Fountain pen on an antique handwritten letter

2002 yılında iktidara gelen AKP ve lideri Recep Tayip Erdoğan devletin klasik söyleminden uzaklaşarak 2005 yılında Kürt sorununun varlığını kabul etti. Kürt sorununu toplum içinde konuşulur kılan İlk Türk lider oldu. Ret ve inkardan konuşulur kılma, Kemalist rejimin seksen küsur yıllık politikasına göre büyük bir değişim, olumlu bir adım olmuştu. Bu adımın anlamlı kılınması her iki kesim siyaset aktörlerinin samimiyet ve becerisi ile mümkün olabilirdi.

PKK önderliğindeki Kürt siyasi hedefi Öcalan’ın 1999 yılında Türk devletinin eline düşmesiyle yeni bir evreye girmiş oldu.  Devletin sorunu kabul edilebilir sınırlara çekme çabası 1999 yılında Öcalan üzerinden başlattığı “ikna” çabalarıyla önemli bir boyut kazanmıştı. O günden bu yana kapalı kapılar ardında onlarca görüşme yapıldı, birçok “çözüm” formülleri dayatıldı. 2005 yılındaki savaş AKP’yi iktidardan düşürmek amacıyla devletin bir kesiminin Apo’ya dikte ettiği bir “çözüm” formülü idi.

2013 yılında başlatılan çatışmasızlık süreci savaş ortamından yorulmuş, çocuklarının ölümünü düşünmek istemeyen her iki kesim halkı memnun etmişti. Bölgede ticaret gelişmiş insanlar normal yaşama alışmaya çalışıyordu. Kürt halkı yerel seçimlerde de BDP’ye desteklerini sundu ve Iğdır’dan Urfa’ya kadar belediye yönetimi BDP’nin eline geçti. Görüşmeler sonucu “barış” ve çatışmasızlık süreci başladığı andan itibaren Kürt sorununu şiddetle çözmeye meyilli toplumun belli kesimlerinden, devlet kurumlarından, siyaset alanından AKP’nin bu girişimi ile ilgili olarak büyük eleştiriler gelmişti. Barış sürecinin PKK’nin güçlenmesine yol açtığını birçok siyasetçi ve devletin akademisyenleri dile getirmişlerdi. Dönemin AKP’li meclis başkanı Cemil Çiçek BDP’nin yerel seçimlerdeki başarısı ve Iğdır’ın belediye başkanlığının BDP tarafından kazanılması sonucu “PKK Ermenistan’a komşu oldu” diyerek AKP içinde de belli bir kesimin iktidarın izlediği politikalara karşı hoşnutluğunu dile getirmişti. %13 le 80 milletvekili elde edilen 7 Haziran seçim sonuçları, Türk devletini büyük korkuya sürükledi. AKP iktidarını kaybetme noktasına gelmişti. MHP ve CHP’nin de yer aldığı kurumlar bir bütün olarak yeni tedbirler geliştirilmesi gerektiğini düşündüler, iktidara bu anlamda eleştirilerini ve desteklerini sundular. 7 Haziran seçimlerinden 1 Kasım seçimlerine kadar olan planlı becerisizlik devletin bekası içindi. Aslında Kılıçdaroğlu ve CHP siyaseti Erdoğan’ın iktidar garantisidir. MHP’yi söylemeye gerek yok.

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı sonrasında meydana gelen gelişmeler de Türk devletinin politikalarını gözden geçirme ve değiştirmesinin önemli sebeplerindendi. Devletin en üst kademesinin sürekli ifade ettiği en büyük korku Suriye’de Irak’taki gibi özgür Kürt bölgesinin oluşmasıydı. Devlet bütün gücüyle sürecin bu şekilde gelişmesini engellemek için çalışmaya başladı. Birkaç ay içinde dağılması beklenen Esad rejimi yerine radikal İslami güçler yerleştirilecekti. Ancak birinci hedef Batı Kürdistan’dı. Önceleri radikal İslami silahlı güçler Batı Kürdistan’ı işgal edecek, Kürdistan coğrafyası Kürtlerden temizlenecekti. Kobani’nin düşmesiyle bu süreç tamamlanacaktı. Bu ihtimal dünyadaki Kürtleri ayağa kaldırdı. Güney Kürdistan federe devleti başkanı Sayın Mesut Barzani üzerinde büyük bir baskı oluştu. Sayın Barzani ABD nezdinde devreye girerek ve askeri güç göndererek Kobani’nin düşmesini engelledi. Kobani kurtarıldığı gibi sonrasında ABD Suriye’de PYD’nin bu güne kadar devam eden müttefiki oldu. PKK’nin Suriye kolu olarak kabul edilen PYD’nin Batı Kürdistan’da egemenlik alanlarını genişletmesi Türk devletinin PYD’ye müdahale söylemlerini sıklaştırmıştı. TSK’nin sınıra kuvvetler sevk etmesi PKK’yi Kuzey’de Türk güçlerini oyalama stratejisi olarak ileri sürdüğü hendek savaşlarına sürükledi. PKK’nin bu kararında devletin rolü sorgulanabilir ama bu devletin arayıp da bulamadığı bir fırsattı. Sokaklara sıkıştırılan gençler devletin tankı-topu ile imha edildiler. Birçok Kürt şehri yerle bir oldu. Bölgede yaşam felce uğradı.

Devletin Oslo görüşmeleri döneminde PKK’nin şehirlere silah yığınağı yaptığını bildikleri açıklanmıştı. Tespit ettikleri silah yığınağına önceden müdahale edip girişimin ölümlere yol açmasını önlemenin yerine planlarını yapıp beklediler. Büyük ihtimalle teşvik de ettiler. Çünkü PKK’nin her çalışmaya büyük bir enerji ile dahil olan geniş bir gençlik tabanı vardı. Bunların etkisizleştirilmesi ve Kürtlere yeniden devletin gücünü gösterme ihtiyacı önleyici müdahaleyi engelledi. AKP’nin çatışmasızlık süreciyle kendisine yönelen “barış süreci PKK’nin işine yaramıştır” türü eleştirileri de etkisizleştirmek kaçınılmaz olmuştu. Sokaklara silahlı insanlar doldurup özerklik ilan eden bir örgütün uluslararası kamuoyu desteği de olamazdı zaten. Çoğaltabileceğimiz daha birçok hesapla hendek savaşı başlatıldı. Devlet kenetlendi, Kürtler sindirildi.

Bölgenin savaş alanına dönmesi ve yarınların nelere yol açacağının bilinmediği bir atmosferde Türkiye’nin Suriye politikasının yanlışlarından dönme, muhtemel zararları önleme düşüncesi başta AKP olmak üzere CHP ve MHP dahil bütün siyasi çevrelerin, reflekslerini hızlandırmak maksadıyla devletin yeniden düzenlemesi ortak bir istem halini almıştı. TSK’nin Suriye’ye girmesi bu kesimler tarafından tartışmasız desteklendi. Türkiye’nin ikinci 1 Mart olayı yaşamaması için yetkinin bir kişide toplanması da devletin kararıydı. Böylece Suriye’ye ve bölgenin diğer gerekli gördüğü başka yerlere hemen müdahale etme imkanı yaratılacaktı.

Sonuçta Türk devleti tek kişinin oluşturduğu merkezden yönetilecek. Demokratik açılımların PKK’nin işine yaradığı, Kürtlerin de bu alandan cesaret alarak haklarını talep edecekleri, Türkiye’deki Türk-Kürt birçok akademisyen, yazar, demokrat kesimler Kürtlerin demokratik haklarına değinecek ve devletin dış müdahalelerine direnç gösterecek inancıyla baskıcı yönetim tercih edilmiştir. Bunlara ek olarak Batı Kürdistan’da ortaya çıkan PYD egemenlik alanı ABD’nin ve diğer demokratik dünyanın desteğini almışken bunlara karşı duracak kararlı bir lidere duyulan ihtiyaç ikinci bir tercih nedendir. Türkiye’de ve Kürdistan’da otoriter bir yönetimin bölgenin karışıklıklar yaşadığı bir dönemde ihtiyaç haline gelmesi geçici bir süreyle sınırlı değildir. Kürt sorununun ele alınışı da bu düşünde perspektifi ile değerlendirilecektir. Erdoğancı bazı Kürtlere göre tek adam rejimi Kürt sorununu çözmeye daha elverişli bir alan yaratmıştır. Bu insanlarımızın beklentilerini takip edeceğiz fakat yeni “çözüm” çerçevesi geçmişte birçoğumuzun beğenmediği “çözüm” çerçevesinin çok altında olacağını söyleyebiliriz. Ancak Kuzey Kürdistan’daki sorun artık Batı Kürdistan sürecine endekslidir. Onsuz tartışılamaz. Kürtler bir bütün olarak bölgeden temizlenemeyeceğine göre devletin B, C, D gibi planlarının olması mümkündür.

PKK’nin, uğrunda Kuzey Kürdistan’daki süreci yerle bir ettiği, ikinci plana gerilettiği Rojava egemenlik alanı, Türk devletinin de dahil olduğu ve üzerinden bütün dünya ile kavgaya giriştiği birincil sorun durumundadır. Kuzey Kürdistan sorunu Rojava’ya eklemlenmiştir. Farklı düşünce ve kaygılarla da olsa Türkiye devleti için de PKK için de artık Kürt sorunu bu iki parçanın birleşik sorunudur. Bu gelişmeler sorunun yeniden ele alınmasını hem zorlaştırmış hem de kolaylaştırmıştır. Rojava süreci yerine oturmadan, Türkiye açısından kabul edilir hale gelmeden Kuzey Kürdistan’da Kürt sorununun çözüm konusunun taraflarca ele alınması mümkün gözükmemektedir. Diğer taraftan Suriye bir bütün olarak uluslararası güçlerin müdahalesi ile kabul edilebilir bir çözüm yaşarsa ve oradaki Kürt yapılanması Türkiye tarafından engellenemezse Türkiye’nin B veya C planı devreye girerek süreci kendine göre evrimleştirme ve kontrol etme çabasına girişecektir. Bu aşamada sorun devletçe kendi ölçülerine göre yeniden masaya yatırılacak ve “çözüm” bulunmaya çalışılacaktır. PKK de yeni “çözüm” imkanının Rojava’dan besleneceğini biliyor. ABD’nin de böyle bir hesabının olduğunu düşünmek lazım.  İki kesim için de farklı hesaplarla o sürecin en önemli adresi tartışmasız İmralı’dır.   27.05.2017

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*