Fountain pen on an antique handwritten letter

Macron Mart ayında Almanya ve Hollanda ile yaşanan kriz nedeniyle, Türkiye’nin Avrupa değerlerine saygılı olması gerektiğini dile getirmiş; buna karşılık Türkiye ile yapılan göçmen anlaşmasını onaylamadığını ifade etmişti. 16 Nisan’da gerçekleştirilen referandum üzerine, “Türkiye’nin izlediği yoldan derin üzüntü duyuyorum ve onaylamıyorum” diyen Macron’un, 25 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacağı görüşmeden sonraki açıklamaları iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini belirleyecek.

Fransa başkanlık seçimlerinden sonra Avrupa nihayet derin bir nefes aldı. Eğer sonuç farklı olsaydı, bugün hem Fransa’nın hem de Avrupa Birliği’nin geleceği açısından kimi nahoş senaryoları konuşuyor olacaktık. Ne var ki korkulan olmadı ve Emmanuel Macron,  rakibi Marine Le Pen’i Beşinci Cumhuriyet tarihinin en başarılı seçim sonuçlarından biriyle geride bıraktı. Fransa halkı, demagojik bir nasyonalizme kararlı bir şekilde hayır diyerek,  aşırılıklara yol vermeyeceğini bir kez daha gösterdi. Başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa, Fransa’nın bu tercihiyle sevinmiş oldu.  Madalyonun diğer  yüzünde, evet, Macron büyük bir başarı elde etti, ama buna rağmen Fransa halkının üçte birinden fazlasının da ırkçı, AB karşıtı ve mülteciler karşıtı bir partiye oy verdiğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Zira gelişme Le Pen’in gittikçe güçlenmesi yönünde.

Eski bir banker olan Macron, daha birkaç yıl öncesine kadar Fransa kamuoyu tarafından çok da bilinen biri değildi. Ülkenin en disiplinli ve prestijli okullarından École Nationale d’Administration’dan  mezun olan Macron, 2008 yılında Rothschild & Cie bankasında finans kariyerine başladı. Bu arada yolu (2006 yılında) Hollande ile kesişen genç siyasetçi,  bir süre Cumhurbaşkanı François Hollande’ın ekonomi danışmanlığını yaptıktan sonra 2014’te ekonomi bakanı oldu. Felsefe öğrenimi de gören Macron’un entellektüel bir kişiliğe sahip olduğu kabul edilmekte.

Macron sağı ve solu birleştirebilir mi?

Macron oldukça iddialı, çünkü sadece sağcıları ve solcuları değil, amacının “Fransa halkını birleştirmek” olduğunu açıklıyor. Ancak Macron’un bu iddiasını hayata geçirmesi kolay değil.  Çünkü  “soldan” gelen biri olarak, hem sağı hem solu birleştirmesi bir yana,  her iki blok arasındaki kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir.  Zaten bunun ilk işaretini eski başbakan Alain Juppe verdi bile. Alain Juppe, Macron’un bağımsız aday olarak sosyalist Cumhurbaşkanı Hollande’ı “sırtından bıçakladığını” söyledi.

Fransa’da beş hafta sonra, 11-18 Haziran’da parlamento seçimleri düzenlenecek. İşte bu seçimlerde, ülkede bir ko-habitasyon durumu ortaya çıkacak olursa, o zaman başkanın işi alabildiğince zorlaşacaktır.

Avrupa basınında Macron’un yaşı ve evliliği (kendinden 24 yaş büyük Brigitte Trogneux ile 2007 yılında yaptığı evlilik)  gibi konular ele alınırken, Çin medyasında da kendisinin modern Çin tarihiyle ilgili, özellikle de iki Çinli lider Mao Zedong ve Deng Xiaoping’e hayran olduğu yazıldı.  Ayrıca Çin devlet başkanı  Xi Jinping, Macron’u kutlayan ilk dünya liderleri arasında yer aldı. Hattâ Macron’un 3 Mart’ta Le Parisien gazetesine verdiği röportajda “ben bir  Maocu’yum” (Je suis Maoiste) şeklindeki sözleri de Çin basınında yer buldu.

Türkiye ile ilişkiler

Emmanuel Macron’un seçim zaferinden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da kendisini telefonla arayıp kutladı. İki liderin, 25 Mayıs’ta Brüksel’deki NATO Zirvesi’nde ikili bir görüşme yapma konusunda mutabık kaldığı yazılmakta. Tabii asıl mesele, bundan sonra Türkiye ve Fransa ilişkilerinin nasıl bir seyir alacağı.  Çünkü Macron’un Türkiye konusundaki düşünceleri henüz çok net değil. Mart ayında Almanya ve Hollanda ile yaşanan kriz nedeniyle, Türkiye’nin Avrupa değerlerine saygılı olması gerektiğini dile getirmiş, buna karşılık Türkiye ile yapılan göçmen anlaşmasını onaylamadığını ifade etmişti. Die Welt gazetesine verdiği demeçte “Türkiye’yle yapılan göçmen anlaşması çok kötüydü… Avrupa Birliği üyesi diğer ülkelerle müzakere edilmeden karar alındı” demişti. 16 Nisan’da gerçekleştirilen referandum üzerine,  “Türkiye’nin izlediği yoldan derin üzüntü duyuyorum ve onaylamıyorum” diyen Macron’un, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmeden sonraki açıklamaları iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini daha net belirleyecek.

Macron Avrupa Birliği’ne önem vermekte ve “güçlü Avrupa” tezini savunmakta. Bu durum da Fransa’nın dış politikasından ziyade AB politikalarının ön plana çıkartılacağının işaretlerini veriyor. Öte yandan Macron’un, özelikle AB’nin geleceği açısından Merkel ile iyi anlaştığı da ifade edilmekte. 24 Eylül’de Almanya’da yapılacak genel seçimlerde Merkel’in yeniden başbakan seçilmesiyle, Merkel-Macron ikilisi, birliği daha da güçlendirecek politikalara ağırlık verebilir. Çünkü Birleşik Krallığın Brexit kararıyla AB’den ayrılacak olması, AB’nin geleceği açısından iyiye yorumlanmamıştı. AB projesinin mimarları durumundaki Almanya ve Fransa’nın birliğin güçlendirilmesi politikasında hemfikir olması, AB’nin geleceği açısından büyük önem taşımakta.

Öyle veya böyle, belli ki AB’nin geleceği artık pek çok merkezde konuşuluyor.  Örneğin birkaç gün önce Prag’da görüşme imkânı bulduğum Dr. Yekta Uzunoğlu, “Eğer Arap Baharı ve Ortadoğu’daki kriz olmamış olsaydı, Yunanistan’daki ekonomik kriz İspanya ve İtalya’ya sıçrar ve AB çökerdi.  Ancak Ortadoğu’daki kriz, turizm ve sermayenin AB’ye kaymasına yol açtı ve AB dağılmaktan kurtuldu” dedi.

Dün AB için can simidi olan siyasi bir sorun, yarın yine AB’nin başını, özelikle mülteciler boyutuyla ciddi anlamda ağrıtabilir.  Sonuç olarak Macron’un Suriye krizi ve IŞİD konusunda François Hollande’den çok farklı davranmayacağını düşünüyorum. Ancak her şeye rağmen AB, daha doğrusu Merkel-Macron  ikilisi, Ortadoğu meselesine biraz daha fazla mesai harcamak durumunda kalacak. 11.05.2017

29abdullah@gmail.com

Bersiv bide

Ji kerema xwe re şiroveya xwe binivsîne
Ji kerema xwe re navê xwe binivsîne

*