İbrahim Güçlü/ Bağımsızlık referandumu; Irak, T.C ve İran’ın politikaları nasıl okunmalı?

0
364

Kürdistan Federe Devletinde, uzun bir zaman önce, bağımsızlık referandumu için karar aşamasına gelinmişti. Ne yazık ki iç ve dış nedenler (DAEŞ saldırısı), “Kürdistan bağımsızlık referandumu” kararının alınmasını geciktirdi. Hiç şüphe yok ki bu gecikme, Kürtlerde üzüntü ve endişe yarattı.

“Kürdistan Bağımsızlık referandumu” kararının alınmamasında, özellikle iç nedenler tayin edici oldu. Kürdistan’da, KDP dışındaki partilerin tutumları ve karşı duruşları kararı geciktirdi. Ne zaman ki, Kürdistan Federe Devletinin kurucu iki aktörü olan KDP ve KYB, referandum konusunda anlaştılar, süreç niteliksel bir farklılık gösterdi. Kürdistan’da, parlamento içindeki ve dışındaki partilerin çoğu “referandum kararına” “evet” dediler. Bunun arkasından da, referandumun 25 Eylül’de 2017’de yapılması kararı, Kürtlerde heyecanı ve beklentileri zirveye çıkardı.

GORAN Hareketi ve Kürdistan İslam Örgütü (Komelaya Îslamî ya Kurdistanê), referandum kararına karşı çıkıyor. GORAN, alınan kararın anayasaya aykırı olduğunu ileri sürüyor. GORAN’ın bu görüşü, Federal Devletin Arap kesiminin düşünceleriyle örtüşme gösteriyor. GORAN’ın bu görüş milli çıkarlara uygun bir görüş olmadığı gibi, federal anayasa hukukuna da uygun değil.

Kürdistan’ın bütün parçalarındaki geniş kitleler, siyasi partiler, sivil kurumlar, alınan tarihi kararı içtenlikle destekliyorlar. Bu karara, PKK’nın örgütü olan HDP de, Osman Baydemir’in ağzından destekleme kararını açıkladı. Ayrıca PKK’de referandum konusunda farklı seslerin çıkması, iyiye delalet olabilir.

Dünyanın dost ülkeleri, halkları, Avrupa Birliği Devletleri, ABD, başta İsrail olmak üzere; bağımsızlık referandumuna olumlu desteklerini sundular. En önemlisi de Birleşmiş Milletlerin referandum günü gözlemci göndermesi kararı, referandum sonucunun “evet” olması halinde, “Kürtlerin,    Birleşmiş Milletlere müracaat etmelerinin hakları olduğu” açıklaması, en önemli uluslararası desteği gösteriyor.

Arap Dünyasının, başta da Suudi Arabistan’ın Kürdistan’ın bağımsızlığına destek olması, önemli yeni destekleyici bölgesel faktörlerden biridir.

Bütün Kürtler bilmeliyiz ki, Kürdistan’ın Güneyi, Kürdistan’ın bütün parçalarına ışık tutan ve tutacak bir konumdadır. Kürdistan’ın Güneyi’nin kaderi referandumla tayin edilirken, aynı zamanda tüm Kürtlerin ve tüm Kürdistan parçalarının kaderi tayin edilmiş olacaktır.

Kürtlerin de her millet gibi, kendi kaderini kendi iradesiyle tayin etmesi, devlet kurması meşru ve doğal bir hakkıdır. Referandum bunun demokratik ve barışçıl bir yöntemidir…

Açık olan ve tartışmasız bir şey var ki: Kürtlerin de her millet gibi, kendi kaderini kendi iradesiyle tayin etmesi, devlet kurması meşru ve doğal bir hakkıdır. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Wilson Prensipleri, “Azınlıklar, Etnik gruplar Hakkındaki Uluslararası Antlaşmalar”, AB’nin ilgili belge ve sözleşmeleri; Kürtlere de bu hakkı tanımaktadır. Bu hak, demokratik, meşru, tabii ve uluslararası (beşeri) hukuka da uygundur.

Allah’ın kitapları da, dini kanunlar da; bu hakkı Kürtlere vermektedir. İnanışa göre, Allah, bütün milletleri, dilleri, kültürleri, dinleri eşit yaratmıştır. Allah, bütün milletlerin kendi değerleriyle yaşamasını öngörmektedir. Her milletin kendi kendisini yönetmesini bir hak kabul etmekte ve emir etmektedir.

Dünyada bütün milletler kendi devletlerini kurmuş durumdalar. 21. Yüzyılda devlet sahibi olmayan tek millet, Ortadoğu’da sayısal olarak ikinci millet olan, Kürt milletidir. Bunun, tarihi bir haksızlık, vicdansızlık olduğu tartışmasızdır.

Kürt milleti de bu tarihi haksızlığın son bulması için, 200 yıldır mücadele ediyor. Kürtler, kendi kaderlerini kendi iradeleriyle tayin etmek için, farklı yol ve yöntem izlemişlerdir. Yürüttükleri mücadele biçimleri de (silahlı ve silahsız) meşrudur, uluslararası antlaşmalara ve hukuka uygundur.

Kürtler, Birinci Körfez Savaşından sonra 1992 yılında, tek taraflı bir kararla federal devlete kararı aldılar. 2003 yılında Baas rejiminin yıkılmasından sonra, federal devlet, Arapların, Kürtlerin, tüm azınlık toplulukların sorunu oldu. Kürtler bu sefer kaderini, 2005 yılında Araplarla ortak hazırladıkları Anayasa ile barışçıl ve referandum yoluyla tayin etti. Araplarla Federal bir devlet içinde birlikte yaşayabileceklerine karar verdiler.

Ama aynı halk oylamasında, Kürdistan’ın bağımsızlığı da oylandı. Halkımızın % 98’i bağımsızlığa “evet” dedi.

Ne yazık ki, Araplar, federal devletin değerini bilmedi, onun kural ve kanunlarına göre hareket etmedi: Irkçı ve Arap radikal milliyetçi ve mezhepçi anlayıştan vazgeçmedi. Bu durum, Kürtlerin Araplarla ortak federal devlette yaşayamayacaklarını sonucunu ortaya çıkardı. En dikkat çekici olan da, Suni Araplarla Şii Arapların da birlikte aynı devlette yaşayamayacaklarının pratiği görüldü.

Kürtler 2005 yılında nasıl ki federal bir ortak devlet kurmayı referandumla gerçekleştirdiler; şimdi de referandumla ayrılmak ve kendi devletini kurmak istiyorlar. Federal devlet, gönüllü bir devlettir. Ayrılık da gönüllü ve milletin iradesi ile olur.

Kürdistan’daki Bağımsızlık Referandumuna Karşı Olan Sömürgeci Devletlerle İlgili Üç Temel Tespit…

Bu insani ve doğal ilkelerin, uluslararası antlaşmaların, dini kanunların ışığında Irak, Türkiye Cumhuriyeti, İran Devletlerinin referanduma karşı tepki ve tutumlarını analiz etmeye ve okumaya çalışalım.

Bunun için de, iki ana tespiti öne çıkarmak gerekiyor. Bu tespitlerden biri, Suriye’yi de katarsak, bu devletler, Kürdistan’ı yüz yıldır sömürgeleştiren devletlerdir. Müslüman halkların ağırlıkta olduğu devletlerdir. Laik olduğunu söyleyenler bile, Müslümanlığı referans almaktadırlar. Ama sorun, Kürtler olunca, Kürtlerin milli hakları, kendi kaderini kendi iradesiyle tayin etmek olunca, Müslümanlığın değer yargıları, kanunları, kuralları rafa kaldırılıyor. Sömürgeci devlet çıkarlarına göre hareket ediliyor. Oysa İslam’a göre Kürtler de her açıdan Türk’le, Arap’la, Fars’la eşit haklara ve statüye sahip olması gerekir.

İkinci tespit: Bu sömürgeci devletlerin klasik yaklaşımıdır. Kürtlerin kendileriyle eşit haklara ve siyasi statüye sahip olmaması için elden geleni yapmalarıdır. Kürdistan gibi zengin sömürgelerini kaybetmemek için her yöntemi meşru görmeleridir. Bu devletlerin, Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna karşı çıkmaları, en genel anlamda bu klasik sömürgeci tavrın yansıması ve politikaya dönüşmesidir.

Üçüncü tespit: Bu devletlerin ortak bir derdi var. O dert de, Kürdistan ve Kürt millet meselesidir. Bu devletler, Kürdistan’ın Güneyinin devlet olması halinde, Kürdistan Devletinin, Kürdistan’ın diğer parçalarında yeni bir şuur ve uyanışa yol açacağını, bir model olacağını düşünmekteler. Bunun için karşı durmayı sömürgeci devletlerinin yaşaması için gerekli ve görev kabul ediyorlar.

Ama bu konuda haksızlık ve adaletsizlik ediyorlar. Bununla sahip oldukları manevi değerleri de tahrip ediyorlar.

Kürdistan’ın Güneyinde kurulacak bir devlet onların aleyhine olmayacak ve zarar vermeyecektir.

Irak, Türkiye ve İran Devletlerinin Bağımsızlık Referandumuna Karşı Politikaları…

IRAK’IN POLİTİKASI: Hükümet Sözcüsü Saad el Hadditi tarafından yapılan açıklamada, “Anayasa bütün sorunlara çözümünün arandığı kapıdır. Hiçbir tarafın tek başına müdahalede bulunmasına izin verilmemelidir. Bütün sorunlar Anayasa yoluyla çözülmelidir. Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkilerin anayasal temelde olmalıdır” diyor. (www.kurdistan24.net)

Görülüyor ki çok yuvarlak sözlerle ve ustaca, Kürdistan’da bağımsızlık referandumu kararının, Kürtler, Kürtlerin temsilcileri tarafından alınmasının yanlış olduğunu; bunun da anayasaya aykırı olduğunu ifade ediyor.

Bu Irak’ta Arap Tarafının, Federal Devleti ve Anayasasını anlamadığı anlamına geliyor. Öncelikle, Federal Devlet bir Arap devleti değildir. Federal Devlet, Kürtlerin, Arapların, diğer etnik toplulukların ortak, ulus-üstü bir devlettir. Bu nedenle, Irak yetkilileri tüm devlet adına açıklama yapma hakkına sahip değillerdir.

Bununla birlikte ikinci önemli konu, federal devlet, demokratik ve özgür iradeyle oluşan bir devlettir. Devletin bileşenleri, daha önce ifade ettiğim gibi birileri ile gönüllü birlik yaptıkları gibi, aynı zamanda gönüllü bir şekilde onlardan ayrılma hakkına da sahiptirler.

Araplar, federal devleti kendi devletleri, kendi ırkçı ve milliyetçi emelleri uğruna kullanıyorlar. Federal Devletin, Kürtlere karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi için olağanüstü çaba gösteriyorlar. Bu nedenle Kürtler de, Araplardan ayrılma hakkına sahipler. Kürtler, Şii Diktatörlüğün boyunduruğu altında yaşamak zorunda değillerdir.

Ama açık ki, Arapların kafasının arkasındaki şey, onlar efendi, Kürtler onların kölesi ve çalışanı. Kürtlerin bu tutumu kabul etmeleri olanaklı değildir. Federal Devletin kuruluşuyla teorik ve pratik olarak iki milletin her açıdan eşit olduğu somutlaşmış durumdadır. Arapların bunu görmesi gerekir.

TÜRKİYE’NİN POLİTİKASI: Türkiye’de, Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna karşı farklı yumuşak ve sert tutumlar var.

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve T.C Hükümet yetkililerinin hepsinin Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu hakkındaki özet açıklamaları şöyle: “Kuzey Irak’ta yapılacak bir bağımsızlık referandumunun, zaten paramparça olmuş, siyasi sorunları içinden çıkılmaz hale gelmiş olan bölgede karışıklıkların daha fazla artmasına neden olmaktan, istikrarsızlığı artırmaktan başka bir sonuç sağlamayacağını biliyoruz. Dolayısıyla Kuzey Irak’taki yöneticilerin bu konuyu bir kere daha gözden geçirmelerini, sadece Kuzey Irak için söylemiyorum, bölgedeki bütün siyasal aktörlerin de atacakları bütün adımlarda on düşünüp bir adım atmalarının daha doğru bir yol olduğunu düşünüyorum.”

Bu açıklama sert ve köprüleri atan bir açıklama değil. Referanduma doğrudan karşı olduklarını belirtmiyorlar. Sadece referandumun zamansız olduğunu söylüyorlar. Referandum sonrasının bölgede yeni bir krize yol açılmasından endişe duyuyorlar. Ama açık olan ve yaşamsal olarak da ispat edilmiş bir durum var ki, Kürdistan yönetimi hiçbir zaman krizlere neden olmamış, her zaman krizleri çözmek istemiştir.

Ayrıca Türkiye, resmi olarak, çıkarları gereği, Kürdistan Federe Devleti ile olan stratejik ilişkilerinden dolayı köprüleri atma lüksüne de sahip değildir.. Türkiye’nin bölgedeki tek stratejik ve güvenilir müttefiki Kürdistan’ın Güneyidir. Bunu Türk yetkilileri ve milletvekilleri de açıklıyorlar.

Uzun zamandır bağımsızlık ve referandum sorunu konuşuluyor. Türkiye hiçbir zaman, İran gibi sert ve doğrudan karşı olmadı. Cumhurbaşkanı, Irak’ın bütünlüğünde yana olduklarını, ama federal sistemin yürümemesi halinde, Kürtlerin ayrılmasının Irak’ın iç işleri olduğunu, karşı çıkmayacağını bir şekilde ifade etmiştir.

Türkiye’nin, iç politika ve görünür politika açısından bağımsızlık referandumuna karşı çıkmasının anlaşılır bir yanı vardır. Gerçek durum farklıdır.

Birinci Körfez Savaşından sonra, Türkiye, Özal Döneminde, Kürdistan Bölgesi yönetimi, KDP ve KYB ile ilişkiler geliştirdi. Onların temsilciliklerinin açılmasına izin verdi. Kürdistan liderleri Mesut Barzani ve Celal Talabani ile üst düzeyde ilişkiler kurdular ve görüşmeler yaptılar.

Daha sonra Türkiye ve Kürdistan Federe Devletinin ilişkileri, inişli çıkışlı ilişkileri oldu. Ama bir dönem sonra, bu ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayalı stratejik aşamaya geldi. Şimdi o aşama devam ediyor. Cumhurbaşkanı ile Kürdistan Başkanı’nın son görüşmesinde Kürt Bayrağının aynı zamanda protokol direğine asılması, bunun için Anayasa referandumunda yüzde 3 ya da dört oy kaybını göze alması, ilişkinin düzeyini anlatmaktadır.

Kürdistan’ın bağımsız olması, İran’ın bölgede ve Irak’ta egemenlik ve nüfuz alanını daraltacaktır. Bunda Türkiye’nin de çıkarları vardır. Bu aynı zamanda, Şii Egemenliğine karşı da bir set olma özelliği taşıyacaktır.

 AK Partili Kürt milletvekilleri de, Kürdistan Bağımsızlık Referandumuna saygı duyulmasını savunuyorlar. Bu konuda en somut açıklama Diyarbakır Milletvekili ve Piran Şeyhlerinden olan Galip Ensarioğlu’ndan geldi.

Açıklaması kısaca şöyle: “Erbil ile Bağdat arasında yaşanan sorunların sonucu olarak bağımsızlık hakkı ortaya çıktı. Kürdistan’da yaşayan halk buna karar verir. Herkese de düşen buna saygı göstermektir. Irak Kürdistan bölgesinin bağımsızlığı Türkiye ile ilişkilere zarar vermeyecektir. Çünkü Kürdistan bölgesinin Türkiye ile iyi ilişkileri var. Bu dostane ilişkilerin daha da geliştirilerek devam etmesi gerekir. Orta Doğu’da yaşadığımız bu süreçte gördük ki Türkiye’nin Orta Doğu’da en samimi müttefiki Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’dir.” (www.kurdistan24.net)

AK Partiye yakın olan birçok gazeteci ve yazar da, Türkiye Hükümetinin Kürdistan Referandumuna karşı çıkmasını, devlet çıkarlarına ve ekonomik çıkarlara aykırı görmektedirler.

Bunun yanında, iktidar dışındaki ırkçı, şoven sağcı/solcu partiler (Vatan Partisi, MHP, CHP), Kürt karşıtı ve düşmanı güçler, bağımsızlık referandumundan dolayı Kürdistan Federe Devletiyle siyasi ilişkilerin kesilmesini, ekonomik ambargo uygulanmasını önermektedirler. Ama bunların politik karar oluşturmada, söz ve ağırlık sahibi olmamaları bir olumluluktur.

İRAN’IN POLİTİKASI: İran, Küredistran denilen bir sömürgeye sahip. 1946 yılında da Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’ni kanlı bir şekilde yıkan ve liderlerini idam eden devlet. O dönemde, Kürdistan’ın Gümeyindeki Kürtler ve özellikle Kürt lideri  Mustafa Barzani’nin önemli rolünden dolayı, İran hep Güneyli Kürtlere karşı kuşkuludur. İran, Kürdistan’ın bağımsız devlet olması halinde, kendi sömürgesi olan Kürdistan’ı kaybetme, Kürdistan Devleti’nin kendi egemenliği altındaki Kürdistan’a model, Kürt halkının devletleşmesini teşvik edeceğini düşünmektedir.

Bu nedenle, Kürdistan’da bağımsızlık referandumu kararının alınmaması için, birçok kirli plânlara başvurdu. Kürdistan partilerini destekleyerek ve yedeğine alarak, onların Kürdistan bağımsızlık referandum kararının alınmaması için çalışma yapmasını sağladı.

Gelinen aşamada da, Kürdistan bağımsızlık kararının hayata geçmemesi için karşı ataklar yapmakta ve politikalar tayin etmektedir. İran’ın, halen GORAN, PKK, Kürdistan İslam Örgütü üzerindeki etkisi değerlendirme dışı tutulmaz.

İran bununla birlikte, 2. Körfez Savaşından sonra, Irak üzerinde nüfuz ve egemenlik sahibi oldu. Irak’ı doğrudan yönetir hale geldi. Kendi özel militer güçlerini Irak’ta konumlandırdı. Böylece Şiilik dünyasını ve imparatorluğunu genişletti. Kürdistan’ın bağımsız devlet olması halinde, bu egemenlik ve nüfuz alanının daralacağını görmekte. Bunun için de Kürdistan’daki bağımsızlık kararına karşı durmaktadır.

Sonuç olarak denilebilir ki, Kürdistan Bağımsızlık Referandumunun hayata geçirilmesi, meşru, demokratik bir taleptir.

Uluslararası hukuka ve ilgili antlaşmalara uygundur.

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme ve devlet kurma hakkının bir sonucudur.

Ortadoğu’da Sykes-Picot ile kurulan düzeni yıkmaktadır.

Bu talebe karşı çıkmak, uluslararası hukuku ve ilgili antlaşmaları ihlal etmek anlamına gelir.

 (ibrahimguclu21@gmail.com)

Amed, 18 Haziran 2017

 

 

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*