Son günlerde Işıl Özgentürk’ün Kürtlere yönelik görüşleri ve Sakarya’da bir Kürt ailenin tüm fertlerine yönelik saldırı, genel anlamda ırkçılığı ve özelde Türkiye’deki ırkçılığı gündeme getirdi. Bu konuda oldukça önemli ve değerli görüşler sunuldu. Bunun yanında saçma ve ırkçılığı yeniden üreten düşünceler de gündeme alındı. Bu görüşlerin içinde en saçma olan klasik sol bakışla gündeme gelen görüştü.

Bu konunun biraz daha açıklanmaya ihtiyaç olduğu ortada. Ben de buna biraz daha katkı yapmak istiyorum.

GENEL OLARAK IRKÇILIK…

Irkçılık, sömürgecilikle ve faşizm ile birlikte ele alınacak bir olgudur. Sömürgecilik anlaşılmadan, tanımlanmadan ırkçılığı ve faşizmi anlamak zordur. Sömürgecilik, ırkçılığı doğurur, faşizme yol açar. Sömürgecilik, en genel anlamda başka milletleri, küçük görme, onların kendi kendilerini yönetemeyeceğini düşünme duygusu, üstün millet çıkarlarının merkezinde başka milletlerin ülkelerin işgal etme, onların yer altı ve yer üstü değerlerine el koyma, o milletleri barbarca yönetme sistemidir. Bu sistem, ırkçık ve faşizmle yürümek zorundadır.

En genel anlamda ve soyut bir şekilde Irkçılık, doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden davranış ve düşünce sistemidir. Bundan dolayı Irkçılık, sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark gözetilmesini ve soykırıma kadar varabilen şiddeti haklı gösterir.

Irkçılık genel hatlarıyla incelendiğinde kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılamasıdır.

Irkçılık doktrini, insanın taşıdığı kanın ulusal-etnik kimliğinin belirleyicisi olduğunu iddia eder. Bilim adamları da dahil olmak üzere, birçok aydın ırkçı yaklaşımı desteklemek için bilimsel olmayan dayanaklar ortaya attı. Houston Chamberlain gibi on dokuzuncu yüzyıl düşünürlerinin Adolf Hitler kuşağı üzerinde önemli bir etkisi oldu.

Irkçı antisemitizmi (gerçek dışı biyolojik teorilere dayanarak Yahudilere karşı önyargı beslemek ya da nefret etmek) de içeren ırkçılık Alman Ulusal Sosyalizmi’nin (Nazizm) her zaman ayrılmaz bir parçası oldu. Naziler bütün insanlık tarihini farklı ırklardan gelen insanlar arasında biyolojik açıdan belirlenen bir mücadelenin tarihi olarak değerlendirdi.

1.Dünya Savaşı sırasında Nazi ırkçılığı, daha önce benzeri görülmemiş bir ölçekte katliamlara yol açtı.

Kendine üstün diyen ırkların, başka ırkları yok etmeleri, etnik temizlik yapabilmeleri ve onlar üzerinde egemenlik kurmaları için, sömürgecilik sistemini işletmeleri, aşağı ırk olarak nitelendirdikleri milletlerin ülkelerini işgal etmeleri gerekir.

TÜRKİYE’DE SÖMÜRGECİLİKTEN KAYNAKLANAN DEVLET-TOPLUMSAL IRKÇILIK VARDIR VE ÖZGÜNDÜR…

İttihat-Terakkicilerin devamı olan Kemalistler, Osmanlı İmparatorluğundan iktidarı aldıktan ve kendi parametrelerinde bir devlet kurmak istediklerinde, bir ulus yaratmak için ellerini ve kollarını sıvadılar. Çünkü ortada devlet vardı, adına “ulus devlet” diyorlardı. Ama ortada dayanacakları tekamül etmiş bir millet yoktu. Bundan dolayı bir millet yaratma stratejisini benimsediler. Bunun için “Türk ulus” kavramı etrafından bir oluşuma gittiler. Türk olmayan Kürt milletini yok saydılar. Kürtleri Türkleştirmek stratejisini benimsediler. Kürt milli değerlerini yok etmenin yollarını aradılar. Bunun yapabilmeleri için de önce Kürtlerin ülkesi Kürdistan’ı işgal ve ilhak ettiler. Kürt milletini yok etmeye, ülkelerini yok etmekle işe başladılar.

Kürt milleti, büyük ve aslında çoğunluk millet olduğu için normal bir şekilde Türkleştirilmesi olanaklı olmadı ve olamazdı. Zaten ta başından beri bu Türkleştirme, Kürtleri yok sayma stratejisine karşı Kürdistan’da Kürtlerden büyük tepkiler oldu. Bu tepkiler kaçınılmaz olarak, devlet şiddeti ve etnik temizlik hareketi karşısında; ayaklanmalar aşamasına ulaştılar.

Türk sömürgeciliği bu nedenle, klasik sömürgeciliği bile benimsemedi. Kürdistan sömürge-altı bir statüde kaldı. Daha açık ifadeyle Kürdistan ve Kürtler statüsüz ve kimliksiz hale getirildi. Çünkü Kürt milleti yok sayıldı.

Türk devleti büyük bir millet olan Kürtleri Türkleştirmek için de, kaçınılmaz olarak etnik temizlik hareketine ve jenoside girişti.

Bu etnik temizlik ve jenosidin sürdürülmesi için sömürgecilikle yaman ve azgın bir ırkçılık yarattı.

Türkiye’deki ırkçılık sadece devlet ırkçılığı değildir. Sömürgeci Türk Devletinin Kürtlere karşı olan siyaseti, stratejisi, resmi ideolojinin rasyonelleri gereği ırkçılık, toplumsal karakter kazandı. Türk toplumu da kaçınılmaz olarak ırkçı oldu. Eğer toplumsal ırkçılık olmazsa, Devlet Kürtleri nasıl rahatlıkla ve içerden itirazsız Kürtleri yok etme ve Türkleştirme stratejisini hayata geçirebilir.

Bundan dolayı çok açık ki Türk ırkçılığı, aynı zamanda özgün bir ırkçılıktır. Diğer ırkçılıklardan farklıdır. Süreklidir. Tarihseldir. Yapısaldır. Daha saldırgandır.

KÜRTLERE IRKÇI SALDIRILAR YENİ DEĞİLDİR,  SÜREKLİ VE YAPISALDIR. DEVLET-TOPLUMSAL IRKÇILIĞIN SONUCUDUR…

Kürtlere yönelik ırkçı saldırılar yeni değildir. Bu saldırılar bireysel de değildir. Toplumsal ırkçılığın sonucu saldırılardır.

Türk ırkçılığı ile ilgili tanımlamalarım incelendiği zaman da görülecektir ki, Türk ırkçığı Kürtlere karşı toptan bir saldırı içindedir. Saldırı tarihseldir. Süreklidir. Kürt milletini yok etmeye ve ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Bundan dolayı da sömürgecilik, ırkçılık, faşizm Kürtler ilgili yapısal ve içselleşmiş olgulardır.

Güncel anlamda ortaya çıkan ırkçı saldırıları, bu çerçevede ele almak ve sonuçlara varmak gerekmektedir. Yoksa yanılgılar içine girmemiz kaçınılmaz olur.

En önemlisi de tarihsel, özgün, sürekli olan Türk ırkçılığına karşı mücadelede özgün olmak; Kürdistan’ın özgürlüğü ve bağımsızlığını sağlama çerçevesinden yürütülmek zorundadır.

KÜRTLER EMEKÇİ OLDUĞU İÇİN SAKARYA’DA SALDIRIYA UĞRAMADILAR. KÜRT OLDUKLARI İÇİN SALDIRIYA UĞRADILAR…

Bazı aklı evvel solcu Kürtler ve Türkler, Sakarya’da Kürtlere saldırının nedenini işçi ve emekçi olmalarına bağlamaktadırlar. Bunun kadar saçma bir yaklaşım ve değerlendirme olamaz. Bu değerlendirme içinde olan solcuların doğru muhalefet yapmalarının da şansı yoktur. Ondan dolayı da Türkiye’de sosyalist solcuyum diyenlerin esamesi okunmamaktadır.

Saldırıya uğrayan ailenin mevsimlik işçi statüsünde olduğu bir doğrudur. Onların işçi ve emekçi olmaktan kaynaklanan sorunlarının var olduğu da bir gerçektir. Ama onlara saldırı, işçi ve emekçi oldukları için yapılmamıştır. Kürt oldukları için yapılmıştır.

IRKÇILIĞI İFADE EDEN SÖZLER VE AÇIKLAMALAR, BİR DÜŞÜNCE DEĞİLDİR. SÖMÜRGECİLİK, IRKÇILIK, FAŞİZM İNSANLIK SUÇUDUR. ULUSLARARASI HUKUK VE SÖZLEŞMELERCE YASAKLANMIŞTIR…

Irkçı sözleri, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında, ele almak başlı başına bir problemdir. Irkçığı övmektir. Bana göre ırkçılığı övmek de suçtur. Sömürgeciliği ve faşizmi övmek de suçtur.

Bu nedenle Irkçı sözleri, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamından ele alanların hızla bu yanlış düşüncelerinden vazgeçmeleri gerekir. Hele bunlar Kürtler ise onların kafasına olmadık taşların düşmesi gerekir.

Diyarbekîr, 8 Eylül 2020

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*