Kerkük, değişik süreçlerde hüküm süren Erdelan (hicrî 617-1284) ve Baban (hicrî 1106-1267) emirliklerinin bir parçası iken, daha sonra Osmanlılar döneminde miladi 1879 yılına kadar Şehrezûr eyaletinin merkezi olmuştur.[1] Kerküklü meşhur şair Şeyh Rıza Talebanî[2] (m. 1835-1910) Kürtçe, Farsça ve Türkçe yazdığı şiir ve kasidelerinde Kerkük’ün Baban Emirliği ile olan ilişkisine ve ardından Şehrezûr eyaleti için merkez oluşuna işaret etmiştir. Şair Kürtçe yazdığı uzun bir kaside- sinde merkezi Süleymaniye olan ve ne Acemlere ne de Osmanlılara boyun eğen Baban Emirliği günlerini yad etmektedir.[3]  Ömrünün üçüncü on yılında Asitane’yi ziyaret etmek isteyen şair, Birîfkan köyüne uğrayarak burada Şeyh Nurettin el-Birîfkanî’nin mezarını ziyaret etmiş ve mezarının başında Farsça bir kaside nazmetmiştir. Bu kasidesinde Kürdistan’ın büyük tasavvuf şeyhlerinden biri olan Şeyh Birifkanî’yi[4] methetmiştir. Kerkük’ten gelen şair, Rum Diyarı’na yolculuğa çıktığını ve Şehrezûr yolu üzerinde Şeyh Nurettin’in[5]  mezarını ziyaret etmek istediğini belirtmektedir. Şairin Rum Diyarı’ndan maksadı Türkiye’dir. Zira Kürtler Türkiye’ye bu ismi de verirler.

Osmanlı Devleti’nin miladî 1879 yılında Şehrezûr eyaletinin merkezini Kerkük’ten Musul’a nakletmesi üzerine şair Türkçe yazdığı bir beytinde üzüntüsünü dile getirmiş, halkı bu değişikliğe karşı uyarmış ve daha önce Kerkük’te iken tanıştığı anlaşılan yeni Musul valisinin ismini de kaydetmiştir. Şair kasidesinde Musul’un vilayet merkezi yapıldığını, Nafi Efendi’nin oraya vali olduğunu, böylece halka yazık edildiğini ve halkın artık başına küller saçması gerektiğini söylemektedir.[6]

Şairin bir asırdan fazla bir zaman önce Kerkük’ün geçirdiği aşamalara ilişkin kaydettiği bu şiirsel şehadetin yanı sıra, ünlü bir Osmanlı gezgini de Türkçe yazdığı “Kamûsu’l-Alâm” adlı ansiklopedide bu şehirle ilgili gördüklerini kaydetmiştir. Bu gezgin büyük alim Şemsettin Samî olup, ansiklopedisinde Kerkük ile ilgili şunları söylemektedir: “Kerkük, Kürdistan’a bağlı Musul vilayeti içinde yer almaktadır. Güneydoğu sınırı itibariyle Musul’a 160 km. uzaklıktadır. Şehrezûr Sancağı’nın eyalet merkezidir. Nüfusu 30.000 kişidir. Bu şehirde 1 kale, 36 cami ve mescit, 7 medrese, 15 teke ve dergâh, 12 han, 1282 dükkan ve 8 hamam bulunmaktadır.[7] Yazar Kerkük’ün demografik yapısıyla ilgili de şunları yazmıştır: “Nüfusun dörtte üçü Kürtlerden, geriye kalanı da Türk, Arap ve diğer milletlerden oluşmaktadır. Şehirde 760 Yahudî ve 460 Keldanî vardır”.

Osmanlı yönetiminin Osmanlı sultanlarının güvenini kazanan bazı Türk aileleri ile IV. Murat’ın hicrî 1048 yılındaki başarılı harekâtından sonra Irak’ın Safevîlerden geri alınmasının ardından buraya yerleşen bazı Türk ailelerinin nüfuzlarını ve merkezî güçlerini takviye etme yönündeki destek ve çabalarına rağmen Kerkük şehri Kürt kimliğini muhafaza etmiştir.[8] Osmanlı yönetimi Türk asıllı bu ailelerin reislerini iadî görevlere getirmiş ve onlara yüksek rütbeler vermiştir.[9] Bu aileler uzun bir süre Osmanlı yönetim ve kültürünün orada etkili olmasında önemli roller üstlenmiştir.[10]

İslam Ansiklopedisi, Kerkük mıntıkasının Osmanlı yönetiminin son zamanlarındaki idarî yapısıyla ilgili şunları kaydetmektedir: “Kerkük, XIX. yüzyılda şu yeni sancaklardan oluşan Şehrezûr Eyaleti’nin bir merkeziydi: Kerkük, Erbil, Süleymaniye. Sonra Kerkük Sancağı Şehrezûr Eyaletine dahil edilirken, Süleymaniye bunun dışında tutuldu. Miladî 1879 yılında Musul vilayeti teşekkül ettiğinde, Kerkük bu sırada önemli bir askerî şehir olarak kaldı.[11] Ansiklopedi konunun devamında Musul vilayetinin Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından meydana geldiğini, daha sonra Erbil Sancağı’nı oluşturmak üzere Küçük Zap’ın güneyinde yer alan üç “kaza”nın miladî 1918 yılında Kerkük’ten alındığını yazmaktadır.[12] I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesine ve savaşın ardından İngiliz kuvvetlerinin buraları işgal etmesine kadar bu sancaklar Musul’a bağlı kalmaya devam etmişlerdir. İngiliz kuvvetleri 17 Mart 1918 yılında General Marshall komutasında Kerkük’ü işgal etmişlerdir. Anılan ayın 27’sinde şehirden çıkan bu general, şehri ikinci kez işgal etmek için İngilizlerle Osmanlı Devleti arasında Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı aynı yılın Ekim ayında şehre tekrar girmiştir.[13]

Öyle anlaşılıyor ki, bazı İngiliz danışmanların desteğiyle Şeyh Mahmut el-Hafîd tarafından bir Kürt İdaresi’nin kurulduğu Süleymaniye mıntıkasının dışında Musul vilayetinin öteki mıntıkaları bazı İngiliz siyasî komiserlerin denetiminde doğrudan doğruya İngiliz işgal güçlerinin boyunduruğuna girmişlerdir. İngilizler Musul’a yönelik işgallerinin bu sürecinde Kerkük’te çok önemli petrol yataklarını keşfedince bölgeyle ilgili önceki siyasetlerini yeniden gözden geçirmiş; böylece kendileriyle Fransa arasında miladi 1916 yılında imzalanan gizli Sykes Picot Anlaşması gereği bu bölge onların payına düşmemesine rağmen yine de burada kalmak için çabalamışlardır. Bu bağlamda Fransa nezdinde yaptıkları çalışmalar sonucunda bu ülkeyi Musul hakkından feragat etmeye ve 24 Nisan 1916 yılında yapılan San Rimo Antlaşması’nı imzalamaya ikna etmişlerdir. Fransa bu antlaşma gereği bu hakkından feragat etmiştir. Ancak Fransızlar bu feragatı, petrol araştırmak ve bulunan petrolü Bağdat ve Musul vilayetlerinde işletmek maksadıyla daha önce Osmanlılarla Almanya’nın birlikte kurdukları Türk Petrol Şirketi TPC’den kendilerine belirli bir payın verilmesi karşılığında kabul etmişlerdir.[14] Böylece Kerkük ve çevresinde keşfedilen petrol Musul vilayetinin İngilizler’in 1921 yılında Bağdat ve Basra’dan oluşturarak kurdukları ve başına Şerîf Hüseyin’in oğlu Melik Faysal’ı getirdikleri Irak devletine bağlanmasının esas nedeni oldu.[15] Kendisine bağlı önemli bir birimin de Kerkük olduğu Musul vilayetinin Irak’a bağlanması, bu vilayetin sınırlarını belirlemek amacıyla Milletlerler Cemiyeti Meclisi’nden Aralık 1925 yılında çıkan karardan sonra tamamlanmıştır. Bu karar, Uluslararası Sınır Komisyonu’nun aynı yılın Şubat ayında bu vilayete yaptığı ziyaretin ardından Cemiyet Meclisi’ne sunduğu rapordan sonra uygulanmıştır.[16] İngiltere yönetimi ön ayak olduğu keşif ve araştırmalarla Uluslararası Komisyon’un Musul’u ziyaret etmesi için uygun koşulları hazırlamıştı. Bu bağlamda Kral I. Faysal’ın, Süleymaniye hariç, Musul çevresine yapacağı bir gezi programı düzenlemiştir. Amaç Musul’un 1921 ortalarında kurulmuş olan yeni Irak devletine katılması için insanları teşvik etmekti. İngiltere yönetimi kralın buraya yaptığı ziyareti uygun bir fırsata dönüştürerek resmî dairelerin gönderlerine Irak bayrağını çekmiş ve bunu Milletler Topluluğu’nun bu yönde bir determinasyon kararı almadan önce yapmıştır.[17] Başta rahmetli Abdurrahman el-Bezzâz olmak üzere birçok Iraklı araştırmacı, İngiltere’nin bu çabalarının durumu Irak’ın lehine çevirdiğini ve Musul’u onun bir parçası haline getirdiğini vurguluyorlar. Burada şunu söylemek gerekir ki, İngiltere’yi Musul’u Irak’ın bir parçası yapmaya iten şey onun ekonomik ve stratejik çıkarları olmuştur. Zira Irak’ta mandater devlet olan İngiltere, Kerkük petrolünü önce Orta Akdeniz’in doğu kıyılarındaki limanlara, oradan da dolumu yapılarak Avrupa ve Batıya gönderme plânları yapıyordu. Çünkü o zamanlar Kerkük’ten Suriye ve Lübnan limanlarına uzanacak boru hattını Irak topraklarında inşa etmedikçe Kerkük petrolünü anılan limanlara göndermek mümkün değildi. Örneğin İngiltere’nin bu petrolü Türkiye topraklarından geçirme imkanı yoktu. Zira Musul üzerinde hak iddia eden ve burayı kendi topraklarının bir parçası sayan Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkiler bu yüzden bozulmuştu. Daha sonra 80’li yılların ortalarında Kerkük petrolünün Türk Ceyhan limanına bağlanması tamamlanmıştır. Bu petrolün oraya nakli ve dolumu yapılarak dünyanın öteki yerlerine nakledilmesi için yeni bir boru hattı yapılmıştır.[18]

Musul vilayetinin yeni Irak devletine bağlanması uluslararası bir kararla tamamlanmasına rağmen, bu, iki taraf olarak Ingiltere ve Irak’ın; “Kürtlerin kendi şehirlerini yönetecek idarecilerin Kürt asıllı olması ve değişik alanlarda hizmet veren müesseselerde Kürtçenin resmi dil oluşu gibi isteklerini yerine getirme şartına bağlanmıştı”.[19] Fakat sonradan kurulan Irak hükümetleri uluslararasınca kendilerine yüklenen bu görevleri yerine getirmediler ve bizzat Kerkük’te bu şartları tersine çevirme siyasetini uyguladılar. Zira özellikle Kerkük’ün hem Irak hem de Ingiltere için yaşamsal önem taşıyan ekonomik ve stratejik konumunu idrak ettikten sonra uzun bir süre Kürtlerin Kerkük’ün kaderi ile ilgili hiçbir rol oynamamaları için çabalayıp durdular.[20] Kerkük’ün işgalinden sonra bu çabalar daha da belirgin bir hal aldı. Zira hem işgalci Ingiltere yönetimi hem de art arda gelen Irak hükümetleri Kerkük’te eğitim dilinin Türkçe olması yönünde karar aldılar. Öte yandan Türkmenlere şehirdeki ve sancaktaki nüfus oranlarına göre hakket-medikleri roller verdiler. Bu, geçmişte Osmanlıların uyguladıkları siyasetin aynısıydı. Değişik Irak hükümetleri ile İngilizlerin idare ettikleri ve kendisine merkez olarak Kerkük’ü seçtikleri Irak Petrol Şirketi arasında anlaşmalar yapıldı. Anlaşmaların hedefi, şirketin Kerkük içinde ve çevresindeki tesislerinde çalıştırılmak üzere Irak’ın öteki illerinden insanlar getirmekti. İşte bundan dolayı, “Kerkük sancağında binlerce işçi, esnaf ve sanatkar toplandı. Onları değişik meslek gruplarından, küçük tüccarlardan ve ekmek peşinde koşanlardan başka binlerce kişi takip etti”.[21] Bu korkunç sayıdaki işçi, sanatkar ve diğer gruptaki insanları şirketin müesseselerinde çalıştırmanın ve öteki sancaklardan buraya yapılan göçlerin ardından şirketin müesseselerine yakın yerleşim alanlarında Araplara, Ermenilere ve Asûrilere ait bir nevi müstakil mahalleler türedi.[22] Bazı araştırmacılar Kerkük’te 1947-1957 yılları arasında öncesine oranla beş kat nüfus artışının meydana geldiğini söylüyorlar. 1947-1957 yılları arasında Kerkük’e göç edenlerin sayısı 39.000 kişiyi bulmuştur.[23] Şu hususa işaret etmek gerekir ki, Şirketin müesseselerinde istihdam edilen Kürt işçi ve çalışanları oranı diğer halklardan sonra gelir ve bu oran onların hem şehirde hem de sancaktaki nüfusları ile

uyumlu değildir.[24] Bu durum, Petrol Şirketi’nin 50’li yılların başında çalışanları için Arrapha veya Yeni Kerkük adıyla yüzlerce evden oluşan bir bölgeyi iskana açmasından sonra  net olarak ortaya çıkmıştır. Buralarda oturan işçilerin çoğu  Asurî, Ermenî ve Türkmenlerden oluşuyordu.  Bu durum, Kürtlere başından beri nasıl aldatıldıklarını hissettirdi. Kerkük’teki petrol yatakları üretimi öteki illerden çok sayıda insanın gelip Kerkük’te kümelenmesine yol açmıştır. Krallık dönemi boyunca Irak hükümeti hep aynı siyaseti uygulamışlardır: Kürt olmayan insanların Kerkük’e gelip yerleşmelerini teşvik etmek ve Kürt bölgelerinde ilköğretim kademesinde eğitimin Kürt dili ile yapılmasını yasaklamak.[25] Bunlar Kürdistan’ın öteki şehirlerinde ara sıra göz yumdukları Nevrûz kutlamalarını Kerkük Kürtleri için yasaklamışlardı. Bununla birlikte, bu hükümetlerin Kürtleri Kerkük’ten kovma siyasetine başvurmadıklarına ve kıtlık-kuraklık yıllarında Sancağa bağlı öteki Kürt köylerinden Kerkük’e göç etmek isteyen çiftçilere engel olmadıklarına işaret etmek gerekir. Ancak Yasîn el-Haşimî’ye bağlı bakanlık 30’lu yılların ortalarından itibaren bazı göçebe Arap kabilelerini Sancağın güneybatısındaki Hûyce Ovası’na yerleştirmeyi plânlamış, bu doğrultuda Küçük Zap Nehri’nin suyunu adı geçen ovaya çekmek için hazır projeler geliştirmiştir.[26] Temmuz 1958 Devrimini Kürdistan’da ve bizzat Kerkük’te sevinçle karşılayan ve kendilerine yönelik uygulanan ayırımcı politikaya bir sınır getirecek ümidiyle bu devrime var güçleriyle destek veren Kürtler, devrimin liderlerinden Kerkük Kürt mıntıkasında ilköğretim merhalesinde Kürtçe eğitime izin vermelerini talep ettiler.[27] Fakat dar görüşlü siyasetleriyle tanınan askerî ve sivil yetkililerin Kerkük’teki hassas makamlara getirilmesi, oradaki Kürtlerin lehinde herhangi bir durum değişikliğini engelledi. Emniyet güçleri de krallık döneminde takibata alınan siyasî unsurları izlemeye devam ettiler. Başta Kerkük II. Tümen Komutanı General Nazım Tabakçalı olmak üzere işbaşına getirilen yeni yetkililer Kerkük’te Kürtler ile Türkmenler ve Araplar arasında denge kurmak bahanesiyle Türkmenleri kayıran icraatlarda bulundular.[28] Yine Tabakçalı Bağdat Savunma Bakanlığı’na gönderdiği gizli resmî yazılarda Kürtleri problem çıkarmakla itham ediyor, onların Kerkük’te bir Kürdistan Cumhuriyetini ve Kürdistan Bölgesi Delegas- yonunu kurmaya çalıştıklarını iddia ediyordu.[29] Tabakçalı Kürt aydınlarının Kerkük’te Kürtçe eğitime nezaret edecek bir müdürlüğün kurulması yönündeki taleplerini onların Kürdistan Cumhuriyetini kurma çalışmalarının bir kanıtı olarak görüyordu.[30] Aslında bu müdürlük Kerkük’te 1931 yılında “Kürdistan Mıntıkası Eğitim Müfettişliği” adı altında zaten vardı. Merkezi Öğretmenler Birliği ve diğer Iraklı siyasî çevreler Kürtlerin bu taleplerine destek veriyorlardı. Tabakçalı’nın Kerkük’te II. Tümen Komutanı ve bütün kuzey bölgesinin gerçek hakimi iken Kerkük ve bölgedeki kardeş halklar arasında dengeyi koruma noktasında isabetli davranmayıp aralarında ayırımcılık yaptığını söylersek haksızlık etmiş olmayız. Tabakçalı’nın Temmuz Devrimi Konseyi tarafından bu hassas makama getirilmesi hata olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, Temmuz Devrimi yetkilileri de Kürt bölgesine tayin edilecek yüksek dereceli yetkililerin sadece Araplardan seçilmesi hususunda önceki Irak hükümetlerinin yolunda gitmişlerdir. Bunlar Kürt yetkilisi olarak atadıkları bazı Kürtleri ise Irak’ın orta ve kuzeyinde görevlendirmişlerdir. Bundan dolayı Kürt asıllı General Fuad Arif’i Kerkük veya öteki Kürt sancaklarından birine vali ya da II. Tümen komutanı olarak atamak yerine, onu Kerbela Sancağı’na vali yapmışlardır.  General Fuad Arif, devrimin lideri General Abdulkerim Kasım’ın güvenini kazanan ve ona yakın olan biriydi. Aralık 1958 yılında General Abdulkerim Kasım’ın Savunma Bakanlığı’ndaki bürosunda Yarbay Abdusselam Arif tarafından öldürülmesine engel olmuştur.[31] Bize göre General Fuad Arif Kerkük’te olmuş olsaydı Temmuz 1959 yılında Kerkük’te meydana gelen üzücü kanlı olaylara zemin hazırlayan gerginleştirici faaliyetlere engel olacaktı. Gerçekten Kerkük’teki ortam, Tabakçalı’nın buraya geldikten sonra halklardan birini açıkça kayırması, şovenist kışkırtmalarda bulunması ve kardeş halklar arasında ayırımcılık yapmasından dolayı gerginleşmiştir. Bu husus, onun Kerkük’e geldikten kısa bir süre sonra Savunma Bakanlığı’na gönderdiği gizli yazıların içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır.[32]

Tabakçalı’nın Mart 1959 yılındaki emekliliğine ve II. Tümen’in yeni komutanı olarak onun yerine sol eğilimleriyle bilinen General Davud Cenabî’nin tayin edilmesine kadar Kerkük’teki anormal olaylar devam etti. Tabakçalı ve ırkçı-Baasçı çevreler ile işbirliği içinde olan Yarbay Abdulvahhab Şevvaf’a karşı Musul’da düzenlenen başarısız darbe girişiminden sonra Cenabî Kerkük’e tayin edildi. Cenabî’nin Kerkük’te bulunduğu süre içerisinde Kürtler açısından durum normale döndü. Bu bağlamda Kürtler yetkililerin de katıldıkları Nevrûz Bayramı’nı açık bir şekilde kutluyorlardı. Bununla birlikte, Kerkük’teki genel durum, gerginliğini ve anormalliğini koruyordu. Nitekim General Cenabî’nin 1959 yılının Haziran’ı ortalarında emekliye ayrılmasından sonra patlak veren siyasî olaylar bunu doğrulamaktadır. Kerkük emniyet güçleri ve Savunma Bakanlığı’nın yetkili idarî birimleri yeniden Kürt-Türkmen ayırımını körüklemede net ve etkili bir rol oynadılar. Bu da, Kerkük’te durumun yeniden General Tabakçalı günlerine dönmesine zemin hazırladı. Böylece 1959 yılının Temmuz ayında meydana gelip, Kürtlerle Türkmenler arasındaki ilişkilere ket vuran üzücü olaylar için şartlar hazırlanmış oldu.[33]

Şehirdeki anormal durumu ve gerginliği arttıran etkenlerden biri de emniyet güçlerinden yardım alan bazı gizli Türkmen örgütlerinin Kerkük’teki Kürt ileri gelenlerine suikast düzenlemeleri olmuştur.[34] Bu suikastlar şehrin kozmopolit mahallelerindeki onlarca, belki yüzlerce Kürt ailesini yerlerini terk etmeye veya başka şehirlere göç etmeye mecbur etti. Bunun yanında bazı Kürt memurlar idare tarafından Kerkük’ün dışına gönderildiler. Savunma Bakanlığı Temmuz 1959 olaylarından sonra II. Tümen’e bağlı bazı birliklerini Irak’ın orta ve güney kesimlerine nakletti. Bu birlikler içindeki subay ve astsubayların büyük çoğunluğu Kürtlerden oluşuyordu. Bu olaylardan sonra Kerkük’te Kürtlere karşı şiddetli bir terör estirildi. Birçoğu Bağdat’taki askerî mahkemelere sevk edilmek üzere yüzlerce kişi tutuklandı. Bu süreç, Kürtleri Kerkük’ü terk etmeye zorlayan siyasetin başlangıcı sayılır. Bu siyaseti uygulamada emniyet birimleri ile Kürtlere suikastlar düzenleyen ve Kürtlere ait ticarî mekanları ateşe veren gizli Türkmen terör örgütleri işbirliği yaptılar. Üstelik bu örgütler hakkında ciddî bir yasal işlem yapılmadı.

Kürtler 8 Şubat 1963 inkılabından sonra birçok düşmanca uygulamalara maruz kaldılar. Örneğin onlardan birçok kişi ulusal savunma güçleri tarafından tutuklandı, emniyet güçleri de bunlarla işbirliği içinde Kerkük’teki Kürt mahallelerini yıkmaya ve Kürtleri oradan göçe zorlamaya başladılar. Irak ordusunun Haziran 1963 yılında Kürt savaşçısı peşmergelere karşı saldırıya geçmesinden sonra Kürtlere yönelik intikam operasyonları şiddetlendi. Yöneticiler de Kerkük’e veya petrol tesislerine yakın 13 Kürt köyünün tümünü yıktılar ve Kerkük yakınlarındaki Dûbiz nahiyesinde yer alan 33 köydeki Kürt çiftçileri buralardan sürdüler.[35] Ondan sonra rejim tamamen Kürtleri bu şehirden sürmeyi hedefleyen bir dizi icraatta bulundu ki, bunlardan bazıları şunlardır:

1) Resmî ve yarı resmî devlet dairelerinde çalışan çok sayıda memurun başka yerlere nakledilerek yerlerine öteki illerden getirilen Arapların tayin edilmesi. Bu uygulama, Irak’ın orta ve güney kesimlerine nakledilen öğretmenleri de kapsamıştır.

2) Petrol tesislerinde çalışan çok sayıda Kürt işçiyi başka yerlere naklederek veya izne ayırarak onların yerine Arapların tayin edilmesi. Kaldı ki bu Arapların çoğu aşiret mensubu oldukları için bu işleri yapabilecek yetenekte de değillerdi.

3) Kerkük veya petrol tesisleri yakınlarındaki tepeler üzerinde askerî birimlerin kurulması ve buraların yaklaşılması yasak “güvenlik bölgesi” sayılarak mayınlanması.

4) Kürtlerin çıkarıldığı köylere getirilip yerleştirilmeleri tamamlanan Arap aşiretlerinin silahlandırılması ve hem bu aşiretlerden hem de Huveyce kazasında ikamet eden öteki Arap aşiretlerinden düzenli birlikler oluşturulması. Amaç, askerlerin sancaktaki Kürt köylerine yapacakları baskınlarda bu birliklerin kendilerine yardımcı olmasıydı.

5) Kerkük dahilindeki okul, cadde ve hatta ticarî mekanların Kürtçe isimlerinin kaldırılması ve yerine bölgenin hiçbir tarihî yönünü çağrıştırmayan Arapça isimlerin kullanılması.

Baasçıların kuşatma altına alınıp kendilerine karşı yapılan Ekim 1963 inkılabından sonra rejimin başına geçen Abdusselam ve Abdurrahman Arif kardeşler de aynı politikayı -ancak biraz daha hafifleştirerek- sürdürmüşlerdir.

Fakat Kerkük’ün demografik yapısını değiştirme politikası Baas Partisinin Temmuz 1968 inkılabıyla tekrar işbaşına gelmesinden sonra başka bir boyut kazandı. Yeni rejim, esas hedefi Kerkük’ün demografik yapısını kökten değiştirmek olan siyasî planlar yaptı ve bu planları devletin değişmez bir programı olarak bütün emniyet birimlerince uygulanmasını emretti. Rejim yetkilileri bu siyaseti uygulamak için, Kürtlerin Irak servetinin kaynağı olan Kerkük petrollerine hakim olmak istedikleri fikrini yayarak Arap vatandaşların bu konudaki korku ve endişelerini bir kat daha arttırdılar.[36] Rejimin özellikle 1975 yılının ortalarından itibaren Kerkük’ü Araplaştırmak maksadıyla giriştiği uygulamalardan şunlara işaret etmek istiyoruz:

1) Devletin muhtelif daire ve tesislerinde çalışan küçük dereceli Kürt memur ve işçilerden geride kalanları da Kerkük’ün dışına çıkarmak ve onların yerini Araplarla doldurmak. İster memur olsun ister işçi, Kerkük’ten ayrılan Kürdün emekliye ayrılsa veya herhangi bir nedenle işten ayrılsa bile bu şehre dönmesine izin vermemek.[37]

2) Kürt mahallelerin isimlerini kaldırıp bu isimler yerine bölgenin tarihî özelliklerinden uzak Arapça isimler kullanmak. Arapça olmayan isimler taşıyan okul ve ticari mekanların isimlerini de bu şekilde değiştirmek.

3) Kürt mahallelerinde geniş caddeler açarak buralardaki evleri çok cüzi fiyatlarla istimlak etmek ve göçe zorlanan bu insanların Kerkük içinde başka ev veya mülk almalarına izin vermemek.

4) Ne şekilde olursa olsun, Kürtlerin hiçbir ev veya mülk satın almalarına ve satmak istedikleri ev veya mülklerini Araplardan başkasına satmalarına izin vermemek.

5) Evleri acil onarıma ihtiyaç duysa bile Belediye Idaresi’nin Kürtlere yapı veya onarım ruhsatı vermemesi.

6) Vilayet Merkezi’ni eski binasından şehrin Kerkük-Bağdat yolu üzerinde Araplaştırılmış bölgeye taşınması. Diğer resmî dairelerin, meslek odaları ve birliklerin çoğunun da aynı yere nakledilmesi.

7) Binlerce Arap ailesinin yerleştirildiği Kerkük’ün bu yeni mıntıkasında, özellikle Kerkük-Havîce yolu yakınlarında, çok sayıda resmî yapılaşmaya gitmek ve çalıştırmak için Irak’ın orta ve güney kesimlerinden getirttikleri işçiler için burada kalıcı konutlar yapmak.

8) Irak’ın orta ve güney kesimlerinden getirilen on binlerce Arabın Kerkük’ün içine yerleştirilmesi. Bunlar gruplar halinde peş peşe getirilmiş ve kendilerine her türlü konut ve iş imkanları sağlanmıştır.

9) Kürtlerin Kerkük’ü terk etmelerinin teşvik edilmesi. Bu bağlamda yönetimin Kerkük’ü terk edecek olan Kürt ailelere güvenlik garantisi vermeye hazır olduğunu, muhtariyet bölgesinde veya Tikrit ve Bağdat dışında Irak’ın orta ve güney kesimlerinde yerleşecek olanlar için konut temin edeceğini bildirmesi.

Biz burada, rejimin son yıllarda Kerkük şehir merkezinde kurduğu yeni mahallelerin isimlerine işaret etmekle yetineceğiz. Daha fazla Arap aileyi Kerkük ve çevresine yerleştirmek için yeni mahalleler oluşturma çalışmalarının devam ettiğini de biliyoruz. 70’li yılların başından itibaren Kerkük’te inşa edilen yeni mahalleler şunlardır:

-Kerkük-Süleymaniye anayolu yakınlarında kurulmuş olan Kerame mahallesi.[38]

-Kerkük’ün kuzeyinde II. Tümen’in depolarına yakın Kerkük-Yarolî yolu üzerinde kurulmuş olan Musenna mahallesi.

-Kerame mahallesine yakın kurulan Hayyu Şuhedâi Kadisiyyeti Saddam (Saddam Kadisiyesi Şehitleri Mahallesi).

-Şehrin kuzeyinde Kerkük ile Erbil arasındaki yol üzerinde kurulan Endelus mahallesi.

-Baas mahallesi, Vasitî mahallesi, Sukek mahallesi, Garnata mahallesi, Haccac mahallesi, Arûbe mahallesi, Şurta mahallesi, Kuteybe mahallesi, Emniyet mahallesi, Vahdet mahallesi ve Hürriyet mahallesi.

Yine rejim, petrol şirketlerinde çalıştırmak için getirdiği Arap işçiler için kurulan Arefe mahallesine bin kadar yeni mesken ilave etmiştir. Aynı şekilde dışarıdan getirip Kerkük ile adı sonradan “ed-Dibis” olarak değiştirilen Dûbiz arasındaki  kükürt arıtma fabrikasında ve petrol arıtma tesislerinde çalıştırdığı işçiler için de yüzlerce konut yapmıştır. Kerkük çevresini büyük askerî garnizonlara dönüştüren rejim, özellikle Halid Karargahı ile askerî kışlalara ve Beşinci Ordu’ya yakın yerlerde yüzlerce konutu subaylar için, bir o kadar da astsubaylar için inşa etmiştir.[39] Bu arada Irak rejiminin tarihî Kerkük Kalesi’ne yönelik yıkımlarına da işaret etmek gerekir. Zira oradaki bütün evleri, tarihî yapıları, eski cami ve kiliseleri yerle bir ettikten sonra burayı adeta bir savaş kalesi haline getirmiştir.

Irak rejiminin 1963 yılından itibaren Kürtlere karşı uygulamaya başlayıp 70’li yıllardan itibaren şiddetlendirdiği bu ırkçı siyaseti, 80’li yıllardan itibaren Türkmenlere karşı uygulamış; Asurî ve Ermenileri ise bir kalemde Arap saymıştır. Fakat binlerce Arap aileyi Kerkük’e yerleştiren bu rejim, 1957 yılında yapılan resmî sayıma dayanan nüfus kayıt defterlerinde tahrifat ve sahtecilik yapmış; bu Arap aile fertlerinin isimlerini sanki bu sayım tarihinden önce kaydedilmişler gibi belgelere ilave etmiştir. Bu hedefe ulaşmak için rejim yetkilileri Kerkük Nüfus Müdürlüğü’nde görevli Arap olmayan bütün memurları oradan almış, yerlerine Irak’ın muhtelif yerlerinden getirilen Basçıları tayin etmişlerdir. Bundan dolayı, devletin gayr-i meşrû bazı siyasî hedefler uğruna resmen sahtecilik yaptığını söylemek mümkündür. Yine bu bağlamda Irak rejimi Kerkük’ün kendi tarihî ismini kaldırmış; bu şehre Haziran 1972 yılında Irak’ta çalışan petrol şirketlerinin millileştirilmesinden sonra Te’mîm (Millileştirme) adını vermiştir. Kerkük’teki Kürtleri azınlık duruma düşürmek için bu şehrin dört ilçesini komşu illere bağlamıştır. Bu çerçevede 1976 yılında Duzhurmatu ilçesini yeni adı Tikrit olan ve bu ilçeye uzak bulunan Selahattin iline bağlanmıştır. Oysa Hawîce ilçesi bu ile daha yakın olmasına rağmen, sırf sakinleri Arap olduğu için buraya bağlanmamıştır. Çemçemal ve Kelar ilçeleri Süleymaniye’ye, Kıfrî ilçesi de Diyala iline bağlanmıştır. Rejim ayrıca Dûbiz ilçesini nahiye, Dakûk nahiyesini de ilçe yapmış ve bu ilçeye bağlı olarak er-Reşâd adıyla yeni bir nahiye kurmuştur. Bahsedilen hedefe, yani adı Te’mîm olarak değiştirilen Kerkük’teki bütün idarî birimlerde Kürtleri azınlık duruma düşürme hedefine ulaşmak için Irak rejimi bu şehre bağlı bütün ilçe ve nahiyelerdeki idarî alanlarda değişiklikler yapmıştır.

Araplaştırmak istediği Kerkük ve çevresinde köklü iskan ve demografik değişiklikler yapan Irak rejimi, kendilerine has güvenlik nedenlerinden dolayı Arapları yerleştiremedikleri kırsal bölgelerin alt yapısını tahrip etmiştir.[40] Bu çerçevede şehrin doğusunda ve kuzeyinde yer alan mıntıkalardaki bütün Kürt köylerini yıkmış, sakinlerini buralardan göç etmeye ve kendileri için yapılan toplu yerleşim alanlarında emniyet güçlerinin kontrolü altında ikamet etmeye zorlamıştır. Irak rejiminin 1987-1988 yılları arasında yürüttüğü vahşî Enfal operasyonlarının sivil Kürt kurbanları 180.000’i aşmıştır. Bunun yarısından fazlası Kerkük’ün payına düşmüştür. Zira devletler arası sınırlardan nispeten daha uzak olan bölgelerde yaşayan köylülerin bu devletlerin sınırlarına ulaşma imkanları yoktu. Bundan dolayı askerî güçlere ve emniyet kuvvetlerine teslim olmak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu güçler de sıcak çöllerde diri diri gömülmek üzere bu insanları Irak’ın Suudi sınırına yakın güney kesimine göndermişlerdir.[41]

Kerkük ve çevresini Araplaştırmak isteyen Irak rejimi, şiddet ve vahşet açısından uluslararası terör örgütlerinin eylemlerinden daha beter sonuçlar veren bu korkunç siyasetini hem bölgesel hem de uluslararası çevrelerin sustukları ve umursamadıkları bir ortamda uygulamıştır. Böylece Kerkük 80’li yılların başlarından itibaren Arapların buraya dalgalar halinde gelerek bütün merkezî güç birimlerine, güvenlik mekanizmalarına ve istihbarat teşkilatına hakim olmalarından dolayı doğal çehresini yitirmiştir. Araplar bunun yanında iktisadî alanlara, muhtelif meslek örgüt ve birimlerine hakim olmuş, bölgenin ekili alanlarının çoğunu kontrolleri altına almışlardır. Böylece kişi gözlemlediği manzara karşısında rahatlıkla şu değerlendirmede bulunabilmektedir: Bu şehir ve bölge ile hiçbir irtibatı olmayan bir yığın insan dışarıdan gelip buraların amiri olmuşlardır. Şehrin asıl sahibi olanlar ise yabancı duruma düşmüş ve yeni yerleşen bu insanların baskı ve hakaretlerine maruz kalmışlardır.[42]

Irak rejimi, İkinci Körfez Savaşı’ndan sonraki yenilgisinden ve ayaklanmanın hem kuzeyde hem de Orta Fırat’ta yayılmasından sonra katliamcı eylemlerini doruğa çıkarmıştır. Dönemin savunma bakanı ve Kuzey Kıtası Müfettişi olan Ali Hasan el-Mecîd, şehirde bir hareketlenme olacak korkusuyla burada oturanlara karşı birçok acımasız eylemde bulunmuştur. Bu çerçevede, başlangıçta içlerinde izinli askerlerin de bulunduğu Kerkük Kürtlerinden otuz binden fazla kişinin tutuklanmasını emretmiştir. Tutuklanan bu insanlardan bir kısmı dar ve sağlıksız ortamlarda tutuldukları, mübarek Ramazan ayı olduğu için bunların çoğunun oruçlu oldukları bilindiği halde kendilerine su ve yiyecek verilmediği için ölmüşlerdir. Mecîd aynı süreç içerisinde Şorîca semtinde bir Kürt mahallesi ile Gavurbağı mıntıkasına yakın Kürt ve Türkmenlerin birlikte oturdukları Elmas mahallesini yıkma emrini vermiştir. 1991 yılında Mart ayının ilk iki haftası içerisinde mıntıkanın büyük bir kısmının kurtarılmasından sonra rejimin sembol isimlerinin bile korku ve endişeleri artmıştı. Bundan dolayı Kerkük’ü kuzeyden ve güneyden kuşatarak ilerleyen Kürt savaşçılarının saldırısına uğramaktan korktukları için çok geniş askerî tedbirler almışlardı.

Şehrin caddelerinde meydana gelip birkaç gün devam eden ve Kürt mahallelerindeki aşamada roketlerin, topların ve helikopterlerin kullanıldığı şiddetli çatışmalardan sonra rejim askerleri gerileyip şehirden çekilmek zorunda kaldılar. Nevrûz gününün akşamı şehrin kurtarılması tamamlandı. Ancak bu kurtarma onlarca peşmergenin ve bir o kadar da şehir sakinlerinin canına mal oldu. Öldürülenler arasında emniyet ve istihbarat binaları ile Baas Partisi’nin karargahlarını yıkma esnasında savaşçılara yardım eden bazı kadınlar da vardı.[43]

Tikrit ve Bağdat bölgeleri için bir koruma duvarı olan Kerkük’ü çok önemseyen Irak rejimi, bundan dolayı buradaki askerî yığılmayı kat kat arttırmış ve rejimin koruyucu paralı askerleri haline gelen İran’a muhalif Halkın Mücahitleri ile tam bir güvenlik işbirliği içerisine girmiştir. Bu örgütün birçok müfrezesi Kürt savaşçılara özgü giysiler içerisinde eylem yapmışlardır. Kerkük, 27 Mart 1991’den başlayarak üç gün boyunca her türlü ağır silahlara maruz kalmış; bu da şehirde oturanları bütün mal ve mülklerini geride bırakıp kaçmak zorunda bırakmıştır. Bunların geride bıraktıkları mallar, daha önce peşmergeler gelirken kaçan ancak ordunun desteğiyle tekrar dönen Özel Kuvvet birlikleri tarafından yağmalanmış ve çalınmıştır. Kerkük’ü terk eden Kürt ve Türkmenlerin çoğu, özel birliklerin baskı ve zulmünden korktukları için evlerine dönemez oldular. Mart 1991 ayaklanmasının başarısızlıkla sonuçlanması, başta bu ayaklanmaya katılan gençler olmak üzere Kerküklüleri burayı terk etmeye mecbur eden başka bir neden olmuştur.

Kerküklüler, emniyet güçleri ve Basçı örgütlerin 1991 yılı Nisan ayı başlarında şehre dönmelerinden sonra Kürt mahallelerinde birçok evin yıkılmasına ve ayaklanmaya katıldıkları gerekçesiyle birçok gencin tutuklanmasına yol açan büyük bir saldırıya maruz kaldılar. Bu saldırı, şehirde kalanları Kürdistan’ın öteki mıntıkalarına kaçmak zorunda bıraktı. Irak rejimi, Kerküklülerin kendi evlerine dönmelerine izin verilmesi çerçevesinde 1991’in ortalarında Kürt Cephesi yetkilileri ile vardığı mutabakata uymadı. Bu da gün geçtikçe şiddetlenen göç dalgasını da beraberinde getiren yeni bir saldırının başlamasına neden oldu. Kürt örgütleri, insan haklarıyla ilgilenen uluslararası örgütler ve Kerküklü göçmenlerin haklarını korumak için Kürdistan’ın içinde ve dışında kurulan cemiyetlerin yayınladıkları istatistiklerden anlaşılıyor ki, kendisiyle yapılan görüşmelerin çıkmaza girdiği Irak rejimi, Eylül 1991’de idarî mekanizmasını Erbil, Süleymaniye ve Duhok’tan çektikten sonra göç olayı artmaya başlamıştır. 1994, 1995 ve 1996 yılları ile özellikle rejimin resmî bir sayım yapmak istediği 1997 yılının başından itibaren göç ettirme hamleleri hız kazanmıştır.[44]

Irak rejimi, eski Güney Afrika Cumhuriyeti ve Israil gibi ırkçılık üzerine kurulmuş olan devletlerde bile görülmeyen yeni bir yönteme başvurmuştur. Zira Kürtlerden tabiiyetlerini değiştirip kendilerini Arap olarak kaydetmelerini isteyen rejim, bunun için özel formlar hazırlamıştır. Formda özel bir bölüm vardı ki, Kürt aile reislerinden aslında Arap olduklarını, daha önceki resmî sayımlarda yanlışlıkla “Kürt” olarak kaydedildiklerini yazmaları istenmiştir.[45] Bu formları doldurmayanları Kerkük’ten çıkarmakla tehdit eden rejim, 1977 sayımından daha sahte olan 1997 sayımını yapmadan önce başladığı bu uygulamalara seçim yapıldıktan sonra da devam etmiştir. Kerkük’ü Araplaştırmakla görevli rejimin önde gelen isimlerinden İzzet İbrahim ed-Dûrî, yaptığı bir konuşmada Arapların dışında kimsenin Kerkük’te kalamayacağını söylemiştir.[46]

Son yıllarda daha da ileri giden Irak rejimi, Kerkük’e getirdiği Araplardan Şiî olanların cenazelerinin Necef’e götürülmesini yasaklamış ve cenaze sahiplerini cenazelerini Kerkük’te defnetmeye zorlamıştır. Bunun nedeni, Kürtlere ve Türkmenlere mahsus mezarlıklara karşılık Araplara ait bir mezarlık meydana getirmekti. Zira herkesçe bilindiği gibi bu şehirde Kürtlere ait birkaç mezarlık ile Türkmenlere ait olanından başka mezarlık yoktu.

Son istatistikler Kerkük ve çevresinden diğer Kürt bölgelerine göç edenlerin sayısının 108.000’i aştığını göstermektedir. Bunların çoğu Kerkük’ten gitmişlerdir. Kötü şartlar altında ve en basit yaşam gereklerinden yoksun olan çadır ve kamplarda yaşayan bu perişan insanların çoğu, insanî kuruluşların kendilerine yaptığı yardımlarla ancak hayatlarını sürdürebildiler.

Uzun yıllar ümitsizlik ve sefalet içinde yaşayan bu göçmenlerin çocuklarından birçoğu yasadışı yollarla Batıya gitmeye çalıştılar. Ancak bunların çoğu daha herhangi bir Avrupa devletine yetişmeden canlarından ve mallarından oldular.

Maalesef uluslararası camia, babalarının ve atalarının yurdundan kovulan bu insanların trajik durumunu bilmezlikten gelmektedir. Gerek Güvenlik Konseyi’nin 1991 tarih ve 688 sayılı kararına, gerekse Birleşmiş Milletler’in bir üyesi olarak Irak’ın da uyacağını taahhüt ettiği bütün uluslararası sözleşmelere aykırı olan bu göç ettirme uygulamaları ve ırkçı siyasetini durdurması için Irak rejimine herhangi bir baskı yapmamaktadır.[47] Yine maalesef Irak’a muhalif taraf ve teşkilatların çoğu da Irak rejiminin bu uygulamalarını görmezlikten gelmekte ve bunları açıkça kınamamaktadır. Bu ise Araplarla Kürtler arasında yıkıcı etkileri açısından Irak’taki oluşumu tehdit eden güvenin zor bir sınavdan geçtiğini ortaya koymaktadır.

Irak’ın bütünlüğü ve Arap, Kürt, Türkmen, Keldû-Asurî halklar arasındaki tarihî ilişkilerin devamı noktasında samimi olanların görevi, Irak rejiminin Kerkük’te ve hakimiyeti altındaki Kürdistan’ın öteki mıntıkalarında uyguladığı demografik yapıyı değiştirme siyasetini mahkum etmektir. Irak rejiminin bu siyaseti çok daha tehlikeli boyutlara varmadan ve durum çok boyutlu zararlı et- kileri olan Kürt, Türkmen ve Keldû-Asurî gibi bölgenin asıl sakinleri olan halkların buralardan sürülmesi noktasına gelmeden bu bölgelerin uluslararası gücün himayesine alınmalıdır. Bu, Irak hükümetini genelde Irak’ta, özelde de Kürt bölgelerinde insan haklarına uygun davranmakla yükümlü kılan 1991 tarih ve 688 sayılı kararın uygulanması gereğidir.

Irak rejiminin Kerkük’ü asıl sahiplerinden arındırmaya yönelik siyasetinin devam etmesi, giderek yükselen itirazlara aldırış etmemesi ve Irak’taki insan haklarıyla ilgilenen uluslararası örgütlerin kararlarını umursamaması şunu gösteri- yor ki, bu rejimin göç ettirmeye yönelik ırkçı siyasetini durdurmak için zor kullanmaktan başka bir çare kalmamıştır. Göç ettirilenlerin uluslararası güç kontrolünde yurtlarına dönmesi ve onların bu yurtlarına getirilen Arapların geldikleri yerlere geri gönderilmesi hususunda rejimi zorlamak gerekir. Şimdiki rejim düşüp yerine Irak’ta sağlam bir demokratik rejim kuruluncaya kadar bu bölgelerin uluslararası gücün himayesi altında olması gerekir. İşte Kürdistan’daki onlarca sivil kuruluş ve siyasi parti ile uluslararasınca tanınmış heyet, örgüt ve kişilerin istedikleri budur. İnsan hakları alanında çalışan uluslararası heyet ve örgütler, 29 Aralık 2000 tarihinde hem Güvenlik Konseyi başkanına hem de öteki uluslararası örgütlerin temsilcilerine bu yönde bir rapor sunmuşlardır.

(Iraklı Kürt yazar ve araştırmacı/ Londra)

Arapçadan çeviren: Mamoste Qedrî

Kovara WAR, Hejmar: 16

* Kerkûk: Medînetu’l-Kavmiyati’ı Muteahiye(Kerkûk: Kardeş kavimler şehri, (1. baskı Londra, 2002/Kitap bir grup akademisyenin makalelerinden oluşmaktadır.

[1] Erdelan Emirliği hicrî 617 yılında Kürdistan’ın doğu kısmında kurulmuştur. Büyük bir güce sahip olan ve zamanla Kerkük’ü de içine alacak şekilde sınırları genişleyen bu emirlik, hicrî 1284 yılında sona ermiştir. Ikinci Baban Emirliği ise hicrî 1106 yılında kurulmuştur. Başkenti önceleri “Kalacewdan” idi. Daha sonra h. 1199 / m. 1784 yılında Süleymaniye şehrini kuran Ibrahim Paşa Baban, burayı emirliğin başkenti yapmıştır. Emirlik Osmanlı yönetimine bağlanmak üzere h. 1367 / m. 1851 yılında sona ermiştir.

Mehmet Emin Zeki, Tarîhu’d-duvel ve’l-imarati’l-Kurdiyye fi’l-ahdi’l-Islamî (Islamî Dönem Kürt Devletleri ve Emirlikleri Tarihi),  trc.: Muhammed Ali Avni, düzeltilmiş 2. baskı, Londra ,h.1416, s. 276-291, 416-422.

[2] Kürdistan ve Kerkük’ün ünlü şairlerinden biri olan Şeyh Rıza Talebanî, XIX. yüzyıl Kürdistan’ının büyük tasavvuf şeyhlerinden ve Kerkük’ün önde gelen alim ve şairlerinden biri olan Şeyh Abdurrahman Talebanî (Halis)’nin  oğludur. Kürtçe, Farsça ve Türkçe şiirlerinden oluşan Dîvan’ı ilk kez miladi 1935 yılında Bağdat’ta basılmıştır. Ancak eksik olan bu baskıdan sonra birkaç baskısı daha yapılmıştır. Örneğin yeni ikinci baskısı avukat torunu Ali Talebanî tarafından 1946 yılında Bağdat’ta, üçüncü baskısı Iran’da, başka bir baskısı 1996 yılında Isveç’te (bu iki baskı 1946 baskısının tekrarıdır), beşinci baskısı 1999 yılında Süleymaniye’de, bir başka baskısı da 2000 yılında Erbil’de yapılmıştır.  Şairliği ve şiirleri hakkında çok sayıda kitap yazılmış, araştırma ve incelemeler yapılmıştır. L J.D Edmonds ‘nin araştırması gibi bu çalışmaların bir kısmı Ingilizcedir. Bunun yanında Süleymaniye Üniversitesi Beşerî ilimler Fakültesi’nde Havkar Raûf Muhammed Emîn tarafından Ibn Rûmî ile mukayeseli olarak Şi’ru’l-hicâ ‘inde’ş-Şeyh Rıza Talebanî (Şeyh Rıza Talebanî’de Hiciv Şiirleri) adlı bir yüksek lisans tezi hazırlanmış ve 4 Mart 2001 tarihinde bu tezin savunması yapılmıştır. Ayrıca Kürdistan’da haftalık yayınlanan “el-Ittihâd” (Birlik)gazetesinin 2 Mart 2001 tarihindeki 419. sayısında da bu şairden ve şiirlerinden bahsedilmiştir.

[3]  Şair bu uzun kasidesinde Baban Emirliği ile ilgili şöyle diyor:

Aklıma Süleymaniye geliyor ki, Babanların yönetim merkezi idi,

Ne Acemlerin,  ne de Osmanoğullarının yönetimine boyun eğmişti.

Şairin Divan’ı, m.1946 baskısı, Kürtçe kısmı.

[4] Birîfkan, Irak Kürdistanında bugünkü Duhok şehrinin sınırları içinde yer alan bir köydür. Buralı olan Şeyh Nurettin, Şeyh Abdulcabbar’ın oğludur. Şeyh Abdulcabbar Şeyh Zeynelabidin’in oğlu, o da Kutup olarak bilinen Şeyh Şemsettin’in oğludur. Hicrî 1205 yılında doğmuş, hicrî 1218 yılında Köyü Birîfkan’da ölmüştür.

[5] Şair Birîfkan köyünü ziyaret ettiği sırada Farsça nazmettiği kasidesinde şöyle diyor:

Şehrezûr’dan çıkıp Rum Diyarı’na gitmek istediğimde,

Birîfkan     diyarına     da     düştü   bizim     yolumuz.

Şairin Divan’nı, m.1946 baskısı, Farsça kısmı.

[6] Şair Türkçe söylediği birbeytinde şöyle diyor:

Musul oldî vilayet, Nafi’ Efendî valî,

Veylun leküm ra’iyye, kül başuve ahalî.

Ata Terzibaşı , Kerkük Şairleri (Türkmence), II. cilt, Cumhuriye Matbaası, Kerkük, m.1968, s. 144.

[7] Şemsettin Samî, Kamûsu’l-Alâm (Osmanlı Türkçe’siyle), Mihran Matbaası, Istanbul, hicrî 1315 / miladî 1898. Ayrıca bak Dr. Helkût Hakîm, “Kerkük: Medînetu’n-nâr ve’n-nûr” (Kerkük: Ateş ve Işık Şehri),  (Cerîke / Feryat) dergisi, III. sayı, Ağustos, m.1984, s. 14 ve devamı.

[8] Abdulmecîd Fehmî Hasan, Delîlu tarîhi meşâhiri’l-elviyyeti’l-Irakiyye (Meşhur Irak Sancakları Tarihi Rehberi), Kerkük’e mahsus II. cilt, Dicle Matbaası, Bağdat, m. 1947, s. 284. Burada Nıftçî ailesinden bahsedilmektedir. Ailenin reisi olan Salih Paşa’nın oğlu rahmetli Nazım Paşa’nın dediğine göre “Bu ailenin soyu Küçük Asya (Anadolu)’da ikamet eden bir Türk kabilesine dayanmaktadır. Bu ailenin bazı fertleri daha sonra Irak’a göç etmişlerdir. Ailenin büyüğü Kahraman Ağa’dır ki, Kerkük’te petrol yataklarını keşfeden ve hem buraya hem de civar topraklara el koyan kişi budur”.

[9] Abdulmecîd Fehmî Hasan, a. g. e., Nıftçî ailesi için s. 284, özellikle Avcî Ailesi için de s. 301.

[10] Islam Ansiklopedisi (Fransızca), V. cilt, s. 147. Ansiklopedide Kerkük ile ilgili bilgileri önce oryantalist Cramerz yazmış, sonra ikinci baskısı yapılmadan Tomas Bois onun yazdıklarına önemli birtakım ilavelerde bulunmuştur.

[11] Islam Ansiklopedisi.

[12] Islam Ansiklopedisi.

[13] İngiltere’nin bazı gizli belgelerinden anlaşılıyor ki, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Irak cephesindeki Ingiliz kuvvetlerini Musul sınırları boyunca Kuzey’de ilerlememeleri konusunda uyarmıştır. Ingiliz hariciyesinin siyasî kanat sorumlusu Sîr Erjer Hirtzel tarafından imzalanan 14 Mart 1915 tarihli gizli bir raporda, “Bölgede oturan Kürtlerle olası bir problem yaşamamak için her ne şekilde olursa olsun Hamrin sıradağlarını geçmemek gerekir” denilmiştir. Bak Briton Cooper Bush, Britain, India and Arabs;  Marian Kent, Oil and Empire, P. 120.

İngiltere ve Fransa gizli Sykes Pîcot Antlaşması gereği Bağdat ve Basra şehirlerinin İngiltere’ye, Musul vilayetinin de Fransa’ya verilmesi üzerinde daha önceden ittifak etmişlerdir. Bu şu anlama gelmlektedir ki, bu iki devlet  Irak’a bugünkü gibi sınırları bir bütün olan “tek oluşum” gözüyle bakmamışlardır. Kasım 1999 yılında Waşington Kürt Araştırmaları Kurumu tarafından düzenlenen kanunî bir sempozyumda sunulan ve aşağıdaki kaynakta da yayınlanan araştırmamıza bakın: = “An Analysis of The Legal Rights of the Kurdish People”; Nouri Talabany, Southern Kurdistan in International Law, Virgina, USA, 2000, p. 96.

[14] ibd., p. 97.

[15] Stephen Longrigg, Four Centuries of Modern Iraq, Oxford, 1925, p. 312n;  Helmut Mezcher, Imperial Quest for Oil, Iraq, 1910-1928, Oxford, 1976, p. 76; Mantikatu Kerkûk ve muhâvelatu tağyîri vâkiîha el-kavmiyyi (Kerkük Bölgesi ve Demografik Yapısını Değiştirmeye Yönelik Çabalar), 2. baskı, Londra, miladî 1999, s. 47 ve 48. (Öyle görülüyor ki bu kitabın ikinci baskısını üstlenen Londra’daki “Dârul’-hikme li’t-tibâa ve’n-neşr” adlı yayınevi bizce bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı kitapta kendi adını yazmamıştır!).

[16] Uluslar arası Komisyon, vilayetin ileri gelenlerine ve seçilen kişilere bazı sorular sormak suretiyle yaptığı formalite ve şekilsel bir araştırma ile yetinmiştir. Dr. Fazıl Hüseyin, Muşkiletu’l-Mavsil  (Musul Sorunu), Işbiliye Matbaası, Bağdat, m. 1977, s. 6.

[17] Daha önce işaret edilen Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz.

[18] Fransa Yeşiller Partisi temsilcilerinin Fransız Parlamento Binası’nda düzenledikleri bir konferansta 5 Şubat 2001 tarihinde ekonomik ambargonun Irak üzerindeki etkileri ve insan haklarının durumu hakkında bir araştırma sunduk. Ilgili başlık şöyledir: Lo Politique de I’Arabization de lo Rogion de Kirkuk Par les Regimes Irakiens. Ben burada Lonndra’da oturun ve krallık döneminin eski Kürt bakanı olan rahmetli Tevfîk Vehbî’den duyduğum şu bilgilerin tarihe not düşülmesini istiyorum ki, rahmetli şöyle demişti: “Irak’ın eski başbakanı Nurî Saîd, Suriye ve Irak hükümetlerinin aralarının bozuk olduğu 1956 yılında birkaç politikacı ve eski bakan ile bir istişare toplantısı yapmıştı. Toplantıda bazıları Kerkük ile Suriye arasındaki boru hattının kesilmesini ve Kerkük ile Türkiye limanları arasında yeni bir petrol hattının döşenmesini teklif ettiler. Ancak başbakan bu öneriyi tamamen reddetti ve Suriye halkına herhangi bir zarar vermek istemediğini belirtti. Fakat Nurî Saîd’in 1956 yılında reddettiğini Irak Baas rejimi 80’li yıllarda uygulamaya koydu”.

[19] Dr. Velîd Hamdî, İngiltere Belgelerinde Kürtler ve Kürdistan: Tarihsel ve Belgesel Bir Araştırma, Londra, 1992, s. 186;  Adnan Hüseyin’in “ez-Zemen” dergisinde “Kürt Sorunu: Irak’taki Problemlerin Temelinin Hikayesi” başlığıyla çıkan makalesi, sayı: 26, Aralık 1997, s. 7. Dr. Velîd Hamdî, İngiltere’nin Irak büyükelçisinin uluslarasınca yükletilen görevler gereği Kürdistan’da Kürt dilinin kullanılması konusunu nasıl teşvik ettiğini içeren bir İngiltere gizli belgesine dikkat çekmektedir.  Bu, büyükelçinin 20 Mart 1930 yılında Kral I. Faysal ile yaptığı bir toplantıda söz konusu olmuştur. Bununla birlikte Irak hükümeti bu konuda hiçbir icrada bulunmamış ve Kürt bölgelerinde herhangi bir eğitim birimini tesis etmemiştir. Adı geçen eser, s. 186.

[20] Dr. Cebbâr Kadir, “Kerkûk: Karnun ve nisfu karnin mine’t-Tetrîki ve’t-Ta’rîb”  (Kerkük: Türkleştirmenin ve Araplaştırmanın Bir Buçuk Asrı), el-Mileffu’l-Irakî  (Irak Dosyası) dergisi, sayı: 99, Mart 2000, s. 42.

[21] Abdulmecîd Fehmî Hasan, Delîlu tarîhi meşâhîri’l-elviyetil Irakiyye (Meşhur Irak Sancakları Tarihi Rehberi), Kerkük Sancağı’na mahsus II. cilt, Dicle Matbaası, Bağdat, M. 1947, s. 54.

[22] Daha önce geçen Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz, s. 51.

[23]Dr. Ahmed Necmüddîn, Ahvâlu’s-sukkân fi’l-Irak, (Irak’ta Oturanların Durumu), Arapça Araştırmalar Enstitüsü, Kahire,m. 1970, s. 109.

[24] Daha önce geçen Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz, s. 36. Irak’taki İngiltere idare birimleri Kerkük Sancağı’ndaki Kürtlerin miladî 1921 yılındaki nüfusunu 75. 000; Türklerinkini 35. 000; Araplarınkini 10. 000; Yahudilerinkini 1000; Keldanîlerinkini de 600 olarak belirlemiştir. İngiltere’nin belirlediği bu rakamlar Stokholm Genel Kütüphanesi’nde korunan arşiv belgelerine dayanmaktadır. Zira Musul’da yapılan anket ve istatistik çalışmalarını  Isveç Devleti yürütmüştür. Miladî 1957 yılında Kerkük’te yapılan resmî nüfus sayımına göre Kürtlerin oranı %38,3; Araplarınki %28,2; Türkmenlerinki %21,4 olmuştur.  Ondan sonra, özellikle 1968 yılında, Arap olmayan kavimlerin Kerkük’ten kitleler halinde göç ettirilmesi başlamıştır ki, bundan dolayı daha sonraları yapılan sayımlar güvenirliklerini ve meşrûiyetlerini yitirmiş sayılırlar.

Ben burada diğer birkaç öğrenci ile birlikte Kerkük’teki ilköğretim kademesinde yaşadığım şahsî bir tecrübeme özellikle işaret etmek istiyorum: Arapça olduğu için anlamadığımız Kerkük’teki okul kitaplarını ezberlemek zorunda kalıyorduk. Bu alışkanlığımız daha sonra nispeten azalmış olsa bile lise sıralarında da devam etmiştir.

[25] Bk. daha önce geçen Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz, s. 51-56.

[26] Kürtçe eğitim, Kürt kültürünü geliştirme ve Kürt bölgelerindeki eğitime rehberlik edecek bir eğitim müdürlüğünün kurulması gibi Kültürel Kürt hakları için Eğitim Bakanlığı’na  bazı raporlar sunuldu. Fakat hem bu istekler, hem de Merkezî Öğretmenler Birliği’nin desteklediği öteki istekler, başında General Tabakçalı’nın bulunduğu II. Tümen tarafından “Kürdistan Cumhuriyetini Kurma Hazırlığı” olarak sayıldı.

[27] II. Tümen Komutanı General Nazım Tabakçalı’nın Kerkük’e vardıktan kısa bir süre sonra içişleri bakanlığı ile yaptığı görüşme neticesinde şehrin Kürt belediye başkanını istifaya zorlayıp yerine şehirdeki Müslüman Kardeşler teşkilatının sembol isimlerinden Türkmen asıllı birini tayin etmesi bu icraatlardan biridir.

[28] Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz, s. 58.

[29] II.Tümen Komutanlığınca “II. Tümen’in Sorumluluk Bölgesinde Siyasî Durum” başlığıyla Genel Kurmay Başkanına gönderilen 1 S / 142 sayılı ve 19.1.1959 tarihli gizli istihbarat yazısı.

[30] Temmuz Devrimi Konseyi, Süleyman ve Erbil sancaklarına iki yüksek rütbeli subay tayin ederken, Kerkük Sancağı’na da Seyyid Abdulcelîl el-Hadîsî adında bir sivil Arabı vali olarak tayin etmiştir. Bunun yanında, hem merkezi hem de önemli birlikleri Kerkük’te bulunan II. Tümen’e komutan olarak Tabakçalı’nın atanması da işin cabası. Bu tümenin Süleymaniye, Erbil ve Musul şehirleri ile Deze, Ravendûz ve Akra kasabalarında da birlikleri vardı. Bu tümende yer alan subay, astsubay ve erlerin çoğu Kürt idiler. Kürtlerden sonra Araplar, Türkmenler ve genellikle güneyli olan Asurîler geliyordu.

[31]Abdusselam Arif, 1958 yılında Abdulkerim Kasım’ı Savunma Bakanlığı’ndaki bürosunda öldürmesine engel olduğu gerekçesiyle arkadaşı Fuad Arif’e serzenişte bulunmuştur. Zira o esnada Fuad Arif de büroda onlarla birlikteydi. Abdusselam Arif, Abdulkerim Kasım ile görüş ayrılığına düştükten sonra elçi olarak atandığı Batı Almanya’dan aniden dönmüştür. Kasım’ı öldürmek niyetiyle havaalanından doğrudan onun Savunma Bakanlığı’ndaki bürosuna gitmiştir. Büyük bir ihtimalle eğer o an Fuad Arif büroda hazır olmasaydı ve Abdusselam’ın elinden tabancayı almasaydı, General Kasım, Aralık 1958 yılında öldürülmüş olacaktı ve 8 Şubat 1963 Inkılabı’na yetişmeyecekti.

[32] 32 Kerkük II. Tümen Komutanı Kerkük’teki siyasî durum hakkında Savunma bakanlığına içinde şunların da bulunduğu bazı gizli yazılar göndermiştir:

-Tümen Komutanlığı’nın “Kürt Öğretmenlerinin Özel Olarak Kürdistandaki Kültürel Düzeyi Yükseltmeye İlişkin Eğitim Bakanlığı’na Gönderdikleri Rapor” hakkındaki H-Ş-3-914 sayılı ve 9.9.1958 tarihli istihbarat yazısı.

– Tümen’in “Kerkük Öğretmenler Birliği’nin Kürdistan Eğitim Müdürlüğünün Kurulmasıyla Ilgili Müracaatı” hakkındaki H-Ş-3-17 sayılı ve 6.1.1959 tarihli istihbarat yazısı.

– “II.Tümen’in Sorumluluk Alanında Siyasî Durum” ile ilgili Tümen Komutanlığı’nın 1S / 142 sayılı ve 19.1.1959 tarihli istihbarat yazısı.

Biz, II.Tümen Komutanlığı’nın gönderdiği bu yazıların tam metinlerini Mantikatu Kerkûk adlı eserimizde (ekler) yayımladık.

[33] Dr. Nurî Talebanî, “el-Alakâtu’l-Kurdiyye – et-Turekmaniyye” (Kürt-Türkmen Ilişkileri), Râyetu’l-Islâm (Islam Sancağı) dergisi, Londra, yıl:15, sayı:1, Mart 2001, s.2

[34] Daha önce geçen Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz, s. 65.

[35] Baas rejiminin 1963 yılında Kerkük veya petrol tesisleri yakınında yıktığı bütün köylerin isimlerini daha önce geçen Mantikatu Kerkûk adlı eserimizde kaydettik; s.68. Yıkılan bu köylerden iki tanesinin mülkiyeti bizim aileye dayanıyor: Birincisi Kerkük Belediyesi’nin kuzey sınırına yakın Senegolî, ikincisi de Kerkük-Dûbiz arasındaki ana yola yakın  Amşe köyüdür.

[36]1991’in ortalarında Irak rejimi ile Kürdistan Cephesi heyeti arasında yapılan görüşmeler esnasında Kürtlerin Kerkük mıntıkasındaki petrol yataklarına hakim olmak istedikleri gerekçesiyle bu mıntıkaya başkalarını yerleştirme fikri doğmuştur. Self determinasyon bağlamında Kürt bölgesinin sınırlarından söz açıldığı sırada rejimin heyeti petrol yataklarının çokça bulunduğu yerleri içeren ayrıntılı haritalardan yola çıkıyordu. Kürt tarafı, rejim heyetinin petrol kaynakları bol olan yerleri özerk Kürt bölgesinin sınırlarından çıkarmada ısrarlı olduğunu anladı. Oysa bu heyet petrolü olmayan öteki yerlerin sınırları konusunda hiç de öyle ısrarlı değildi. Irak rejiminin Kürtlerle yürüttüğü bu görüşme ve ilişkiler, yöntem olarak Israil’in toplumsal yerleşim alanlarına yakın olup suyu bol olan Filistin’in işgal edilmiş topraklarının geleceği hakkında Israil ile Filistinliler arasında yürütülen görüşme ve ilişkilere benzemektedir. Irkçı Sırpların Bosna-Hersek Cumhuriyetinde ve Kosova’da yaptıkları gibi. Bk. Islamî yazar Fehmî Hevîdî’nin “el-Ekrad: Şa’bullahi el-Muhtar” (Allah’ın Seçkin Kavmi: Kürtler), el-Mecelle dergisi, sayı:10005, 16,  22.5.1999.

[37] Bu bizzat benim de başıma gelen bir olaydır. Zira öğretim üyesi olarak 1972 yılında Bağdat Üniversitesi’nden siyasî nedenlerle emekli olduktan sonra kendi şehrim Kerkük’e dönmeme izin verilmedi. Bu yüzden Erbil’e yerleşmek zorunda kaldım. Evimizin eşyasını Bağdat’an Erbil’e götüren arabanın sürücüsünün bana anlattığına göre Kerkük Emniyet Müdürlüğü elemanlarından biri Kerkük ile Bağdat arasındaki Kerkük giriş noktasından başlayarak Kerkük ile Erbil arasındaki Kerkük çıkış noktasına kadar kendisini takip etmiş, böylece arabanın Kerkük sınırlarından çıktığına emin olmak istemiştir.

[38] Bu mahallenin inşa edilmesi bağlamında Kerkük-Süleymaniye anayolu yakınlarındaki Cevarbağ mıntıkası, mülkiyeti Talebanî ailesine dayanan büyük bir bahçe ve birçok tarla içermekteydi. Bu bahçe ve tarlalar özellikle ilkbaharda halkın piknik-gezinti alanıydı. Zira insanlar doğanın güzelliğini seyretmek ve boş zamanlarını dinlenerek değerlendirmek için birçok su kaynağının bulunduğu bu mıntıkaya giderlerdi. 50’li yılların ortalarına kadar bu mıntıkada akan su kanalları ile bahçeler sulanıyor ve Talebaniye Tekkesi’ne bu kanallardan su veriliyordu. Bu su kanalları, şehrin güney doğusunda Yarolî-Kerkük yolu üzerinde yer alan Aşesorke yakınlarındaki Hasse nehrinden akıyordu.

[39] Kerkük, Ikinci Tümen’in merkeziydi. Bu tümendeki subay ve erlerin çoğu Kürt idi. 60’lı yılların başından itibaren şehir ve çevresi yavaş yavaş çok sayıda askerî birliği, Beşinci Ordu Komutanlığı’nı, Halid Karargahı’nı, büyük Askerî Havaalanı’nı, birçok askerî tesisleri ve şimdi de şehri dört bir yandan kuşatan askerî sığınakları içine alan büyük bir askerî kışlaya dönüşmüştür.

[40] Askerî çevreler Kürdistan’da geniş yetkilere sahip olmasına ve kimyasal silahlar kullanabilmesine rağmen, Kürt savaşçıların saldırılarından korktukları için Kerkük’ün kuzey ve güneyinde yer alan bölgelerdeki yerleşim alanlarını koruma imkanına sahip değillerdi. Oysa Arap yerleşim alanlarını korumak Irak rejimi için son derece önem taşıyordu. Bundan dolayı, 1996 yılına kadar yerleşim yerlerini kurmayı düzlük alanlarla sınırlandırmıştır.

[41] 41 Enfal ve bu büyük cinayetin kurbanları hakkında çok şey yazıldı. Biz burada konu ile ilgili olarak Kürtçe yazan yazarlardan şunların isimlerine işaret etmekle yetineceğiz:

-Taha Süleyman, Fî Zilli’l-Enfâl (Enfal’ın Gölgesinde), I. cilt, Asa Matbaası, Süleymaniye, 1999.

-Heval Ebûbekir, el-Enfâl beyne şerâseti’l-aduvvi ve ademi iktirâsi’l-asdikai (Düşmanın Vahşeti ve Dostların Umursamazlığı Arasında Enfâl), sayı:1, yıl:2, yaz 2002, s.57 vd.

-Dr. Marûf Ömer Kûl, “el-Enfâl: Merhaletun li tenfîzi cerîmati’l-ibâde” (Enfâl:Yok Etme Cinayetlerini  Işleme Merhalesi),   Kerkük dergisi, sayı: 2 ve 3, Sonbahar 1999, s. 7 vd.

[42] 42 Daha önce geçen Mantikatu Kerkûk adlı eserimiz, s. 4.

[43] Kerkük’ü kurtarma mücadelesine katılan birçok kişi bununla ilgili anılarını ve rollerini yazmışlardır. Biz burada, özellikle Ilkbahar 2001 tarihinde çıkan Kerkük dergisinin 4. sayısında 55-86 sayfaları arasında yayımlananlara işaret etmek istiyoruz. Bunların çoğunun vurguladıklarına göre Kürt savaşçıları sadece Kürt vatandaşları tarafından değil, şehrin Türkmen, Asurî ve Arap vatandaşları tarafından da sevinçle karşılanmışlardır. Fakat özellikle Özel Kuvvetlerin ve hastanelerde yatan yaralıları bile öldüren Halkın Mücahitleri güçlerinin yeniden başlattıkları korkunç saldırının ardından Kürt mahalleleri önemli oranda can ve mal kaybına uğramış, bu da insanları Kerkük’ten çıkarak Süleymaniye ve Erbil’e doğru kaçmak zorunda bırakmıştır. Saldırgan güçler, kaçan bu insanların mallarını talan etmişlerdir

[44] Uluslararası Af Örgütü,  İngiltere ve Kürdistandaki  İnsan Hakları Dernekleri ve başta göç ettirilenler olmak üzere Kerküklülerin haklarını savunmak için Süleymaniye, Erbil ve Avrupa’da kurulan merkezler her aileden göç ettirilenlerin isimlerini göç ettirilme tarihleriyle birlikte yayımlamışlardır. Biz burada, Kerkük dergisinin 5. sayısında, Hevarî Kerkük (Kerkük’ün Feryadı) ve Süleymaniye’de yayımlanan Erbau senevât fi hizmeti’l-murahhaline ‘an Kerkûk (Kerkük’ten Göç Ettirilenlerin Hizmetinde Dört Yıl) adlı çalışmalara işaret etmekle yetineceğiz., Bu son çalışma, 1996, 1997, 1998 ve 1999 yıllarında göç ettirilen binlerce Kürt ailesinin isimlerini, unvanlarını ve göç ettirilme tarihlerini yazan önemli bir çalışmadır.

[45] 1957 yılında yapılan sayıma göre Kürtlerin Kerkük’teki nüfus oranı %48,3 olarak tespit edilmiştir. Bu oran 1977 sayımında %37,53’e düşmüştür. Oysa 1957’de %28,2 olan Arapların nüfus oranı 1977’de %44,53’e yükselmiştir. Türkmen nüfusun 1957’deki %21,a’lük oranı ise 1977’de %16,13’e düşmüştür. Bu anormal düşüş ve yükseliş oranları, Irak rejiminin baskıcı ve anormal yöntemlere başvurduğunu açıkça göstermektedir. Binlerce Kürt ve Türkmen aileyi Kerkük ve çevresinden çıkmaya zorlamak, bu şehirde ve çevresinde yerleştirmek üzere Irak’ın öteki mıntıkalarından çok sayıda Arap aileyi getirmek bu yöntemlerden bazılarıdır. Sonuçları henüz ilan edilmeyen 1997 sayımının neticesi doğal olarak rejimin skandal uygulamalarını daha açık bir şekilde gösterecektir. Özellikle Kürtleri tabiiyetlerini değiştirmeye zorlamaları, buna ilişkin sıra dışı formları doldurmayanları öteki Kürt bölgelerine sürgün etmeleri ve Kerkük’e yerleştirilmek üzere binlerce Arap ailesini getirmeye devam etmesi, rejimin bu skandal eylemlerinden bazılarıdır. Bk. Dr. Halil Ismail Halil, “el-Bu’du’l-kavmî li siyâseti’-tarhîl ve’t-tecmî fî Muhâfazeti Kerkûk ” (Kerkük’teki Göç Ettirme ve Transfer Etme Siyasetinin Sosyal Boyutu), Havarî Kerkûk dergisi, sayı: 1, Eylül 1998, s. 128 vd.

[46]  İzzet ed-Dûrî’nin 2000 yılında Eylül’ün başında yaptığı bu konuşma ve şehirde bulunurken Baas Partisi ile askerî yetkililere hitaben yaptığı benzeri bir konuşma için bk. el-Hayat dergisi, 21 Eylül 2000.

[47] Kerkük Araştırma ve İncelemeler Merkezi, Kürdistan’ın içinden ve dışından 122 sivil kuruluş ve siyasi parti ile insan haklarıyla ilgilenen birçok örgüt ve kişiler tarafından hem Güvenlik Konseyi başkanına, hem de tüm öteki uluslararası kuruluşlara ve bazı dünya devletlerine bir rapor gönderilmiştir. Bunlar gönderdikleri raporda Irak rejiminin Arap olmayanlara karşı uyguladığı etnik arındırma politikasından dolayı 1991 tarih ve 688 sayılı kararın uygulanarak Irak rejiminin hakimiyeti altında bulunan Kürt bölgelerinin uluslararası gücün himayesine alınmasını talep etmişlerdir. Bk. Arabization of The Kirkuk Region, published by Kurdistan Studies Press in Sweden, Uppsala, 2001, page: 131, ekler bölümü.

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*