Birinci makalemde Sayın Kemal Burkay’ın görüşlerini değerlendirmeye devam edeceğimi açıklamıştı. Çünkü makale kısa bir makale olsa da çok temel ve önemli konuları gündeme getiriyor.

Değerlendirmemdeki temel kavramların daha iyi anlaşılması, yerli yerine oturması için, geçmişte de gündeme gelen ve açıklanan bazı kavramsal konuları gündeme getirmenin ve ifade etmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

5- KÜRT MİLLİ KURTULUŞ HAREKETİYLE İLGİLİ BÜTÜNLÜKLÜ BİR DÜŞÜNCE VE SAĞLIKLI TEZLERE SAHİP OLMAMIZ OLANAKLI DEĞİLDİ. BU DÜŞÜNCE VE TEZLERİMİZN ÇOĞU DEĞİŞTİ, BİR KISMI DA ANLAMSIZ HALE GELDİ, BİR KISMI DA İHTİYATLA DİYORUM KI DERİNLEŞTİLER. SAYIN BURKAY BUNU GÖRMEK İSTEMİYOR…

Kürdistan’ın Kuzeyinde Milli ayaklanma hareketlerinden sonra; derin bir sessizlik, imha, değerlerin yok edilmesi ve unutturulması gibi uzun bir felaket dönem yaşandı. 1965 yılında Türkiye Kürdistan demokrat Partisinin kurulması, Kürdistan milli hareketinde bir bahar olsa da; çok zor şartlarda, hazırlıksız ve sayısal olarak da oldukça küçük bir milliyetçi grup tarafından kuruldu. Partinin kuruluşu, devam eden sistemli bir milli hareket çalışmasının yarattığı bir birikime dayanmıyordu. Partinin kuruluşunda sonrada çok sistematik, mili kurtuluş mücadelesi normlarına uygun bir çalışma yürütemedi.

1969 yılında da kurulan DDKO, her ne kadar daha geniş, döneme uygun, belli bir birikime, değişik dünya görüşlerine sahip sol yurtsever ve milliyetçi kadrolar tarafından kurulmuş olmasına rağmen, ömrü çok kısa oldu. Çok büyük etki bırakmasına rağmen, Kürdistan milli kurtuluş mücadelesi için gerekli çok olgun tezler da yaratamadı. Ayrıca da böyle bir özel amaca da sahip değildi.

Kürt milli kurtuluş mücadelesinin formatına bir ölçüde uygun olan gelişme 1974’den sonra oldu. Ama bu dönemde uzun sürmedi. Bu dönemi omuzlayan siyasi kadrolar (özellikle de sol yurtsever kadrolar) oldukça genç, tecrübesizdiler.  Aralarında çok az sayıda birikimli ve tecrübeli bir kadro vardı. Bu kadrolardan Kürtçe yazanların sayısı parmak sayısı kadardı. Kürt tarihi ile ilgili kapsamlı bilgileri yoktu. Kürt milli mücadele tarihimizle ilgili bilgileri oldukça sınırlıydı. Teorik bilgi kaynakları Türklerdi. Çoğu da Kemalizm’den arınmış değildi.  Yabancı dil bilenlerin sayısı birkaç kişiydi. Kürdistan’ın diğer parçalarını bir tarafa bırakalım, Kuzey parçasını bile tanımaları söz konusu değildi. Kürdistan milli hareketinin çoğu yönetici kadrosu Kürdistan’ın birçok şehrine bile gitmemişlerdi. Düşünce ve tez üretecek insanların sayısı bir elin parmakları kadardı.

1974 sonrası daha sistemli iki fikir hareketi Rizgarî Hareketi ve Özgürlük Yolu hareketiydi. O hareketin merkezinde olan değerli insanlar da, eklektik düşünce yapısına sahiplerdi. Görüşleri de oldukça hamdılar. Düzeyleri de öyle ahım ve şahım değillerdi.

Kürdistan’ın Kuzeyinde çoğu hareketin ve örgütün merkez komiteleri bildiri yazma kapasitesinden bile uzaktılar.

Bu durumda, o dönemde çıkan tezleri mükemmel, tartışmasız, organik kabul etmek çok doğru olmazsa gerekir.

Açıkça belirtiyorum ki o dönemde,  Kürt milli kurtuluş hareketiyle ilgili bütünlüklü ve organik bir düşünce ve sağlıklı tezlere sahip olmamızın olanaklı olmadığını söylemek gerçeğimizle örtüşür.

Böyle olunca da tezlerimizde ve ürettiğim düşüncelerde iddialı olarak tartışma yapmak da çok doğru ve sağlıklı olmadığını düşünüyorum.

Bu görüş ve tezlerimizin bir kısmı değişti, bir kısmı anlamsız hale geldiler, bir kısmı da derinleştiler.

Görüş ve tezlerimiz çok sağlıklı da olsalar üzerlerinden 40 yıla yakın bir zaman geçti. Değişmeleri, anlamsız hale gelmeleri, derinleşmeleri kadar olağan bir şey olamaz.

Biliniyor ki, o günden bu yana dünyada büyük değişikler oldu. Birçok felsefe ve ideoloji kendilerini yeniden revize ettiler, değiştirdiler, zenginleştiler. Sovyetler Birliği ve sosyalist sistem (ki Sayın Kemal Burkay, diğer Sovyetçi arkadaşlarımızın ve örgütlerin kâbesiydi) glasnost perestroika sonrasında yıkılarak değiştiler. S. Birliği, Yugoslavya, Çekoslovakya parçalandılar. Doğu Almanya Batı Almanya ile birleşti. Onlarca yeni milli devletler kuruldu. Çin değişti. Doğu Avrupa sosyalist ülkeleri değişti. ABD ve Avrupa Birliği ülkeler, Arap Dünyası büyük değişiklikler gösterdi. Kürtler ve Kürdistan değişti.

Biz tezleri oluşturmaya çalıştığımız zaman Kürdistan Otonomi Yönetimi savaşla yıkıldı. Şimdi Irak’ta federal bir devlet var. Kürdistan Federe Devleti var ve demokrasi rejimin benimsemiş durumda.

Sayın Kemal Burkay’ın yazısı okunduğu zaman bu değişiklikleri görmezlikten geldiği görülüyor. Değişim gerçeğini kabul edilmiyor.

Sayın Burkay, kendi tezlerinin değişmez olduğunu düşünüyor. Böyle düşünmesi onun hakkıdır ve söylenecek bir şey yoktur.

Sayın Burkay’ın asıl sorunu, kendi dışındaki değişimleri de anlamsız görüp, onların önüne geçmek istemesidir.

6-DEVLETLER OLMADAN DEMOKRASİ, SOSYALİZM, MONARŞİ, FAŞİZM, ŞERİAT KURUMSAL ANLAMDA OLMAZ. REJİMLER DEVLETLERİN SAHİP OLACAĞI OLGULARDIR. YOKSA ARABAYI ATLARIN ÖNÜNE KOŞMAK OLUR.

Milletlerin en ileri ve gelişkin, hem de doğal ve sahibi olması gereken örgütü devleti  anlamadan doğru bir rotada yürümek olanaklı değildir. Devlet, milletlerin en son ve en kapsamlı güvenlik, egemenlik, iktidar örgütlenmesidir. Bütün milletlerin, devlet sahibi olmak için çalışması ve çaba göstermesi oldukça doğaldır. Milletlerin devlet örgütlenmesi ayrıca gerekli, milletin ihtiyaçlarını karşılayacak bir örgütlenme ve kurumdur.

Dünyada bütün milletlerin tecrübesi bunu da bize gösteriyor. Milletler bundan dolayı da kendi devletlerin kurdular.

Milletler, devletlerle, kendi topraklarını dış güçlere ( emperyalistlere, sömürgecilere)  karşı en iyi koruma imkânını elde eder. İçerde de iç yıkıma karşı da kendisini koruyan en ileri örgütlenmedir.

Devletler kurulduktan sonra, kuruluş sürecindeki mücadeleye ve birikime bağlı olarak rejimler edinmişlerdir. Devletler demokrat, sosyalist, monarşik, şeriatçı, faşist devletler olmuşlardır. Bundan dolayı, “Demokratik Devlet”, “Sosyalist devlet”, “Monarşik Devlet”, “Faşist Devlet”, “Şeriatçı Devlet” milletlerin tarihine girdi.

Sayın Kemal Burkay, yazısında sadece demokratik devletleri görüyor, diğer devletleri görmezlikten geliyor. Hatta onların meşru olmayacağı gibi bir düşünce ifade ediyor.

Diyor ki, “Oysa dünyamızda bir devletleri olduğu halde o devletin sınırları içindeki emekçilerin, yani o devletin vatandaşlarının acımasızca sömürüldüğü, baskıya, zulme uğradığı pek çok devlet var. (….) Demek ki bir devleti olmak yetmiyor. O devlet aynı zamanda demokratik olmalı. Orada emekçilerin, kadınların hakları çağdaş standartlarda var olmalı. Orada sömürü ilişkileri tümden son bulmalı.”

Sayın Burkay’ın demokratik olmayan devletlerin emekçiler ve tüm vatandaşlar üzerinde baskı ve zulüm uyguladıkları tezine katılıyorum.

Ama biliyoruz ki, dünyada sadece devletlerin belli bir kesimi, demokratik olmayan devletler, baskı ve zulüm yapmıyorlar. Benim görüşüme göre, demokratik olsun ve olmasın tüm devletlerde haksızlıklar, hukuksuzluklar, sömürü var.

Demokratik olmayan devletlerin her türü (Sosyalist devlet de içinde olmak üzere) içerde baskı ve zulüm yapıyorlar. Bu devletler sadece emekçilere de değil tüm toplumsal kesimlere baskı, zulüm uyguluyorlar. Devleti yöneten elitin dışındaki herkes ve her kesim zulüm görüyor.

Demokratik emperyalist devletler de, başka ülkelerde milletler ve halklar üzerinde baskı ve zulüm yapıyorlar.

Sayın Kemal Burkay, demokratik olmayan bir devleti devlet kabul etmiyor, ya da demokratik olmayan devletleri meşru görmüyor. Devlet mutluluk getirmiyorsa o devlet olmamalıdır diyor. Subjektif niyet olarak, bu bir yaklaşım. Ama eğer bu yaklaşım demokratik olmayan devletleri küçümseme ve önemsememe olarak ele alınırsa, bu oldukça sorunlu bir durumdur.

Sayın Kemal Burkay diyor ki: “Hitler döneminde de bir Alman devleti vardı. Saddam dönemindeki Irak, Mollalar yönetimindeki İran… Bütün bunlar devlet işte. Peki halklarına özgürlük ve mutluluk getirdiler mi?..”

Bu devletler mutluluk getirmediler. Ama Almanlar, Araplar, Farslar hiçbir zaman demediler ki “madem demokrasi yoksa devleti yıkalım”, ya da “demokrasi yoksa devleti ne yapacağız” demediler. Devletlerini savundular, ama devleti karakterini rejimini, yönetim biçimini değiştirmek için çalıştılar ve çalışıyorlar.

Çünkü biliniyor ki, Hitler dönemindeki Faşist Devlet, İkinci Dünya Devletinden sonra karakter değiştirdi. Büyük bölümü demokratik Devlet oldu. Küçük bölümü sosyalist devlet oldu. Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra Sosyalist Doğu Alman Devleti, demokratik devlete katıldı. Demokratikleşti.

Doğu Avrupa ülkeleri demokratik devletlerdi, İkinci Dünya Savaşından sonra sosyalist devlet oldular.

İran Devletinde monarşik diktatörlük vardı. Monarşik Şah Devletiydi. 1979’dan sonra Devlet, Şeriat Devleti olarak değişti. Şimdilerde de bu Şeriat devleti devam ediyor. Şeriatçı olmayan toplumsal kesimler, siyasi güçler, İran’daki milletler rejimi değiştirmek istiyorlar. Milletler ve özellikle Kürtler Devletin Federal Devlet olmasını istiyor. Farsların Şeriata karşı olanları, İran devletinin ortadan kalkmasını istemiyorlar. Demokratik İran Devletinin kuruluşu için çalışıyorlar ve mücadele ediyorlar. Bir kısmı da devletin sosyalist olmasını istiyorlar.

Saddam Dönemindeki Devlet, faşist bir devletti. Ama Araplar kendi devletlerini yıkmak istemediler. Devletin demokratik ya da şeriat devleti ve hatta sosyalist devlet olması için çalıştılar. Sonuçta Irak Devleti, 2003’ten sonra demokratik federal Devlet oldu. Federal devlet ihtiyaca cevap vermediği için, Kürtler Irak devletinin değişmesi ve devletin konfederal bir devlet olması için çalıştılar. 25 Eylül 2017 yıkındaki Bağımsızlık referandumu da bunun en somut göstergesidir.

Rusya’da monarşik bir imparatorluk vardı. 1917’de geçici olarak Burjuva Demokratik devlet oldu. Komünistler (Leninistler) Ekim 1917’de darbe yaparak Rusya’yı sosyalist devlet haline getirdiler. Sovyetler Birliğini kurdular. Eğer sosyalistlerin amacı demokrasi olsaydı, 1917 Ekim’inde darbe yapmalarına gerek olmazdı. 1989 yılında glasnost ve perestroika ile sosyalist sistem çöktü, Sovyetler Birliği parçalandı. Bünyesinde 16 milli devlet çıktı. Kendisi de burjuva demokratik rasyonellere döndü. Bugün yarı-demokratik bir ülkedir.

Yugoslavya, 1918’de krallık ve monarşik bir devletti. 1943 yılında demokratik bir devletoldu. İkinci Dünya Savaşından sonra 1946’da sosyalist devlet oldu.  Glasnost ve perestroikadan sonra yeniden demokratik devlet rasyonellerine döndü. Yugoslavya bünyesinden de 6 milli devlet çıktı.

Ayını Gerçek Romanya, Polonya, Çekoslovakya (iki milli burjuva devlet oldu), Bulgaristan, Macaristan için de geçerli değişim süreçleri oldu.

Çin devleti, emperyalistlerin işgali altındaydı. Milli Devrim gerçekleşir gerçekleşmez sosyalist devlet haline geldi.

Açık ki, devlet olmadan, sosyalizm, demokrasi, monarşizm, faşizm, şeriat olmaz. Eğer devlet olmadan bu rejimlerin geçerli olacağı düşünülürse, (Sayın Burkay böyle düşünüyor) o zaman da arabaları atların önüne koşulmuş olur.

7- SAYIN BURKAY KÜRT DEVLETİ DEMOKRAT OLMALIDIR DEMESİNE RAĞMEN, YAZISI BÜTÜNLÜKLÜ OKUNDUĞU ZAMAN KÜRDİSTAN DEVLETİNDEN YANA OLMADIĞINI SAPTAMAK ZOR DEĞİLDİR…

Sayın Burkay diyor ki: “Günde bin kere “Kürt Kürt!” (hatta öyle de değil, “Kürd Kürd!”) diye haykırmak, “bir devletimiz olsun!” demek yetiyor. Oysa dünyamızda bir devletleri olduğu halde o devletin sınırları içindeki emekçilerin, yani o devletin vatandaşlarının acımasızca sömürüldüğü, baskıya, zulme uğradığı pek çok devlet var. Hitler döneminde de bir Alman devleti vardı. Saddam dönemindeki Irak, Mollalar yönetimindeki İran… Bütün bunlar devlet işte. Peki halklarına özgürlük ve mutluluk getirdiler mi? Demek ki bir devleti olmak yetmiyor. O devlet aynı zamanda demokratik olmalı. Orada emekçilerin, kadınların hakları çağdaş standartlarda var olmalı. Orada sömürü ilişkileri tümden son bulmalı.

Bunu söylemek elbette Kürtlerin de kendi kaderlerini özgürce belirleme hakkını savunmaya engel değil. Bağımsız bir Kürt devleti olmakla dünya yıkılmaz.”

Bu satırları okuyunca Sayın Burkay adına üzüldüm. Kürtlerle nasıl böyle bit literatür kullanabilir. BU literatür bende  şaşkınlık yaratmış durumdadır. İleri sürdüğü görüşleri nerede tutmak gerektiğini bile kestirmek oldukça zor.

a-Sayın Burkay’ın, “Kürd” kavramıyla, onun haykırılmasıyla,  “Kürd- Kürd” diyenlerin “bir devletimiz olsun” demesiyle alay etmesini onun kişiliğine layık görmedim. Elbette ki Kürtlerin devlet olmasını istemek her şeyden önemlidir. Devletin kurulması için yapılması gerekenleri de yapmak gereklidir. Kürt Devletini isteyenler kişi olarak bunu tek başına yapmayabilirler. Bunun gereklerini yapmak da Kürdistan parti, örgüt, tüm milli kurumları el ele vererek yapacakları bir iştir. Ama ne yazık ki yapamadılar. Açıkça söylüyorum, demokrasi devletten daha sonra gelir. Kürdistan Devleti olmadığı zaman da demokrasinin beş kuruşluk kıymeti harbiyesi olmaz ve uygulanacak alan bulunması da olanaklı değildir. Çünkü devlet olmadan demokrasi olmaz. Ayrıca milletin tercihi önemli. Belki de milletimiz şeriat devletini isteyecek. Şeriatçı kurma olanağına sahip olduğu zaman, biz o zaman devleti yıkmak için çalışamayız. Demokrasi, sosyalizm isteyenler demokratik devlet ve sosyalist devlet için mücadele edecekler. Doğal olarak Sayın Burkay da sosyalist devlet için çalışacak. Bugün Irak’ta, Kürdistan Federe Devletinde, dünyanın başka yerlerinde, Avrupa’da, Afrika’da, Arap Dünyasından da devleti sosyalist yapmak için çalışanlar var. Ama konumları çok parlak değiller.

b-Kürdistan devleti kurulmadan önce, demokrasi, Kürdistan parti ve örgütleri, diğer milli kurumları için gerekli. Ne yazık ki, Sayın Burkay’ın partisi başta olmak üzere Kürdistan’ın parti ve örgütleri demokratik örgüt olamadılar. Otoriter özelliklere sahip oldular, lider parti ve örgütleri olmaya devam ettiler.

c-Demokrasi devlet kurulması aşamasından önce, Kürdistan örgütleri arasındaki ilişkide lazımdır. Bunu da beceremiyoruz.

d-Demokrasi, aile ilişkilerimizde bize lazım, bunu da becerip becermediğimiz çok tartışmalıdır.

e-Demokrasi, arkadaşlarla ilişkilerimizde bize lazım, onu da beceremiyoruz.

f-Demokrasi halkımızla ilişkilerimizde bize lazım, bunu da becerdiğimiz söylemek zordur.

***

Sayın Burkay’ın faşist, şeriatçı, baas gibi sosyalist otoriter devletlerdeki baskı ve zulmü gerekçe göstererek, demokrasiyi Kürdistan Devletinin kutuluşunun önüne geçirmesinin doğru olmadığını yukarıdaki bölümde uzunca anlattım.

Bütün bunlardan sonra Sayın Burkay lütfen babından diyor ki, “bunu söylemek elbette Kürtlerin de kendi kaderlerini özgürce belirleme hakkını savunmaya engel değil. Bağımsız bir Kürt devleti olmakla dünya yıkılmaz.”

Bu cümleyi okuduğum zaman, ben Kürtler için devlet çok gerekli değil, ama olursa “dünya yıkılmaz” olduğunu anlıyorum.  Sayın Kemal Burkay bu tanımlaması karşısında dehşete kapılmamak olanaklı değil.

8-DEMOKRASİ, SOSYALİZM, MONARŞİ, ŞERİAT REJİM VE FARKLI SİSTEMLERDİR. SOSYALİSTLER DEMOKRASİ SEVDALISI DEĞİLLER. TERSİNE DEMOKRASİYE ALTERNATİFTİRLER…

Demokrasi ve sosyalizm, diğer rejimler gibi birbirinden çok farklı rejimlerdir. Demokrasi farklı, sosyalizm farklı nitelikte iki rejimdirler.

Çok açık söylüyorum sosyalizm, demokrat değildir. Demokrat olmasına da gerek yoktur. Çünkü sosyalizm, demokrasiye alternatif bir rejim olduğu iddiasındandır. Sosyalizm, demokrasiden daha ileri olduğunu ileri sürmekte ve tahayyül etmektedir. Sosyalizm, bütün sorunları çözme, bütün hastalıklara tedavi edecek bir sistem ve rejim olduğu iddiasındadır.

Ama dünya ve sosyalist ülkelerin pratiği bunun tersini gösterdi. Sosyalizm, üretimi artıramadı. Yoksulluğu çözemedi. Ezilenler üzerindeki baskıyı kaldırmayı bırak bir tarafa, tersine artırdı. Hak ve özgürleri tanımadı. Düşünce, ifade ve örgütlenme gibi hayati, insanı olmazsa olmaz özgürlüklerine hayat hakkı tanımadı. Bütün muhalifleri ya öldürdüler, ya hapishanelere doldurdular, ya da sürgüne gönderdiler.

Geçmişte da yazdım, sosyalist rejimler, Batının demokrasisi karşısında kendi diktatoryal ve sosyal faşist sistemlerinin tutunamadığını gördükleri zaman,  demokrasiyi bir demagoji olarak kullandılar. İşçi demokrasisi ve halk demokrasisinden bahsettiler. Uygulamada diktatoryal ve sosyal faşist uygulamalar yaptılar.

Şu çok iyi biliniyor ki, sosyalizm, demokrasiye alternatif bir rejim ve sistemdir. Bundan dolayı, Rus Komünistleri Bolşevikler, Lenin öncülüğünde Rusya’da demokrasiyi yıktılar. Yerine Sosyalist, başka ifade ile İşçi diktatörlüğü dedikleri aslında, Kemalistler gibi sivil ve asker bürokrasinin, siyaset teokrasisinin diktatörlüğünü kurdular. Başka bir deyimler bürokratik parti diktatörlüğünü kurdular. Batının demokrasisine savaş açtılar.

Zaten klasik sosyalist teori, demokrasiyi, burjuvazinin rejimi olarak kabul eder ve tanımlar. Onun burjuva diktatörlüğü olduğunu ifade eder. Buna karşı, proletarya diktatörlüğünü yani başka bir diktatörlüğü alternatif yolarak savunur.

Sovyetler Birliği hiçbir zaman demokrat olmadı. Kendi halkına ve milletlere zulüm ettiler. Emperyalist uygulamalarına devam ettiler. Onun için milletler bir dönem sonra (1989 sonrası) onlardan koptular.

Yugoslavya demokrat olmadı. Halkına ve milletlere zulüm yaptı. Milletler de kopuş gösterdiler.

Sosyalist ülkeler ve sistemin yıkılmasının en önemli nedenlerden biri, demokrat olmamaları, milletlerin ve ezilenlerin düşmanı olmalarıdır..

Kuzey Kore sosyalisttir, diktatörlüktür. Demokrasiye karşıdır ve düşmandır.

Küba sosyalisttir, bir diktatörlüktür. Demokrasiye karşıdır.

Onun için sosyalistler demokrasi sevdalısı değillerdir. Çünkü onların  demokrasi rejimine alternatif, sosyalist bir düzen kurma amaçları vardır.

Diyarbekîr, 14. 09. 2021

  (Devam edecek

 

* * *

Devlet, Rejim (Demokrasi ve Sosyalizm) bağlamında arabayı atların önüne koşmak (I)

Sayın Kemal Burkay son günlerde “face’teki bazı modalar üzerine” başlıklı bir makale yazdı. Makalenin içeriği incelendiği zaman, başlıkla orantılı olmadığı görülür. Gerçekten makalede çok temel konuların ele alındığı hemen tespit edilebiliyor. Bundan dolayı da büyük eleştirilere maruz kalan ve tepki çeken bir makale oldu.

Makaleye yapılan eleştirilerde sonra, Burkay’ın verdiği cevaplar ve yaptığı yeni eklemeler sorunu daha anlamlı kıldı.

Ben de makaleyi okuyunca değerlendirmeye değer olduğunu saptadım.

Makalemin başlığını, “Devlet, Rejim (Sosyalizm-Demokrasi) bağlamında arabayı atların önüne koşmak” koydum. Çünkü Sayın Burkay’ın makalesi, birçok temel meselenin yeniden gözden geçirilmesini, hatırlatılmasını, yerli yerine oturtulmasının gerekli olduğunu hatırlatıyor.

Sayın Burkay’ın makalesi kısa görünse de onun düşünce çerçevesini, eylem manifestosunu, yol haritasını anlatan bir makale. Geçmişte savunduğu görüşleri hiç değiştirmediğini anlatan bir makaledir. Sorun demokrat olmak ve sosyalist olmanın ötesinde bir kapsamdadır. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin temel konularına yakın durup durmamakla yakından ilgilidir. Bu anlamıyla çok önemli bir makaledir. Titizlikle üzerinde durulması gerekir. Ben de birçok dost ve Kürt yazarı gibi bunu yapacağım.

Benim görüşlerim, Özgürlük Vakfı’nın açılışında Sayın Burkay’la ilgili dile getirdiğim düşüncelerimin bir kelimesini bile değiştirecek durumda değildir. Umut ederim ki görüş ve eleştirilerimle Sayın Burkay gibi mücadeleci ve usta bir yazarı kırmış olmam.

SOSYAL MEDYA PLATFORMU, ÖNEMLİ FİKİRLERİN SERGİLENDİĞİ ETKİN BİR PLATFORMDUR. DÜNYADAKİ DEĞİŞİMİN DİNAMİKLERİNDEN BİRİDİR. BU PLATFORMU KÜRTLER OLARAK, ETKİN, KALİTELİ, SOSYAL VE SİYASİ ETİĞE UYGUN KULLANMALIYIZ…

1-Sayın Burkay’ın sosyal medya platformu hakkında  “Herkesin özgürce yazabileceği, kendi düşüncelerini ifade edeceği”  saptamasına katılıyorum. Makalesi hakkında da bunu yapıyorum. Facebook hakkındaki “sokak” tanımlaması çok yerinde mi bu konunun uzmanı olmadığım için bir şey demiyorum.  Ama bu tanımla ilgili benim bir sorunum yok. Ama “sokağın” içeriğiyle ilgili itirazım var. Sokak şehrin bir mekânıdır. Sokakta kaliteli insanlar da, kalitesiz insanlar da gezerler, yürürler. Çapulcular da dolaşırlar. Aristokratlar, gerçek anlamda şehirliler, aydınlar, okumuşlar da dolaşırlar. Sokakta sarhoşlar da gezer, aklı başında olan sarhoş olmayanlar da gezer. Sayın Burkay facebook bağlamında sokağa bakarken, sadece Facebooktaki birilerini, küfürbazları görmüş, sadece bunu görmemeliydi.

Oysa Fecabookta çok değerli görüşleri ifade eden Kürt yazarları, araştırmacıları, gazetecileri, siyasetçileri, dava adamları/kadınları var. Üstelik de yazdıklarıyla öğreticidirler ve yeni açılımlara sebep oluyorlar. Ben o yazılanlardan çok şey öğreniyorum.

Ben de facebookta çok aktif, twitterde orta aktiflikte bir yazar ya da faceboook takipçisiyim. Beni de beğenenler var, beğenmeyenler var. Benim görüşlerimi destekleyenler var, karşı çıkan ve eleştirenler de var. Buna rağmen, sosyal medya platformundan çekilmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Düşünmüyorum da.

Sayın Burkay, “ama birileri aynı zamanda facebook’ta canlarının istediği gibi küfrediyorlar. İşte bu onların hakkı değil; çünkü edepsizlik bir hak değil” diyor buna da yüzde yüz katılıyorum.  Ama bu tespit bizi sosyal medya platformlarını ret etmemiz sonucuna vardırmamalıdır. Söylenenleri de böyle anlamıyorum.

Bundan dolayı diyorum ki, sosyal medya platformu, önemli fikirlerin sergilendiği etkin bir platformdur. Dünyadaki değişimin dinamiklerinden biridir. İnsanların birikimlerini artırıyor. İnsana yeni perspektifler kazandırıyor.

Bu platformu Kürtler olarak, etkin, kaliteli, sosyal ve siyasi etiğe uygun kullanmalıyız

BEN YAZIYI OKUDUĞUM ZAMAN SAYIN BURKAY’IN GENEL KAMUOYUNDAN DAHA FAZLA EN AZINDAN BAZI ESKİ-YENİ YOL ARKADAŞLARININ DİKKATİNİ ÇEKMEK İÇİN YAZDIĞINI SAPTIYORUM. ACABA O ARKADAŞLAR DA BÖYLE ALGILIYORLAR MI?

2- Sayın Burkay, faceboktaki “cahil cesurların” düşüncelerinden, ki bu düşünceler “sosyalizm düşmanlığı”, “demokrasi düşmanlığı”, “halkların kardeş olduğundan söz edenlere ateş püskürmek” gibi düşüncelerdir. “Bu konularda Kürt olsun,  başka halktan olsun, ilerici aydın bir insana yakışmayan bu yanlış söylemlerin bizim yakın çevremizi bile etkileyecek bir moda derecesine dönüştüğünü zaman zaman gözlüyorum ve bu durum beni son derece üzüyor.”

Burada iki noktaya işaret etmek lazımdır.

Birinci nokta, sosyal medyada yazanlardan aklı başında, etkin, düşünce üreten fikir sahibi olanlar, Sayın Burkay’ın ileri sürdüğü ve ifade ettiği konularda düşmanlık yapmıyorlar. O kavramları yeniden tanımlıyorlar ve sorguluyorlar. Bunu da iyi ediyorlar. Çünkü geçmişte kullanılan bu kavramların hepsi Kürtler bağlamında eklektik, yanlış, gereksiz, yerinde olmayarak kullanıldılar. Öyle yanlış kullanıldılar ki, Kürdistan’daki milli kurtuluş mücadelesinin muhtevasını, örgütlenmesini, mücadele yönetimini nitelik olarak derinden etkilediler.

Bu anlamıyla Sayın Burkay’ın bu yaklaşımlardan ve görüşlerden rahatsız olmaması; yapılan yeni yorumları, ileri sürülen yeni görüşleri, tanımları anlamaya çalışması gerekir. Buna kızmaması gerekir.

İkinci nokta, Sayın Burkay’ın söz ettiği kavramlar stratejik kavramlardır. Bu kavramlar dünyada da, Kürtlerde de çok değiştiler. Kürtler bu kavramları daha çok yanlış kullandıkları için, daha çok değiştiler. Bu değişim sadece “cesur cahillerin” görüşlerinden dolayı değil, Sayın Burkay’ın eski-yeni yol arkadaşlarının kendilerindeki değişimlerden, dünyayı, Kürdistan’ı yeniden algılamalarından dolayı da gündeme geldi.

Sayın Burkay’la birlikte olan arkadaşların da içinde olduğu HAK-PAR projesi böyle bir amaçla ve değişik bir düşünce ile kuruldu.

Bundan dolayı, eski yol arkadaşlarının bir kısmı benim gözlemime göre sosyalizmden vazgeçmiş olmazsalar bile, eski sosyalizm yorumuna ve özelde Özgürlük Yolu sosyalizmi yorumuna sahip değiller. Sosyalizmin bir rejim sorunu ve bir yönetim sorunu olduğunu, bundan dolayı sosyalizmin Kürdistan Devletinden sonra geleceğini düşünüyorlar.

Demokrasi konusunda da aynı şekilde düşünüyorlar. Kürdistan Devleti olmadan demokrasi nerede bir yönetim ve rejim konusu olacak. Onun için Kürdistan devlet olmalı, sonra demokrasi bir rejim olarak uygulanmalıdır diyorlar. Ama partilerinde demokrasinin uygulanmasının gerekli ve imkan dahilinde olduğunu düşünüyorlar.

Halkların kardeşliğine düşmanlıktan öteye, bunun içeriğinin yanlış bir kavram olduğunu düşünüyorlar. Kürtler, Türklerle, Farslarla, Araplarla kardeş değiller.  Komşu iki millet, çıkarlar gereği ilişkili olacağımız halklar. Ama egemen milletler olarak, sömürgeciliği ve ırkçılığı, Kürt düşmanlığını da içselleştiren halklar olduğunu düşünüyorlar. Bu niteliklerinden dolayı, 100 yıldır devletlerinin Kürtlere reva gördüğü sömürgeci politikaları, katliamları destekliyorlar. Bu gerçekleri görerek Arap, Türk, Fars milletlerine yaklaşılması gerektiğini düşünüyorlar:

Bilmem Sayın Kemal Burkay’ın bir kısım eski-yeni yol arkadaşları bunlara ne derler? Onlarında bir sınavla karşı karşıya olduklarını düşünüyorum. Ya daha ileri gidecekler. Ya da eskiye takılıp kalacaklar. Bununla da kendilerine yazık etmiş olurlar.

Sonuçta diyorum ki, ben yazıyı okuduğum zaman Sayın Burkay’ın genel kamuoyundan daha fazla en azından bazı eski-yeni yol arkadaşlarının dikkatini çekmek için yazıldığını saptıyorum. Acaba o arkadaşlar da böyle mi algılıyorlar?

SAYIN KEMAL BURKAY’IN DEĞİŞİMİ SAĞLAYAN VE ONLARIN ARKADAŞLARINI DA ETKİLEYEN DÜŞÜNCELERİ, “CESUR CAHİLLERİN” GÖRÜŞÜ OLARAK KABUL ETMESİ DE BÜYÜK BİR YANILGI VE HAKSIZLIKTIR…

3- Sayın Kemal Burkay’ın eski-YENİ yol arkadaşlarındaki değişimi de sağlayan görüşlerin, genel anlamda değişimi sağlayan, sosyolojik, pratik karşılığı DA olan önemli görüşlerdir. Bu görüşler, Kürdistan’da önemli siyasetçilerin, dava adamlarının, araştırmacıların, yazarların görüşleridir. Bu görüşler, onlarca yıl içinde sorgulama, eleştir, araştırma, hayatı, dünyayı, Kürdistan’ı yeniden tanıma ve yorumlama sonucu ortaya çıkan görüşlerdir. Bu konuda yazılan yüzlerce kitaba, yüz binlerce makaleye, televizyon ve radyo programına, araştırmalara bakmak yeterlidir diye düşünüyorum.

Bu konuda Sayın Kemal Burkay’ın kitaplarına, makalelerine bakmak bile önemlidir. Onlarında bir biçimde değişime katkı sundukları görülecektir. Sayın Burkay’ın şu an şikâyet ettiği değişime kendisinin temel oluşturduğunu görebiliriz. O zaman Sayın Burkay’ı suçlamayız, onu anlamaya çalışırız.

Bu görüşleri,  “cesur cahillerin” görüşü kabul etmek büyük bir yanılgıdır. Haksızlıktır. O düşünce, insanlarını farkına varmadan küçümsemedir. Emeği küçümsemedir. Bunu Sayın Kemal Burak’a kondurmak istemiyorum. Bu yaklaşım, Sayın Kemal Burkay’ın kendisine zarar verir.

SAYIN KEMAL BURKAY’IN MİLLİYETÇİLİK KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ NİTELİKSEL ANLAMDA TARTIŞMALIDIR. DÜNYADA MİLLİYETÇİLİK YENİLMEDİ. ASIL YENİLEN LENİST, STALİNİST, MAOİST SOSYALİZM OLDU. BUNA KARŞILIK SOVYETLER BİRLİĞİNDE MİLLİYETÇİLİK 16 DEVLET, YUGOSLAVYA’DA 8 DEVLET, ÇEKOSLOVAKYA’DA 2, BAŞKA YERLERDE YIĞINLA DEVLET KURDU.  KÜRDİSTAN’DA DA GELENEKSEL VE SOL MİLLİYETÇİLER KAZANDI.

4- Sayın Kemal Burkay diyor ki, “Geçmişte, Kürt milliyetçiliği adına piyasaya sürülen bu tezlere karşı ciddi ideolojik bir mücadele verip onları bozguna uğrattık. Bunun milli davayı savunma olmadığını, dünyaya dar bir pencereden bakmak olduğunu söyledik.”

O zaman biraz gerçeği tarihin dehlizlerine dalarak biraz eşeleyelim.

Birinci gerçek: Sayın Kemal Burkay’ın da içinde olduğu TİP’li “Doğulular Grubu”  uzun bir dönem Kürt milliyetçiliğine ve Kürt milliyetçilerine karşı oldular. Kürt milliyetçiliğini ve milliyetçileri ulusal mücadelede bir güç olarak kabul etmediler. Kürt milliyetçiğinin Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde temel dinamik olduğunu anlamadılar. Milletlerin doğal davranış ve ideolojisinin milliyetçilik olduğunun farkından olamadılar.

Bu grubun elemanları, bu görüşlerini her fırsatta ifade ettiler ve yazdılar. Bundan dolayı,  KDP örgütlenmesine, bağımsızlıkçı ve Kürdistan devletini savunan Kürt aydınlarına ve yurtseverlerine karşı hep uzak mesafeli durdular. Diyebilir ki Diyarbakır merkezinde bağımsızlıkçı Kürt aydın ve yurtseverlerinin çalışmalarını engellediler. Kürdistan’da bağımsız örgütlenmesi onların hep korkulu rüyası oldu. Ama daha sonra yararlanılması gereken bir güç olduğunu kabul ederek, TİP çalışmalarında ve Ortak Basın yayın Şirketi kurmada ittifak kurdular.

Kürt milliyetçiliğinin tayin edici kriteri ve mihenk taşı, Kürtlerin mutlak anlamda kendi milli bağımsız örgütlenmesine sahip olmasıydı. “Doğulu Grup” şiddetle buna karşıydı, bunun sosyalizme zarar vereceğini, Türkiye sol devrimci hareketini böleceğini ileri sürüyorlardı.

Bu konuda 12 Mart sonrası, cezaevlerinde ve dışarıda, Sol Milliyetçi Kürtlerle kendine enternasyonalist diyen ama Türkiye için sosyalizm yapanlar arasında yoğum tartışmalar oldu. Ciddi bir ayrışma yaşandı.

1974 sonrasında da Doğulu Grup tutumunu devam ettirdi. Yeni TİP’in kurucuları oldular. Açıkça birçok yalın gerçek açığa çıkmasına rağmen bağımsız Kürt ve Kürdistan örgütlenmesine karşı bir pozisyon takındılar.

Sayın Burkay ve arkadaşları da bu hareket çizgisini izlediler. Ama buna rağmen Sayın Burkay ve Doğulu Grupla şu veya bu ölçüde ilişkili olan arkadaşlar TKSP’yi kurdu. Ama Sayın Burkay ve arkadaşları, bağımsız parti kurmasına rağmen, Türkiye sosyalist hareketiyle ortak örgütlenmede umudunu kesmediler. Çok açıkça Türkiye sosyalist Hareketinin şovenizmden arınması halinde onlarla ortak örgütlenebileceğini açıkça yazdılar.

Bilindiği gibi, Kürdistan’ın Kuzeyinde Kürt milletçiliği adına yazılı ve sözlü tezler ileri sürüldü. Ayırt edici milliyetçi tezler, Kürtlerin bir millet olarak değişik niteliklerde kendi bağımsız örgütlerine sahip olması, Kürdistan Devletinin kuruluşunun ana hedef ve öncel olması, Kürdistan Devletinin sosyalizmden ve demokrasiden önce gelmesi, sömürgeciliğe karşı silahlı mücadele, Kürdistan’ın her parçasında milli cephe, Kürdistan’ın dört parçası için milli cephe tezleriydi.

Sayın Kemal Burkay’ın başını çektiği Özgürlük Yolu, bu tezlere karşıydı. Milli, milliyetçi kavramları onlar için ağza alınmayan kelimelerdi. Bu kavramlar onlar için tehlikeli ve zararlı kavramlardı. Bağımsız örgütlenmede, ayrı örgütlenilmiş olunmasına rağmen, ikircikli olmak, sosyalizm ve demokrasiyi Kürdistan Devletinden öncel ve stratejik hedef hale getirmek, egemen ulusların vicdan sahibi aydınlarının Kürtler isterse Devlet, isterlerse otonomi, isterlerse federalizm olabilir tezine, sahip olunması söz konusuydu.

Sayın Kemal Burkay son tartışma konusu olan yazısında da bu tezleri aynen savunmaya devam ediyor.

 Milliyetçi Tezler, geçmişteki literatüre bakarsak ve Özgürlük Yolu’daki görüşleri baz alırsak, Rizgari tarafından ileri sürülen görüşlerdi. Bu nedenle de Özgürlük Yolu gurubuyla Rizgari Grubu arasından dergilerde çok şiddetli polemikler oldu.

Rizgari Tezleri, genel anlamda aynı zamanda KDP, KUK, DDKD, Têkoşin, Kawa, heta “o dönem bağımsızlıkçılığı taktik olarak savunan”  PKK tarafından da savunuluyordu.

O dönemde Sayın Kemal Burkay’ın ileri sürdüğü gibi milliyetçi tezlerden bu grupların hiçbiri vazgeçmedi. Birlikte de Kürdistan’ın en etkin gruplarıydılar.

Geldiğimiz noktada yine Sayın Kemal Burkay’ın itiraf ettiği gibi milliyetçi tezler bugün Kürdistan’ın Kuzeyinden ve bütün Kürdistan parçalarında egemen hale gelmiş durumdalar.

Dünya genelinde Sosyalizm yenildi. Sosyalist sistem yıkıldı. Milletlerin milliyetçi iradesi hâkim hale geldi. S. Birliği bünyesinde 16 milli devlet, Yugoslavya’da 8 milli devlet, Çekoslovakya’da 2 milli devlet kuruldu. Başka milletlerde milliyetçi kalkışmayla devlerini kurdular. Sınıfların tarihinin özgün, ama milletlerin tarihinin genel ve tarih yapıcı misyonu ortaya çıktı.

Kürdistan’ın Güneyinde Kürt milliyetçileri Sayın Kemal Burkay’ın 200 yıl boyunca işbirlikçi dediği sınıflar (gelecek yazımda bu konu üzerinde duracağım) Kürdistan Federe Devletini kurdular. Başka bir ifadeyle geleneksel milliyetçilerle, sol milliyetçiler Kürdistan Federe Devletini kurdular. Şu an orası bütün Kürtlerin evi ve umudu halinde.

Kürtler siyasetçilerinde ve Kürt yurtseverlerinden büyük bir olgunluk var. Kimse Kürdistan’da sosyalistlerin, liberallerin, sosyal demokratların, sosyal liberal demokratların, milliyetçilerin, nötr insanların varlığından rahatsız değiller. Çünkü Kürdistan federe Devletinde bütün fikirlerin, bütün farklı düşünce ve milletlerin örgütlenmesinin olduğu bir modelin sahibi Kürtler. On modele bağlılar. O modelin diğer parçalar için de geçerli olmasını savunuyorlar. Demokrasinin Kürdistan evinde olması gerektiği konusundan büyük titizlik gösteriyorlar. Sosyalistler de kendilerini özgürce ifade ediyorlar, örgütlüyorlar, mecliste ve devlet kurumlarından kendilerini temsil ediyorlar.

                                                 (Devam edecek)

Diyarbekîr, 07. 09. 2021

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne