattığımız suni farklılıklar hala her şeyden önemliyse söyleyecek bir şey kalmıyor. Yolunuz açık olsun. 23.06.2017

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*